Deneyimlemek

Dün arkadaşlarla geçen sohbetimizi hatırladığım kadarıyla aktarmaya çalışacağım.

xenix: Yeni gelişen nesille ilgili bir takım tespitlerim var. İnternet üzerinde okudukları şeyleri yaşamış gibi anlatıyorlar. Oysa deneyimlemeden, bir şeyi okuyarak nasıl tecrübe kazanılabilirki.

O: Okunarak yaşanmış gibi deneyimlenebilir ama.

xenix: Nasıl olur? Bugün hangimiz bir yemeği okuyarak deneyimlemiş oluruzki. Mesela yemek yemeyimi tercih edersiniz yoksa bunu okumayı mı?

O: Ben tabiki yemeyi tercih ederim. Ama insanlar bunu tercih etmedende yaşamış olabilirler. Ne tür örneklerle karşılaştın mesela sen.

xenix: Mesela bir arkadaşım, şu ortalıkta dolaşan tabu sohbetleri vardır. Mail olarak gelmiştir mutlaka. Benim çok eskiden bildiğim bir takım ilginç yazılı anıları, sanki kendi yaşamış gibi anlattı.

Özne Enerjisi

Özne olmak zor, şey olmak kolaydır, dedim. Neden? Çünkü özne doğrudan doğruya enerjidir. Enerji de iş yapmak durumundadır. Enerji atıl kalamaz. Sürekli üretir, dönüştürür ve kendi de dönüşür. Enerji aynı durumda, eylemsiz, kalamaz. Sürekli eylem içinde olmak zorundadır. En temel eylem de düşünce eylemidir.

İşte bu bakımdan beynimiz sürekli faaldir. Çünkü her insan faildir de ondan. Ancak, anlamlı faaliyet (eylem) olduğu gibi, anlamsız eylem de vardır. Peki ama bu “anlam” konusuna kim karar verecek? Kimin eylemi anlamlı, kiminki anlamsız? Nasıl yapacağız bu ayırımı?

Yanıtı çok kolaydır. Her insanın eylemi kendisi için anlamlıdır. İnsan anlamsız bir eylem yapamaz. İstese de yapamaz. Ama, bana anlamlı gelen eylem size anlamsız gelebilir. Demek ki, “anlam” kişiseldir. Her insana göre farklıdır. Dolayısıyla “Anlam görelidir”.

Düşünmeyi Düşünmek

Düşünüyorum, ama nasıl düşünüyorum? ve daha da önemlisi, neden düşünüyorum?

Nasıl düşünüyorum? Sorusuna yanıt arayan pek çok insan şu sonuca varmış: “İnsanlar kavramlarla düşünür” Kavram olmasa düşünce de olmaz. Kavram ise bir soyutlamadır. Aklımızın bir konuyu veya olayı kavrayabilmesi için gerekli olan düşünce birimlerine kavram diyoruz. “Kavram” bir sözcük olsa da bir tasarımdır. Zihnin soyut bir yorumudur.

Demek ki, düşünürken hem soyut kavramlar üretiyoruz, bir de üstelik onlarla oynayıp yorumlar yapıyoruz. Daha da ilginci, bu yorumlara kendimiz de inandığımız gibi, yorumlarımızın doğruluğuna diğer insanları da ikna etmeye çalışıyoruz. İlginç doğrusu.

Kavramlarla bir mantıksal yapı oluşturmaya “bilimsel düşünce” veya “felsefi düşünce” diyoruz. Birinde doğa ile bir ilişki kurma çabası var, diğerinde (felsefede) bu çaba dahi yok. Bu iki tür düşünce yapıtı, tutarlı ve saygın bir yorum olarak ciddiye alınmalıdır. Çünkü bu düşünce türlerinde doğayı, insanlığı ve yaşamı sorgulayıp anlamlı ve tutarlı yanıtlar arama gayreti vardır. Üzerinde uzun uzadıya tartışılan düşünce ürünleri bu tür olanlardır.

Fizik ve Metafizik

Doğaya bakan eski insanlar iki ayrı alem (gerçeklik alanı) görmüşlerdir. Bunlardan biri dünya ve dünyada olan çeşitli değişimler, hareketler ve ilişkilerdir. Diğeri ise gökte gördükleri uzak nesneler ve onların hareketleridir. Böylece ay altı ve ay üstü evreni ayırmak fikri doğmuştur. Çünkü ay altındaki evreni yakından tanıyabiliyor ve bir miktar kontrol da edebiliyorlardı. Oysa ki ay üstü evren (güneş ve yıldızlar) tümüyle insanların kontrolü dışında, erişilmesi mümkün olmayan, uzak bir gerçeklik olarak varlığını sürdürmekte idi.

     Bu iki evreni ayırınca insanlar ay altı evreni inceleyen disipline “fizik”, ay üstü evreni inceleyen disipline de “metafizik” dediler. Metafizik, <strong>fizik-ötesi</strong> anlamını taşır. Günümüzde metafizik demek fiziksel olmayan, ruhsal alemle ilgili görüşler içeren disiplinler anlaşılmaktadır. Oysa ki metafizik sözü ay-üstü evreni inceleyen disiplin, yani astroloji için kullanılmıştır. Eski dönemde ay üstü evren ruhların evreni sayıldığından bu görüş yerleşmiştir. Çünkü, ölen insanın ruhu, özellikle yöneticilerin ruhu, yok olmadığına inanılıyordu ve göğe yükselip bir yıldız olarak varlığını sürdürdüğü inancı hakimdi. Gök cisimlerinin hareketlerini izleyerek geleceği tahmin etmenin mümkün olduğu inancı da vardı. 

Eski insanlarda gök merakı geleceği tahmin etmek, yani bugünkü duruma bakarak yarını bilmek gereksiminden türemiştir. Burçlar ve yıldız falı ile eski Maya takvimi hep bu gereksinimin ürünüdürler. Güneşe de o dönem insanları, bir yaşam kaynağı olarak, kutsal bir varlık olarak, veya daha doğru bir ifade ile kutsal varlığın bir nesnel görüntüsü olarak bakmakta idiler.

Düşüncenin Boyutları

Evet, söyleyeceklerim var. Bir bakış açım, bir dünya görüşüm, bir düşünce duruşum var. Bunlar ilginç mi? siz karar vereceksiniz. İsterseniz, başlıkları şöyle bir gelişi-güzel sıralayayım. Yazılarım aynı sırayı takip etmese de değineceğim konular şunlardır:

Bilim düşüncesi, Fizik bilimi, Modern Fizik kuramları, Evren, Zaman ve mekan, Düşüncenin yapısı, Mantık çeşitleri, Sonsuzluk kavramı, Sonsuzluk Çeşitleri, Varlık ve Yokluk hakkında, İnsan Düşüncesi ve Psikolojisi, Metafizik, Matematik, Geometri, Evrenin Geometrisi, Evrenin yapısı ve Modelleri, Canlılık ve cansızlık, Hareket ve duraganlık, ………gibi daha birçok benzer konu.

Eğer bilim ve bilim felsefesi ile ilgili iseniz sizin için ilginç olabilir. Ama, güncel konular peşinde iseniz, gündemle ilgili pek fazla yorum bulmayabilirsiniz.