* İdealist Ateistler ile Materyalist Teistler

Bu konuda iki soru üzerinde duracağım:

1) Her ateist materyalist midir/olmalı mıdır?

2) Materyalist bir dindar olabilir mi?

Konu ve sorular hakkındaki fikirlerimi belirtmeden önce, bazı kavramları konunun daha net anlaşılması açısından literatürdeki karşılıklarını baz alarak açıklığa kavuşturmak istiyorum. Tanımlamalarla konuyu dallandırmak istemediğim için, olabildiğince kısa tutacağım. Farklı bir tanımlama yoluna gitmek isteyenler, ayrıca fikirlerini belirtebilirler.

Materyalizm: Kısaca; evrendeki tek tözün madde olduğunu, varlığın fiziki bir nitelik taşıdığını ve evrende tinsel bir tözün bulunmadığını öne süren görüş, ve indirgemeci bir öğreti olarak materyalizm yalnızca maddeye varlık yükler, zihin ya da ruha bağımlı bir gerçeklik ya da ikinci dereceden bir varlık verir veya ruhun hiçbir şekilde varolmadığını öne sürer. Gerçek dünyanın, halleri ve ilişkileri itibariyle değişen maddi şeylerden meydana geldiğini savunan maddecilik, maddi bir şey ya da nesneyi ise, sadece mekan ve zaman içinde olma, şekil, büyüklük, kütle, katılık, sıcaklık türünden fiziki özellikler sergileyen bir şey olarak tanımlar. [1]

İdealizm: En geniş anlamıyla, tinsel güçlerin evrendeki tüm süreçleri ya da olup bitenleri belirlediğini savunan tüm felsefe öğretilerini içerecek biçimde kullanılan terim. Var olan her şeyi “düşünce”ye bağlayıp ondan türeten; düşünce dışında nesnel bir gerçekliğin varolmadığını, başka bir deyişle düşünceden bağımsız bir varlığın ya da maddî gerçekliğin bulunmadığını dile getiren felsefe akımını niteler. Doğadaki şeyleri ya da nesneleri, her şeyin özünü oluşturan tek bir gücün ya da enerjinin geçici görünümleri olarak görür; varlığın tüm görünüşlerinde tek bir anlamın yattığını düşünür; varoluşu tek bir birlik olarak algılar; aklın sağladıklarının dışında gerçekliğe ulaşmanın olanaksız olduğunu öne sürer; gerçekliği “idea”olarak belirleyip maddeyi bunun bir yansıması sayar. [2]

Ateizm: Ateizm konusunda belli bir tanımlama yapmadan önce, ateizmi kalıplara sokmak niyetinde olmadığımı belirtmek istiyorum. Kısaca; teizme karşı oluşmuş bir duruştur diyebilirim. Ateist, Tanrı veya Tanrıların varlığını boş bir hayal ürünü bulan kişidir. Çoğu zaman yanlış ifade edildiği şekli ile (tanrıtanımaz kelimesinde olduğu gibi) tanrıyı inkar eden kişi değildir. Çünkü “inkar” varolan bir şeyin reddedilmesi anlamı taşır, oysa ki ateistlere göre tanrı varolmadığı için onun “inkar edilmesi” de yanlış bir terminolojik kullanım olacaktır. [3]

(*)Dindar: Konuda geçen “dindar” kelimeleri genel anlamda Müslüman, Hristiyan, Musevi gibi tek tanrılı ve organize dinlerin mensupları olan teistlere itafen kullanılmıştır.

Bu kısa tanımlardan sonra sorulara geçebiliriz:

1) Her ateist materyalist midir/olmalı mıdır?

‘Hayır’ diyerek en kısa ve net yanıtı vereyim. Açıklamak gerekirse;

2005 yılı verilerine göre Dünya genelinde kendisini “ateist” olarak adlandıran insanların oranı %2.3, “teist olmayan”(non-theist)lerinkisi ise, %11.9’dur. Türkiye’de bu oran %2-3 civarlarındadır. Kendisini ateist olarak tanımlayanların arasında bazı Uzak Doğu dinlerine mensup olan insanlar da mevcut. Örneğin, Theravada Budizmi, Şamanizm, Taoizm (aslında Taoizm çoğunlukla din değil, bir yöntem olarak alınsa da, belli bir sistematiği olduğundan din demek yanlış olmaz) gibi bazı dinlerde de tanrının varlığına rastlanılmaz. Bu dinler de belirli bir tanrı veya tanrıları benimsemezler. Fakat genel oluşumları itibariyle idealist bir tutum içerisinde inançlarının sürekliliğini sağlamaya çalışırlar. Bunların dışında Nagualizm ve Toltec’çiler gibi bazı öğretileri takip edenlerin bazıları da -materyalist-ateist olabileceği gibi- idealist-ateisttir. Bu ateist dinlerden Theravada Budizm’ini ele alırsak idealizm ile ateizmin nasıl örtüşebileceğini görmemiz daha kolay hale gelecektir.

Bu dinin amacı, nirvanaya ulaşıp –inandıkları- reenkarnasyon döngüsünden kurtulmaya çalışmaktır. Bunların yanı sıra; içsel dinginlik, egodan kurtulma, alçakgönüllülük gibi vasıfları edinirken, bunların aksi olan açgözlülük, kindarlık gibi duygulardan arınmak için çabalarlar. Buda’nın ölümünün ardından onun öğretilerini takip etmek isteyen insanlarca bazı kurallar ve gereklilikler eşliğinde dinleştirilmiştir. Nirvana’ya ulaşmak için basamak olarak Nibbana bir basamak olarak görülebilir. Nibbana, geçmişte yaşanan olayları hatırlanması ve dünyadaki olaylara ‘bağlanmanın’ terk edilmesi anlamına gelir [4] Bu da ‘uyanış’ı beraberinde getirir. Gerçi Uyanış(Bodhi) dedikleri olayın 3 farklı şekli vardır.

•Savaka Bodhi: Herkes tarafından ulaşılmaktadır.
•Pacceka Bodhi: Öğretmenin yardımı olmadan ve öğrenim görmeden ulaşılmaktadır.
•Samma Sambodhi: Uyanışa ermenin en son ve en mükemmel şeklidir.

Bu dinde genel ve bilinen anlamda bir Tanrı yoktur.Dahası, idealist öğelerle birleştirilmiş bir ateizm vardır. Onlar da bir tanrının olamayacağı konusunda çoğunlukla ortak bir fikirde birleşirler.

Yukarıda bahsettiğim dinlere üye olmayan bir ateist de idealizmi benimsemiş olabilir. Nihilistler, materyalist olmayan ateistlerdir. “hiç”çilikten beslenen ve genellikle idealist öğeler barındırmasa da nihilistler de ateisttir.

Yani ateist olmak için materyalist olmak gibi bir zorunluluk yoktur.


1) Materyalist bir dindar olabilir mi?

“Evet” olabilir. Yine uzun şekilde neden materyalist-dindarın olabileceğini açıklamaya çalışayım.

Bana göre, materyalist olan birinin dindar olmaması gerekir. En azından olmasa iyi olur diyebilirim. Fakat bazı açılardan bakıldığunda, durum öyle değil. Şu anda “Hem maddeci olacaksınız doğmaları rededeceksiniz hem de doğmayı da savunacaksınız… Veya hem bir yaratanın varlığını savunacaksınız akabinde maddeci felsefeyi savunacksınız…” benzeri fikirleri savunanlar sergüzeştte bulunanlar olabilir. Kısmen de haklıdırlar aslında..

