“Nosce te İpsum” ya da “Falling in Love”

Kendini bulmaya arayışı içinde yaşayan bizler ruhumuzu özgür bırakabilmek uğruna yaşarız. Yegane anlamımız kendi içimizde bir amaca ulaşmaktır. Bu bir arayıştır , dış dünyada başlar … Ne görse , işitse yaşamına katar , öğrendiklerini kendi benliğine işler ve kendinden bir birey , özgün bir varlık yaratmaya çalışır. Ancak ne fayda ki bu çalışma boşunadır çünkü insan önce kendini bilmelidir. Dış dünya sandığı şeyin kendi içsel mücadelelerinin ve duygu durumlarnın bir yansıması olduğunu ancak bu sayede bilebilecektir ve sonunda bu kendini bilme ile insan ideal dünyasının tanrısı olur. Tüm duygu durumlarını kontrol edebilen düşkünlükten (özellikle bu terimi kullandım çünkü aşk için latinece orijinalde söylenen karşılık aşka düşmek olarak kullanılmaktadır) yoksun bir varlığa dönüşür. Artık Onun için negatif bir oluş yoktur, Tanrısallaşmıştır.

“Ve pek az insan bu yolu seçerek kendini bilmiştir”

Yukarıda yazdığım paragraf felsefi ve psikolojik anlamda ideal insanı tanımlamaktadır. Bu anlamda aşkın bir oluş olduğunu kabul ediyorum kuşkusuz. Çünkü yukarıda tanımladığım insan kendi oluş dudrumlarını kontrol edebilen bir insandır, zayıflıktan uzaktır. Latince orijinalinden tanımladığımız üzere aşka düşme halini bir oluş olarak kabul eder ve yaşar. Bu durumda böyle bir insan yalnızca bir kişiye aşk beslemez. Onun için her şeyin özüne indirgenmiş aşk bir düşkünlük olmaksızın yaşanır. Bir insana beslediği duygular ne kadar eşsiz olsa da bunun bir başkasına da beslenemeyeceği anlamına gelmediğini bilir ve kendi isteğiyle yayını hazırlar ve aşk okunu bir başka insana fırlatır.

Yeryüzünde binlerce yıldır yaşayan insanoğlu kendini bilmenin ne demek olduğunu anlama cesaretini gösterememiştir. Yani kitlesel anlamda bu pek mümkün olmamıştır çünkü toplumlar kendini bilme ilminden yoksundur aksi halde ne savaşlar ne de diğer olumsuzluklar hümanitemizi bozabilirdi. Bu yolculuk her zaman bireysel bir yolculuk olmuştur ve ne yazık ki böyle olmaya da devam edecektir. Bu öğretiyi benimseyenler ve uygulayanlar yazma yoluyla nesiller arası devinimi sağlayabilirler.

Şu halde kendini bilme yolunda olan bizler , acı ve buhranlarımızdan başka bir dünya var edemiyoruz. Bitmeyen ıstırabımız savaşlar meydana getiriyor , açlık ve ekonomik krizlere sebep oluyor , hiç bir zaman hiç bir yerde başarılı olamamış siyasi yapıların çıkar mücadeleleri altında yüzyıllardır eziliyoruz. İnsanoğlu kendini yok etmenin bir yolunu her zaman buluyor.

İşte aşk ta ve Onun için yazılan tüm o destanlar da hüzünle bitiyor. Kendimizi yok etme arzumuz aşkımızın içine de işlemiş. Mutlu aşk yoktur diyen bir toplumun çocuklarıyız. Aşkın ömrü şu kadar yıl diyen ırkın çocuklarıyız. Zavallı insancıkların cehalet içinde büyüttükleri birbirimizden nefret etmenin yolunu arayan sözde medeniyetlerin çocuklarıyız.

Kendi hüznüyle acı çeken aşklar ve Onu yaşayan aşıklar adına , cennetin bahçesinden uzakta gözyaşları kuruyana kadar ağlayan ve aşık oldukları sevgililerine kavuşmayı düşleyenler adına…

“Aşk bir kadehtedir ve her ölümlüye uğruna içebilecekleri bir ölümlü seçme şansı verilir.” Bunu yazan bir ölümlüdür bu acıyı çekenler de ölümlülerdir. Kendini bilme yoluna ancak bir başkasına aşık olma yoluyla beraberce ulaşılabileceğini söyleyen ölümlülerdir. İlk söyleyen Platondur dur. Sevgiliye duyduğu aşk öylesine yücelmiştir ki Onda tanrıyı görür. İşte O an kendini bilme safhasına ulaşır ve orada aşkın kendisini görür. Ona göre evren yalnızca AŞK tır.

