Tavuklar ve Ben

Dostumuz Seyit Bey ile küçük bir sohbet:

Ben: Şu anda toprak olarak bildiğimiz şey nedir biliyor musun? Dünya var olalı beri tüm varlıkların ölülerinden oluşan birikinti. Tabi bu, lav kayalarının üzerine serili  Ve toprağın ne denli üretken olduğunu biliyoruz!

S.Ö: Anlıyorum ki..
Bağışıklık Sistemimizi güçlendirmek gerek..
ama nasıl?
Merhaba.

Ben: Peki Nasıl?

SÖ: Siz varsınız ya!
Aloha..

Ben: :)))) Peki sadece saksı gibi dursam yetiyor mu, yoksa bi şey yapmam gerekir mi?

SÖ: Sevgili Azizem..
Tanıdığım günden beri..
eşelenen akılsız bi tavuksunuz..

aklı bu kadar önemseyen bi toplumda..
sizin kadar aklı dışlamış..
ve eşeleyip-çıkardıklarını..
sadece spor için..
hep başkaları ile karşılıksız paylaşmış
bi saksı ve her nasılsa benzeşmiş bi tavuk ile
rastlaşmadım..

Siz benim bağışıklık sistemimin öz’üsünüz. <3
Fark etmeyip faydalanmayanlar düşünsün. 🙁
Aloha..

Ben: Güzel tarif ettiniz Seyit Bey, bunu kopya edip saklayacağım, olur da tavuklar için bi daha biçimsiz bi şey düşünecek olursam kulağıma küpe olsun diye   Teşekkürler

 

Hayırlısı olsun.

Kültürümüzde bir şeyin hayırlısını istemek olumlu bir duyguyla gerçekliğimize kaydedilir. Dolayısı ile hem zeki bedenimiz hem de zihinsel tepkimiz bunu onaylar. Fakat gel gör ki uygulamada çoğu kez tam tersini yaparız. Dualar, olumlamalar her türlü simgesel yolla ve her an -aslında büyü olan-iç ve dış sesimizle İYİ ve Doğru olduğunu düşündüğümüz şeyleri bir bir sıralar ve onları talep ederiz! “Hayırlı olan iyidir” unutulup gider! Yaman bir insani çelişkidir bu.
Oysa “İYİ ve Doğru” olan ile “Hayırlı” olan birbirinden farklı olabilir.
İlki, bizim ve toplumsal kabullerimizin, taraftarlıklarımızın beklentisini içerir. Hayırlı olan ise, ihtiyaçlarımızın kuantumsal alanda ve bir çok farklı gerçeklik boyutunda bileşenlerini bilemeyeceğimiz örgüler, mayalandırmaların sonucudur. Görünmeyen gizemli bir mutfakta koca bir kazanda pişmektedir. Onu biz bulunduğumuz boyutta gerçekleştiğinde şans ya da kaza diye tanımlarız. O derece absürd gelebilir 🙂
Bütün bunları en basit bir oyunda her an tekrar tekrar görüp fark etmek kaçınılmaz. Evet Ayrılıklar hem tatlı hem de kederlidir.
Hayırlısı olsun. Aloha

