KÂİNAT (EVREN)

Yerler, gökler, güneş yıldızlar, gezegenler ve bütün yaratıklar Allahu Teâlâ’nın yarattığı bütün varlık âlemi.

Günümüz ilmî araştırmalarına göre Evrende milyarlarca galaksi vardır. Samanyolu da bu galaksiler arasındadır. Den yapılı kızgın bir gaz kütlesi olan Güneş de Samanyolunu oluşturan milyarlarca yıldızdan biridir. Çapı 1.393.000 km. olup Dünyamıza uzaklığı 149.600.000 km. dir. Güneşin ışığı bize sekiz dakikada ulaşmaktadır. İri bir gaz fırınına benzetilebilecek olan Güneş, saniyede 600 milyon ton hidrojeni helyuma dönüştürür. Yani bir saniyede binlerce hidrojen bombası patlamakta, hidrojen atomları helyum hâline dönüşmektedir. Güneş sistemi, henüz sayısı tam netleşmemiş gezegenlerden oluşmaktadır. Bunlardan iç gezegenler grubunda; Merkür, Venüs, Dünya ve Merih bulunmaktadır. Bundan sonra Asteroidler’in doldurduğu bir boşluk yer alır. Daha sonra da; Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton’dan oluşan dış gezegenler grubu bulunur. Aslında Güneş küçük bir yıldız olup dünyaya yakın olduğu için büyük görünür. Güneşten milyonlarca defa daha büyük yıldızlar vardır. Dünyamıza öyle uzak yıldızlar vardır ki, ışıklarının bize gelmesi için aradan yüzyıllar geçer. Bizim Samanyolumuzun komşusu Andromeda Nebula’sının kütlesi milyarlarca güneş kütlesine eşittir. Çapı ise 60 bin ışık yılıdır.

Milyarlarca yıldızdan her birinin ayrı ayrı gezegenleri ve uyduları bulunduğu gözönüne getirilirse bir galakside trilyonlarca gökküre olduğu söylenebilir. Yalnız Palamar’daki Hale teleskopunun görüş alanı içinde bir milyar nebula olduğu düşünülürse Evrenin büyüklüğü hakkında az çok fikir sahibi olabiliriz.

Evrende her şey hareket halindedir. Ancak yıldızlar galaksileri ile, uydular da yıldızları ile birlikte döndükleri için birbirlerine olan mesafeleri ve sistem içindeki yerleri pek değişmez. Güneş de kendi ekseni etrafında, bütün gezegenleri ve uyduları ile birlikte Samanyolu etrafında ve ayrıca, Samanyolu ile beraber evrende dönmektedir.

Hiç şüphesiz bu uçsuz bucaksız kâinat, Yüce Allah’ın eseridir. Nasıl ki basit bir elbiseyi düşünürken, onu diken bir terzinin olduğunu; bir bina gördüğümüzde, onu yapan bir ustanın bulunduğunu biliyorsak, kesin olarak biliyor ve inanıyoruz ki; Evreni, Evren içinde galaksileri, galaksiler içinde Samanyolunu; Samanyolu içinde yıldızları, yıldızlar içinde Güneşi ve diğer gezegenlerle birlikte Dünyamızı; Dünyamız içinde dağları, denizleri, nehirleri, ormanları, bitkileri, hayvanları, ormanları, bitkileri, hayvanları ve insanları yaratan yüce bir Rab vardır.

Kur’ân-ı Kerim ve Kâinat:

Kur’an-ı Kerim’de Evrenin yaratılışından, göklerden, gezegenlerden, yıldızlardan söz eden ve bunlar etrafında insanı düşünmeye, ibrete sevkeden pek çok âyet vardır. Bunlardan bazılarını sıralayalım: “Arş’ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel iş işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur…” (Hûd, 11/7)

“İnkâr edenler gökler ve yer yapışıkken onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi?” (el-Enbiyâ, 21/30)

“Allah gökleri gördüğümüz gibi direksiz yaratmış, sizi sallar diye yeryüzüne sabit dağlar koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip orada her hoş çiftten yetiştirmişizdir” (Lukman, 31/10-11).

“Gökleri yedi kat üzerine yaratan O’dur. Rahman’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü çevir bak, bir çatlak görebilir misin?” (el-Mülk, 67/3)

“Gökleri ve yeri yaratan, yukarıdan indirdiği su ile rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve Güneşi, geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah’tır” (İbrâhim, 14/32-33).

“Geceyi ve gündüzü, Güneşi ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri bu yörüngede yürür ” (el-Enbiyâ, 21/33).

“Gökleri ve yeri gerçekle yaratan O’dur ki ‘ol’ dediği gün hemen olur; sözü gerçektir” (el-En’âm, 6/73).

“Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O’dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir” (el-Bakara, 2/29).

“Güneşi ışıklı ve ay’ı nurlu yapan; yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için, aya konak yerleri düzenleyen O’dur. Allah bunları ancak gerçeğe göre yaratmıştır, bilen millete âyetleri uzun uzadıya açıklıyor. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında, O’na karşı gelmekten sakınan kimseler için âyetler (ibretler) vardır” (Yûnus, 10/5-6)

“Allah gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu bunda inananlara bir ders vardır” (el-Ankebût, 29/44).

Sıraladığımız âyetlerde “Bütün canlıların sudan meydana getirildiği” belirtiliyor, “duman halinde olan gök”den bahsediliyor. Anlaşılıyor ki Arş, kâinat yaratılmadan önce su üstünde idi. Yüce Allah diriliği ve canlılığı bu sudan meydana getirdi. Bilimsel araştırmalar bugün canlıların susuzluğa dayanamadığını gösterir. Çünkü bir su molekülü vücutta 7-14 gün kalıyor, sonra atılıyor ve yerine canlılık sağlayacak yeni su iyonları alınıyor. Bir hücrenin sağlıklı olması da çevresindeki su iyonlarının dengesine bağlıdır. Böylece canlının, fonksiyonunu yerine getirmesi demek olan diriliğin temel şartının şu olduğunu Kur’ân âyeti bize 15 yüzyıl önce haber vermiş oluyor.

İhtimal ki evren bir zamanlar sıvı haldeydi. O durumda ne kadar kaldığını Allah bilir. Sıvı, daha sonra gaz durumuna dönüştü. Böylece evrenin aslı gaz kütlesi haline geçti. Yüce Allah, bir patlama ile Evrenin oluşumuna yeni bir şekil verdi. Bu patlama sonunda Güneşten çevreye ateşten toplar savruldu. Dünyamız da bu alev toplardan biri iken milyonlarca yıl soğuma aşamasından geçti, zamanla ağır maddeler dibe çöktü, Dünya çekirdeğini oluşturdu. Bazı ilim adamlarının tahminlerine göre yükselen gazlar su buharına dönüşerek yağmur halinde yağdı, denizleri meydana getirdi. Âyetlerde de belirtildiği gibi Cenâb-ı Hak hava, su, toprak gibi unsurlara bugünkü özelliğini verdi; ısısını, dönüş hızını ve eğikliğiyle atmosferini insan ve diğer canlıların yaşayışına elverişli hale getirdi. Nitekim: “… Ardından yeri düzenlemiştir. Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir” (en-Nâziât, 79/30-31) âyeti buna işaret etmektedir. Ayrıca bu âyetteki”Yeri düzenlemiştir” ifadesi lugat bakımından incelendiğinde bunun elips şeklinde olduğu anlaşılır. Çünkü buradaki düzenlemek anlamındaki”dehâ” kelimesi “devekuşu yumurtası” anlamına da gelmektedir ki bu kuşun yumurtası elipse en yakın şekil olarak bilinmektedir. Diğer taraftan “Gökleri ve yeri gerçekten yaratan O’dur. Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar” (ez-Zümer, 39/5) âyeti de dünyanın yuvarlaklığına açık bir delildir. Buradaki “dolamak” kelimesi “küre şeklinde sarmak” demektir.

“Dağları yerinde donmuş gibi durur görürsün, oysa onlar bulutlar gibi geçerler… ” (en-Neml, 27/88). Bu âyette yeryüzünün kendi ekseni etrafında dönüşü kesin olarak açıklanıyor. Çünkü ilmi bir gerçektir ki, dağların bulutlar gibi yürümesi yeryüzünün dönüşüne bağlıdır.

Diğer bir âyette de “Allah sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları meydana getirdi” (en-Nahl, 16/15) buyruluyor. Bilimsel incelemeler göstermiştir ki, dağlar kaynamakta olan bir kazanın kapağı gibidir. Bu sayede yeryüzünün merkezindeki alev yığınları yukarı çıkamamaktadır. Üstelik dağların ağırlığı zelzelelere karşı da bir paratoner gibidir. Şayet dağlar olmasaydı yeryüzü devamlı bir sarsıntı geçirecekti, üzerine nehirlerin kurulması mümkün olmayacaktı.

Meallerini nakledeceğimiz şu iki âyette ise Güneş sisteminin hareket ettiği, gezegenlerin de birer yörüngede döndükleri açık bir şekilde belirtilir:

“Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir” (er-Rahmân, 55/5).

“Güneş de yörüngesin de yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah’ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez, gece de gündüzü geçemez, her biri bir yörüngede yürürler”(Yasin, 36/38-40).

En’âm sûresindeki bir âyette de hava basıncına işaret edilir:

“Allah kimi doğru yola koymak isterse onun kalbini İslâmiyet’e açar, kimi de saptırmak isterse göğe yükseliyormuş gibi kalbini dar ve sıkıntılı kılar…” (el-En’âm, 6/125).

Bilindiği gibi her yüz metre yükseklikte hava basıncı bir derece azalır ve yükseklere tırmandıkça nefes almakta güçlük çekilir. İşte yukarıda mealini okuduğunuz âyet bu ilmî gerçeği ifade ediyor, üstelik âyette göğe yükselmek deyimi kullanılarak uzay çağındaki gelişmelere de işaret ediliyor.

Hiç kuşkusuz şu âyetlerde de çekim kanununa işaret vardır:

“Gökleri gördüğümüz gibi direksiz yükselten Allah’tır” (er-Râd, 13/2)

“Allah gökleri gördüğümüz gibi, direksiz yaratmıştır” (Lukmân, 31/10).

“O, göğü yükseltmiştir, tartıyı (dengeyi) koymuşlar” (er-Rahman, 55/7).

“…Buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü Allah’ın tuttuğunu görmez misin?” (el-Hacc, 22/65).