O kendisini AŞK a götüren sevgilisinin yerine bir başkasını nasıl koyacağını bilmez. Çünkü Platon da fanidir. Kendini bilme yolunda yürüyen bir azizdir. Tıpkı Mevlana gibi ; Şems ini kaybeden Mevlana hayata küsmüş ölene kadar Onun hüznüyle yaşamıştır. Çünkü fanidir. Bizim yarattığımız medeniyetler içinde kendimize ulaşmamız mümkün değildir. Bu yola ancak dünyada bir aşk bularak bir beden ile ulaşırız ve sonunda Onu ebedi yaşarız.

Aşk bir olma durumudur. Ve aşık olan ile olunan aynı kişidir. İşte biz bu noktada demir atıyoruz. O , bize dönüştüğü için Ondan yani aslında kendimizden vazgeçemiyoruz. Kendimizden vazgeçme durumu intihar olarak tanımlanırsa aşkından vazgeçmek te aynı nedenle intihar oluyor. İki olarak başlayan şey BİR olarak varlığını sürdürüyor. Bu cümleden sonra buraya yazılması muhtemel olan şeyler aşkı yaşayanlara ait …

4 yorum ““Nosce te İpsum” ya da “Falling in Love””

  1. yıllar once bir gun karaladıgım ufak tefek siir yazı gibi şeyleri karıştırıken şunu fark ettim,(sizinde belirttiğiniz gibi) yazdığım satırlarda aşk sevgi ifade ve anlatımlar her ne kadar bir fani düşünülerek karalansa da hepsinde aslında ben ve içimdeki aşkın izleriymiş satırlara dökülen. tabiki içimizdeki aşksa büyük kaynakdan geliyor, yılmadan bitmeden tükenmeden.

    fakat burdaki denemelerde yaşanan sorun karşımızdaki birey bizimle aynı yerden bakmadığı için, (hayata insana aşka) beklentileri de farklı olduğu için; boşa geçen zaman dilimleri oluyor, böylesi bir birliktelikte elde kalan. birde insanlar arasındaki enerji basamağındaki farklarla, yani aşk boyutunda olan taraf zaten yaşattırdıklarıyla epey bir süre karşı tarafda şok etkisi yaparak, onu kendi enerjisiyle bir süre götürüyor. birazda azim varsa kendini tüketene kadar sabır gösteriyor:) artık o zaman geldiğinde tabiki toparlanıp sıyrılsada, geçen zaman onda bir gelişim yaratmamakla birlikte tüketimi de beraberinde getiriyor.

    burada belki en büyük sorun yalnış seçimler olabilir. ama aşk zaten orda bitmek, yok olmak, belki tam bir teslimiyet. ama sanırım bu aşkı bir bireyle yaşama durumu düşüncesi asıl yanlış olan. ama sürekli kontrol edilen, yönlendirilen, kurgulanan beraberlik; düşüncesi bile ürtütücü ve yorucu ve hatta belki çok gereksiz. ruh eşi denen şey varmı yada bulma olasılığı ne kadar akılane. ya da illaki olmalı mı, yoksa yalnızlığında mı geçmeli zaman, bunu bilemiyorum…

    sanırım biraz farklı bir yere getirdim, biraz somut yaşanan zorluklara.
    belki de anlatmak istediğiniz boyuta yaklaşamamakla birlikte, zorluklarından da kaçma eğilimi var. her yolculuk da her bir yolcu farklı renkte, güçte ve kaderde. bazılarımız için çok daha kolayken yaşam, bazılarımız biraz daha fazla sınanıyor. bu yüzden sanırım direncini, inancını ve aşkını kaybetmeyen insan olabilmek bile belki önemli bir şey.

