İdam Cezasına Başbakanın Tutumu

Sene 2002, Başbakanın sözleri: “İdam cezası kalkmalı. Bunun için hükümete destek vermeye hazırız.”

Geçen hafta: “Bu ülkede on binlerce insanın ölümüne vesile olan bir terörist başına idam verilmiştir ama bu ülke, birilerinin bazı malum yerlerin baskılarıyla idamı dahi kaldırmıştır. İdamı kaldırmak suretiyle şu anda İmralı’da yatmaktadır. Şu anda birçok insanımız kamuoyu araştırmalarında idam yeniden gelsin diyor.”

Ha bir de 12 Eylük referandumunda idam edilenler için ağlamışlığı var.

Başbakanın bu kıvrak dansını 10 üzerinden değerlendirirseniz kaç verirsiniz?

16 yorum “İdam Cezasına Başbakanın Tutumu”

  1. AKP’nin ilk zamanları, hükümette DSP-ANAP-MHP koalisyonu var. Konu idam cezasının kaldırılması. Sene 2002. Yeni kurulmuş partinin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin Silivri ilçe başkanlığının açılışında yaptığı konuşmada şöyle diyor:

    “İdam cezası tamamen kalkmalı. Bunun için hükümete destek vermeye hazırız.” Neden buna destek veriyor Erdoğan, kendi ifadesiyle ‘AB’nin kenar mahallesi’ olmamak için.

    Geçen hafta 11 senelik hükümetin başbakanı, başkanlık rejiminin adı konmamış adayı Erdoğan, partisinin Kızılcahamam’daki 19. istişare ve değerlendirme toplantısındaki konuşmasında şöyle diyor:

    “Bu ülkede on binlerce insanın ölümüne vesile olan bir terörist başına idam verilmiştir ama bu ülke, birilerinin bazı malum yerlerin baskılarıyla idamı dahi kaldırmıştır. İdamı kaldırmak suretiyle şu anda İmralı’da yatmaktadır. Şu anda birçok insanımız kamuoyu araştırmalarında idam yeniden gelsin diyor.”

    Ölüm cezasının kaldırılması için baskı yapan o ‘malum çevreler’ kim acaba? Peki, 2002 senesinde idamın kaldırılması için demeçler veren Sayın Erdoğan da o vakitler o ‘malum çevreler’in baskısı altında mıydı?

    Ne diyor Erdoğan geçen sene? Ben iktidarda olsaydım Abdullah Öcalan’a idam cezası verilmeseydi koalisyondan çekilirdim.

    Ölüm cezasının kaldırılması 2003. Erdoğan’ın ölüm cezası kaldırılsın dediği tarih 2002. O vakitler hükümete AB aşkına idam cezasını kaldırın diyen Erdoğan, bugün o açıklamalarını unutmuş, ben olsam koalisyondan çekilirdim demekte.

    Çekilir miydi? Yine 2002 senesindeki açıklamasından bir bölüm, Anadolu Ajansı’nın haber metninden alıntılıyorum: “Erdoğan, MHP’nin hükümetten çekilmesi durumunda DSP-ANAP koalisyonunu destekleyeceklerini ifade ederek ‘Yeter ki kasım ayında seçime gidelim’ dedi.”

    Bunlar bir garip işler. 2002’de “İdam cezası kalksın, MHP hükümetten çekilirse biz koalisyonu destekleriz” dedikten on sene sonra “Biz olsak çekilirdik, idam cezası uygulanmalıydı” demek için memleketin bütün basın arşivinin buharlaştığına inanmak gerekiyor herhalde.

    Belki de Kürt meselesinde sıkışmıştır ve başkanlık seçimleri için MHP oylarına göz dikmek gerekiyordur.

    Belki de sadece insanın isminin Recep Tayyip Erdoğan olması kâfidir.

    İşin o tarafını bilemem. Tek bildiğim, bu sorulara cevap verilmeyeceğidir.

    İş bundan ibaret de değil. Malum, Erdoğan’ın anayasa ve başkanlık rejiminin inşasından sorumlu milletvekili Burhan Kuzu idam cezasına taraftar olduğunu açıklamıştı geçen sene. Ne olmuştu buna Erdoğan’ın cevabı, hatırlayalım: “Bizim gündemimizde değil.”

    Erdoğan’ın idama ilişkin fikirleri gelgitli. Anayasa referandumu öncesi ise idam edilmiş Necdet Adalı ve Mustafa Pehlivanoğlu’ndan bahsedip kürsüde ağlamışlığı vardı.