Yukarıdaki âyetlerde açıkça belirtilen denge ile yükseltme ve tutmadan maksat itme ve çekme kuvvetidir. Böylece göğün düşmeyecek şekilde korunması Allah’ın verdiği çekim kanunu ile gerçekleşmektedir. İnsanları ve diğer varlıkları yeryüzünde tutan da Allah’ın koyduğu çekim kanunudur. Bu kanun olmasaydı insanlar ve diğer varlıklar Evrenin boşluğunda dağılıp parçalanırdı.

Bâzı âyetlerde geçen “yedi kat gök” ifadesi ise bir çok açıklamanın yanında günümüz bazı bilim adamlarınca şöyle açıklanmaktadır:

  1. Birinci gök: Dünyamızın Güneş sistemiyle birlikte bulunduğu uzay mekânı.

  2. İkinci gök: Galaksimizin bulunduğu uzay mekânı.

  3. Üçüncü gök: Galaksi grubumuzun uzay mekânı.

  4. Dördüncü gök: Galaksi gruplarının ortaklaşa düşünüldüğü Evrenin merkez radio-manyetik mekânı.

  5. Beşinci gök: Kuasarlar (yıldızlar doğuran tohum deposu yıldızlar)ın bulunduğu Evren mekânı.

  6. Altıncı gök: Kaçan yıldızların bulunduğu genleşen Evren mekânı.

  7. Yedinci gök: Bunun dışındaki evrenin sınırsız sonsuzluklarını temsil eden Evren mekânı (bk. Haluk Nurbaki, Kur’an-ı Kerim’den Âyetler ve İlmî Gerçekler, III, 14-15)

Yüce Allah Evrene ve Evren içinde Dünyamıza öyle bir düzen, öyle bir denge vermiştir ki, en küçük bir değişiklik halinde tüm gezegenler birbiriyle vuruşur, canlılar dünyasından hiç bir iz kalmazdı.

Şu âyetler bu dengeye açıkça işaret eder:

“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır” (el-Kamer, 54/49)

“Onun katında her şey bir ölçüye göredir” (er-Râd, 13/8).

Kur’ân’da işaret edilen bu ölçüyü ilmî gerçeklerle açıklayalım:

  1. Dünya kendi ekseni etrafında saatte bin mil yapar. Eğer böyle değil de saatte yüz mil yapacak kadar dönseydi, gündüz ve gece şimdi olduğundan daha uzun olurdu. Bu takdirde bitkiler gündüz yanar kavrulur, geri kalan olursa uzun gecede onlar da donardı.

  2. Dünyamız Güneşten o kadar ölçülü uzaklıktadır ki, bizi tam ısıtmaktadır. Eğer Güneşin bu sıcaklığı (hidrojen patlamalarının helyuma dönüşmesi) yarı yarıya azalacak olsa soğuktan donardık, yarısı kadar fazla olsa yanardık.

  3. Dünyanın 23,5 derecelik eğik durması mevsimleri doğurmakta, kıtaların birer buz parçası haline dönüşmesini önlemektedir. Bu eğiklik şayet iki derece fazla ya da iki derece noksan olsaydı yeryüzünde yaşama imkânı kalmazdı.

  4. Ay dünyamıza şimdiki noktasında ellibin mil ötede olsaydı yeryüzünde, med-cezir (gel-git) olayları çok müthiş olurdu ve bütün kıtalar günde iki kere su altında kalırdı.

  5. Eğer yeryüzünün kabuğu bugünkünden bir miktar daha kalın olsaydı bitkilerin yetişme imkânı kalmazdı.

6 Dünyanın çevresindeki atmosfer tabakası biraz daha ince olsaydı, bizden uzakta yanıp parçalanan binlerce meteor, dünyamızın her bölgesine çarpar ve her yeri yakardı.

  1. Bundan yaklaşık yüz yıl öncesine kadar insanlar ısınma ve enerji ihtiyaçlarını odunla karşılıyorlardı. Şayet kömür ve petrol çıkmasaydı bugün ormanlardan iz kalmayacak, dünyamız yaşanmaz bir duruma gelecekti. Halbuki Yüce Allah yeryüzündeki tüm insanlara yetecek ölçüde kömür ve petrol vererek insanlığın imdadına yetişti. “Göklerde ve yerde neler var, bir bakın” (Yunus, 10/101). Ve “O, yeşillikler bitirmiştir, sonra da kapkara kupkuru hale getirmiştir” (el-A’la, 87/4-5) âyetlerinin yeraltı zenginliklerinden kömür ve petrole işaret ettiği söylenir.

  2. Yeryüzündeki elementler Allah tarafından insanlığın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. Meselâ silisyum, potasyum, demir bileşiklerinden biri bile yeryüzüne verilmeseydi insanlık çok sıkıntıya düşerdi.

  3. Fizik kanunları yüksekten düşen bir cismin gittikçe hızlandığını söyler. Buna göre kilometrelerce yukarıdan dökülen yağmur suları dünyaya birer mermi gibi inmesi gerekirdi. Bir sağanağın yeryüzünde ne var ne yoksa tahrip etmesi, kafataslarımızı delip beyinlerimize işlemesi gerekirdi. Halbuki yüce Allah’ın koyduğu eşsiz düzen ve kanunla göklerden inen yağmur damlaları bizi okşarcasına akar gider ve ölüm yerine hayat, felâket yerine bereket getirir.

10 Yeryüzünü kaplayan bunca bitki, fotosentez yolu ile bize oksijen hazırlamakta; havanın terkibini, yaşayabilmemiz için gerekli dengede tutmaktadır. Şayet havadaki karbon miktarı daha fazla olsaydı canlılar için solunum zorlaşacaktı.

Gözlerimizi etrafa çevirip dikkatle baktığımızda atom çekirdeğinden hücreye, hücreden insan beynine, tohumdan ağaca, kum zerrelerinden kâinatın en uzak köşelerindeki galaksilerle kadar her şeyde ayın ölçünün geçerli olduğunu görüyoruz. İşte bir, her şeyi yoktan vareden Yüce Allah’ın, kâinata yerleştirdiği hassas düzen ve dengedir.

Kur’an-ı Kerim sık sık evrendeki ilâhî dengeyi hatırlatarak “akıllı insanlar için bunda ders ve ibret olduğunu” belirtir ve onları insana çağırır.

Hüseyin ALGÜL

65 yorum “KÂİNAT (EVREN)”

  1. Bakalım bu sefer tek seferde sorumuz anlaşılıp cevap alabilecek miyiz?

    Soru şu:
    Allah’ın varsayıldığı üzere sonsuz olduğunu düşünelim. Sonsuz olduğuna göre onun dışında bir şey olamaması lazım. Sonsuz bir varlığın dışında (haricinde) bir şey varsa sonsuzluğunu yitirmiş olur. O zaman bütün kainat, evren, melekler, şeytanlar, cinler, cennet, cehennem, insan, hayvan, bitki vs Allah’ın dışından bir yerden değil bizzat kendinden yaratılmış olması lazım. Yani Allah o zaman “yoktan” var edemez, anca “kendinden” yani “vardan” var edebilir.

    Yukarıda ki paragrafta xenix haklı mıdır?

    xenix

  2. “Sıraladığımız âyetlerde “Bütün canlıların sudan meydana getirildiği” belirtiliyor, “duman halinde olan gök”den bahsediliyor. Anlaşılıyor ki Arş, kâinat yaratılmadan önce su üstünde idi. Yüce Allah diriliği ve canlılığı bu sudan meydana getirdi. Bilimsel araştırmalar bugün canlıların susuzluğa dayanamadığını gösterir.”

    Önce diyor ki, kainat yaratılmadan önce arş su üstünde idi… Sonra insan için su çok önemlidir? Kainat yaratılmadan önce ne suyundan bahsediyor? Yine çekim kuvveti ile ilgili ayetler, tamamen yazarın tuhaf çıkarsamaları gibi…

    Bana hepsi çok zorlama geldi.

  3. “”Gökleri yedi kat üzerine yaratan O’dur. Rahman’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü çevir bak, bir çatlak görebilir misin?” (el-Mülk, 67/3)”

    Entropiyi nereye koyacağız bu ayette?

    Yedi kat göklerde bir zamanlar atmosferdi, şimdi galaksiler, kuasarlar, kaçan yıldızlar falan olmuş, :)) bilim biraz daha ilerlesin, o yedi kat aslında “paralel evrenler” denecektir.

  4. “1. Dünya kendi ekseni etrafında saatte bin mil yapar. Eğer böyle değil de saatte yüz mil yapacak kadar dönseydi, gündüz ve gece şimdi olduğundan daha uzun olurdu. Bu takdirde bitkiler gündüz yanar kavrulur, geri kalan olursa uzun gecede onlar da donardı.
    “

    Yemek yemeseydik ölürdük.Su içmeseydik ölürdük.Çalışmazsak, para kazanmazsak aç kalırdık.Açlıktan ölürdük.

  5. “2. Dünyamız Güneşten o kadar ölçülü uzaklıktadır ki, bizi tam ısıtmaktadır. Eğer Güneşin bu sıcaklığı (hidrojen patlamalarının helyuma dönüşmesi) yarı yarıya azalacak olsa soğuktan donardık, yarısı kadar fazla olsa yanardık.”

    Evdeki kombiyi 25 dereceye getirince süper oluyor.Açmayınca donuyorum.40’a falan getirince pişiyorum.Acayip bir iş bu.Her işin başı denge.

    “3. Dünyanın 23,5 derecelik eğik durması mevsimleri doğurmakta, kıtaların birer buz parçası haline dönüşmesini önlemektedir. Bu eğiklik şayet iki derece fazla ya da iki derece noksan olsaydı yeryüzünde yaşama imkânı kalmazdı.”

    Ben de neden diyordum.Aydınlatıcı oldu.

  6. “4. Ay dünyamıza şimdiki noktasında ellibin mil ötede olsaydı yeryüzünde, med-cezir (gel-git) olayları çok müthiş olurdu ve bütün kıtalar günde iki kere su altında kalırdı.”

    Ay büyük olsa manzara süper olurdu.

    “7. Bundan yaklaşık yüz yıl öncesine kadar insanlar ısınma ve enerji ihtiyaçlarını odunla karşılıyorlardı. Şayet kömür ve petrol çıkmasaydı bugün ormanlardan iz kalmayacak, dünyamız yaşanmaz bir duruma gelecekti. Halbuki Yüce Allah yeryüzündeki tüm insanlara yetecek ölçüde kömür ve petrol vererek insanlığın imdadına yetişti. “Göklerde ve yerde neler var, bir bakın” (Yunus, 10/101). Ve “O, yeşillikler bitirmiştir, sonra da kapkara kupkuru hale getirmiştir” (el-A’la, 87/4-5) âyetlerinin yeraltı zenginliklerinden kömür ve petrole işaret ettiği söylenir.
    “

    Çevreciler duymasın bunu.Ben güldüm sadece, onlar bununla yetinmez. Resmen hedef göstermişsin çevrecilere.Kimi mi?Anladın sen onu…

  7. “8. Yeryüzündeki elementler Allah tarafından insanlığın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. Meselâ silisyum, potasyum, demir bileşiklerinden biri bile yeryüzüne verilmeseydi insanlık çok sıkıntıya düşerdi.”

