Aklın düşünebildiği her şey kazanılabilir…

Stone’la calısırken, kendisi bana;”Senden bir hedef belirlemeni istiyorum; bu oyle buyuk bir hedef olsun ki, onu elde ettiğinde, seni cıldırtsın ve ona ulasmanın tek nedeninin, sana ona hedef koyarak ulasacagını öğretmiş olmam oldugunu anlamanı saglasın.” Yılda ortalama sekiz bin dolar kazanıyor oldugum o donemde; ”Yılda yüz bin dolar kazanmak istiyorum.” dedim.Bunu nasıl basaracagıma dair hiç bir fikrim yokdu.Hiç bir stratejim olmamasına, hiç ihtimal vermememe ragmen; ”Bunu ifade edeceğim, buna inanacagım, bu dogruymus gibi davranıp, bunu yayacagım.” dedim ve oyle yaptım…

Bana öğrettiği seylerden biri, her gun gozlerimi kapayarak, hedeflerime simdiden ulasmıs oldugumu zihnimde canlandırmakdı.Yuz bin dolarlık bir banknot hazırlayarak bunu tavana yapıstırdım. Böylece, uyandıgımda ilk yaptıgım sey yukarı bakıp o banknotu gormek olacak, bu da bana boyle bir duam oldugunu hatırlatacaktı.Sonrasında ise gozlerimi kapatarak, bu yılda yuz bın dolarlık yasam biçimini yasadıgımı zihnimde canlandıracaktım.Otuz gun boyunca onemli bir sey yasanmaması yeterince dikkat cekiciydi.Ne bana atılım yaptıracak herhangi bir buyuk fikir aklıma gelmişti, ne de kimse bana para teklif etmişti…

BALIKÇI İLE RUHU

Her akşam genç Balıkçı engine çıkıp ağlarını denize salardı.

Rüzgâr karadan estikçe ya hiçbir şey bulamaz ya da pek az bir şey tutardı; çünkü bu, tatsız tutsuz bir rüzgârdı. Ona karşı çıkanlar sert dalgalardı. Ama rüzgâr kıyıya doğru esince balıklar enginlerden gelir, ağının gözlerine kendilerini atar, o da çarşıya götürüp onları satardı.

Her akşam denize çıkardı, bir akşam ağ öyle ağırlaşmıştı ki kayığıın içine çekemedi. Kendi kendisine gülüp, “Kesinlikle bütün yüzen balıkları birden tuttum. Belki de insanları meraka düşürecek iri bir canavar ya da büyük Kraliçe’nin hoşuna gidecek korkunç bir şey yakaladım,” diyerek bütün gücünü topladı ve kollarında tunç bir vazonun üstündeki mavi mine menevişler gibi uzun damarlar belirinceye kadar asıldı. İnce iplere sarıldı, yassı mantarların halkası da yaklaşa yaklaşa, sonunda ağ suyun üstüne çıktı.

Kaç Ayak Var?

Bir Otobüste 7 Çocuk var,
Her Çocuğun 7 Sırtçantası var,
Her Sırtçantasında 7 Büyük Kedi var,
Her Büyük Kedinin, 7 Küçük Kedisi var,
Her Kedinin 4 Ayağı var.

SORU : Otobüste kaç Ayak bulunmakta?

Cevabı Buraya Yazınız:


Tebrikler, Doğru Cevap“;
}
else
{
echo “Malesef, Yanlış Cevap“;
}

}
?>

Kamp ateşi

-Elif, inanılmaz bir şekilde insanlar seni seviyorlar. Bu işin sırrı nedir? Yani sen ne yapıyorsun da insanlar seni bu kadar önemsiyorlar, seviyorlar?
– Şafak; küçükken bir izci kampına katılmıştım. İzci kampında bayıldığım bir şey vardı: Kamp ateşi. O, sihirli bir şeydi. Kamp sırasında hepimiz hipnotize olmuş gibi onun başına toplanırdık. Sonradan kamp ateşi üstüne çok düşündüm ve onu kendime bir yaşam felsefesi haline getirdim.
– Nasıl yani, kamp ateşinden nasıl yaşam felsefesi olur?
– Kamp ateşi, öncelikle herkesi yanı başına davet ediyor. Hiç ayrım yapmaksızın. Yani ne ırka bakıyor, ne cinsiyete, ne dine bakıyor ne de tuttuğun spor takımına… Güzelliğinle de ilgili değil, dış görünüşünle de… Zengin ya da fakir olman da fark etmez. O seni sadece yanına çağırıyor. Bu öyle güçlü bir çağrı ki, herkes yanındakini sevsin sevmesin oraya gidiyor. Kamp ateşi, yanına gelenlerin içini ısıtıyor; onlara ışık veriyor. Yanına gelenleri dinliyor. Onların anlattıklarını yargılamıyor; sadece dinliyor. Anlatılanlar doğru da olsa, yalan da olsa, anlatan kişi abartsa da sadece onları dinliyor ve tüm sıcaklığını ve ışığını vermeye devam ediyor.
Ben de yaşamımda böyle yapmayı seçtim. Bir kere, çevremdeki herkese önyargısız yaklaşıyorum. Hangi siyasi görüşten, hangi çevreden geliyor ya da kiminle ne çıkar kavgası var; hiç ilgilenmiyorum. Gelen kişiyi olduğu gibi anlamaya çalışıyorum. İlişkilere önyargısız başladığım gibi, yargısız devam ediyorum. Yani insanları kategorize edip, “sen şöyle dedin, demek ki şundanmışsın” demiyorum ya da “siz hangi taraftansınız, necisiniz” diye sormuyorum. Öncelikle, insanlara bir kabul edilme duygusu, sıcak bir karşılama, sıcak bir dostluk vermeye çalışıyorum.
Hem okuyorum hem de yeni birçok şey deniyorum. Çevremdeki insanları dinliyorum. Bu bana öyle çok bilgi veriyor ki, hemen her zaman anlatacak bir şeylerim var. Kamp ateşinin önyargısızlığını bilgiye karşı da kullanıyorum. Böylece yeni gelen tüm bilgileri de alabiliyorum. Bütün bu bilgiler, konuşmalarıma yansıyor. İnsanlar, anlattıklarıma karanlıkta buldukları ışık gibi yaklaşıyorlar. Bir kamp ateşi gibi anlatıyorum, aklımdan geçenleri… Kamp ateşinin bir iddiası yoktur; ormanı aydınlatacağım demez, o an oraya ışık verir sadece, kamp sakinleriyle sohbet eder.
Kamp ateşinin bir özelliği de, bu ateşi yakmanın değişik yolları vardır. Kibritle de ateş yakılır, sürtünme gücüyle de, büyüteçle de, hatta bir buz parçasını büyüteç olarak kullanarak da ateş yakılabilir. Ben de çoğu zaman sohbet etmeye, insanları dinlemeye, sıcaklığımı ve ışığımı paylaşmaya hazırım.
İnsanlar, hep de benimle birlikte değiller. Kamp ateşi sürekli yanmaz. İzciler ateşle vedalaşır, giderler. İhtiyaç olunca yeniden yakarlar. Ben de onlar bana ihtiyaç duyduğunda hazır olmaya çalışıyorum; ama her zaman yanlarında değilim. Öyle her çağırdıklarında da sanılanın aksine gitmem. Kamp ateşi her zaman kolayca yanmaz; hem bazen benim de keyfim olmaz, bazen ben de kolayca tutuşmam. Çaba harcandığına inanırsam, hemen gelirim ama.
İnsanlar, bir ateşi beslemek için kendileri odun toplar getirirler. Gerçekten benimle ilişkiye giren insanların birçoğu, bazen kendi öykülerini getiriyorlar, bazen başkalarının öykülerini…
Bir kamp ateşinden başka kamp ateşi kurmak mümkündür. Yanan odunlardan birini alıp başka bir odun kümesini tutuşturabilirsin. Bazen benim anlattıklarımı ya da yansıttıklarımı alıp başka insanların problemlerini de çözüyorlar.
Kamp ateşi, birçok işe yarar: Isınmak, kurumak ve elbiseleri kurutmak, işaret vermek, yemek pişirmek, içilecek suyu kaynatarak mikrop ve parazitleri öldürmek, duman saçarak sivrisinek gibi haşereleri kovmak. Ben de insanların yaşamında böyle farklı ihtiyaçlara hitap ediyorum sanırım. Bazısı derdini paylaşmaya geliyor. Bazısı yeni öğrendiği fıkrayı anlatmaya. Bazısı bir soru sormaya. Ben bir kamp ateşi gibi hepsini kucaklıyorum. Sıcaklığımı ve ışığımı paylaşıyorum.

YİNE AŞK :)

Aşk…
Öyle olmalı ki…
Gülümsetebilmeli seni, çekip gittiğinde.
Acılara değil, yaşanmış o çok özel anlara teslim olmalı insan gidişinin ardından. Gözlerde bir ışık olarak kalabilmeli. Ve dudaklarda hafif bir tebessüm…
“Çok güzeldi, yaşadım, yaşadık”, diyebilmeli.

Hiç beklemediğin anda geliveren, ve ergeç gideceğini bildiğin bu harika yaşanmışlık pişmanlık olmamalı anılarında.

Sen bir yer de, ve O çok yakınında ama uzaklarda olsa bile, ve sen asla bir daha onu göremeyeceğini, gözüne bir muzip, bir öyle… romantik bakamayacağını bile bile… kalbin bir buruk ama değişik bir sevinçle atabilmeli.

Bir kuşun kanat çırpışında heyecanlandırabilmeli seni, bir daha birlikte hiç bir kuşun kanadını göremeyeceğin sevgili. Birlikte belki bir çiçek koklama vaktinin bile olmadığı, ama dünyanın tüm çiçek kokularını sana duyumsatan sevgili…