    Ölüm cezası Erdoğan’ın elinde bir oyuncak. Partisi ilk kurulduğunda AB’ci gözükmek için idama karşı, 12 Eylül referandumunda demokrat gözükmek için idama karşı, Kürt mevzuunda dara düşüp milliyetçi oylara muhtaç kaldığında ise idamdan yana.

    Bir öyle, bir şöyle. Özetle pragmatist ve popülist bir siyasetçi. Gerisini onda olduğundan daha fazlasını görenler düşünsün.

    Hikâye 2014 hikâyesidir. İstediği yetkilerle başkanlığı alana kadar her konuyu cebinden kuş yemi gibi çıkartıp masanın üzerine atmaya devam edecek. Onu da o yemlerle beslenenler düşünsün.

    Geri kalanı da biz ‘AB kenar mahallesi’nin sakinleri düşünelim. Düşünelim mi?

    Özgür Mumcu

    Erdoğan’ın Dansı

  2. Başbakanın yandaşı olanlar da aynı ustalıkta kıvrak dans etmeyi öğreniyor zamanla. Bazı bakanları yetişemiyor ama bu kıvrak dansa. Mesela Almanyada Açlık grevleri yok, bunlar şov yapıyor diyor aynı saatlerde bakanı açlık grevi yapanların sayısını açıklıyor. Mesela bu bakan iyi dans edemiyor henüz.

  3. başbakan bundan sonrasını bayır aşağı kontrolden çıkmış beton kamyonu gibi gidecek gibi duruyor.

  4. Ben Suriye karşısındaki tutumunu daha kıvrak buldum.

  5. Başbakan Erdoğan,77 kişiyi öldüren Norveçli katile verilen 21 yıllık hapis cezasını eleştirdi.

    şu değerlendirmelerde bulundu;

    ”….Ben sordum, merak ettim.

    Nasıl oluyor da 77 insanı öldüren bir insan 21 yıla mahkum oluyor?

    Bana verilen cevap şu; ‘hayır, çıkmaz. 21 yıl sonra bir şey uydurulur tekrar 21 yıl verilir’.

    Ben buna nereden inanacağım, bunu çözmemiz lazım.

    Şu anda Avrupa’da idam kalktı ama Amerika’da kalktı mı, Japonya’da kalktı mı, Çin’de kalktı mı?

    Demek ki yeri geldiği zaman idamın bir haklılık sebebi de var.

    Çünkü,
    77 kişiyi öldüren bir insan eğer elini, kolunu sallaya sallaya dolaşabiliyorsa o 77 insanın ailesinin vicdanının, gönlünün rahat olduğuna ben inanmıyorum……”

    doruya dogru…

    idam cezası olan ülkeler;

    amerika birleşik devletleri,
    rusya,
    japonya,
    çin,
    beyaz rusya,
    israil,

    arjantin,
    arnavutluk,
    bolivya,
    bosna hersek,
    brezilya,

    cook adaları,
    el salvador,
    fiji,
    kıbrıs rum kesimi
    letonya,
    meksika,
    peru

    bhutan,
    brunei,
    gambiya,
    grenada,
    kongo,

    madagaskar,
    maldivler,
    mali,
    nauru,
    nijer,

    orta afrika,
    papua yeni gine,
    samoa, senegal,
    sri lanka,
    surinam,
    togo,
    yukarı volta

    afganistan,
    antigua ve barbuda,
    bahamalar,
    bahreyn,
    bangladeş,
    barbados,
    belize,
    benin,
    birleşik arap emirlikleri,
    birmanya,
    botsvana,
    burundi,
    cezayir,
    çad,
    dominika,
    ekvator ginesi,
    endonezya,
    eritre,
    ermenistan,
    etiyopya,
    fas,
    filipinler,
    filistin,
    gabon,
    gana,
    gine,
    guatemala,
    guyana,
    güney kore,
    hindistan,
    irak,
    iran,
    jamaika,
    kamerun,
    katar,
    kazakistan,
    kenya,
    kırgızistan,
    komoros adaları,
    kongo demokratik cumhuriyeti,
    kuveyt,
    kuzey kore,
    küba, laos,
    lesoto,
    liberya,
    libya,
    lübnan,
    malavi,
    malezya,
    mısır,
    moğolistan,
    moritanya,
    nijerya,
    özbekistan,
    pakistan,
    ruanda,
    saint christopher & nevis,
    saint lucia,
    saint vincent & grenadinler,
    sırbistan ve karadağ,
    sierra leone,
    singapur,
    somali,
    sudan,
    suriye,
    suudi arabistan,
    swaziland,
    şili,
    tacikistan,
    tanzanya,
    tayland,
    tayvan,
    trinidad ve tobago,
    tunus,
    uganda,
    umman,
    ürdün,
    vietnam,
    yemen,
    zambiya,
    zimbabve……..”

    slm.