    Acaba diyorum şimdiki sıkıntılarımızın sebebi bu olabilir mi?Belki de vermediği elementler vardır.Vermemişki neyi vermemiş bileceksin.

  8. “9. Fizik kanunları yüksekten düşen bir cismin gittikçe hızlandığını söyler. Buna göre kilometrelerce yukarıdan dökülen yağmur suları dünyaya birer mermi gibi inmesi gerekirdi. Bir sağanağın yeryüzünde ne var ne yoksa tahrip etmesi, kafataslarımızı delip beyinlerimize işlemesi gerekirdi. Halbuki yüce Allah’ın koyduğu eşsiz düzen ve kanunla göklerden inen yağmur damlaları bizi okşarcasına akar gider ve ölüm yerine hayat, felâket yerine bereket getirir.”

    Kafalarına saksı düşen insanlar da düşünülse iyi olmazmıydı?Saksılarda bizi okşar gibi akıp gitseler ölüm yerine hayat, felaket yerine bereket getirseler iyi olmaz mıydı?

  9. Sn. Sonsuz Bilimin Kuran’ı yadsıyabileceğine inanmıyorum. Kuran bir fizik kitabı değildir. Ama içinde Evreni anlayabileceğimiz kadar bolca malumat vardır ve bilime yol göstermektedir diye düşünüyorum.

    Kuran bundan 15 asır önce gönderilmiş ve günümüze ışık tutuyor. Bilim daha geçen yüzyılda hız kazandı ve bugünkü haline geldi. Bilimin daha alacak çok yolu var! Ömrümüz yeterse görürüz. Kaldıki çağımızdan çok önceleri tarih öncesinde bilim ve teknoloji çağımızın çok ilerisindeydi. Piramitler ve eski çağ uygarlıklarının kalıntıları buna kanıttır. Daha sonra bilim gerilemiş ve tekrar ivme kazanmıştır.

    Dini bilgiler Evreni anlamamıza oldukça yardımcı olmaktadır. Tabi yukarıdaki yazarın görüşleri Kuranı ne kadar yorumlayabilmektedir? Bu meçhuldür. Yazarın kendi yorumlarıdır. Yetersiz kaldığı yerler olabilir. Konu hakkında yapılan bütün çalışmaları değerlendirmek lazım.

    Ben şahsen konunun uzmanı değilim. Fizik, matematik bilgim oldukça sınırlı. Konu hakkında daha çok bilgisi olanlar yorumlayabilir. Ama ben her zaman Kurandaki bilgilerin doğru olduğuna inanan biriyim. Zaten eğer Kuran yanlışlanabilse ben de müslüman olmaktan vazgeçerim. Bu kadar basit. Ama bu hiç bir zaman olamayacaktır.

    link to geocities.com

  10. “Sn. Sonsuz Bilimin Kuran’ı yadsıyabileceğine inanmıyorum. Kuran bir fizik kitabı değildir. Ama içinde Evreni anlayabileceğimiz kadar bolca malumat vardır ve bilime yol göstermektedir diye düşünüyorum.”

    Evet haklısınız, bugün müslümanların durumuna baktığımızda bunu net olarak görürüz.

    “Kaldıki çağımızdan çok önceleri tarih öncesinde bilim ve teknoloji çağımızın çok ilerisindeydi. Piramitler ve eski çağ uygarlıklarının kalıntıları buna kanıttır. Daha sonra bilim gerilemiş ve tekrar ivme kazanmıştır.”


    Şimdi üst taraf ile çelişmedi mi? Kuran o zaman bilimin gerilemesine mi sebep olmuş. Kurandan önce bilim daha ileriyse, insanlar kuran gelince bence bilimi bir kenara bırakıp bilimle uğraşanlarıda kafirlikle suçlamakla meşgul olmuşlardır belki.

    “Zaten eğer Kuran yanlışlanabilse ben de müslüman olmaktan vazgeçerim. Bu kadar basit. Ama bu hiç bir zaman olamayacaktır.”

    İmanınız bu kadar zayıf olmasın! Kuranın ayetlerinde çok çelişki ve eksiklikler mevcuttur. Neredeyse tamamı eski mitlere dayanır ve herhangi bir bilimsel değeri yoktur. Siz kuranla bilim arasındaki ilişkiye göre iman belirlemezseniz daha rahat edersiniz.

  11. Sn. sonsuz burada iman yarıştırmıyoruz. Benim imanım beni ilgilendirir.

    Ben sadece Evren hakkındaki Kuran gerçeklerini konu yaptım. Evren konusunda İslam ne diyor diye. Bilimle ters düşen bir yer varsa söyleyin. Eğer bu Evreni Bir yaratıcı(Allah)yarattıysa ve Kuran da onun kitabıysa elbette Evren hakkında herşeyi senden benden daha iyi bilecektir. Kuranda daha o kadar bilgiler varki insanoğlu yorumlamaktan acizdir. Kuran ayetleri öyle o kadar kolay yorumlanacak kadar basit değildir. Uzman olmak lazım tam anlayabilmek için. Türkçe mealleri sadece zahiri, yüzeysel bir anlama için yeterli olmaktadır. Kuranın bir de deruni, batıni anlamı mevcuttur. Onu herkes anlayamaz. çoğu surelerin başında ‘hurufu mukattaa’ denilen harfler vardır ve şu ana kadar anlamları çözülebilmiş değildir. Sadece peygamber bilmektedir ve Allahla peygamberi arasında bir sır olduğu için de Peygamber insanlara açıklamamıştır anlamlarını.

    Daha önce bahsetmiştim sitede. Allahın rahman sıfatı gereğince Dünyada herkesin Tanrısıdır. Bilimi kim öğrenmek isterse öğrenebilir. Müslüman, Hristiyan farketmez. Öyle olmasaydı Peygamber ilim Çinde de olsa gidip alın demezdi! İlla Müslümanlar bilim yapacak diye bir kural mı var? Müslüman olmayanların da rızkını Allah veriyor. Müslümanlar Kuranı unutmuş, bilim de yapmıyorsa bu Kitabın kabahati değildir. O onların sorunudur. Ama ben size söyliyeyim Allah dinini tamamlayacaktır ayeti gereği Müslümanlar eninde sonunda üste çıkar meraklanmayın.

    Bilimin gerilemesiyle Kuranın gelişi arasında bir ilişki kurmadım ben. Nerden çıkardınız bunu? Ben eski çağlardan bahsettim milattan sonra değil. Bugünkü Batı biliminin kurucuları Türk ve İslam bilginleridir. Bunu unutmayınız. 10 ve 11. yüzyıllarda islam dünyası bilimle uğraşırken Avrupa koyu bir Ortaçağ karanlığında debeleniyordu! Haçlı seferleri sırasında ve İspanyadaki Endülüs Emevilerinden öğrenerek bilim yapmaya başladılar. İslamın bir Ortaçağı hiç olmamıştır. İslam medeniyeti durdurulmuş, engellenmiştir sadece.

    Kuranda çelişki yok. Din veya İslam ilk insandan beri var. Hz. Adem de peygamberdi ve suhuf denilen sayfalar, ayetler verilmişti kendisine. Dolayısıyla ilk insandan beri Allah tarafından gönderilen bütün dinler İslam dinidir. Adları farklı olması önemli değildir. Tevhid dinidir özünde. Dolayısıyla eğer bir etkilenme varsa mitler dinlerden etkilenmiştir. Dinlerin mitlerden etkilenmesi düşünülemez. Mitler insan düşüncesinin eseridir semavi değildir.

    Bilimsel gerçekler İslam dinini hiç bir zaman yanlışlayamamıştır. Ben bu gerçeği dile getirdim ve eğer yanlışlasaydı şu ana kadar bir çok müslüman bu dini terkederdi. Bugüne kadar hiç bir kimse şu bilimsel gerşeğin, buluşun İslamla, Kuranla çeliştiğini iddia edememiştir. Ben hiç duymadım. Bunu demek istedim. Aksine Batıda her gün binlerce insan Müslüman olmaktadır.

    link to geocities.com

  12. Bunu hep duyuyoruz.Kuranın herkesin anlayamayacağı bir anlamı varmış.Allah neden bizim gibi sıradan insanları düşünmemiş anlayamıyorum.Açık açık anlaşılacak şekilde söylese ya.Neden bu ayırımcılık.Herkes böyle zeki değil ki hem bu bizim kabahatimizmi bizi o böyle yaratmış.Biz bu bilgiye layık değilmiyiz acaba?Yalnız Alim olan anlayacaksa Kurana ne gerek kalır diye sorana ne cevap vermeli?Doğru ya alim olan zaten Kuran okumasada anlar,asıl bizim ihtiyacımız yokmu Kurana?Saygılar.

  13. bu kadar insanı sanki bizzat tanıyormuş gibi konuşuyorsun. hz.ademle nerede ve ne zaman tanıştın? belki de asıl dinler insan düşüncesinin eseridir.

  14. ixtlan dostum ben kendim kafamdan söylemiyorum bunları elbette. Geçmişten gönümüze gelen bilgiler ve kitaplar böyle söylüyor. Takdir edersinki o zaman geçmişle ilgili hiç bir bilgimize güvenmememiz lazım. Bazıları da hani mesela Hz. İsa diye birinin hiç yaşamadığını söylüyor. Ama bunlar çok azınlıkta kalan görüşler.

    link to geocities.com

  15. xenix tarafından sorulan sorunun yanıtını veriyorum.

    Soru şu:
    Allah’ın varsayıldığı üzere sonsuz olduğunu düşünelim. Sonsuz olduğuna göre onun dışında bir şey olamaması lazım. Sonsuz bir varlığın dışında (haricinde) bir şey varsa sonsuzluğunu yitirmiş olur. O zaman bütün kainat, evren, melekler, şeytanlar, cinler, cennet, cehennem, insan, hayvan, bitki vs Allah’ın dışından bir yerden değil bizzat kendinden yaratılmış olması lazım. Yani Allah o zaman “yoktan” var edemez, anca “kendinden” yani “vardan” var edebilir.