Anılardan…

Hayatımda birçok meslek yaptım, hepsini de severek yaptım. Zaten yaptığım şeyi severim nedense, ben onu seçeyim ya da o beni seçsin galiba fark etmiyor. Sorumluluk duygum yaradılıştan yüksek programlanmış belki o sebeple biraz titizlendim fakat hiç bir zaman ifrata varmadı titizliğim, hep derdim ki %70 i tuttursam yeter. 🙂 Kervanın yolda düzeleceğine dair bir iç sesim olur fakat ben bu sezi üzerine yan gelip yatmam yine de elimden geleni yaparım. Bunun üstüne çıktığım konular da olmuştur ama işin o kısmıyla pek ilgilenmedim.
Uzun hayatım boyunca severek yaptığım işlerden en sevdiğim -ne zaman düşünsem aynı sonuç çıktığına göre galiba yaradılışıma en uygun olanıdır bilemiyorum-, bilgisayar programı yazmak oldu. Bu olayı en başından en sonuna kadar yapabiliyor, yaşayıp yaşatabiliyordum.
Programın ihtiyaç haline geldiğini görüyor ve bunun için kolları sıvıyordum ve başlıyordum sistem analistliğine. Zaten program yazılacak konunun detaylarını biliyor olurdum ama bununla yetinmez, programı kullanacak olan kişilerle uzun zaman geçirir, ihtiyacın detaylarına dair tüm verileri toplardım. Değişkenler ve sabitler üzerine akılcı ve uygulanabilir doğru seçimleri yapabilmek için titizlenirdim. Sonra onları bir araya toplardım ve fayda analiz noktasını hesap etmeye çalışırdım. Çünkü programlama bir ” giriş ve çıkış” dansıdır. Ne kadar veriyi ne kadar zaman harcayarak gireceksiniz ve bundan ne tür faydalı bir çıkış umuyorsunuz. Alınması amaçlanan sonuçta, zaman ve emek korelasyonu çok önemli. Hiç bir program tüm değişkenleri dikkate alamaz. Detaylar içinde kaybolunur ve kullanıcılar bunun yararsızlığını bilinçli ya da bilinçsiz fark ederek programı kullanmayı reddeder yeniden ana baba hesabına dönerler!
İşte bütün bu hesapları yaptıktan sonra, hayalinizde çalışan programı verdiği raporları, yaptığı hesapları bir bir görüp tatmin olduktan sonra iş sembolik inşa kısmına geliyordu. Harika bir başka süreç de buydu. Programları yazarken yanlız ve ferah bir oda ve klasik müzik müthiş bir eşlikçi olurdu. Programı yazma sürecim genelde kısa sürerdi. Son noktayı koyduğun an müthiş bir merak hakim olur, acaba çalışacak mıdır? Önceden hayalimde gördüğüm sonuçları verebilecek midir? Hevesle örnek veriler girip programı çalıştırma komutuna basarsın ve onun şimşek hızıyla yaptığı hesaplamaları bir an beklersin ve biiiip… hazırım şimdi hangi sonucu istiyorsun dile benden ne dilersen gibi bir sestir bu 🙂
En acilinden başlayarak istemeye başlarsın. program çalışmaktadır. Bu nasıl bir sevinçtir anlatmak zor, ben bunu senelerce yaşama zevkine eriştim. Bir çok şirketin ve onun çalışan bileşenlerinin işlerini kolaylaştırdım, kendi işlerimi de kolaylaştırdım tabi. Bu da alınan zevkin bitmeyen hep süren kısmı oluyor. Bir annenin çocuklarını uzaktan seyredip mutlu olması gibi.
Bir programın işlevsel olabilmesi için, önceden manuel yapılan işlerin hepsini yapabilip daha kısa zamanda daha geniş-derin analizlere yer verebilmesi, seçimler sunabilmesi, yeniden yeniden yorulmadan deneme konusunda azimle programlanmış olması gerekir. Bu zaten insanın yaptığı bir şeydir ama onun daha kısa zamanda daha çok şey yaşamasını ve denemesini sağlar, mevcut imkanından daha büyük resmi görebilmeyi hemen herkes için mümkün kılar. Bir anlamda insan hayatını uzatan ve kolaylaştıran bir işlevi var da diyebiliriz belki. Tabi iyi düşünülmüş programlardan bahsediyorum ve geçerliliğini yitirenler hemen değiştirilmeli ya da seviyesi artırılmalı. Programlar asla sabit kalmaz, putlaştırılmaz, güzel tarafı da budur. Sadece ihtiyaca cevap verdiği kadar yaşarlar, sonra yine insanlar tarafından evrilmeye mecbur bırakılırlar.
Nerden aklıma geldiyse, güzel güneşli bir günden aloha.
*
Aslında her söze başlarken özür dilemek lazım… Sebebi söz ayrımcılık üzerine kuruludur. Ve her ne kadar tutarlı-samimi bir şey söylemiş olsak da saçmalamanın daniskasıdır. Mümkün olduğunca az söz söylemeye çabalasak da kendi adıma sus pus oturamadığım için söze en iyisi peşin özürle başlamak 🙂
*

Devamını oku “Anılardan…” →

Dünyanın en rahatlatıcı on şarkısı

https://www.youtube.com/watch?list=PLQsKUZpf5dzDol5yfN-2A7PBMR7GzqmRU&v=3cIuqt2yKds
On şarkı yaklaşık 45 dakika sürüyor bu videoda. Ben dinlerken çok bariz bir gevşeme, neşelenme, umursamazlık, beklentisizlik gibi hisler duydum. Ayrıca daha ilk parçanın sonundan başlayarak çevremde, evimin binamın çevresinde su damlası gibi nötr bir baloncuk oluştu ve genişledi. Sanki sadece beni değil çevremdeki alanı da nötrleyen bir etkisi olduğunu hissettim.
Eğer böyleyse bu videoyu dinlediğimiz her bir kişinin olduğu yerde armonik/huzur dolu bir adacık oluşuyor ve buna giren çıkan tüm insanlar -ne olduğunu bilmeseler bile- bu nötürlenmeden nasiplerini alıyorlar demektir. Çok hoş. Aloha
*

Devamını oku “Dünyanın en rahatlatıcı on şarkısı” →

Öğretmenlerimize sevgiyle

15123390_1336600569695025_7445109720865157465_o

 

Genç-yaşlı, resmi-gayrıresmi tüm öğretmenlerimizi muhabbetle selamlar, teşekkürlerimi sunarım. Ana-babalıktan sonra en sınırsız-sorumlu mesleği icra eden bu insanlar, farkında olsun ya da olmasınlar toplumun sosyo psikolojik mimarları olarak büyük bir görev üstlenmiş durumdalar, bu her zaman ve yerde böyleydi.
Sabır, incelik ve metanet onlarla olsun. Allah tüm ana-babalar ve öğretmenlere anlayış derinliği versin. Sevgilerimle

Lemurya’da yaşamak, mitolojik cennet bahçesinde yasamak gibiydi. Lemurya yolu
*Tüm öğretmenlere armağanım olsun

15193624_1336564876365261_200877121760596290_n-1