Bilincin tahmin edemeyeceğimiz kadar sayısız reaksiyonlarla oluşması rastgelelik ilkesi gereği indeterminist olması, dindarın bu konudaki düşüncesiyle aksi yöndedir.Çünkü dindar insanlar akıl ve bilincin yanısıra evrenin de bir Tanrı tarafından determinist bir yapıyla oluşturulduğunu savunurlar.
Materyalist dindarlar, evrenin karmasikligi ile materyalist olup bu karmasayi bir Tanriya bağlarlar. Materyalizmi noumenal yapılandırma ile açıklayıp her şeyin aslının madde olduğunu ve Tanrının da bu maddelerin yaratıcısı olduğunu düşünürler de diyebilirim.

Başka bir düzlemde ele alırsak, iş veya çevresinde materyalist, özel hayatında dindar olan birçok bilimadamı veya kişi vardır. Örneğin, Newton, ilahiyatçı, din felsefecisi ve din tarihçisidir. Fizik konusunda materyalist olup kendi özel hayatında dindardır. Aynı şekilde Müslüman olan İbni Rüşt, materyalist çalışmalar yapmıştır. Bunlardan bazıları; retinanın fonksiyonunu tanımlayarak görme açıklamak, iğne deliği kamerasını kullanmak, ışığın hızının sabit olduğunu söylemek, kütleçekim (gravitation) üzerine tartışmalar yürütmek, gökcisimlerinin de dünyayla aynı yasalara uyduğunu ileri sürmektir… Newton’un birinci yasası olarak bilinen cisimlerin herhangi bir kuvvet etki etmedikçe hareketlerine devam edeceğini de söylediği biliniyor, ayrıca momentum tanımını kullandı ama matematiksel olarak tanımlayıp formüle etmediği de bilinenler arasında.. Bilim önlüğü giyildiğinde dindarlığı bir adım geride bırakan inançlılar, materyalist dindarlar olarak tanımlanabilir.

Toparlamak gerekirse, aşağıdaki eklediğim iki zıt kutuplardan yalnızca birisi olabilirsiniz. Fakat farklı sıradakilerden herhangi birisi olabilirsiniz. Aynı anda hem bilimsel hem dogmatik olamazsınız. Veyahut hem teist hem ateist olmak mümkün değildir. Ama bilimsel teist, dogmatik ateist, idealist ateist, materyalist teist olabilirsiniz. En bilinen ayrım ise; Teist-idealist-dogmatik; Ateist-maeryalist-bilimsel olmak yönündedir. Bunların bu eğilimde olması, diğerlerinin mümkün olmayacağı anlamına gelmez.

Teist < — >Ateist

İdealist < — > Materyalist

Dogmatik < — > Bilimsel

36 yorum “* İdealist Ateistler ile Materyalist Teistler”

  1. “Bunların dışında Nagualizm ve Toltec’çiler gibi bazı öğretileri takip edenlerin bazıları da -materyalist-ateist olabileceği gibi- idealist-ateisttir.”

    Nasıl yani? Nagualizm dediğiniz şeyle idealizmin veya ateizmin nasıl bir bağlantısı var ben merak ettim.

  2. Tanımları okudum, ancak her 3 tanımında bana uymadığını düşünüyorum. ayrıca materyalistlerin teist olmalarıda zor görünüyor. Olursa da bizim batıl dediğimiz dinlerde olur.

    Mesela idealizm deki; şu cümleler kabul etmediğim şeylerdir.
    “Var olan her şeyi “düşünce”ye bağlayıp ondan türeten;”
    “aklın sağladıklarının dışında gerçekliğe ulaşmanın olanaksız olduğunu öne sürer;”
    “Bilincin tahmin edemeyeceğimiz kadar sayısız reaksiyonlarla oluşması”
    “Çünkü dindar insanlar akıl ve bilincin yanısıra evrenin de bir Tanrı tarafından determinist bir yapıyla oluşturulduğunu savunurlar.”
    “Materyalizmi noumenal yapılandırma ile açıklayıp her şeyin aslının madde olduğunu ve Tanrının da bu maddelerin yaratıcısı olduğunu düşünürler de diyebilirim.”

    Ayrıca şu cümlede tuhaf;

    ” Aynı anda hem bilimsel hem dogmatik olamazsınız. ”

    Apriori kabul dediğimiz öncüllerimiz var bilimde öyle değil mi ?
    Bazılarını açıkça görürüz bazılarını ise farkında olmadan doğal bir şekilde içselleştiririz, bunlar dogmatik değil mi ?
    Bunlar olmadan bilim yapabilir misiniz ?

  3. “Nasıl yani? Nagualizm dediğiniz şeyle idealizmin veya ateizmin nasıl bir bağlantısı var ben merak ettim.”

    Nagualizm idealizme veya ateizme karşıt bir görüş değildir demek istedim. Türkiye’de gördüğüm nagualciler daha materyalistler, buradakiler ise biraz daha idealist ve spritualistler. İki kesimde de naguale girme çabalarında pek bir farklılık göremiyorum. Nihayetinde savaşçının yalnız olduğu konusunda hem fikirler.. İster ideaist olsun, isterse de materyalist. Enerjisini nasıl toplamak isterse..

    İdealizmin tanımına bakarsak zaten enerji konusunda nagualcilerden pek de farklı değil..

    “Doğadaki şeyleri ya da nesneleri, her şeyin özünü oluşturan tek bir gücün ya da enerjinin geçici görünümleri olarak görür”

    DJ’a göre zaten “iyi/kötü, tanrı/şeytan, doğru/yanlış” gibi bütün düalist kavramlar insan tarafından oluşturulur. CC’ye verdiği derslerden birinde: “İnsan işi olmayan tek bir tane düaist yapı; tonal ve nagual’dir.” diyor..

    En iyisi o kısımları eklemek buraya..

    “DJ says all the dualisms that the mankind invented the good and the bad, god and satan, moral and immoral, right and wrong, are irrelevant, not important. The only dualism that matters is that of Tonal and Nagual. Tonal is all we can see, smell, touch, or speak of. Its counterpart is Nagual everything else in the infinite Universe that we cannot even talk about because our human language ends there.

    DJ also teaches CC to see that is, to see the true nature of things, the energy. Even the modern physicists know that our world is pure energy. Matter, on one hand, and the same matter is energy, on the other. E=mc2. When CC succeeds in doing that, he can see past the deceitful appearance of the world around and comprehend everything as filaments of light, as energy fields.”

  4. Sn XINTeorisyen,

    “Tanımları okudum, ancak her 3 tanımında bana uymadığını düşünüyorum. ”

    Biz de size uyan bir şey bulamadık henüz zaten:)


    “Ayrıca şu cümlede tuhaf;

    ” Aynı anda hem bilimsel hem dogmatik olamazsınız.“

    Aynı anda nasıl hem dogmatik hem de bilimsel olacaksınız? Apriori, dogmatiklik demek değildir. Sanırım dogmatikliği algılayışınızla ilgili bir problemden dolayı bu yönde düşündünüz. Dogmatizmi savunan bir kişi, deney-gözlem-sorgulama’dan muaf tutar kendisini.. Bilimsellik ise bunlar üzerine kurulur. Bir konu üzerinde dogmatiklikten bilimselliğe giden bir yol izleyebilirsiniz. Ama aynı anda hem dogmalara dayandırıp hem de bilimsel olamazsınız.

    Olmaya çalışırsanız da 3’lü yapı teoriniz gibi tuhaf bir şey çıkar ortaya..