    1100 yıllarında yaşamış olan Muhiddin İbnül Arabi varlığın tekliğini savunmuş ve görüşüne “Vahdet-ül Vücud” felsefesi veya görüşü denmiştir. Bu görüşe göre Allah tek ve sonsuz olduğundan her var olan onun varlığının bir görüntüsü, bir yansımasıdır. Yani, bağımsız varlık yoktur. Bağımsız irade de olamaz. Ancak, her var olanın belirli bir cüzi (kısmi) iradesi vardır. Zira her var olan belirli miktarda karar verme yetisine ve hakkına sahiptir.

    Vücud tek olsa da mevcud çok gibi görünür. Bu bizim duyularımızdan kaynaklanan bir kısıtlı görüştür. Bilim ve özellikle Kuantum bilimi bu duruma “bütünsel dalganın çöküşü” demiştir. Yani, tek ve bütünsel olan “varlık” bizim gözlemimiz sonucu çöker ve dalga parçacığa dönüşür.

    Bu konuları yazmış bulunuyorum. İsteyenler okuyabilir.

     http://www.sonsuz.us/?q=node/450
    
  16. Çoğumuz kuantumu az çok biliriz ki içimizde bu konuda çok kapasiteli olanlarda mevcut. O halde bu yönden bakarsak Bilgisev’in dediği gibi eğerki farkındalığımızı çok yükseltebilecek olursak dalga fonksiyonunun çökmesini engelleyerekte gözlem yapabiliriz. O zaman ise aslında herşeyin birbiriyle ilişkili olsuğunu, BİR lik olduğunu angılama şansına sahip olabiliriz.. O zaman ne yapmalıyız.. Farkındalığımızı artırmalıyız tabii. Yani BİR liği anlamanın yolu bilinçlenmeden geçer ki bunun içinde BİLGİ ve SEVGİ ön koşulu vardır. Bilgi ve sevgi birbirlerini tetkleyerek algılarımızın açılmasına, farkındalığımızın artışına ve BİR liği algılayışımıza ön ayak olur..

  17. “Bakalım bu sefer tek seferde sorumuz anlaşılıp cevap alabilecek miyiz?

    Soru şu:
    Allah’ın varsayıldığı üzere sonsuz olduğunu düşünelim. Sonsuz olduğuna göre onun dışında bir şey olamaması lazım. Sonsuz bir varlığın dışında (haricinde) bir şey varsa sonsuzluğunu yitirmiş olur. O zaman bütün kainat, evren, melekler, şeytanlar, cinler, cennet, cehennem, insan, hayvan, bitki vs Allah’ın dışından bir yerden değil bizzat kendinden yaratılmış olması lazım. Yani Allah o zaman “yoktan” var edemez, anca “kendinden” yani “vardan” var edebilir.

    Yukarıda ki paragrafta xenix haklı mıdır?

    “

    Sn. Xenix sorunuzu arada atlamışım. Şimdi yanıt veriyorum;

    Allahı bir fiziksel madde gibi ‘sonsuz’ şeklinde tanımlayamayız. Sonsuz bir varlığın dışında bir varlık olunca sonsuz olan sonsuzluğunu nasıl yitiriyor onu da anlamış değilim.

    Allah ezelden ebede kadar vardır. Ve diğer herşey sonradan yaratılmıştır ve bir sonu vardır ve yoktan yaratılmıştır.

    Yanlız cennet ve cehennem sonsuzdur. İnsanlar da orada sonsuz olarak yaşayacaklardır. İnsanların cennet veya cehennemde sonsuz yaşayacak olmaları Allahın sonsuzluğuna zarar verir mi? Vermez. Çünkü Dünya kavramı olan sonsuz kavramıyla diğer Dünyayı anlamamız mümkün değildir. Cennet veya cehennemdeki nimet ve ateşlerin Dünyadakilerle kesinlikle kıyaslanamayacağı ve hayal bile edilemeyeceği gibi.

    Allah bizim anladığımız anlamda fiziki bir varlık değildir, nesne değildir. Allahın şeklini düşenemeyiz, bilemeyiz. Ancak Cennette salih kullarına Allah kendini gösterecektir. Allahı görebilen insanlar kısa süreli bir baygınlık geçirecektir. Tekrar ayıldıktan sonra Allahı görmenin vermiş olduğu lezzet ve zevkten çok uzun bir süre büyük bir mutluluk içinde sarhoş, gibi yaşayacaklardır ve diğer cennet nimetlerini unutacaklardır. Bu Allahı tekrar görene kadar devam edecektir.

    Cennette bütün insanlar 33 yaşında olacaktır. Yeme içme, tuvalet gibi şeyler olmayacaktır.(Dünyadaki yiyeceklerin çok daha mükemmeli var ama yemek farklı, sindirim yok, doymak yok!)Cinsel ilişki yoktur. Huriler veya dişiler için karşılıkları vardır. Ama tatmin olayı çok farklıdır. İnsanlar melek gibi latif bir varlığa dönüşecektir sanırım. İnsanlar Dünyadaki sevdikleriyle de beraber olabilecektir. Ama Cennette tabaka tabakadır. Ameli daha iyi olanlar daha üst tabakada olacağı için diğer insanları göremeyebilir. Veya bazen görür.

    link to geocities.com

  18. Sn. Bilgisev Vahdeti vücut felsefesi normal İslam itikadınca kabul edilen bir görüş değildir.

    Varlıklar Allah’tan bağımsız olarak vardırlar. Allah’ın yaratmış olduğu varlıklardır. Allahın bir parçası olarak görülemez.

    link to geocities.com

  19. Soru şu:
    Allah’ın varsayıldığı üzere sonsuz olduğunu düşünelim. Sonsuz olduğuna göre onun dışında bir şey olamaması lazım. Sonsuz bir varlığın dışında (haricinde) bir şey varsa sonsuzluğunu yitirmiş olur. O zaman bütün kainat, evren, melekler, şeytanlar, cinler, cennet, cehennem, insan, hayvan, bitki vs Allah’ın dışından bir yerden değil bizzat kendinden yaratılmış olması lazım. Yani Allah o zaman “yoktan” var edemez, anca “kendinden” yani “vardan” var edebilir.

    Yukarıda ki paragrafta xenix haklı mıdır?

    Aklıma hiç gelmemiş bir mevzu bu..) ama gerçekten çok güzel bir soru.. Şu bir gerçekki her ne kadar elimizdeki veri ve ulaşabildiğimiz düşünce frekansıyla açıklama getirmeye çalışsakta ileri boyutlarda belki kavrayacağımız üzere çoğu şeyler bizi aşar.. Şa anki akıl ve mantığı aşan ancak gelecekte çok ileri düzeyde kabullenebileceğimiz ve hatta hiçbir zaman belkide cevabını mantıkla, akılla ve hatta ruhsal bilgilerimizle bile veremeyeceğimiz gerçeklikler var. Hatta daha ileri gidip diyebilirimki zaten hiçbir yasa yada gerçekliğe uymayan oluşumlardan bile bahsedilebilir..
    Yaratıcı kendinden büyüğünü yaratabilir mi.sonsuz olan kendisi ise yokluk olmadığına göre yoktan varetme olur mu.. Zaten herşeyi biliyorsa neden kendini deneyimlemek istedi ve neden tüm yaratılışı yrattı gibi bizi aşan sorualr elbette şu anki idrak seviynizi aşar. Ancak aşmış olması bu soruları sormamamız gerektiği anlamı taşımamalı…
    Cennet ve cehenneme gelince; sonsuz sevgi ve bilgi olan Yaratıcı’nın hiçbir canlıyı hiç bir sebepten cezalandırabileceğini düşünemiyorum.. Tamamen özgür irade vardır ve olan her şey yaratıcının ilahi sistemlerine uygundur.. Zaten bu sistem dahilinde negatif kutuplaşan olumsuzluğunun mükafatını sevgi ve huzurdan uzaklaşarak, sıkıntı ve acıyı deneyimleyerek çekmektedir.. Cehennem öğretici bir sistem değildir.. Oysa gerçek olan kişinin yaptığı yanlışı idrak edebilmesidir. Sen 500 sene cehennemde yan ama yaptığıın yanlışlığını öğrenmedikten sobnra sadece korkudan dolayı yanlıştan kaç..ne anlam ifade edecek BİR lik içerisinde.. Eğer TEK lik varsa cehennemde yananın acısını tüm BİR duymayacakmı.. o zaman onları yakmak kendimizide yakmak olmuyor mu.. kaldıki bugünki yeryüzünde olan tüm savaş ve sıkıntıların acısını tüm dünya insanı çekiyor, Dünyanın kendisi çekiyor… Cehennem korkusu insanı sadece Yaratandan uzaklaştırır.. Oysa sevgi yakınlaştırır..

    Şuda varki neyin doğru yada yanlış olduğunu kendimizce izah ediyoruz.. Doğru neye, kime göre doğru.. Bize göre yanlış olan başka görüşe ve kişilere göredoğrudur.. Yani aslında oluş hali vardır.. düaliteyi içeren her türlü zıtlıklar bizim seviyemizde vardır..

  20. Hakkında bilgi edinmenizi rica ederim. Kendisi “Şeyh ül Ekber” yani, en büyük bilge kişi olarak tanımlanmıştır. Islam dinini ve Kuran-ı Kerim’i onun kadar iyi anlamış ve açıklamış din bilgini çok azdır. Bu bakımdan Vahdet-ül Vücud görüşünü ileri süren bu kişiyi anlamadan ve okumadan “Normal İslam İtikadı” anlaşılamaz. Bugünkü yorumlara fazlaca önem vermeyin, zira günümüzde geçerli sayılan görüş Vahabi görüşüdür ki bizim Anadolu İslamiyetine uymaz.

    Ayrıca, Allah evrenin ne içindedir ne de dışında. “Ben size şah damarınızdan daha yakınım” sözü bu yakınlığı ifade eder. Hem içindedir hem dışında. Bu “Hem-hem” mantığı ile anlaşılması gereken bir durumdur.

    Hem-hem mantığı ne Aristonun ikili mantığıdır, ne de Hegel’in Diyalektik mantığı. Her ikisini de aşan Kuantum mantığıdır. Ayırımcı ikili mantıkla hiç bir hakikati açıklayamazsınız.