    O’nda, Aşk dan uzaklaşmamak dileğiyle

  2. Aşkın muhteşemliğine doğru koşmayan bir yürek,
    Hiçbir zaman açmayan bir güle benzer!
    Onun yaşamı korkular, yalancı güven de dünyasıdır,
    Yaşanmayan, boşa geçmiş bir yaşam!
    Ne doğumun, ne ölümün farkındadır,
    Ne şahinin nasıl süzüldüğünü bilir,
    Ne de atmacanın avını nasıl parçaladığını…
    O ılık bir bahar sabahında çimlere bile yatmamıştır, dingince.
    Masmavi bir günde yukarı bakıp,
    Tanrı’nın mesajlarını okumamış,
    Aşkla dolmamıştır…
    Onun denizde sardalyayla oynaşan martılardan haberi yoktur.
    O muhteşem dansı izlememiş, sevişmelerini görmemiş,
    Çığlıklarını duymamıştır mutluluğun.
    Dağ çiçeğindeki renkleri,
    Tanrı’nın desenlerini görmemiştir O!
    Bir sıcak gülüşü, içten bakışı tatmamış,
    Sevgilinin sıcak bedenini hissetmeden yaşamlar yaşamıştır.
    Sevişmiş ama bedencesine, duygusuz!
    Aşkın meditasyonuna girmemiştir!
    Yudum yudum içmemiştir huzurun şarabını,
    Her yudumda bir yaşam yaşamamıştır.
    Toplumun aklına etiketler yapıştırmaktan,
    Yorulmamış, deli olmamıştır.
    Deli bir çağlayan olup, yaşamla akmamış,
    Coştukça coşmamış, derine dalmamıştır!
    Gözleri gülümserken, kalbi hüzünlenmemiştir.
    Giysilerini kat kat giymiş, bir an bile soyunmamıştır.
    Kendini bulmak için geldiği yolda,
    Rehavete dalmış, uyudukça, uyumuştur!
    Oysa, aşkın güzelliğini göremeyen yürek neye yarar?
    Dili olmayan ağız misali.
    Budaklanmayan bir ağaç gibi,
    Hiç yanmamış bir kömürdür O.
    Gecenin koynunda çırılçıplak teslim olmamıştır aşka!
    Gecelememiştir esen deli bir rüzgârla, tutkuyla.
    Ay ona serenatlar etmemiş, güneş yakmamıştır tenini.
    Ayrı olmanın sevincini, birlikte olmanın özlemini,
    Nerden bilsin gariban sevgili!
    Bilse ki yer göğe teslim, dağ denize,
    O da teslim olurdu aşka! Korkusuzca…

    Hale Karaarslan

  3. Arkadaşlar hepiniz öyle güzel yazmışsınız ki kopup gittim..
    Dış dünya sandığı şeyin kendi içsel mücadelelerinin ve duygu durumlarnın bir yansıması olduğunu ancak bu sayede bilebilecektir ve sonunda bu kendini bilme ile insan ideal dünyasının tanrısı olur. çok güzel ifade etmişsiniz sevgili zahiri..
    Sevgili Camael diğer paylaşımlarınız gibi bu şiir de çok etkiledi beni..
    Ve sevgili creativeyazdığım satırlarda aşk sevgi ifade ve anlatımlar her ne kadar bir fani düşünülerek karalansa da hepsinde aslında ben ve içimdeki aşkın izleriymiş satırlara dökülen bunu fark etmiş olmanız sizin için ne iyi; ilişki bir şekilde bitmiş olsa da size bir şeyler kazandırmış oluyor şu durumda, yani bir kayıp yok sonunda; aksi taktirde hatırlanabilecek yaşanan onca güzel şeye rağmen, acıyı tercih ediyor insan nedense; kaybına üzülüyor herhalde..Evet, belki de söylediğiniz gibi en iyisi yanlız olabilmek, bu güzelliği yanlız olarak da yaşayabilmek..
    Sevgiyle

  4. Su akar..

    Ask, insanin kendi kendine yaptigi bi buyu gibi.. Karsindakini beyninde tanrisallastirma durumu, onsuz yasamayacagini, yasasan da mutlu olamayacagini dusunmek. Ve bu acidan bakildiginda tam bir bagimlilik iliskisi. Ama bi o kadar da guzel duygu..Sevmeyi ogrendin en azindan, acisa da canin cok onun ardindan. Ve artik acitmayacaktir canini diger insanlarin yaptiklari, etkilemeyecektir seni onceden sinir krizlerine sokan; saatlerce aglatan olaylar.. Hatta guvendigin bi arkadasinin beklemedigin bir hareketi bile.Cunku sen o’na guvenmisindir en cok zamaninda. Aslinda gercek olmayan; hayalinde olmasi gerekene belki en yakin oldugunu zannettigin ve hayalindekinin butun ozelliklerini yukledigin o bedene..

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.