  5. Doğru haklısın. Bu durumda ateist, teist, materyalist, idealist, dogmatik ve bilimsel hepsi tonalin içinde kalıyor. Bu yüzden konu ile bir alakasını kuramadım.

    Hani terziler birliği kadar ilgili konuyla.

  6. Sayın G Milat;

    “Dogmatizmi savunan bir kişi, deney-gözlem-sorgulama’dan muaf tutar kendisini..”

    Tamam bende bunu söylüyorum zaten. Bilimsellik sistemi bunlar üzerine kuruludur. Ama herşeyi sorgulayıp A priori kabulleri sorgulamazlar, sorgulayamazlar çünkü; başlangıç sorgusuz ise, sonra sorduklarının, sorgulanır, deneyle gözlemlenebilir olmasının ne önemi var ?
    Bu şu demek değil mi ?

    Gözlemlediğim şey, önceden yapmış olduğum kabullere (Apriori) uygun olması gerekir, sorgulamanın amacı bu kabuller cinsinden yeni kabulleri yapabilmektir.
    Bir bilinmeyeni doğru kabul ettiğim kabuller cinsinden açıklamak,
    Deney, gözlem ve sorgulamanın temel amacı budur.

    Aynı anda hem bilimsel ve hem dogmatik olmak demek bu demektir.
    Aksi durum; Civciv yumurtadan çıkıp, kendi kabuğunu beğenmemiş durumu olur çünkü.

    Sonsuzdaki ilk halkanın nasıl var olduğunu umursamazsan herşey neden sonuç ilişkisi içerisinde oluşan bir düzenle meydana gelir.
    Apriori ilk halkadır. kaynağı sorgulanamaz, dogmatiktir, ve o olmadan bilimin geri kalanı hiç var olmaz.
    Aslında tüm halkalarda o ilk halka vardır. Fraktal gibi…

  7. “Ama herşeyi sorgulayıp A priori kabulleri sorgulamazlar, sorgulayamazlar”

    Yoo gayet sorgularlar. Ayrıca apriori bilimsel düşüncenin ve yöntemin içinde bir şey değildir. Bir bilgidir. Bilginin değişkenliği önemli olan. Ama dogmatizm de bilgi sabittir değişmez.

    Bilgi ile bilimi karıştırıyorsun her bilimden uzak kişi gibi.

    link to sonsuz.us

  8. Hayır Sayın xenix;

    Karıştırmıyorum. Deney – gözlem – sorgulama , kökeni bir apriori bilgiye dayanır, eğer bunları araştırırsanız , bilgi ve bilimin hikayesini yumurta – tavuk ikilisi ile eşleştirebilirsiniz.
    Gözlemlerinize güvendiğiniz ölçüde ona inanıyor, inandığınız ölçüde onun bilimsel bir metodun parçası yapıyorsunuz.

    deney yapmaktaki amaç , yeni ve farklı gözlemlerle daha önceki gözlemlerinizi doğrulayacak gözlemler yapmak, eğer bu olmazsa yeni bir süreç baştan başlıyor. Eğer doğrulanırsa bu defa gördüğünüz şeyden emin olmadığınız için sorgulamanız gerekiyor. sorgulama daha kompleks bi işlem ama önceki hatta tarih öncesinden gelen bilgileriniz olmazsa sorgulamayı yapamayacaksınız.
    Çünkü artık onlar pişmiş/kemikleşmiş inançlar ile yapılıyor. O kadar köklü ve derin ki onları mantık ve matematik kurallar olarak kabul ediyorsunuz. Ama ilk hareket noktası yine gözlemleriniz, onlara ilk seferinde güvendiğiniz gibi, sonrada güveniyorsunuz.
    Gördüklerinizin doğru olduğuna güvenemezseniz, deney yapabilir ve onun sonuçları üzerine bir sorgulama eylemi gerçekleştirebilir misiniz ?
    Bilgi kullanmadan bilim yapabilir misiniz ?
    Ya da gözlem yapılmadan elde edilmiş bir bilgi ile bilim yapabilir misiniz ?
    Ve bilim yaparken bu bilgiyi kullanmadan , yeni bir bilgi üretebilir misiniz ?
    gördükleriniz apriori bilgidir, sonrakiler size aktarılan başkalarına ait apriori bilgi yani inançtır.

    Bilginin değişkenliği konusunun neden öyle olduğunu biliyor musunuz ? 
    Ya da dogmatizm de neden sabit ve değişmez olduğunu ? 
     Sebebi aynı şeydir.
     İnanç ile elde edilen bilgi kesindir o sebeple değişmez, ancak o inancın kesinliği konusunda şahsi bir kanaat edinilmişse, yani o inançtan dolayı bir başka bilgi üretilmişse o bilgi şüphelidir. 
     Bilim de ki bilgi o sebeple değişkendir. edinilen bilgiler , kesin değildir. ama bir şekilde kesin bir bilgiye dayanırlar, o da ilk hareket noktaları olan gözlemlerimize duyduğumuz güvendir. 
    

    Tabii ki ilk gözlemlerimize, yani mantık kurallarının kaynağı ve gördüğümüzün doğru ve gerçek olduğu bilgisine ;

    Şunu sorabilir miyim ?
    Hangi Apriori bilgi sorgulanmıştır ? yada bilimsel olarak ispatı yapılabilmiştir ?

    “”Bütün; kendisini oluşturan parçalardan büyüktür. “”

    Madem sorgulanmıştır, bunun ispatı nedir o zaman ?

  9. Dear XINTeorisyen, you write very intresting things. I would really like to read your text, the relationships between 3D structure and God. Is it possible to find your Theory in english or in german?

  10. Üzgünüm Sayın Calimera;

    Maalesef bu teorinin İngilizce ve Almancası yok, aslında Türkçesi de yok, 🙂 3 boyutlu yapılar değil benim kastettiğim, 3 boyutlu yapılar da dahil olmak üzere , tüm yapıların 3’lü bir yapıda olduğu bu 3 ‘lü yapının yaratıcı ile bağlantısız olduğunun aslında yaratıcının bu sistemin dışında olmak durumunda olduğunu açıklamıştım.

    Ancak şu an yaratıcıyı konu etmiyorum. Şu an var olan yapıyı yani maddesel evreni açıklamaya çalışıyorum . Eğer onun bu bağımlı yapısı açıklanırsa yaratıcı da olması gereken nitelikler ben söylemeden kendiliğinden ortaya çıkacaktır zaten.

    Ayrıca bizdekiler anladı da almanlarla ingilizler mi kaldı anlayacak ? :))))

  11. He canım he..

    “Karıştırmıyorum. Deney – gözlem – sorgulama , kökeni bir apriori bilgiye dayanır,”

    Zaten o bilgi hep vardı, levhi mahfuzda saklanıyordu falan… Daha bilimden bihabersin.

    “Öncül yanlış olunca sonuçta yanlış olur”. Senin bu yanlış öğrenmişliklerini bir temizlemen lazım önce. Hüsamettin.

  12. Sayın xenix;

    Böyle söylüyorsunuz ama, insan türünün 5 duyusu olmadan bilim yapabileceğini düşünebiliyor musunuz ?
    İlk insandan bu güne kadar hiç bir insanda bu duyular olmasaydı, siz bugün bilimde ulaştığınız noktaya gelebilir miydiniz ?
    Matematik ve mantık kaideleri bunlar olmadan nasıl ortaya çıkaracaktınız ?

    Gördüklerinizin gerçek olduğuna dair düşünce sizin inancınız değil midir ?
    Bu bilgiyi kanıtlayabilir misiniz ?
    Tabii ki benim duyularımı referans göstermeden..