  21. Bilimsel gerçekler kuranı yanlışlamakla uğraşmaz sevgili kutadgubilig. Bilimsel gerçekler gerçeği araştırmak üzere yapılır. Birşeyler bulunur, daha sonra kuran elimize alınıp bakılır, tekrar yorumlanır. “Aaa bu da kuranda varmış işte” denir. Daha sonra bilim, o şeyin daha gelişmişini bulur, hatta kendini yanlışlar. Ama biz yine kurana bakıp “Zaten orda öyle demiyordu bizden öncekiler yanlış yorumlamış, doğrusu şu bilmem kaçıncı ayette vardır.” şeklinde yeni birşeyler bulunur. Bu böyle sürüp gidecektir…

    Allah hakkında ki tanımlarınız da ilgimi çekti. Fiziksel değil demişsiniz ama cennette insanların onu görmesinden bahsetmişsiniz. Görülen, duyulan, canlı, diri bir varlık nasıl fiziksel olmuyor?

  22. Sn. Bilgisev yazdıklarınıza katılıyorum. Elbette Muhiddini Arabi önemli bir şahsiyettir. Bunun farkındayım. Önemli görüşleri vardır. Ben sadece Vahdeti Vücut felsefesini söyledim.

    link to geocities.com

  23. Ortaokul, lise de matematikte kümeler dersini iyi dinlediyseniz, Evrensel Küme diye bir kavram olduğunu hatırlardınız. Evrensel kümenin tanımı kısaca, içinde tüm elemanları ve diğer kümeleri barındıran kümedir. Bu durumda evrensel kümenin dışında eleman kalamaz.

    Şimdi buradan gelelim Allah’a. Allah eğer evrensel kümeyse, yani her yana sonsuz genişleyen ve kapsayan bir varlıksa, onun dışında bir küme yoktur. Yokluk kümesi de buna dahil. Ha derseniz ki Allah evrensel küme gibi her şeyi içinde barındıramayan, kısmen sonsuz bir varlıktır o zaman diyecek bir lafım yok. Ama yokluk kümesi ve yaratılanlar kümesi de Allah’ın sonsuzluğunun içindeyseler, o zaman ayrıyeten yokluk diye bir bölge yoktur.

    Bende ayrıca merak ettim, cennette insanlar 33 yaşında olacak demişsiniz ya? Bu nerede yazıyor kurandan falan mı yoksa 33 yaşı hoşunuza gittiğinden mi?

    xenix

  24. Sn sonsuz genelde yaptığımız yanlış bu Dünyadaki sınırlı aklımızla ve fizik kurallarıyla düşünebildiğimizden kaynaklanıyor. Öbür dünyada bu Dünyadaki fizik kuralları geçerli değildir ve öbür Dünyayı bu Dünyadaki fizik kurallarıyla ve aklımızla anlayamayız. Adı üstünde metafizik, yani fizik ötesi! Biz ne yapıyoruz, fizik kanunlarıyla fizik ötesini tartışmaya çalışıyoruz.

    Allah mekandan ve zamandan münezzehtir. Yani Allah için mekan ve zaman kavramları söz konusu değildir. Bilgisev’in de belirttiği gibi O her yerdedir ve bize şah damarımız kadar da yakındır.

    Tasavvuf yoluyla Allahın nuruyla ilişkiye geçebilir ve bir anda bütün Evren katmanlarını geçerek Allahın katı olan Alemi Emir’e bağlantı yapabilirsiniz. Bu yolla diğer insanların bilmediği bir takım bilgilere(hikmet)sahip olabilirsiniz. Nur sahibi olabilirsiniz. Evliyaların yaptığı budur. Nitekim Hz. Muhammed Miraca çıktığında Allah ile Alemi Emirde görüşmüş ve konuşmuştu. Dünyaya döndüğünde daha yatağı soğumamıştı. Burada zaman kavramı söz konusu değildir.

    Bunlar çok derin konular ayaküstü anlatılabilecek şeyler değil. Allahı görmek demek onu bir şekle büründürmek değildir. Dünyadaki anlamıyla bir fiziki şekil söz konusu değildir. Bunu anlamaktan insanoğlu acizdir. Bulabilirsem daha detaylı bilgi eklerim. Saygılar.

    Dünyadan bir örnek vereyim. UFO’ları düşünün. Bir UFO istediği an bize görünebiliyor ve istediği an görünmez oluyor ve radarlara yakalanmadan çok hızlı bir şekilde hareket edebiliyor. Bunu izah edebiliyor muyuz? Demekki Evrendeki başka galaksilerde Dünyadan daha farklı fizik kanunları geçerlidir.

    link to geocities.com

  25. Dünyadan örnek UFO lar mı? Oy oy… Ayrı bir başlıkta UFO larla ilgili gerçekleri de yazarsanız ben kendim adıma sevinirim.

    )kapa parantez

  26. Kuran mucizelerini hep inkar ederler. Oysa binlerce yıl önceden domuz etinin ne kadar zararlı olduğunu söyleyen kuranın haklılığını bugün sözde modern bilimle uğraşan batı halaa anlayabilmiş değil. Yavaş yavaş anlayacaklar. Cern de deney yapacaklarına açsınlar kuranı okusunlar. Bugün amerikada NASA da bile uzaya çıkılmadan önce kuran yorumlanarak müslüman bilim adamları sayesinde hesaplamalar yapılmıştır. Gözlerinizi gerçeğe daha ne kadar kapayacaksınız?

  27. Sn. Kutadgubilig, açıklama yapmıştım cevabınız üzerine, bu sefer yine es geçmişsiniz beni.

    Bu arada sevgili AntiAteist, Cern de ki deney deyince sizin bir anda cüppeli ahmet hoca olabileceğiniz geldi aklıma. O da Cern deki deneye karşıydı, ne boş işlerle uğraşıyorlar demişti.

    Konu hakkaten tuhaflaşmış. UFO lar, NASA lar, CERN ler. Bakalım sonu nereye varacak.

    xenix

  28. Cern’deki deneye karşı çıkan zihniyet değilmidirki matbaanında yüzyıllar gecikmeli gelişine sebep olmuş olan.. Yani Antiateist derlerya düşmanında olsa cahil olmasın.. Bu kadarına pes doğrusu.. Bilgiden yoksun olduğun oranda O’ndan da aynı oranda uzaksın demektir dostum..

  29. Dünya dışında zeka

    Carl Sagan’a göre biz var olabiliyorsak, evrenin büyüklüğünü düşündüğümüzde bizden başka canlıların da olması mümkün. Astrofizikçi Frank Drak,e kurduğu denklemle milyarda bir gezegende yaşam varsa toplamda 6 milyardan fazla gezegende yaşam olduğunu hesaplıyor. Enrico Fermi ise yaşamın bu kadar yaygın olduğunu düşünürsek nasıl bizden başka birileriyle karşılaşmadığımızı sorguluyor.

    link to fotohaber.ekolay.net

    link to geocities.com

  30. Kuran mucizelerini hep inkar ederler. Oysa binlerce yıl önceden domuz etinin ne kadar zararlı olduğunu söyleyen kuranın haklılığını bugün sözde modern bilimle uğraşan batı halaa anlayabilmiş değil.
    Demişsiniz peki hiç düşündünüz mü niçin domuz eti yasaklanmış:

    BİLDİĞİNİZ ÜZRE İNSAN İÇİN YEDEK ORGAN BİR TEK DOMUZ DA YETİŞTİRİLEBİLİYOR.İNSAN DOKUSUYLA BİREBİR UYUM BİR TEK DOMUZDA VAR.DOMUZUN YENMESİNİN YASAKLANMASI BU YÜZDEN OLMASIN.DİKKATİNİZE SUNULUR

    SAYGILAR

  31. Ne alakası var şamanik, domuz necis(pis) bir hayvandır, dışkı dahil herşeyi yer! ve eti sağlığa zararlı maddeler içerir. Eşini kıskanmayan tek hayvan domuzdur. Domuz yiyenler de eşini kıskanmaz.

    Domuz ciltte de bozukluklara neden olur. Avrupalıların yaşlılarına bakın, yüzleri kırış kırıştır. Bizim yaşlılarımız öyle değildir. Daha düzgündür, sevimlidir, sıhhatlidir.

    link to geocities.com

  32. Sayın kutadgubilig sanırım nicknameinize yakışmayan bir yorumda bulunmuşsunuz.Galiba herşeyi kes yapıştır yaparak konu başlıkları açıyorsunuz!Önce bu konuyu bir araştırınız sonra yorum yapınız.Yaptığım hiç bir yorum ve konu asılsız değildir!Zahmet olmazsa domuzda insan organı yetiştirilmesi deneylerini bir inceleyin ve ne denli başarılı olduklarını da bir görün sonra görüşelim.Artık bırakın şu örümcek zihniyeti de bilimin,ilmin ışığında konuşalım müsadenizle!
    SAYGILAR SONSUZ AÇIK ZİHİNLER

  33. Ben ayrıca;
    Eşini kıskanmayan tek hayvan domuzdur. Domuz yiyenler de eşini kıskanmaz.
    Domuz ciltte de bozukluklara neden olur. Avrupalıların yaşlılarına bakın, yüzleri kırış kırıştır. Bizim yaşlılarımız öyle değildir. Daha düzgündür, sevimlidir, sıhhatlidir.
    DOMUZ YİYİNİZ CİLDİNİZE YARARI VARDIR DİYE YAZDIĞIMI HATIRLAMIYORUM!AYNI ZAMANDA BEN BİR ESTETİSYENİM.KONUYLA NE İLGİSİ VAR ANLAYAMADIM?????

  34. Benim yorumumun neresinde kes-yapıştır var?? O zaman bilip bilmeden yorum yapmayın! Sizin belirttiğiniz nedenin yasak olmasında hiç bir alakası yoktur. Onu belirttim ben.

    Kaynak vermek için elbette alıntı yapacağız! Kafadan mı atalım?

    link to geocities.com

  35. Sen kaynak vermiyorsun, internetten alıntıyı direk buraya yapıştırıyorsun.

    Acaba bu alıntıyı okuyup mu yapıştırdın gerçekten çok merak ediyorum.

    Not : Bahsedilen yapıştırma konu başlığıdır. (en yukarı bak yani)
    alıntıyı yaptığın yer : link to sevde.de

  36. syn kutagdu neden avatar ile ilgili eleştirimi görmezden geliyorsunuz???????? evet ben takıntıları olan biriyim. itiraf ettim kurtuldum..oldu mu???

