Ön-Türk damgaların kutsallık içeren kavramlarla ilgili simgeler olduklarından söz ettim. Bu bakımdan şaman kişiler tarafından taşlara ve mağara içlerine kazınırlardı. Şaman inancına göre ise güneş kutsal bir gök cismi idi. Bu durum göz önünde tutulduğunda yönetici kişinin hem savaşan hem de mistik güçlere sahip olan, insan-üstü yapıya sahip bir kişi olması gerekiyordu.
Böyle bir kişiliğin simgesini güneş ile birleşik olan bir ok ifade ediyordu (Bkz. T harfinin gelişim başlıklı yazım). K harfinin kökeninde aynı yaklaşımı bulmaktayız. Orhon abecesinde dört adet K harfi vardır. Her birinin bağlandığı sesli (ünlü) harfler farklı olmaktadır. Resimde sol üst köşede görülen ok işaretleri OK, KO, ÖK ve KÖ şeklinde seslendiriliyorlardı. Aynı ok işareti Etrüsk abecesinde genizden gelen KH sesi için kullanılmıştır. Demek ki Etrüsk halkı, daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, Ön-Türk asıllı bir toplum idi. Konuştukları ve yazdıkları dil de Ön-Türkçe idi. Bugün bile yazılarının okunamayışı bu nedendendir.
Üst sağ köşede Finike abecesinin K harfini görüyoruz. Finike dilinde de bu işaret genizden gelen kalın KH sesiyle, KHAF adıyla anılıyordu. Demek ki aynı işaret, aynı ses değeriyle çok farklı iki bölgede ve hemen hemen aynı zamanlarda kullanılmıştır. Çünkü, hem Finike yazısı hem de Etrüsk yazısı M.Ö. aynı dönemlerde kullanılmaya başlanmış, sonraları Yunan etkisiyle Etrüsk yazısı değişikliğe uğramıştır.
Bu değişiklik sadece Etrüsk abecesinde değil, bizzat Finike abecesinde ve sonraları Yunan abecesinde görülür. Ok işareti olan Khaf harfi değişerek ok işaretinin ucu yan yatmış ve sola bakan bir K şeklini almıştır. Yunan abecesinde ise Kappa adı ile bugünkü K harfi ortaya çıkmıştır. Viking abecesinde ise farklı bir değişim oluşmuş fakat ok işaretinin asıl gövdesi olan düz dik çizgi varlığını sürdürmüştür.
Etrüsklerin İtalya yarım adasına girişi kuzeyden İsviçre üzerinden olduğunu söyledim. Alp dağlarının güney eteklerinde bulunan Valcomanica adlı bir bölgede kayalara kazılı birçok Etrüsk dönemi resim bulunmuştur. Bunlardan bir tanesi yukarıda görülmektedir. Başının üzerinde güneş simgesi bulunan kişi, kollarını iki yana açmış olan şaman OK kişidir.
Aynı simgeyi antik Mısır kültüründe görmekteyiz. Asıl yazılışı 3 adet sessiz harften, NKH harflerinden oluşmuştur. Zira antik Mısır dili bugünkü Arapça gibi sessiz harflerle yazılıyordu. Okunuşu ANKH olan işareti yukarıdaki resimde görüyoruz. Kanımca selendirmek için kullanılan a harfi yanlıştır. Doğrusu araya O harflerinin konmasıdır. Çünkü, Yuvarlak halka güneşi yani O harfini simgeliyor. Şu halde ONOKH şeklinde okunursa ON evren-güneş olmakta ve OKH kutsal şaman yönetici kişiyi ifade etmektir. Nitekim, halka kısmı hem güneş hem de yönetici kişinin (firavunun) başını simgelemekte, altındaki T kollarını iki yana açmış insanın bedeni olmaktadır.
Ön-Türkler Avrupa’da sadece İsviçre üzerinden İtalya’ya inmediler. Ayrıca batıda Fransa ve İspanya’nın güney bölgelerine de yerleşmişlerdir. Bugün bile varlıkları süren Bask milleti Ön-Türk kökenlidir. Dillerine verdikleri isim Bask dili olmayıp Özkara adıdır. Bu sözde L-R değişimi olduğu düşünülürse ÖZ-KALA, yani “dilin özü değişmeden kalsın” temennisi ve isteği yatmaktadır. Bu halkın kendilerine verdikleri isim ise Bask olmayıp Özkaldınak adıdır. Günümüz Türkçesi ile bile anlaşılan ÖZ-KALDIN-OK sözü ortaya çıkmaktadır.
İspanyanın Fransa’ya yakın bölgesine Katalunya denir. Bu söz şu şekilde anlaşılır hale gelebilir Catalunya yani, Katalunya adını OK-ATA-LININ-ÖYÜ. OK-ATA onların yönetici şaman kişisi olmakta ve iki sözcük birleşerek OKATA dan KATA ortaya çıkmaktadır. OK-ATALI ise oranın halkı olmaktadır. LININ söylenmesi zor bir takı olduğundan basitleşmiş LUN haline gelmiştir. Şu halde birleşince KATALUN sözü oluşur. –YA takısı ise bölge, ülke anlamında olup Ön-Türkçe ÖY sözünden türemiştir. Bugün bile kullandığımız “köy” sözü OK-ÖYÜ kök sözcüklerinin kaynaşması sonucu OK-ÖYÜ = KÖY olmuştur. Şu halde sonuçta “Ok Atalı’nın Öyü” = Katalunya haline gelmiştir.
yanlış yorumlama yapmışsınız.
k harfi ök ten türemiştir burada şeklini çizemiyorum ama dağ leçisi tamgası k harfini oluşturmuştur. Bu konuyla ilgili kazım mirşan ın yazılarına bakmanızı öneririm.
Dillerin tarihi çözümlense, insanlık tarihinin de çözümlenmesine çok önemli katkı yapacağını düşünürüm, ama Sayın Bilgisev neredeyse tüm dünyayı atalarımızın tohumladığını söyleyecek 🙂
Bu bana çok abartılı ve ürkütücü geliyor…
Özellikle “harf değişimleri” (örneğin bu yazıda , “L-R değişimi” dediği…) konusunda değiştirmeyeceği ve Türkçeye çeviremeyeceği dil yok gibi…
Dil bu denli taşınmaya ve aşınmaya gelmez diye düşünüyorum… En nihayetinde her coğrafyanın yerel seslerinin taklidi ve her coğrafyanın yerel nesnelerinin imgelemidir dil…
Ne diyelim, “erenlerin hikmetinden sual olunmaz” imiş:)
Not: Yazının girişindeki taş üzerindeki kazıntıda, ben Güneşe uzanan ok değil, güneşi başı üstünde taşıyan (Güneşe tapınan) bir insan görüyorum… Tıpkı “çocukluğumuzda” yaptığımız “çöp insan” figürleri gibi…