    Çünkü bu ortak bir davranış olur, ispatını yapacaksanız bunu benim aynı türden duyularıma güvenmeden yapmalısınız.

    Hüsamettin ‘in durumuna düşmemek için elimden geleni yapıyorum.
    Ama sabit fikirli insanlara tartışmak Hüsamettine laf anlatmaktan daha zor olsa gerek.. 🙂

  13. “Böyle söylüyorsunuz ama, insan türünün 5 duyusu olmadan bilim yapabileceğini düşünebiliyor musunuz ?

    İlk insandan bu güne kadar hiç bir insanda bu duyular olmasaydı, siz bugün bilimde ulaştığınız noktaya gelebilir miydiniz ?”

    Haydaa benim dediğimi diyorsun işte. Ben diyorum ki önce gözlem (duyu organları sayesinde) – deney diyorum sonraaaa bilgi diyorum.

    Ama sen ne diyordun yukarıda? Önce bilgi, sonra gözlem deney…

    Sabit fikirli değilsin doğru her yorumda fikrin değişmeye başladı… :))

  14. Önce gözlem, (duyu organları sayesinde) , peki bu gözlemin sonuçlarına güvenmeniz gerektiği “bilgi” si nasıl bir bilgidir ?

    Gözlemlediğim şey gerçek değilse o gözlem benim halüsünasyonumdur.
    Peki gözlemlediğimiz şeyin gerçek olduğu “BİLGİ” si ne nereden ulaştık ?

    Bu gözlemleri gerçek olarak kabul etmemizin sebebi nedir ?

  15. Yazıları okudum
    ……….DA

    kafama takılan bir şey var o zaman nasıl oluyor da BİLİM çalışıyor yani ilerliyor ?

    Yanlışlama yapmadan kabul etmek zorunda olduğun veri gözlemlerine güven duyma, sonra bu güveni sorgulama, sonra bu sorgu üzerine tekrar gözlem yapma, sonra bundan sonuç çıkarma, bu sonuçtan genelleme yapma, sonra yaptığınız genellemeyi test etmek için gözlem yapma, sonra deney yapma , sonra sorgulama, sonra genelleme yapma, sonra bu genellemeyi test etmek için deney yapma, sonra bu deneyin sonuçlarını gözlemleme, sonra bu gözlemden sonuç çıkarma, bu sonuçları gözlemle test etme, genelleme yapma,………………………………………………………..

    Bişey söylemek istiyorum, bilim ne işe yarıyor ? Yani suya yazı yazmaktan başka, ne zaman kesin ve güvenilir bir sonuca dayanıyor. ? evet bu hiç bir zaman olmuyor biliyorum septik bilim böyle çalışıyor . tamam ama bu tıpkı şuna benzemiyor mu ?

    Gökyüzüne ulaşmak için bir tek basamaktan oluşan bir merdiveniniz var, garip bir şekilde çalışıyor , gökyüzüne ulaşmak için yaptığınız şey, basamağa basmak, sonra onu ayaklarınızın altından alıp, bir üstteki konuma koyup o noktaya yükselmek, sonraki adımlarda da bunu biteviye tekrar etmek,

    Yani bir masal anlatmış olsanız bile bu mantıklı öğeler içermesi gerekmez mi ?

  16. Hah bak anlamaya başladığını hissediyorum… Tıpkı dediğin gibi oluyor süreç ve durmadan tekrar ediyor. Zaten bilimi güçlü kılan bu.

    Bilim insanlara cennet veya sabit bilgi vadetmiyor zaten. Bilim ilgi çekicidir*. Ekstra bir şey yapmasına gerek yok.

  17. “Hah bak anlamaya başladığını hissediyorum… Tıpkı dediğin gibi oluyor süreç ve durmadan tekrar ediyor. Zaten bilimi güçlü kılan bu.
    Bilim insanlara cennet veya sabit bilgi vadetmiyor zaten. Bilim ilgi çekicidir*. Ekstra bir şey yapmasına gerek yok.”

    Ben Bunu zaten biliyordum Sayın xenix bu bildiğim şey üzerinden söylediklerimi söyleyebiliyorum zaten, benim görebildiğim şeyi siz nasıl göremiyorsunuz hayret, üstelik inanmak da gerekmiyor bunun için, sadece mantıklı düşünmek yetiyor.

    Bilim ilgi çekici olur tabi, mistizm gibi olursa… 🙂 Gökyüzünde desteksiz yürümeyi kim istemez.

    Bilimi güçlü kılan yönü mantıkla düşündüğünüzde bir paradoks haline geliyor bunu görebilse idiniz sonraki aşamalara geçebilirdik.
    Ancak paradoksun içinde yaşayıp onu fark etmemek nasıl bir şeydir ? anlamadım doğrusu ?

  18. Hayret! Ne ara öğrendin?

    Az önce yukarıda bilimde gözlemden, deneyden önce bilgi vardır, apriori vardır diyordun?

    Yahu benim anlayamadığım başka bir şey var ama. Sen şimdi hem bilimi sevip* ilgilenip hem de bilimi değil de dini dogmaları kabul etme (muhtemelen cehennem korkusu falan) eğilimindesin.

    Paradoks falan yok merak etme. Süreci akışkan, bilgiyi değişken kabul edebilirsen sorun yok. Ama elbette dindar bir kişinin bilgiyi değişken kabul etmesi inancı ile ters düşebileceğinden bu durumda zorlanmasını anlayabiliyorum.

  19. “Hayret! Ne ara öğrendin?”

    Başından beri böyleydi zaten bir şeye karşı çıkacaksam onun hakkında detaylı bilgi edinirim sonra karşı çıkarım.
    İddialarım temelsiz değildir, kalıplarla düşünmediğim için sizin göremediklerinizi görürüm.

    Bence sizin burada “BİLGİ” den anladığınız şey sorunun kaynağı.

    BİLGİ diye kastettiğimiz şey, deneyle , gözlemle elde ettiğimiz şeydir. Sorgulama ikincil bir bilgi edinme yöntemidir. Ancak kökeni deneye dayalıdır. deney gözlemsiz yapılamayacağından onunda kökenidir.
    Şimdi tüm bu akışkan sürecin her noktasında , yani atomik boyutlarında gözlem varsa, gözlem asıldır.
    Ancak burada bilgi yok mudur ?
    Vardır ?
    Gözlem bir bilgi edinme yoludur. Sorun şu ki , bu bilgilerin güvenilirliği, deneyle elde edilemez, çünkü onu da başka türlü bir gözlemle elde etmişizdir.
    Eğer böyle kabul ederseniz bu defa da onun güvenilirliği sorgulanır, siz bu zincirde ileri giderken ben geriye doğru sorguluyorum sizinle farkımız bu.
    Geriye doğru gittiğimizde bir noktada durmazsanız , karadeliğe düşmüş gibi sonsuz bir döngüde dönersiniz.
    İlerisi lineer olduğu için bunu hiç görmezsiniz ve size gayet normal gelir.
    AMA başlangıç sonsuzda değildir. Başlangıç gözlem dir.
    Gözlemi başlatacağınız nokta ise , o gözleme duyduğunuz kesin inançtır.
    Eğer öyle olmasa sorgulamalarınızı ve deneylerinizi hep gözlemle bitirmezdiniz.
    deneylerinizi ve sorgulamalarınızı gözlemlerinizden bağımsız yapmak isterdiniz.

    O sizin bu yöntemde sağlam dayanak noktanızdır.
    O’na güvenir ve dayanırsınız yani GÖZLEM ‘e;

     Bu güvenin kaynağı nedir ? 
     işte bunu sormuyorsunuz kendinize ?
    