  37. xenix

    “Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir.” (Bakara Suresi, 115)
    “Allah, her şeyi kuşatandır.” (Nisa Suresi, 126)

    ayetlerinde Allah’ın herşeyi kuşatmasından kasıt fiziki anlamda bir hacim işgal etmesi olarak düşünülmemelidir. Zira,

    “O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır.” (Taha Suresi, 98)
    “… sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.” (Talak Suresi, 12)

    ayetlerinde vurgulandığı gibi O’nun sonsuzluğu (kuşatması) fiziksel anlamda bir yer tutma değil ilmi ile herşeyi görmesi, duyması ve herşeye gücü yetmesidir. Sonsuzluğundan kasıt ise ezeli (başlangıcının olmaması) ve ebedi (sonunun olmaması) olmasıdır.

    Bu konuda Bilgisev‘in açıklamasını da okumanızı tavsiye ederim.


    sonsuz

    “Arş’ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel iş işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur…” (Hûd, 11/7) ayeti ile ilgili bir açıklama yapıcam, sanırım şüphelerinizi giderecektir. Ayette arş olarak zikredilen kavram kainat (evren)’i içeren uzaydır. Yaratılış olarak ise önce arş (uzay) sonra su ve daha sonrada yer ve gök (evren) olarak sıralanmıştır. Su, arştan sonra yaratılmış olmasına rağmen arş suyun üstündedir. Buradaki üstündelik kavramı göklerin yerin üstünde olması gibi düşünülmeli yani bir bitişiklik durumu olarak ele alınmamalıdır.


    sonsuz

    “Gökleri yedi kat üzerine yaratan O’dur. Rahman’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü çevir bak, bir çatlak görebilir misin?” (el-Mülk, 67/3)”

    Entropi kavramı ile ayeti birbirine muhalif görmenizin sebebi entropiyi bir çatlak olarak yorumlamanız mıdır anlamadım doğrusu. Onun için ifadeleri yazarken karşımızdaki insanın anlayabileceği şekilde yazalım. Açık söylüyorum benim buradaki amacım kimseyi Müslüman yapmak veya “doğru yol” u bulmasını sağlamak değil. Sadece kendi doğrularım etrafımda gerçekleşen algılarımı ifade etmeye çalışıyorum. Bu açıdan entropi kavramının bu ayet ve Allah’ın yaratması ile neden ters olmadığını kendimce ifade etmeye çalışıcam.

    Entropi, evrendeki maddelerin enerjilerini asgari, düzensizliklerini ise azami duruma getirme eğilimidir. Evrenin entropisi sürekli olarak artmaktadır, evrenin entropisinin üzerine yapılan hesaplamalara göre evren sürekli genişlemektedir ve genişleme tersinmez olduğundan bir gün kendi entropisi içinde yokolacaktır (Kıyamet). Geriye doğru gidildiğinde ise, evrenin genişleme hızı dikkate alındığında bigbang olarak bilinen Büyük Patlamaya varılır. Büyük patlamamnın sonsuz yoğunluk ve sıcaklıkta ve hacmi olmayan bir kum tanesinin antimaddeye baskın gelerek uzaya saçılması olduğunu söylemeye herhalde lüzum yoktur ki buna da yoktan varoluş dememizde bilmem bir sakınca var mıdır? Ayette sözedilen yedi kat gök ifadesinin gerçekte ne olduğunu ise sadece tahmin edebiliriz, doğrusunu Allah bilir. Bunun böyle oluşu ile ayetin veya Allah’ın varlığı arasında bir ilişki kurmak doğru olmaz zaten. Düşünsenize evrim ile zamanında birtek protein parşasından insana doğru gelişen bir süreç kastedilirken bugün bir anda gerçekleşen farklılaşmalardan bahsedilir oldu. Neticede doğruya ulaşmak bir süreci gerektirir, ayette kastedilenin ne olduğunu birgün öğrenebiliriz veya öğrenemeyiz, bu onun doğruluğunu veya yanlışlığını ispat etmez.


    ZiggyStardust

    Hocam verdiğiniz örnekler düşüncenizi olayı açıklamaya yetmiyor, yaklaşmıyor bile kaldı aklımda hemen çelişki oluşturdu benim. Kombinin üretilip diğer ekipmanları ile evine yerleştirilmesi, herhangi bir gaz veya su sızması olmadan ve istenilen derecede evi ısıtması insan iradesinde olan bir olaydır. Bütün bu olaylar insan iradesi dışında olsaydı o zaman güneşin dünyaya uzaklığı ve bu uzaklığın canlı hayatı için hayati önemi, güneşten gelen radyasyonun atmosferde amilmesi, ayın dünyaya olan uzaklığı ve yağmur damlasının limit hıza ulaşarak canlılara zarar vermemesini de Allah’a bağlamayabilirdim. Ancak verdiğiniz örnektende anlaşılacağı üzere o kombi ancak birilerinin üretmesi, montajı gerçekleştirmesi ve sizin de sıcaklık ayarı yapmanız ile işlevsellik kazanabiliyor yani o bile kendiliğinden olmuyor kaldı ki koca kainat!

    Bir de diyelim ki Allah’ı inkar ettik ve herşeyin kendiliğinden olduğuna inanıyoruz. Fizik yasaları falan var, canlılar evrimle oluştu ve onun da bir mekanizması var ve madde ezeli bu süreçte kendiliğinden işleyen bir süreç. Peki ya olayın felsefik, psikolojik boyutunu nasıl halledicez. Irwin Yalom, Türkiye’de Nietzsche Ağladığında kitabı ile tanınan Varoluşçu bir psikanalisttir ve insanı açıklayan bir modelin ölüm, izolasyon, anlamsızlık, özgürlük kavramlarını açıklaması gerektiğini söyler. Dolayısıyla ben bir insan olarak bilmek isterim ölümün ne olduğunu ve korkarım ondan, özgürlük ama ölüm varken özgürlüğü nasıl ifade edersiniz bana ve çevremle bir bütünüm ama aynı zamanda çevremden ayrıyım, herşeyi tanımlamaya çalışıyorum, “ahlaki” kaygılarım var ama bu kaygıların kaynağı ne, … inanın biraz bunalımlı bir insana sorarsanız bu soruların sayısı binlere çıkar kısa zamanda. Bütün bu sorulara cevap verecek bir modeliniz var mı?


    Gerçekten doğrunun arayışı içerisinde olan arkadaşlara seslenmek istiyorum. Belki biryerlerden duyduğunuz veya okuduğunuz yazılar neticesinde aklınıza takılan sorular, şüpheler olabilir ancak burada ifade edilen bu türden durumlar ve hatta edilmeyenler İslam alimleri tarafından belki yüzyıllar öncesinde ortaya konulmuş ve tartışması yapılmıştır. Yani hakkaten İslam’ın bu konulara cevaplarını merak ediyorsanız Seadet-i Ebediyyei Mektubat-ı Rabbani gibi eserler başta olmak üzere çok geniş bir kaynak serisi mevcuttur. Yani İslam’a inananları, neye inandıklarını bilmeyen, cahil, düşüncelerini savunamayan insanlar olarak görmek gerçekten cahilliktir. İslam’da dogma yoktur, herşey sorgulanabilir niteliktedir ve böyle olmasıdır zaten İslam’ın bugün diğer ilahi veya batıl dinler arasında tercih edilir olması.

  38. Aksine sizin yazdıklarınız daha çok şüphe uyandırdı.

    “Ayette arş olarak zikredilen kavram kainat (evren)’i içeren uzaydır. Yaratılış olarak ise önce arş (uzay) sonra su ve daha sonrada yer ve gök (evren) olarak sıralanmıştır. Su, arştan sonra yaratılmış olmasına rağmen arş suyun üstündedir. Buradaki üstündelik kavramı göklerin yerin üstünde olması gibi düşünülmeli yani bir bitişiklik durumu olarak ele alınmamalıdır.”

    Önce uzay, sonra evren mi yaratıldı? demek istiyorsunuz??? Uzay evreni içermez.

    “. Büyük patlamamnın sonsuz yoğunluk ve sıcaklıkta ve hacmi olmayan bir kum tanesinin antimaddeye baskın gelerek uzaya saçılması olduğunu söylemeye herhalde lüzum yoktur ki buna da yoktan varoluş dememizde bilmem bir sakınca var mıdır?”

    Büyük patlama ile ilgili daha sağlam kaynaklar okumanızı tavsiye ederim. Uzaya saçılma falan yoktur. Uzay-zaman-evren zaten büyükpatlama ile oluşmuştur. Yani nasıl anlatayım, uzay diye bir mekanın içinde bir patlama yok. Bu yüzden yazdıklarınız, şüphelerimi malesef gideremediği gibi sizin konu hakkında daha çok araştırma yapmanız gerektiğini gösterdi.

    Entropi ise düzensizliğin artışıdır. Elbette düzensizliğin artışına bir “düzensizlik” demeyebilirsiniz. Bu sizin kişisel tercihiniz olur. Ya da şöyle sorayım düzensizlik nedir? Buna bir tanım getirirseniz önce, evren de var mı yok mu daha sonra inceleriz.

  39. “Büyük patlama ile ilgili daha sağlam kaynaklar okumanızı tavsiye ederim. Uzaya saçılma falan yoktur. Uzay-zaman-evren zaten büyükpatlama ile oluşmuştur. Yani nasıl anlatayım, uzay diye bir mekanın içinde bir patlama yok. Bu yüzden yazdıklarınız, şüphelerimi malesef gideremediği gibi sizin konu hakkında daha çok araştırma yapmanız gerektiğini gösterdi. “

    Hocam kelimelere takılma bigbangten önce uzay ve zaman yoktu elbette ancak şimdi uzay olarak tanımlanan alana doğru yaşanmıştır bigbangte oluşan genişleme. Ben birşeyleri iyi bildiğimi söyleyemem, aksine ne kadar çok okursam cahilliğimin daha iyi farkına varıyorum. Konuda okumam için tavsiyeleriniz olursa okumak isterim de.

    “Entropi ise düzensizliğin artışıdır. Elbette düzensizliğin artışına bir “düzensizlik” demeyebilirsiniz. Bu sizin kişisel tercihiniz olur. Ya da şöyle sorayım düzensizlik nedir? Buna bir tanım getirirseniz önce, evren de var mı yok mu daha sonra inceleriz.”

    Düzensizlik artışından kasıt, genel anlamda, maddelerin katıdan gaz fazına doğru olan sürecinde atom ve moleküllerin aralarında bulunan mesafeden hareketle bu mesafenin artıyor olmasını ifade eder. Dolayısıyla gaz maddeler sıvı ve katılara göre daha düzensizdirler. Bütün reaksiyonlar tersinmez reaksiyonlar olduğundan bu süreç sürekli evrenin düzensizliğinin artması yönünde olacaktır.