  6. Uluderede sivillerin üstüne bomba yağdıranlar da elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor ebubekir. Üstelik bırak 21 yıl yatmayı istifa eden bile yok.

    Doğruya doğru…

  7. xenix,21 yil hapse mahkum olan katil´in o olduguna süphe yok inkarda etmiyor..

    peki

    uluderede basbakanin dahli nedir ?

    sorumlu araniyorsa bu genelkurmay baskanligidir dolayisiyla istifa etmesi gereken biri varsa genelkurmay baskanidir basbakan degil..

    hatirlatma;sucun sahsiligi diye bir sey var..

    olaydan herkes gibi bende rahatsiz oldum ilk aklima gelen yine “bir tezgah sahneye kondu” oldu..

    basindan beri rahatsiz oldugum sey basbakanin sadece aciklama yapmakla yetinmesiydi halbuse acik secik devlet adina özür (tazminat vs. ödenmis) dileseydi hicbirsey kaybetmezdi..

    bu durumda kaybettimi? sanmam lakin bir cizik yemistir:)

    “…………………………………..Uludere isyanından alıntılar;(gazeteler)

    Maya Arakon

    Başbakan Erdoğan’ın 34 sivilin bombalanarak öldürüldüğü Uludere Roboski katliamından sonra uzun süren suskunluğunu bozup, adeta isyan edercesine söylediği sözleri duymuşsunuzdur. Alıntılamak gerekirse “Bizim silahlı kuvvetlerimiz bu görevi samimi bir şekilde yapmıştır. Hata da olabilir. Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık. Tazminatı da açıkladılar. Ama birileri istismar ediyor. Bir hatanın olduğunu, hatamızın olduğunu söyledik. Allah aşkına tazminatsa tazminat. Bizim resmi tazminatımızın ötesinde yaptık. İlla terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz? Kusura bakmasınlar.” dedi Başbakan. Ardından da ekledi: “Bu bir terör bölgesidir. Halkın, sivilin oturduğu bir bölge değildir. Böyle bir bölgede Silahlı Kuvvetler bu Ahmet mi Mehmet mi bilemez ki!”.


    Özlem Albayrak

    Roboski’nin evlat acısı çeken anneleri, bu özrü yeterli bulmadı, devletten özür beklediklerini beyan etti. Öte yandan devlet, Emine Erdoğan’ın gözyaşında somutlaşan şefkat ve merhamet duygusundan habersizmiş gibi davranmaya başladı.

    Oysa daha geçtiğimiz ay bizzat Başbakan tarafından seçmeli Kürtçe derslerinin müfredata konacağı açıklanmıştı, karar hayata da geçirildi. Bu, Kürt meselesi zaviyesinden bakıldığında Cumhuriyet tarihinin en önemli adımlarından ve hükümetin “putkırıcı” ataklarından biriydi.


    Ali Bayramoğlu

    Uludere hadisesi adım adım yeni derin bir politika ve karanlığı simgelemeye doğru koşuyor.
    Hükümet hızlı, etkin ve adil bir şekilde hareket etmezse, suçluları ortaya çıkarmayı bilmezse, bu iş iyice çığırından çıkacaktır.

    Bu ülke artık Başbakan’ın “vicdan”ıyla yetinebilecek noktayı çoktan aşmıştır; bu ülke “acı paylaşmakla” idare edilecek aşamayı da çoktan geride bırakmıştır… İhtiyacımız olan hukuktur, hukukun vicdanıdır, hukukun mantığıdır…


    Hilal Kaplan

    Gelin görün ki, devletin Kürt meselesinde en yapıcı olduğu zamanda, savaş teknolojilerinin en geliştiği dönemde; devletin en cüretkâr suçları işlediği vakitlerde bile gerçekleşmemiş bir sivil katliamı gerçekleşti. Uludere, sırf bu sebepten ötürü bile soru işaretiyle yaklaşılmayı hak etmekteydi.