    Gözlemlerinize güvenmeniz gerektiği konusunda sizi bu kadar KESİN bir BİLGİ ye götüren şey nedir ? 
    Bunu açıklayabilir misiniz ?
    
  20. İnsan zihni, doğası gereği tamamlanmamış olanı tamamlamayı ister. Eksiklikle karşılaşırsa stres seviyesi artar. Bilim de insanın doğası gereği doğru bilgiyi arama istencinden yola çıkar. Nasıl Galileo’dan yıllar sonra dünyanın güneş etrafında döndüğü eşşek gibi kabul edilmişse, deney ve gözlemlerin gösterdiği gerçekler de bi o şekilde kabul edilecektir.

  21. Dünyayı kavramlar ve genellemeler sistemleri ile açıklarız.

    Gözlemlerinize güvenmeniz gerektiği konusunda kaynağınız nedir diye sorarken…

    Bu soruyu sormak için de zihnin kavramlarla ve genellemelerle çalışma ihtiyacı vardır.

    Unutulmaması gereken şey; kavramsal ve genellenmiş bilgiden izole edilmiş bir zihin için bu soruların hiçbirinin olamayacağıdır.

    Yok yani öyle bir insan.

    Ama özle görünüşü yarmaya, izole etmeye, yalıtmaya devam.

    Rahmetli Fuat Aziz Göksel Hoca’mın bir derste anlattığı gibi;

    Senin de kırmızıyı benim gibi gördüğünü nerden bileyim?

    Dünyanın en saçma, ama aynı zamanda saçmalığı en ispat edilemez sorusudur demişti..

    …

    Cevap?

    Demek ki tanrı var.

    Niye?

    Çünkü kavramsız bir zihin yok.

    Nerden bileyim filan..

  22. Sayın bwallace4ever;

    Nedir bu savunma ve saldırı psikolojisi ?

    “deney ve gözlemlerin gösterdiği gerçekler de bi o şekilde kabul edilecektir.”

    Kabul etmeyen mi var ?
    Ama bunun kökeninin inanç olduğu konusunda ısrarcıyım. bahsettiğim yaratıcıya olan inanç değildir.
    Siz o deney ve gözlemin gösterdiği şeyin gerçek olduğuna inanıyorsunuz demek istiyorum .

    Eğer inanmadığınız bir şey olursa, artık devam etmez ve başka şeyler ararsınız.
    Ama bu durum onun bir inanç olduğu gerçeğini değiştirmez.
    Duyduğunuz bu güvenin sebebini ben söyleyeyim, başka insanlarında aynı şeyden söz etmesi
    tek başına gözlemlediğiniz herhangi bir şeyin ne kadar inandırıcı olursa olsun gerçek olduğu konusunda bu kadar ısrarcı olmazdınız.
    Bu yüzden Bilimde tekrar elde edilebilir gözlemlerden söz eder. Bu onun temellerinden birisidir.
    Ama bu bir onay mekanizmasıdır aynı zamanda, güvenin test edilmesi, parapsikolojik olayların test edilememesi, tekrar elde edilememesi bu konuda güvenirliği oldukça düşürür ve bu konular özellikle Metafizik alanda sayılır.

    İnsanların gerçek algısı başkalarınınkine aşırı derecede bağlıdır. Dolayısı ile aslında ispat edilebilir bir yanı yoktur. ispat; test etmek, denemek, yinelemek demektir.
    Halbuki bu sadece başka insanlarında aynı şeyi söylediğine emin olmak demektir.

    Dünyanın güneş etrafında döndüğü gerçeği elbette doğrudur, ama bu biz insanoğlunun subjektif bir gözlem yaptığı gerçeğini değiştirmez.

    Gerçek bizden bağımsız olarak varsa yani gözlem ve deneylerimizden bağımsız olarak işte o kesin gerçektir.
    üstelik o kesin gerçeği, gözlemsiz elde edebilecek bir gözlem aracımızda yoktur. Çünkü adı üzerinde gözlemlerimizden bağımsız olarak var olmak durumundadır.

    Bütün bu sürece neden olan inancımız ise yaratıcı inancı değildir, siz her söylediğimden O’ na varacağımı düşünüyorsunuz ama öyle değil.
    Bahsettiğim inanç insana dairdir. İnsan kendine ve kendi gibi olana güvenir. Dolayısı ile yaptığı gözlem onun güveninin asıl kaynağı ve bunu yapanın kendisi olmasıdır.

    Buna biz bencillik veya ben merkezcilik diyoruz.
    Bu bir inanç türüdür.

    Din açısından anlamı ise kendini putlaştırmaktır yani nefsini veya aklını..

  23. Haklısınız Sayın gamaro;

    bu soruları sormak içinde kavramlara ve genellemeler ihtiyaç duyarız, ve bunları açıklamak içide öyle ve son söylediklerim içinde öyle,

    evet böyle bir insan yok ama , kuramsal olarak düşünülebilir. Sizinde düşündüğünüz gibi,
    işte bir okyanusun ortasında olmak gibi, nasıl ki böyle bir durumda bir gölde mi , bir denizde mi veya bir okyanusta olduğunuzu mu bilmezseniz, aklın sınırlarının kenarına geldiğiniz böyle bir durumda yani kavramların sınırlarının olduğu noktada , aklın nasıl çalıştığını, kavramların kaynağını ve onun dışında ne olduğunu kelimeleri kullanmadan anlarsınız.
    Çünkü kelimeleri kullanmak hala sınırların içerisinde olduğunuzun ispatıdır.

    Yaratıcının varlığı sizin için bu kadar kolay ispatlanamayacak bir şeydir. O kelimesiz ve kavramsız bölgede uzun süre kalmanız, ve ilerlemeniz gerekir. O zaman bile kesin bir şekilde kabul edeceğiniz şüphelidir.

    “Senin de kırmızıyı benim gibi gördüğünü nerden bileyim?”

    Bu arada buna Qualia deniyor. Yani bilimsel olarak; şu linkte açıklaması var .

    link to en.wikipedia.org

  24. Qualia’nın ne demek olduğunu biliyorum teorisyen, Fuat Hoca’nın ve benim kastımsa başkaydı ya, neyse..

    Sınırlar çizmeye meraklısın.

    Halbuki dolayımlı olmakla iç ve dış farklıdır.

    Ah ama şu istenç..

    Ya da zincir..

    Veyahut ya Muhammed; ” Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği cariyelerini, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını, ve diğer mü’minlerden ayrı ve sırf sana mahsus olmak üzere, peygamber nikahlamayı dilediği takdirde kendisinin mehrini Peygambere hibe eden mü’min kadını almanı helal kılmışızdır. Biz zorluğa uğramaman için mü’minlerin eşleri ve cariyeleri hakkında onların üzerine neyi farz kılmış olduğumuzu bildirmiştik. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.”

    Ne diyorduk;

    Evet, kelimeleri kullanmak hala sınırların içerisinde olduğumuzun ispatıdır.

    Buyur halka..