  40. tesadüf eseri yazmış olduğun soruyu gördüm ve sen tüm insanlar için en güzel güzeli olan haddi aşmamaktır.Bize aklı veren yanlız mevlamızdır.Kitabımız Kuran-ı Kerimde ne yazılmışsa doğrudur.Buna bir örnek olarak yemek yapmayı verebiliriz.Güzel bir yemek yapıp sofraya koyduğun zaman onu yoktan var etmiş olamazsın elindeki malzemelerle o yemeği var etmiş olursun..Kısaca ALLAH(cc)her türlü noksanlıktan münezzehtir,ne buyurmuşlarsa hepsi doğrudur…

  41. yoktan var etmek ile vardan var etmek aynı şeyler değildir.Bize akılı veren ALLAH(cc)dır…Biz mahlukatların haddimiz olmayan böyle konularda konuşmak,kafa yormak haddimize düşermi?ALLAH(cc)bizleri bizden daha iyi bilir.Bakın dünyada olmamızın bir gayesi vardır.Bize düşen görev Allah ibadet etmek doğruluktan sapmamaktır ki cehennem ateşi bizleride yakmasın öyle değilmi?ALLAH TEALA bizleri yoktan var ettiğini açıkça yüce kitabımız KURAN-I KERİMDE bildirmektedir..buna örnek olarak;bir yemek yaptığımda ben onu yoktan var etmiş olmam.Yanlız elimdeki malzemelerle bunu gerçekleştirebilirim ki buna bunun gibi bir sürü örneklerde verilebilir.Herşeyin fazlası zarar derim yeryüzünde yaşanır yeryüzünde kalır.Önemli olan bu dünyadan göçüp giderken elimizde hangi amellerle gideceğimizdir…Herşey gelip geçicidir anlık hevesden başka birşey değildir.Yazdıklarımı beyenir yada beyenmezsiniz size kalmış birşey.İnsan ne ederse kendine eder…

  42. o zaman allah da yoktan var etmiş olmaz.elindeki malzemeyi kullanmış.insanı topraktan yaratmış.bolluk zamanı olsa gerek?cinleri ateşten yaratmış.nerede bunun yokluğu?bize sizi ben hiçlikten yarattım dememiş ki…saklamıyor da açık açık söylüyor!topraktan….

  43. “Hocam kelimelere takılma bigbangten önce uzay ve zaman yoktu elbette ancak şimdi uzay olarak tanımlanan alana doğru yaşanmıştır bigbangte oluşan genişleme.”

    Kelimelere takılmayalım ama kelimelersiz de iletişim kuramıyoruz, o yüzden şimdilik takılalım diyorum. Şunu anlatmaya çalışıyorum, bigbang şimdi uzay olarak tanımlanan alana doğru olan bir genişleme değildir. Bigbang bir genişlemedir doğru fakat bir şeyin içinde genişleme değildir. Bunu anlamak zor biliyorum, fakat böyle kabul etmek zorundayız. (Elbette uzayın dışında ne olduğunu bilmediğimiz gibi asla da öğrenemeyeceğimiz için)

    Kitap olarak ta Tübitak ın kitaplarını tavsiye edebilirim. Sade ve güzel anlatımları var bu konularla ilgili.

    Düzensizlik konusunda ise ortak bi tanıma ulaşamadık sanırım. Birimizin düzensizlik dediğine diğerimiz hayır o düzensizlik değil diyor. Ortak bir tanım üzerinden gidebilirsek sonuca ulaşacağımızdan eminim.

  44. “Düzensizlik konusunda ise ortak bi tanıma ulaşamadık sanırım. Birimizin düzensizlik dediğine diğerimiz hayır o düzensizlik değil diyor. Ortak bir tanım üzerinden gidebilirsek sonuca ulaşacağımızdan eminim.”

    Düzensizlik veya düzen insanların uydurduğu kavramlardır. Bu kavramlardan bir tanesinin diğerinin olumsuzu olarak tanımlanmış olması fiziki gerçeklikleri değiştirmez. Düzensizlik kavramı o durumu ifade eden bir logogram gibi düşünün, neticeye etkisi yoktur. Ama entropi kavramını açıklarken kullanılan “evrenin düzensizliğinin sürekli olarak arttığı” şeklindeki tanımı sizin istediğiniz gibi “evrenin düzeninin sürekli arttığı” şeklinde değiştirelim sonuca ulaşmak için.

  45. Ben zaten sonsuzluğu fiziksel anlamda söylememiştim. Düşünsel, fikirsel anlamda dahi sonsuzluk söz konusuysa ve herşeyi ilmiyle biliyorsa zaten bilmediği (yani yoktan!) bir şey yaratamaz diyorum. Yarattığı her şey sonsuz ilminin içinde değil midir? Değilse nedir?

    Yaratılan herşey Allah’ın varlığının yanında sanalsa, o nun bilmesi zaten herşeyin önceden var olduğunun bir göstergesi değil midir?

    xenix: Bence öyledir…

  46. Şu düzensizlik konusuna da karışmak istiyorum. Şimdi müslümanlarca evrende düzensizlik olmadığı için düzensizliği gösteremiyorsun. Gösteremediğin içinde düzensizlik yok diyorlar. Gösterdiğin her düzensizlik aslında mükemmel düzenin bir parçası. O yüzden sevgili sonsuz, olmayan bir şeyi arıyorsunuz.

    Eskiden klasik bir din öğretmenimiz vardı ve şöyle demişti. (Her din öğretmeninin bir zamanlar dediği gibi) “Herşey o kadar güzel tasarlanmaş ki, dünya güneşe 1 milimetre yakın olsa yanardık, 1 mm uzak olsa donardık.” Şimdikiler daha bilgili, en azından dünyanın eliptik bir yörüngesi olduğunu her yıl güneşe binlerce kilometre yaklaştığını ve binlerce kilometre uzaklaştığını biliyorlar. Üstelik yaklaştığında kış, uzaklaştığında yaz olduğunu da öğrendiler.

    Ama şimdikiler de her tür düzensizliği aslında bir düzen olduğunu savunma konusunda hemfikir. Dolayısı ile “karanlık bir odada siyah bir kedi arıyorsunuz, üstelik odada kedi yokken.”

    xenix

  47. “Ben zaten sonsuzluğu fiziksel anlamda söylememiştim. Düşünsel, fikirsel anlamda dahi sonsuzluk söz konusuysa ve herşeyi ilmiyle biliyorsa zaten bilmediği (yani yoktan!) bir şey yaratamaz diyorum. Yarattığı her şey sonsuz ilminin içinde değil midir? Değilse nedir?

    Yaratılan herşey Allah’ın varlığının yanında sanalsa, o nun bilmesi zaten herşeyin önceden var olduğunun bir göstergesi değil midir?”

    Konu çok basit anlamayacak birşey yok bunda, karışık bir durumda yok zaten. Verdiğimiz ayetlerde açıkça zikredilmiş Allah’ın her şeyi kuşatması, ilim bakımındandır, O ilmi ile herşeyi duyar, görür ve herşeye gücü yeter. Yaratılanların da sanal olması gibi bir durum sözkonusu değil, ben kendimi sanal olarak görmüyorum, duyularım gerçekliğimin ispatıdır.

    Konu son yazdığınız cümle itibari ile kader boyutuna taşınmış oluyor biraz. Bakın çok yakından tanıdığınız huyunu suyunu çok iyi bildiğiniz bir insanı düşünün. Bu kişinin herhangi bir durum karşısında ne tavır takınacağını, o insanı hiç tanımayan bir insana göre tahmin etmeniz daha olasıdır. Örneğin kendisine yapılan bir haksızlık karşısında öfkelenip şiddete başvuracağını düşünelim bu kişinin, sizin de o kişinin şiddete eğilimli olduğunu bilmeniz ve şiddete başvurmuş olabileceğini tahmin etmeniz, bu kişinin o eylemini sanal mı kılar? Allah’ın da bilmesi böyledir; Çeşitli ayetlerde zikredilen yönüyle insanı “alekadan” , “şekillenmiş bir balçıktan” yarattığını söyleyen Allah’ın yaratmış olduğu bir canlıyı herkesten ve hatta o canlının kendisinden bile daha iyi tanıması gayet doğaldır ve bu Allah’ın ilmidir. Konu budaklanıyor onun için kısa uzatmamaya çalıştım.

  48. “Düzensizlik veya düzen insanların uydurduğu kavramlardır. Bu kavramlardan bir tanesinin diğerinin olumsuzu olarak tanımlanmış olması fiziki gerçeklikleri değiştirmez.”

    Hal böyle olunca, kuranda geçen “düzensizlik” tanımı içinde aynı şekilde mi düşünelim? İnsanların uydurduğu kavramdır. Peki.

  49. “Hal böyle olunca, kuranda geçen “düzensizlik” tanımı içinde aynı şekilde mi düşünelim? İnsanların uydurduğu kavramdır. Peki.”

    Yanlış anlaşılmamak için özenle bir kez daha söylüyorum, ayet tabiki Allah’ın kelamıdır ve uydurma değildir ancak neticede kullanılan dilde, dili betimlemek için kullanılan alfabe de insan icadıdır, insan uydurmasıdır. Umuyorum bir sonuca varıcaz bu defa.

  50. Düzensizliğin ne demek olduğunu bulmamız ve ortak tanımda buluşmamız gerekiyordu. Bana göre bir çok sistem düzensiz görünüyor. Size göre düzensizlik yok. Sanırım bu noktada takılmaktan başkada çaremiz yok.

  51. Bence de konu karışık değil. Zaten ilimi bakımından herşeyi önceden bildiğini ve bilmediği birşeyi yaratamayacağını söylemek istiyordum. Herşeyi biliyorsa “yok” denilen kavram insanlar için vardır Allah için yoktur. Yani “yok” yoktur. Düşünsenize Allah ışığı yaratıyor ama yaratmadan önce bilmiyor ışık diye birşeyin olduğunu. Eh herşeyi biliyorsa zaten ışık denilen şey “yok” tan değil, bir ilim dahilinden bilinmiş oluyor. Yani Allah için varlık aleminden birşey.

    xenix

  52. Nasıl ki iki boyuttaki bir cismin sonsuzluğu üç boyuttaki cismin sonsuzluğuna zarar vermiyecek üç boyutta düşününce bütün üç boyutlu uzayı kaplamıcak aynı şekilde boyutlar yükseldikçe de herangi bir cismin sonsuzluğu her şeyi kapsadığı anlamına gelmez. Bu kesin bir gerçek olmakla beraber Allah’ın herşeyi kusatması olayının yorumu herşeyi deiştirebilir niteliktedir.En başlardaki yorumda böle bişey söylenmişti sanırım.(paylaşmak istedim)

  53. Sevgili kardeşim kim Kuranda bir eksiklik bulabilmişki sen bulasın.Bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allahın kelamında bir kusur;bilimle bir çelişki bulamassın.varsa örnek gösterde yüzeysel kalmasın. selamlar

  54. Arz benim, felek benim,
    Sema yapan sarhoş benim,
    Gökyüzünde yıldız benim,
    Ona bakan göz kimin?

    Gül benim, diken benim,
    Sevip katlanan dost benim,
    Aşikarım her yerdeyim,
    İyi düşün, ben nerdeyim?