    Nitekim Başbakan Erdoğan, daha geçtiğimiz Ocak ayında Uludere için “Ankara’nın derin dehlizlerinde kaybolmaz. Türkiye artık eski Türkiye değil. Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Hiçbir tezgah, hiçbir komplo, hiçbir provokasyon gizli kalamaz” dememiş miydi?


    Ali Akel

    Roboski (Uludere) katliamının ardından altı aydır süren bir soruşturma var. Faciaya giden yolda yetkilendirmenin, yetki kullanımının, ilgili kurumlar ve sorumlulukları belli olduğu halde, Allah aşkına sayın Başbakan, söyler misiniz ne koydunuz yüreği kanayan annelerin önüne!

    “Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık” diyorsunuz.

    Allah aşkına, söyler misiniz hangi hatayı açıkladınız!..

    Allah aşkına, açıklar mısınız? “Özrü de açıkladık” derken, ne demek istiyorsunuz…

    Özür diliyorsanız, Kasımpaşalı gibi ortaya çıkın ve deyin ki:

    “Evet, bir hata yaptık. Hem de öyle bir hata yaptık ki, bu hatamız bizi mezarımızda bile rahat bırakmayacak!..”


    Hüseyin Gülerce

    “Ortada büyük bir facia, korkunç bir trajedi var. Milletçe başımız sağ olsun. Bu acı, çilesi bitmeyen milletimizin acısıdır. Siperlerde, dağlarda, karakollarda askerlerimizi şehit veriyoruz. Yolunu bilmedikleri dağlara, ne için sürüklendiklerini anlamadan ‘gerilla’ yapılıp, ölümleri, bölücülüğün harcına karıştırılan gencecik insanlarımızı kaybediyoruz. Sürüklenmek istediğimiz, bir kardeş kavgasıdır.”

    Maalesef beş ay önce taşıdığım endişeler, hükümet ve yargı hızlı hareket etmediği için hâlâ devam ediyor. Hükümetin Uludere olayının vahametini tam anlayıp anlamadığı konusunda tereddütlerim var. Özellikle İçişleri Bakanı Şahin’in önceki günkü yaklaşımı beni sarstı.

    Şahsen ben, Uludere olayının, hükümeti ve Kürt sorununun çözümünü sıkıntıya sokan en büyük kırılma noktası olduğunu görüyorum. AK Parti can evinden vurulmaya çalışılıyor, terörle mücadele zafiyete uğratılmak isteniyor. Durum gerçekten vahim ve çözümü için acil hamlelere ihtiyaç var.


    Zeki Ceyhan

    Başbakan Erdoğan Uludere’de 34 vatandaşımızın öldürülmesi ile ilgili tartışmalara son noktayı “Allahaşkına tazminatsa tazminat” sözleriyle koymuş bulunuyor!

    Bir Amerikan gazetesinde çıkan “Uludere’nin istihbaratını biz verdik” açıklaması ile başlayan tartışmalara Başbakan Erdoğan’ın şu sözleri yeterince açıklık kazandırmıyor mu?

    “Görüntülere ilişkin CD’leri izledim. Otuz-kırk kişilik gruplar! Katırlar var, insanlar var! O yükseklikten bu Ahmet midir Mehmet midir bilmek mümkün değil! TSK görevini samimi şekilde yapmıştır. Hata da olabilir. Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık. Tazminatı da açıkladık ama birileri istismar ediyor. Allahaşkına tazminatsa tazminat. İlla terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz?


    Cengiz Çandar

    Yürütmenin oluşmasına büyük katkıda bulunduğu bir ‘zihniyet iklimi’ Türkiye’yi sarıyor. Alın size, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in önceki gün Uludere katliamına ilişkin açıklamalarını. 34 çocuk-delikanlı yoksul vatandaşının F-16 bombalarıyla paramparça edilmesini “Özür dileyecek bir durum yok” diye niteledikten sonra, onları ‘terör örgütünün kaçakçılık faaliyetinin figüranları’ olarak ilan edebiliyor.

    Oysa Başbakan, ondan bir gün önce “Özür diledik ya, fazlasıyla tazminat da verdik, daha ne istiyorlar” kabilinden bir açıklama yapmıştı.