  25. Sayın gamaro;

    Bu kelimeleri kullanmaktaki amacınız nedir ? Neden bu kadar öykünüyorsunuz 🙂
    Amaç anlaşılmak mıdır ? Yoksa bak ben ne kadar üste çıktım kaygısı mı ?

    vasıtalı olan ile direkt olan , ve bir şeyin içi ve dışı nasıl farklı olabilir ki ?
    vasıtalı olan kendi içerisinde bütünlüğü olan bir yapıdır.
    O yapı var olmadan, nasıl olur da vasıtalı bilgi edinmenin iç ve dıştan farklı olduğunu iddia edebilirsiniz ?
    O yapı var ise kendi içerisinde bir varlığa sahip olan bütünlüğü varır. Bütünlük bir varlık ise, bir iç yapıya ihtiyaç duyar, iç yapısı veya özü varsa bir de O olmayan vardır. O olmayan ile O nun birleşimi iç ve dış ‘ı oluşturur. vasıtalı (dolayımlı) olarak edinilmesi bir başka bütünlüklü yapı ile yeni bir yapı oluşturduğu anlamına gelir.
    Bu ise kendi içerisinde bir bütünlüklü yapıdır. içerisi boşluklu ağsı dahi olsa , ortada bir varlık vardır. Soyut anlamda da olsa, varlık varsa tanımı vardır. Tanımı varsa o tanımın kapsadığı alan içtir. kalan kısım ise dış,
    İradeye gelince , o sadece bir seçimdir zaten, evrende yapabildiğimiz tek şeyde budur, bunun dışındaki herşey bizim dışımızda gelişir.
    Evet haklısınız ;
    kelimeleri kullanmak hala sınırların içerisinde olduğumuzun ispatıdır.
    Ancak şu da vardır. Kelimelerin arasındaki boşluklar olmasaydı bugün bende sizin gibi düşünüyor olurdum.
    ama o boşluklar , atomda ki boşluklar kadar büyüktür. ve onlar sayesinde sınırların dışına çıkabiliyoruz.

    İşte kelimeleri oluşturan iç ve dış ve bunların arasındaki sınırda bunlardır. Aslında anlamların:::

    Hz. Muhammed (S.A.V) ‘e verilmiş hakların veya imtiyazların konu ile alakasını kuramadım Ayrıca bu konu DİN ile alakalıdır. Siz daha ilkokulu bitirmeden Master derecesi yapmak istemeniz mantıklı değildir.
    Bu konular ilkokul 1. sınıf seviyesidir. Tabii ki mecazi olarak..

  26. Bir tanrı arapça sms çekebiliyorsa, bu onun halkalaşmasıdır zaten.

    Çok şükür ki ama;

    Kelimeler arası boşluklar var…

    Tabi..

    Kelime ve arası..

    O da iyi:)

    Hepiniz bi Pınar Altuğ olup çıktınız ha..

    Ben bazen mırıldanıp kendi kendime, öyle yazarım.

    Anlamışsın anlamamışsın bana ne?

    Ama ille de anlaşılmak için Fettoş ve benzerlerini örnek almak lazım, doğru.

    72 saat mimberde ve tane.

    Mesela ben hiç tanımadım böyle bir şaman.

    Hatta bir belgeselde denk geldi, nasıl da “gönülsüzdü” adam, nasıl da “gönülsüz”..

    Anlatamam.

  27. “Ama ille de anlaşılmak için Fettoş ve benzerlerini örnek almak lazım, doğru.
    72 saat mimberde ve tane.
    Mesela ben hiç tanımadım böyle bir şaman.
    Hatta bir belgeselde denk geldi, nasıl da “gönülsüzdü” adam, nasıl da “gönülsüz”..
    Anlatamam.”

    Hayır sayın gamaro;
    Onu bende anlamıyorum, yanlış anlamayın , söylediklerini değil, yapmaya çalıştığını , yani islamı bozmaya çalışmasından söz ediyorum. Şu diyalog saçmalığından yani..

    Bana onu örnek göstermeyin, onun yaptığı gösteri, yani show; samimi olsa göstermeye değil, gizlemeye çalışırdı. Bu hal ve hareketleri yani; bunu yapmalarını telkin ederdi en azından.

    AMA Müslümanım diyorsa benim bunun ötesinde söyleyebilecek bir şeyim yok…
    Hüsn-ü zan da bulunmak benim görevim, ancak tedbirli olmak ta öyle..

    Pınar Altuğ ??? Ben bilmiyorum ? Alaka kuramadım ??

    Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere, yani nirengi noktasına;

    “Bir tanrı arapça sms çekebiliyorsa, bu onun halkalaşmasıdır zaten.”

    Halka, zincir üzerinde ise halka olarak anılabilir. bizim örneğimizde…
    Siz sanırım Deistlerin tanrısını kabul ediyorsunuz tanrı olarak,
    sebep – sonuç zincirinin HALKA ları varlık anlamında birbirine bağlıdır.
    yaratıcının zatı (bizzat şahsı özü varlığı) hakkında bir konu varsa bu HALKA ‘laşmak değildir.
    Ancak bizim inancımızdan elde ettiğimiz bilgi şudur.
    O’nun sıfatlarının yansıması, Evreni ve maddesel varlıkta tecelli eder. yani ortaya çıkar.

    Zat’ı maddesel varlıklara benzemez ancak sıfatları etrafımızda gördüğümüz varlıkların her yerindedir. Maddesel evren bir yansımadır.
    O’ nun isimleri bu sıfatları anlatır.
    Bu bir şeyin görüntüsü ile kendisini bir tutmak , gölgesi ile cismi aynı şey olarak görmeye benzer. Ancak bu yazdıklarım dahi bir benzetmedir.
    Siz görüntüden bir cisim hakkındaancak kıstlı bir miktar bilgi edinebilirsiniz. o da zatı hakkında olmaz.
    Canlı bir insanın aynadaki görüntüsünden yada fotoğrafından CAN’ ını görmek mümkün müdür ?
    Yanımdaki bir insanın bile CAN’ını görmem, sadece “ANLARIM” yani canlı olup olmadığını..

    Halbuki yaratıcının bir halka olduğunu iddia etmek, bir insanın CAN ‘ını gördüğünü söylemekle eşdeğerdir.
    Bu anlaşılır, belirtilerden; yaratıcının sıfatları da bu işe yarar, yani görmeden anlamaya, varlığını zatını ise hiç bir şekilde anlayamazsınız…

  28. Doğru bilgiye(nihai gerçeğe) dayalı tüm öngörüler de doğru çıkar.

    Bilimsel bir bilgi işte bu koşulu sağladığı sürece geçerlidir. Bu bir inanç değildir. En fazla yararcı bir yaklaşım denebilir. Bir kütle yığınının, arkasındaki bir cisimden gelen ışığı büktüğü gözlemini ne derece güvenilir buluyorsanız, yine sayısız deney ve gözlem sonucu ortaya çıkarılmış genel görelilik kuramını da o derece güvenilir bulursunuz. Eğer belli bir bilgiyi kullanarak yaptığımız öngörüler hep doğru çıkıyorsa… eh.. elimizde nihai gerçek olmasa bile ona denk bir şey var demektir.

    (Bilim,) Doğada gözlemlediğimiz olayları gene farklı gözlemlerden yararlanarak açıklamaya çalışır. Gözlemlerimizin genel geçer bazı kurallara göre gerçekleştiğini düşünür. Bir diğer deyişle gözlemlerimizi kurallandırır diyebiliriz. Doğada gözlediğiniz bir fenomenin ardında yatan nedenleri gözlem haricinde nelereden yararlanarak açıklanmasını önerirsiniz XINTeorsyen?

    Yok eğer siz, ne karadelik var, ne onun arkasında bir yıldız ne de onun bükülen ışığı, onların hepsi bize bir güç tarafından hissettiriliyor derseniz. O zaman elbette genel görelilik teorisi de yanlıştır, ve dolayısıyla yoktur. Tek gerçek var o da Allah. Lafı uzatmadan şunları söyle XINTeorisyen de, beni bir daha senin ağzından konuşmak durumunda bırakma.