    Hayat benim, aşk benim,
    Aynadaki yüz benim,
    Sonsuzum, sınırsızım,
    Olur mu hiç benim enim?

    Can benim, canan benim,
    Evrendeki sır benim,
    Aşkın dilindeki sözdenim,
    Kendine iyi bak! Gör neyim?

    Sebahattin Zorlu / Gerçekle Yüzleşmek

  55. Allah ilmiyle her şeyi biliyor. Ama her şeyi yokdan yaratıyor.

  56. İyi aferin O’na.

    Eğer herşeyi biliyorsa, benim ona inanmayacağımı da biliyordu. Üstelik daha beni yoktan var etmeden önce. Yani henüz ben yokken, ne yapacağımı bildiğine göre, çoktan karar verilmiş hakkımda.

    xenix

  57. Sayın xenix,

    • Bazı sorular varki bunun cevabını yeryüzünde şu an verebilecek hiç kimse yoktur. Sadece birileri Allah adına konuşur ve ıskalar. Ben de bu birilerinin içindeyim.

    • Kur’an, “Bilmediğiniz şeyler hakkında konuşmayın, yorum yapmayın” diyor ama maalesef ki biz her şeyi biliyoruz (!) diye o uyarıyı hiç dikkate almıyoruz. Bu nedenle hem kendimiz yanılgıya düşüyoruz, hem de başkalarının yanılmasına sebep oluyoruz. Bu sadece Kur’an’a mahsus değil, İncil de öyle, Tevrat’da. Bir zamanlar doğan çocuklar yaratılışın sırlarını öğrensin diye suya batırılırdı. Şimdi vaftiz ediliyor v.s.

    • Bizde de çok hurafe, aslı astarı olmayan şeyler var. Kur’an’a uymasa da birilerimiz bunu Kur’an’a uydurma gayreti içindeyiz. Kader hakkında Peygamberlerin bile bilmediklerini bilen (?) bir nesil türedi şimdi!

    • Kur’an’ın bilimsel verilere dayandırılarak tefsir edilmesini ben şahsen çok doğru bir şey olarak görmüyorum. Çünkü bilimin verileri değişkendir. Bugün herkesin ağzında Big Bang var, yarın başka şey olacak, 1.000 yıl sonra daha başka şey. O zaman her buluş, her icatta Kur’an’ı değiştirecekmiyiz. Üstelik Kur’an fizik, kimya v.s kitabı değildir. Galaksilerin galaksilerle ilişkisinden bahsetmez. İnsanların insanlarla ilişkisinden bahseder daha çok..

    • Kutadgubilig kardeşimizin de emeğine sağlık.

  58. Her zamanki metodoloji:

    Bir ya da bir kaç hala teori ya da bilinmeyen konu seçilir, ince ince kıyıldıktan sonra dinine göre uygun kitap seçilir…hafif ateşte iyice karıştırılır…etrafına dizilmek sureti ile kaoslar ve paradokslarla süslenir sonra da “Şefin Spesiyalitesi” şeklinde servis edilir.

    Şef de tanrı.

    Mutfak kontinetal…her bir şey var…Astroloji, biyoloji, fizik, kimya…

    …farketmez.

    Pekiiii bunca yok olan tanrılar için ne diyeceksiniz? Mesela onların nasıl tanrı olduklarının ve nasıl tanrı olmaktan çıktıklarına dair serüvenlerine bakınca ne görmektesiniz?

    Hepsinin ortak paydası bilinmezliklerdir.

    Bilindikleri an tanrı tanrılıktan çıkar. Yerini yenisine bırakır.

    Neden dinler, yani teoloji…özellikle semavi olanlar burunlarını diğer bilim dallarının alanlarına sokmaktalar? Neden dogma ile pozitif bilimlerin içerisinde fütursuzca dolanmaktalar?

    Çünkü pozitif bilimler, tıpkı dinler ve tanrılar tarihinde de görüldüğü üzere, bunların altını sürekli kazmaktadırlar…ondandır teoloji pozitif bilimlerin eteğine dolanıp çekiştirip durular.

    Korkunun ecele faydası var mıdır?

    Yoktur…

    İnsanoğlunun bilinmeze olan merakı durmayacaktır…

    Giriş yazısında arkadaş Kuran daki yer gök yaratılması konusunda bol bol bilgi sunmuş…bunları ilmi olarak açıklamış.

    …katlarını katmanlarını belirtmiş.

    Referansımız yine Kuran olsun…herkesin cevap verebileceği cinsten bir soru sorayım:

    Allah yeri ve göğü kaç günde yaratmış?

    Var mıdır ilmi bir bilgi?

  59. Tanrının yeri göğü yaratması hadisesine bayılırım.

    6 günde yaratıp dinlenmesi tanrının da yorulduğuna işarettir. Kuran burada biraz farklıdır. Altı gün hikayesini aynen almasına karşın tanrının yorulmadığını söyler. En önemlisi, Tanrının bu işi dünya günüyle yapmasıdır. Evrenin büyüklüğü/Zaman hakkında hiç bir fikirleri yoktur. Mesela Antares yıldızının çapı 150 milyon km.dir. Bu yıldızın çevresinde dönen dünya benzeri bir gezegenin, antares güneşinin etrafındaki turunu nasıl tamamlayacağını bir düşünün. Binlerce ışık yılı bile yetersiz olacaktır. Açıkçası bu hadise, tanrının “ulu” kisvesini ayaklar altına seren komik bir düşüncedir. Zavallı insanın küçük dünyasının bir eseri ve sonuçlarıdır. Bügün dünyanın oluşmasının, canlıların ortaya çıkmasının milyarca yıl aldığını bilmekteyiz. Güneşten kopup yerine yerleşmesi ise kopma hızına bağlı olarak değişkendir. Kutsal kitaplara göre, önce dünya yaratılmış daha sonra gece ve gündüzün simgesi ay ve güneş yaratılmıştır. Biz dinlenelim ! diye… Ve tabi bir süs sanılan kandilleri unutmayın; Yani yıldızları…

  60. Ondandır diyanet 6 günün yanına hemen bir parantezcik sıkıştırır…gün değil evre o der. Şip şak. Olsun…onlar zırt diye çevirirler.

    Bendeniz hiç çevirmeden parantez, yorum eklemeden üç ayet koyayım şuraya:

    Fussilet

    1. De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.

    Fussilet

    1. O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.

    Fussilet

    1. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah’ın takdiridir.

    Bul altıyı kap parayı…

  61. amann kim yaratmış yaratmış, ya da kendi kendine olmuş ne uğraşıyorsunuz ki? dünyayı tersine döndürebiliyor musunuz siz onu tartışın:)))

    afrikayı doyurabilir miyiz? kadınları şiddetten kurtarabilir miyiz? kaç çocuğa doğru bilgi veriyoruz, eğitiyoruz, örnek olabiliyoruz? kaç insana umut oluyoruz?

    olmuş bitmiş işleri konuşmanın kime ne faydası var? ver bana bir yoğurt tarifi bir işe yara beaa:)) yoğurt yapayım katkı maddesiz yiyeyim bir güzel:P ben mutlu olayım seni de mutlu edeyim sen mutlu ol diğerini mutlu et…

    zinciri kırma!!!

  62. Önce su katılmamış süt buluyoruz, su katılmamış sütten mayalanmış bir çorba kasesi yoğurt buluyoruz, sütümüzü kaynattıktan sonra serçe parmağımızın en uç noktasını algılarımızın tümünü de o bölgeye yoğunlaştırarak süte dokunduğumuzda ılık bir his uyanırsa, kayanayan sütümüz doğru sayabileceğimiz soğumaya ulaşmış oluyor. Akabinde su katılmamış sütten mayalanmış olan bir kase yoğurdumuzu, kaynadıktan sonra ılıklık derecesine (serçe parmakla ölçütük hani, hatırladınız mı?) inmiş olan sütümüze ekliyoruz. Tenceremizi güzelce paketliyoruz. Battaniye sarın, mont sarın, hatta yorganla bile sarabilirsiniz hanımlar.

    Bir kase yoğurt ile 7 9 litre sütü mayalayabilmek mümkündür. Dahası için deneysel takılmak gereklkidir. :))

  63. O Allah ki; Yaratan’dır, Bâri’dir (yokken var eden), Musavvir’dir (şekil verendir), güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tespih eder. Ve O; Azîz’dir (yücedir), Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibidir).(

  64. yerler gökler ne desem ben şimdi ki bakıp duruyorum düşünüp ya da geçerken iki söz ederken ve etmezken de ne anlaşılacak-oalcak bitecek ya da ne değişecek -neyi değiştirir tüm bu olanlar ve anlatılanlarda yazalım da ne yazalım ama siz söyleyin bari bir faydalı sakınca da onu yazalım
    ne anlatılacak ya da ne anlatacağım ve geçireceğim ya da geçirmeyeceğim (ben sözü ve kalbi yankı olsun-olsa ne diyeceğim mesela da özgün düşünceme çağrı ve yakınlık ya da anlaşılma ve dostlukta bulacağım o sözden ve ikilem bunlar hep
    ama ne desem faydası olacak ki; bana ona ve kime

    sussam burdan gerçeken sustum ve sustuğumu anlamayın çünkü aşağıya ve buraya bi şey yazmamışsam susmuşta burdan geçmişte olabilirim
    -ama susmamışta; düşünmüşte olabilirim ne düşüneceğimi ve yazacağımı ve diyeceğimi de ; ama bir kelime de bulamamış olabilirim

    yani yerler ve gökler ve bizler de özgürsek ve herşeysek bunu nasıl bilebilir/analyabilir ve açıklaybiliriz-birbirimize- ve de sezebilir-görebilir ve ifade de edebiliriz ki!
    bunda nasıl aşabilir tüm bu kaosları

    -yerler ve gökleri biz çok karmaşık görüyoruz; ne gördüğümüzü de anlamıyoruz artık ve ne diyeceğimzi de bilmiyoruz; siz öyle bilirsiniz ne iyi de bilirsiniz siz

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.