İskenderiyeli Pagan Hypatia

hypatiaofalexandria

Hypatia (370–415), o zamanların üniversitesi kabul edilen İskenderiye’deki Museion’da felsefe, matematik ve astronomi dersleri vermiş, Platon ve Aristoteles’in tanıtılmasında dersleri etkili olmuştur.

O yıllar Antik bilimlerin ve Pagan felsefesinin sona erdiği ve Hiristiyanlaşmanın güçlendiği bir süreçtir. Doğa bilimleri ve matematik gibi alanlarda yoğun bir gerileme dönemi bu tarihlerden itibaren başlamış, yine dinlerin etkisinden kurtulunduğu rönesans dönemine kadar sürmüştür.

Hypatia çağının yegane bilim kadını olarak bilinir. Zeki ve güzel bir kadın olarak zamanındaki erkek dünyasında etkili olmuştur. Aritmetik alanında 13 ciltlik bir yapıtı söz konusudur. Daha sonra Kepler’in bulduğu gezegen hareket yasalarını yüzlerce yıl önce keşfedip açıklamaya çalışan kişidir.

Tarihte sık sık yaşandığı gibi cadılıkla suçlanarak acımacızca taşlanarak katledilmiştir. Etleri ve kemikleri sokaklarda sürüklenmiş, yakılmıştır.

Pagan felsefesinin bitmesi elbette doğa bilimleri ve matematikte yavaşlamanın en büyük sebeplerinden biridir. Hypatia’ya inancının ne olduğu sorulduğunda “Ben felsefeye inanırım” cevabı onun çağında yaşayanlardan ne kadar ileride olduğunun bir ispatıdır. Hatta rahatlıkla diyebiliriz ki çağımızdaki bir çok insandan da ileridedir.

Dunning-Kruger Sendromu

Televizyon izlerken birilerine bakıp da, “bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş” diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Ya da işyerinizde sizinle aynı veya daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?.. Onlara bakıp, “bu cahillik, kendinibilmezlik nasıl fark edilmez?” diye iç geçirdiniz mi?

Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD’li, bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:

“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.”

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:

Niteliksiz insanlar, ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da âcizdirler.

Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

Bitmedi…
Devamını oku “Dunning-Kruger Sendromu” →

Karailer

karailer

Karaköy kelimesi Karai Köy’den türemiş. Karai kelimesi Karai Yahudilerini ifade ediyor.

“Bizans döneminde bu bölgede ve karşısındaki Karaköy`de Yahudiler yerleşmişti. Bizans Yahudileri, Karaim kolundan geliyorlardı. Bu kolun Türk kökenli olduğu genellikle kabul görür. “Karaköy” adının aslının “Karai Köy” olduğu söylenir ki, akla yakın bir tezdir.”

Karailer (İbranicede Karaim) veya daha doğru bir deyişle Karaizm, Hazar İmparatorluğu sınırlarında, Hazarlar Şamanizmden Judaizm’e döndükleri sırada ortaya çıkmış.

Bu topluluk, Nazi ve Vichy kitabında şöyle tasvir ediliyor :

“The “unjewishness” of the Karaites of the Crimea and (to a lesser extent) of Eastern Europe, can be explained not only by ethnic linkage, but by their “ability to take on the colouring of the wider society. (It) was evident when they described themselves as Jews if they lived among Jews, as Turks when in Turkey, as Russians when in Russia and as Poles when in Poland” (E. Trevisan-Semi, Nazi and Vichy, 82).”

Yani kendilerini Türklerin arasında iken Türk, Yahudiler’in arasında iken Yahudi, Ruslar’ın arasında iken Rus, Polonyalılar’ın arasında iken Polonyalı olarak tanımlıyor/tasvir ediyorlar.

Hayatta kalmaları hangi şapkayı gerektiriyorsa, o şapkayı takıyorlar.

Bedevi Öyküsü


“Mal cimrilerde, Silah korkaklarda,Yönetim de akılsızlarda olursa iş bozulur.”

Devesiyle birlikte çölde yürümekte olan bir bedevi, güçlükle yürüyen, susuzluktan dudakları kurumuş bir adama rastlamış.

Adam bedeviyi görünce su istemiş. Devesinden inmiş ona su vermiş.

Suyu içen adam birden bedeviyi iterek, deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış.

Bedevi arkasından bağırmış:
“Tamam, deveyi al git ama senden bir ricam var.
Sakın bu olayı kimseye anlatma!”

Bu isteği tuhaf bulan hırsız biraz duraklayıp, nedenini sormuş:

Eğer anlatırsan, demiş bedevi,
Bu her yere yayılır ve insanlar bir daha
çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.”

Ufkumuzda, şafak türküleri tütüyor olacaktı.
Kardelenlerimiz çoktan yeşermiş olacaktı?..
Bedevi gibi derdimiz; deve değil de, kötülüğün yayılmaması olsaydı,
Millet olarak şimdiye dek çok şeyi halletmiş olacaktık
Menfaatimize göre değil, vicdanımıza göre yaşayacağımız bir hayat dileğiyle.

Tuğla Teorisi

tuglalar

Bir camı açık bir odaya 100 kadar tuğlayı belli bir şekilde dizili bırakın. Daha sonra odaya 2 veya 3 aday gonderin ve kapıyı kapatın. Onları kendi hallerinde bırakın ve 6 saat sonra odaya giderek durumu analiz edin.

Eğer tuğlalari sayıyorlarsa Muhasebe bölümüne yerleştirin. Eğer tuğlaları tekrardan sayıyorlarsa Denetçiler bölümüne yerleştirin.

Eğer odanın her yanına tuğla saçmışlarsa Mühendisliğe yerleştirin

Eğer tuğlaları garip bir düzende sıralamışlarsa Planlama bölümüne yerleştirin.

Eğer tuğlaları birbirlerine atıyorlarsa Operasyonlar bölümüne yerleştirin.

Eğer uyuyorlarsa Güvenlik bölümüne yerleştirin.

Eğer tuğlaları parçalara ayırmışlarsa Bilgi teknolojileri bölümüne yerleştirin.

Eğer boş boş oturuyorlarsa İnsan kaynakları bölümüne yerleştirin.

Eğer bir çok farklı kombinasyon denediklerini söylüyorlar ama bir tuğlayi bile yerinden kıpırdatmamişlarsa Satış bölümüne yerleştirin.

Eğer odada değillerse Pazarlama bölümüne yerleştirin.

Eğer camdan boş boş dışarı bakıyorlarsa Stratejik planlama bölümüne yerleştirin.

Ve son olarak;

Eğer biribirlerine bişeyler anlatıyorlarsa ve tek tuğla bile yerinden oynamamışsa,

Onlari tebrik edin

Ve Üst yönetime yerleştirin.