    Bilimsel bilginin test edilme sayısına bir kısıt yoktur. Yani 100 kere sınadık hep doğru çıktı, bu bilgi artık en son gerçektir denmez. Eğer böyle olsaydı, bilimde de dopgmalar var diyebilirdin. Dolayısıyla bilimsel bilginin de bir inanç tarafı var diyebilirdin.

    Siz şöyle bir çevrenizdeki kum denizine bakıp “Vay be alabildiğine düz” diyerek çıplak gözle gözlem yaparsanız. Sonra “yaz!” deyip, “O Dünya’yı düz yaydı.. dur yok yok.. O Dünya’yı size bir döşek kılmadı mı? yaz böylesi daha şairane oldu” deyip, Allah celle celalüh’ün kitabına koydurursanız. İşte dogmatik bir bilgi üretmiş olursunuz. Şimdi anladın mı XINTeorisyen diye sorasım geldi ama… nafile.

    Nafile… O yüzden XINTeorisyen, burada septik rolü yapman hiç hoş değil. Doğru bilgiye ulaşılabilir mi ki diye sorarak haddini aşmış oluyorsun. Ben zaten seni “simplicio” yapıp, düşüncelerimi, yorumumu okuyan arkadaşlarla paylaşmak istedim. Dogmalarından arın, öyle gel.

  29. sayın kaptan Mosey;

    Yorumunuz güzel, beni düşünmeye, yani biraz antrenman yapmaya itti.

    Ben keşmelerin arasını bıçakla ayırarak onları boşluklarından parçalamayı severim Sizin sözlerinize de bu yöntemi uygulayacağım, İlk cümle;

    “Doğru bilgiye(nihai gerçeğe) dayalı tüm öngörüler de doğru çıkar.”

    Nihai gerçek Nedir ? Yani doğru bilgi, gerçek hakkında bir şey söyleyeyim mi ?
    O sadece sizin alışkanlıklarınızdır.
    gerçek hakkında bu cümleniz ve bundan sonrakiler döngüsel bir şekilde birbirini meydana getiriyor.

    “Bilimsel bir bilgi işte bu koşulu sağladığı sürece geçerlidir.”

    Evet haklısınız ! Bu koşul alışkanlıklarımızla alakalıdır. öngöremediklerimiz, ise eksik olarak hesaba kattığımız veya henüz gözlemleyemediğimiz alışkanlıklarımızla ilgilidir.
    Deterministik evren tanımı buradan gelir zaten,

    “yine sayısız deney ve gözlem sonucu ortaya çıkarılmış genel görelilik kuramını da o derece güvenilir bulursunuz. Eğer belli bir bilgiyi kullanarak yaptığımız öngörüler hep doğru çıkıyorsa… eh.. elimizde nihai gerçek olmasa bile ona denk bir şey var demektir.”

    Sorun bilginin güvenilirliği değildir, elde ediliş yöntemindir. Bilgiye güvenilir deseniz bile elde ediliş şeklinden dolayı, o bilgi gerçeğin bir pencereden görünüşüdür. ve o pencereyi oluşturan parmaklıkların arası ne kadar ayrık ise baktığınız şeyin kaleydeskoptan görünen çok farklı şekiller olabileceği gerçeğini göremezsiniz.
    Bilgi ve öngörülerin doğru çıkması gördüğümüzün şu şekilde ifadesinden başka bir şey değildir.
    Doğru gördüklerimdir. bilgi bu gördüklerime uyumlu olandır. Bu uyumlu olandan çıkardığım kurallara mantık kuralları derim. ve yeni öngörülerim, doğru olur. yani gördüklerimle uyumlu olur.
    Gerçekliğin bu boyutu hakkında söyleyebileceğimiz tek gerçek budur işte..
    Gördüklerimizle uyumlu olan öngörülerde bulunuruz ve adına bilgi deriz.
    Bu sistematik bir yapıdır. çünkü başlangıçta oluşan ile sonuçta oluşan aynı şeydir.
    gerçek ise bunlardan tamamen farklı olduğu halde, uyumlu olarak gördüklerimizle çok da alakalı olmayabilir.
    Aslında buna dair bir işarette yoktur.

    “Doğada gözlediğiniz bir fenomenin ardında yatan nedenleri gözlem haricinde nelereden yararlanarak açıklanmasını önerirsiniz XINTeorsyen?”

    Neden haricinde olsun ? dahilinde olsa olmaz mı ?
    Gözlemlediğiniz fenomenin ardında yatan nedeni gözleminizle teyit ettikten sonra bunun nasıl olabileceği konusunda derinlikli bir düşünce içerisine girmeye ne engel olabilir Occam ‘mı ?
    Hıh, o bir kabulün arkasından , meraksız bir şekilde giden birisi sadece….
    Basit düşünüyor, çünkü gördüklerinden kesinlikle emin, bunu gözlem olarak algılamayın, gözlemleri yapan içsel algılayışı anlamında gözleyiş.

    “Yok eğer siz, ne karadelik var, ne onun arkasında bir yıldız ne de onun bükülen ışığı, onların hepsi bize bir güç tarafından hissettiriliyor derseniz. O zaman elbette genel görelilik teorisi de yanlıştır, ve dolayısıyla yoktur. Tek gerçek var o da Allah. Lafı uzatmadan şunları söyle XINTeorisyen de, beni bir daha senin ağzından konuşmak durumunda bırakma.”

    karadelik vardır, bükülen ışıkta öyle, genel görelilik teorisi de doğrudur diğer kanıtlanmış bilimsel gerçeklerde.
    Ancak hissettirilen şey konusuna sizden biraz farklı düşünüyorum. Hissettirilen şey, bu yasaları değil, bizim onları algılayış şeklimizdir. Bu şu anlama gelir.
    Ortada bir gerçeklik var, ancak bu gerçek olarak bizim gördüğümüz şey değildir.
    Birbirleri ile “nedensel” bir ilişki içerisindeler. Ancak nedensellik gerçek değil, bir şeyi gerçek olarak kabul ettiğin temeller gerçek değilse, onlarla oluşturduğun bina nasıl gerçek olabilir iddiasında bulunabilirsin.
    Yani bir fenomeni oluşturan bir neden var, bu neden gözlemle gördüğün şey, ancak gözlemlerin gerçeği göstermiyor, yani gözlemlerin çalışma şekli senin gördüğün şeyi gerçekolarak kabul etmene sebep oluyor.
    Matrix 1 ‘de ihanet eden bir adanm vardı Ajan Smith ile pazarlık yapıyordu , Neoyu verme karşılığında, Ve şunu söylüyordu “içtiğim şarabın gerçek olmadığını biliyorum AMA ne farkeder.”
    İşte bilimsel gözlem böyle bir gerçekliktir. Ortamdaki tek gerçek bizim böyle bir gözleme uygun bir yapıda olmamaız, ve o fiziksel gerçekliği oluşturan bir programın olmasıdır.
    Yalnız sanal olmayabilir o kadar.
    farklı bir donanım ve yazılım sistemi üzerinde yaşıyoruz hepsi bu, ileitlen bilgi lektrik sinyallerinden biraz daha fazla, fiziksel nesnelerde bilgi şeklinde sanal değil, (yani bizim anladığımız anlamda..)

    “Bilimsel bilginin test edilme sayısına bir kısıt yoktur. Yani 100 kere sınadık hep doğru çıktı, bu bilgi artık en son gerçektir denmez. Eğer böyle olsaydı, bilimde de dopgmalar var diyebilirdin. Dolayısıyla bilimsel bilginin de bir inanç tarafı var diyebilirdin.”