    Aslında ortada özür filan da yoktu. Bu bakımdan, İdris Naim Şahin’in söylediği daha da doğru. İşin ‘tazminat faslı’na ve Başbakan’ın açıklamalarına gelince, 13 yaşındaki oğlu Erkan Encü’yü kaybeden Felek Öncü şöyle diyor:

    “Biz bu olayı Başbakan çözer demiştik. Onu dinlerken tüylerim diken diken oldu. Çocuklarımız parçalanarak öldürüldü. Başbakan’ın açıklamaları yüreklerimizi de, bizi de paramparça etti.”


    İhsan Dağı

    “34 insanımız ki çoğu yaşı küçük insanlar, gençlerimiz, bunlar, bu olayın sadece figüranlarıdır. Esas filmin büyüğüne bakmak lazım. Filmin senaristi var, filmin başoyuncuları var ve bu filmin başka benzeri versiyonları var. Orada biz figüranlara takılıp kalıyoruz.” Ne diyebiliriz ki bu sözlere? Önce, öldürülen 34 vatandaşa ‘figüran’ diyor, aşağılıyor onları, kişiliklerini değersizleştiriyor. Sonra, ‘figüranlara takılıp kalıyoruz’ diye karşı atağa geçiyor Bakan. Suçsuz yere öldürülen 34 insan, çocuklar, gençler… Bunlara mı takılacağız canım, geçelim!

    O zaman şu sonuca varabilir miyiz? “Uludere’de 34 insan yanlışlıkla vurulmadılar; kaçakçı oldukları için, kaçakçılıkla da KCK’ya rant sağladıkları için bile bile vuruldular.” Uludere olayında böyle bir mantığın (en azından şimdi, olaydan sonra savunma amaçlı) işlediğini gösteren bakanın konuşmasının can alıcı yeri; “Filmin bütününe bakıldığında özür dilenecek bir yanı yoktur”. Tabii, neden özür dilensin ki? Ortada ne bir yanlış, ne da hata var! ‘Samimiyetle işlerini yapan’ kişileri kutlamak gerek böyle bir durumda. Zaten bu yapılmadı mı?


    Ruşen Çakır

    AKP hükümetinin facianın üstünü örtmek istese bile başarılı olamayacağı anlamındaki “örtmeye çalışamaz” değerlendirmem de büyük ölçüde yanlış çıktı. Aradan geçen süre içinde Roboski konusunu sürekli gündemde tutmak isteyenlerin sayıs ve etkileri sınırlı kaldı. Hükümetin açılım günlerinde Kürtler ve Kürt sorunu hakkında her vesileyle olumlu konuşan kişi ve çevrelerin böylesi zor günlerde ortadan kaybolmaları tabii ki şaşırtıcı değil. Anaakım medyamızın daha ilk anda görmemek için elidnen geleni yaptığı bu facianın takipçisi olmayacağı da baştan belliydi. (Bereket Wall Street Journal bir haber yaptı da mecburen, o da büyük ölçüde WSJ’yi yalanlamak için medyamız Roboski’yi hatırlamak durumunda kaldı) Yine de böylesine açık bir katliamın hiçbir şey olmamış gibi geçiştirilmesi bu kadar da kolay olmamalıydı.


    Orhan Birgit

    Sanki o 34 sivil yurttaşın üstüne birdenbire yağan bombalar; Uzakdoğu’da geçen ve bir ABD uçan kale filosuna ait İkinci Dünya Savaşı belgeselindeymiş!.. Erdoğan da o belgeseli önemseyen bir kişiymiş gibi tavır alıyor!

    O belgeseli günümüze uyarlayan baş senaristi merak edenler için söyleyeyim:
    İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, önceki gün yaptığı açıklamayla, belgeseli izleyememiş olanlarımızın merakını bu tür olayları kanıksamış bir kişi edasıyla özetliyor:

    “34 insanımız, çoğu yaşı küçük insanlarımız, bu olayın sadece figüranlarıdır. Filmin senaristi, başoyuncusu vardır. Figüranlara takılıp kalıyoruz” diyor.


    Ahmet Altan

    Ölüm karşısında hiçbir manevi değere aldırmayan bir dindar olabilir mi?

    Hiç tanımadığı bir insanın mezar taşına rastladığında bile “Allah rızası için” bir Fatiha okuyan bir dinin dindarı bu insan, Uludere’deki ölülerden bir Fatiha’yı esirgemesini nasıl dindarlıkla açıklayacağız?

    Üstelik, “yaratılanı severiz yaratandan dolayı” sözünü bir zamanlar diline pelesenk etmiş bir insandan söz ediyoruz, nasıl bir dindarlık“yaratılanlara” karşı bu hoyratlığı açıklayabilir?

