içgörü – V

Kan pıhtısı boyalı
“düş”-üş-lerimin parmaklıkları
boydan boya küfürler kaplı
duvarları.
(/ve eksik
(/-kendisinden bahsetmeyeceğim-
(/ve eksik olan şey,
(/eksik.)
üç beş maske-ucuzdan-
bir o kadar yanlış var-fazladan-
ellerimde, yaktığım canların kar payı
kanlar kaplı.
(/eksik olan şey.
(/-hayır! Bir erkek değil o!-)
düşler düşlüyorum ne zamandır
düşmesiz.
ve zamanlar, tik-taksız
sessizliksiz.
bir umut var cebimde
tek kullanımlık
tek bir an
tek bir mısra
için.
son yahut sonsuz.
(/-eksik olan şey!
(/off! bu böyle olmayacak)
hatadan dönmeden, hatayı düzeltmek
bir sarı noktayı silmek için
tuvali sapsarı boyamak
bir sözcükten, bir şiir yaratmak
gibi değil bu.
aşkı düşünüp gülümserken
aşığı düşünüp sövmek ne gibi ya?
diken batması gibi, dostun, toprağın üzerinde
ayağına.
(/off! eksik olan da,
(/çok fena eksik vallaha!)

”Aşk” dedim…

”Sevmek” dedim.
“Yoluna ölmek” dedi..
“Yol” dedim..
“Alıp başını gitmek” dedi..
“Gitmek” dedim..
Bir “Ahh” çekip, “Dostlardan ayrılmak” dedi..
“Dost” dedim..
Durdu.. Bana baktı… “Dost” diye mırıldandı..
“Yüreğime nasıl koysam bilemediğim” dedi..
“Yürek” dedim..
“Dünyaları içine sığdıramadığım” dedi..
“Dünya” dedim..
“Hayatın bir yüzü” dedi..
“Yüz” dedim..
“Ardında ne gizli bilemediğim” dedi..
“Giz” dedim..
“Hep çözmeye çalıştığım” dedi..
“Çalışmak” dedim..
“Bitmeyecek öykü” dedi..
“Öykü” dedim..
“Binlercesini içimde gizliyorum” dedi..
“Gizlemek” dedim..
“işte, her şeyin bitimi” dedi..
“şey” dedim.. “SEVDA” dedi..
“SEVDA” dedim..
“Peşinden koştuğum” dedi..
“Koşmak” dedim..
“Hayat, bir maraton” dedi..
“Hayat” dedim..
“Öyle kısa ki!” dedi..
“Niçin kısa?” diye sordum..
“Yaşanacak çok şey var, zaman yok” dedi..
“Yaşanması gereken ne var? ” diye sordum..
“Aşk” dedi. “Kaç kere?” diye sordum..
“Bin kere” dedi, “Milyon kere”
“Neden bir kere değil?” diye sordum..
“Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk” dedi..
“Önce ona varsan olmaz mı?” diye sordum..
“Keşke olsa” dedi, “Ama önce yoğrulmak gerek”
“Acı çekmek mi?” diye sordum..
“Evet, aşk acısında yok olmak” dedi..
“Yok olunca!” dedim..
“işte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın” dedi..
“Gerçek aşk!” dedim..
“Büyük o!” dedi..
Durdum… Durdum… Ve sustum!
“Neden sustun?” diye sordu.
“Yüreğim titredi sanki” dedim..
“Neden?” diye sordu..
“Bilmiyorum” dedim.. “Büyük O!”
“Evet” dedi, “Büyük O!”
“Nerede?” diye sordum..
“Her yerde” dedi..
“Nasıl?” diye sordum..
“Yüreğini aç” dedi..
“Yüreğimi açmak!” dedim..
“Bir tebessümle bak her şeye” dedi..
“Tebessüm” dedim..
“Her kapynyn anahtarı” dedi..
“Kapı” dedim..
“Girmeden bilemezsin” dedi..
“Ya korku!” dedim..
“Bilinmeyenden korkar insan” dedi..
“Ben bilmiyorum” dedim..
“Neyi?” diye sordu..
“Ben’i” dedim..
“Sen kimsin?” diye sordu..
“Ben kimim?” diye sordum..
“Sevgiyle beslenensin” dedi..
“Kimin sevgisiyle?” diye sordum..
“Büyük O’nun” dedi..
Durdum.. Durdum.. Yine sustum..
“Kimsin?” diye sordum..
“SEN’im” dedi…

KUŞLARA KUŞKULU SORULAR

I.Kelaynak

yalın ayak
başı kabak
kelaynak
aynaya en son kim bakacak

II.Hakkerim

kadılar müftüler gördün
hakemdir
hakimlere sordun
kuş oldun diyar uçtun
hakkın “kerim”de olduğunu
ner’de gördün

III.Muhabbet

ömür şeysin muhabbet kuşu
ayırt etmezsin adamın hasını, posasını
neler konuşursun neler
nereden bulursun bunca lakırdıyı
has mısın haspa mısın, anlayamadık
muhabbet olsun diye maksadın,
bizimle kafa mı bulursun

bir şey anlatmaksa derdin,
çok beklersin muhabbet ola
nerede bizde kuşdilini öğrenecek o kafa

IV.Papağan

seni gidi dalkavuk kuş
yaranacağını mı sandın bize
birde çatlatırcasına öğrendin dilimizi
boşuna uğraşma çözemezsin halimizi
sen yarım,
biz yamalak
ahmak kim,
erdem hangimizde
kim,
kimin içinde

İhtiyaç duyulan çılgınlık…

Sevgim bir humma,
Hastalığım iyileştirilemez,
Mantığımı geride bıraktım.
Çılgınlıkla hep sürecek bir rahatsızlık içinde
Düşünçelerim, sözlerim hep delilerinki gibi
Gerçekle alakası yok beyhude hepsi…
shakespeare

Tıp bilimi bin yıldır aşkın bir hastalık olduğunu kabul etmektedir. Modern bilim teorilerini de göz önünde bulundurduğumuzda aslında bu tür bir yaklaşım uygun düşmektedir. Aşkın bir tür hastalık olduğunu düşünmek bize niye aşık olduğumuz ve aşkı neden, hissettiğimiz biçimiyle hissettiğimiz hakkında çok önemli ipuçları sunabilir.
Hastalık benzetmesinin çok aydınlatıcı bir temele dayandığı söylenmektedir. Eğer gerisinde yatan ince mantığı izlersek şu gibi sorulara cevap verebiliriz.
Erkekler niçin kadınlara nazaran daha sık aşık olurlar?
Neden kadınlar erkeklere oranla aşkla daha derinden esir olurlar?
Neden bütün aşıklar eşlerini en azından belirli bir süre boyunca güzel görürler ( gerçekte nasıl göründüklerine aldırmadan)
Neden insanlar aşık olduklarında şiir yazmak isterler ( daha önce hiç yazmamış olsalar bile )
Neden insanın kalbinin kırılması bu kadar acı verir?
Ve neden vahşi, tutkulu aşklar çok kısa ömürlü olur?
Ve siz, aşkın bir tür hastalık olduğu fikrine katılıyormusunuz?