    Evet haklsınız bir kısıt yoktur bunda ve yanlışlayabilirsiniz. Ancak yanlışladığınızda olan şudur. gözlemlerinizde daha önceki gözlemlerinize uymayan bir şey görürsünüz.
    Bu öngörülerinize uymayan şeydir aynı zamanda, gerçek öngörünüze yani tarihsel olarak edinmiş olduğunuz deneyime yani gözlemlere uymuyordur .

    Ancak farkettiniz mi gözlemlerinize uymayan şeyi kontrol için kullandığınız veri “daha önce doğru olarak kabul etiğiniz veridir.”
    Gözlem dışında bir şey kullanabilmek için öncelikle onu bulabilmek gerekir. Bu sebeple gözlemlerinizi gözlemleme biçiminizi gözlemlemelisiniz.
    O zaman aradaki boşlukları yani sınırları farkedebilirsiniz belki…
    Bilimsel bilgini dogmatik tarafı, gözlemlerin test edilebilir olmasından değil, gözlemleri kullanıp onun mahiyetini kabul etmemesinden ileri gelir.
    Yaptığınız bir gözlemi ne kadar gözlemlerseniz gözlemleyin, kullanacağınız şey bir başka gözlem aracıdır. Ve gözlemlerinizi yaparken gamaro ‘nun bahsettiği “yok öyle biri” mantığında yaparsınız.
    Yani 5 duyudan bağımsız gözlem yapamazsınız.
    Ayrıca bahsettiğiniz ayetlerin hangi ölçek için olduğunu söyleyebilr misiniz. ?
    Orada geçen her “dünya” kelimesini neden bilimin bahsettiği küre için kullanmalıyım ki ?
    O kitap her devirde ve her zamanda farklı olarak yorumlanıp içerisinden bilgiler çıkarılabilir.
    özü değişmeden tabii ki ?

    Doğru bilgiye ulaşmak konusunda benim söyleyebileceğim şey, “doğru” kavramına ulaşamamış insanoğlu birde buna “doğru bilgi” yi eklerse zaten bir web sitesine yazma ihtiyacı içerisinde olmaz.

  30. Gerçek ve doğru bilgi aksi ispatlanmadıkça gerçek ve doğru bilgidir.
    Bu alfabe seviyesinde bir gerçektir ancak bu bile aşılamıyor.
    Ya da getirilip matah bir şeymiş gibi ortaya koyuluyor.

    …insanda heves bırakmıyorsunuz.

  31. Yok öyle biri mantığıymış..

    🙂

    Yok öyle biri mantığı, başka türlü oluyo canısı.

    Elmayı alıyorsun misal, içini boşaltıyorsun..

    Diyorsun ki sonra, bi tek kabuğu kaldı şimdi nası ispatlayacak bu kabuk elmalığını?

    Elmasız bi kabuk hiç olmadı halbuse, elma olduğunu eşek gibi bilip de salt kabuğa yatan bi mantık var sadece.

    Doğrusunu söyleyelim de..

  32. 8-9 yaşlarındayken, sınıf arkadaşım, sen bilirsin çabuk söyle nasıl çocuk yapılıyo diye sormuştu. Bi düşündüm cevabı bilmiyordum. Okul çıkışı benden iki yaş büyük bakkalın oğluna sordum. Bak dedi, önce 31 çekeceksin tam gelirken kızın orasına sokacaksın.

    Bu benim için bikaç bilinmeyenli denklem gibiydi, hele 70 li yılların başında pek soracak kimse de yoktu, Eh dedim ertesi gün arkadaşa aynen anlattım.

    Üç gün sonra arkadaşın evinde;

    Anneeee hani ben sana sormuştum ya, sen de “KISMEN DOĞRU” demiştin ya, işte onu oikos’a da anlatsana…

    O an başımdan aşağı kaynar suların nasıl döküldüğünü anlatamam. Az sonra kadın geldi ve henüz küçüksünüz biraz büyüyün doğrusunu anlatırım dedi ve gitti.

    Fakat o kısmen doğru sözcüğü beni uzun süre meşgul etti. Hayatımızda yer almış birçok şey bizim için kısmen doğrudur. En önemlisi; aslında onun doğru değil kısmen doğru olduğunu adımız gibi bildiğimizdir.

  33. “Elmayı alıyorsun misal, içini boşaltıyorsun..”

    hayır Elmayı boşaltmıyorum ben, kabuğu da ortadan kaldırıyorum. İçinide…

    O zaman o geriye kalan şeyin , elma ve kabuğu olduğunu ispatlamaya çalışıyorum.
    Bu vardır. işte.. Çünkü o Uzay-zaman düzlemine elma ve kabuğu gelebilir. daha önce yokken oraya bir elma gelir ve o uzay-zaman düzlemi elma ile dolu olur.

    Halbuki o uzay-zaman düzlemi elmayı o noktada elmayı kabul etmeseydi, elma o bölgeye hiç bir zaman gelemeyecekti.
    İşte 5 duyumuz olmasaydı, o 5 duyu ile oluşturduğumuz gerçekler, bize o kadar gerçek gelmeyecekti. gerçekleri kendimiz oluşturduk ve onlara gerçek adını vererek onlara inandık, eğer 5 duyumuz olmasaydı, Uzay-zamanın madde ve enerjiyi kabul etmeyen bir noktası gibi olacaktı.
    Ve bize gayet tuhaf gelecekti o bölge, halbuki şimdi o kadar sıradan ki farkında bile değiliz.

  34. “Gerçek ve doğru bilgi aksi ispatlanmadıkça gerçek ve doğru bilgidir.
    Bu alfabe seviyesinde bir gerçektir ancak bu bile aşılamıyor.”

    Haklısınız Sayın Hola;

    İşte bu alfabeyi tartışıyoruz. Ve kimsenin bakmadığı bu bakir alan aslında kimsenin görmediği ve hatta normal bulduğu şeylerle dolu.

    Bakın şu iki cümlenin birbiri ile benzerliğini fark edebiliyor musunuz ? 
    
    1. “Gerçek ve doğru bilgi aksi ispatlanmadıkça gerçek ve doğru bilgidir.”
    2. “İnanıyorum çünkü Kur’anda yazıyor.”

      İspat için yapmamız gereken şeyin ne olduğunu incelediniz mi ?
      Gözlem yapmak, deney yapmak, peki o bilgilerin (deney ve gözlemlerden elde edilen) doğru olduğunu nasıl anlayacağız ?

    3. Nolu maddeye müracaat, ve bu bilgileri de ispatlamak için kullandığımız şey deney ve gözlem, ve yine 1 nolu maddeye müracaat,
      Ben diyorum anlatamıyorum bir türlü DOGMATİK bilgi bu diye…Yani İNANÇ,
      İNANÇ olmadan bilim de yapılmıyor yani…
  35. İnanç mekanizması sadece ruhban/ruhani/dini inanç ile açıklanamaz.
    İnanç kelimesi sadece din/iman/tanrı ile ele alınacak bir kelime değildir.

    İhaleyi kazanacağınıza da inanırsınız…
    Kurduğunuz firmanın başarılı olacağına da…
    Kazanma ihtimali çok düşük olsa dahi dava da açar…toto da oynar…kumar makinasının kolunu da çekersiniz.

    Dogmatik bilgi ile doğru ve gerçek bilginin alakası bile yoktur….

    Hala A dayız yani…

    …B olmadı.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.