    Erdoğan’daki değişimi “dindarlıkla” açıklamanın gerçeği anlamaya pek yetmediğini düşünüyorum doğrusu.

    Elbette bana gelen mektuplardan bütün Türkiye’yi ve Türkiye’deki bütün dindarları kapsayan genel bir sonuç çıkartamayız ama Erdoğan’ın davranışlarının Müslümanlar arasında hoşnutsuzluk yarattığını söyleyebileceğimizi sanıyorum.


    Umur Talu

    Türk Hava Kuvvetleri’nin Şırnak’ın Uludere ilçesi yakınlarındaki Irak topraklarında F-16 savaş uçaklarıyla yaptığı bombardıman sonucunda 34 vatandaşın hayatını kaybetmişti. Bombalama emrinin kimin verdiği bilgisi netlik kazanBaşbakan öyle böyle diyor ki: “Hataysa hata; özür ise özür dilendi”.

    İçişleri Bakanı hemen ertesinde diyor ki: “Baklava börek, özre ne gerek!”

    Erdoğan’ın “barış, demokrasi, kardeşlik” filan derken, halka vaadi nihayetinde, (Milletin Meclisinde, öldürülenler için “Dolap beygiri” bile diyebilen) İdris Naim Savaşan Şahin ise…

    Tarih de bunu tecrübe hanesine çoktan kaydetmiştir!

    (Başbakan ve parti de tahammül edemedi sonunda. Ya da daha doğrusu, kamu vicdanının acısı ve öfkesine kayıtsız kalamadılar. Şahin muhtemelen “AKP-Cemaat” çelişkileri açısından emanetçi bir aktördü; derken herkesi figüranlaştırdı ve hem pek “militan” hem de ziyadesiyle “light” çıktı!)

    Mavi Marmara kurbanlarının yakınları, İsrail’in para teklifini reddederken onurlu elbette.

    Ama Uludere kurbanlarının yakınlarından bu onuru nasıl esirgeyebiliyorsunuz ki!

    Onların neden “al tazminatı, kes sesini, otur yerine” buyruğuna teslim olmasını bekliyorsunuz ki!…………………..”

    slm.

  8. Başbakanı dahil eden olmadı. Ama belli ki senin vicdanın bir şekilde dahil etmiş yoksa onu savunmak adına bu kadar gazete küpürü toplayıp getirmezdin.

    “olaydan herkes gibi bende rahatsiz oldum”

    Belli belli, yorumunun sonuna koyduğun sırıtıştan belli oluyor rahatsızlığın.

  9. dincidir…ne halt etse yeridir.

  10. Kaypaklığın ve şerefsizliğin tavan yaptığı satıraraları…

    Geçmişte ne diyordu bu Ebubekir ?

    • AB KRİTERLERİ…
    • AB KRİTERLERİ…
    • AB KRİTERLERİ…
    • AB KRİTERLERİ…

    Hatta bak! Siz yapamadınız biz idam cezasını kaldırdık diye de hava atıyordu.

    N’OLDU LAN!…

  11. küfürbaz oikos´un iddiasi; “..Hatta bak! Siz yapamadınız biz idam cezasını kaldırdık diye de hava atıyordu…”

    olurya insan beserdir sasabilir diye düsündüm ve “idam” konu basligina bi göz attim böyle ifadem yok..

    umarim
    küfürbaz oikos
    bulur..

    slm.

  12. xenix,okey isim vermedin lakin 21 yil´dan,idam´dan bahseden basbakandi bu tarz kurnazliga eskiler,”kizim sana söylüyorum gelinim sen anla” der..

    🙂

    slm.

  13. Zor iştir hükümet savunmak zoor!…

  14. Adam çıkmış dün bir programda diyorki, hem tecavüz edip hem öldürmüş şimdi siz onu mu savunuyorsunuz, onu mu koruyorsunuz?

    yani idama bakış açıları bu kadar işte. Halbuse bu ülkede tecavüzden dolayı kaç kişi ceza yemedi, kaç kadın hatta kaç kız çocuk suçlu bulundu, kusurlu bulundu.

    Bu ülkede idamlar hep siyasi olmuştur ve olacaktır da. kimsenin tecavüzcü peşinde falan olduğunu sanmıyorum. kanunu geçirene kadar timsah gözyaşları alayı.

  15. “dün dündür bu gün bugündür” sen ne güzel bir formülsün . sıkıştığın yerde söyle cümleni bitsin olay

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.