Gazetelerde Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilgili yazılar şiirler görüyorum da düşünmeden edemiyorum.
Ölüm ne güzel şeymiş meğerse. Eğer o insan ölmeseydi bütün bunları –özel meraklıları dışında – asla bilmeyecektik.

Bir insan ölüyor ve onunla ilgili ne kadar güzellikler varsa güneş gibi doğuveriyor. Hiç satmayan ve bu yüzden sefalet içinde ölen Van Gogh’un tabloları o öldükten sonra birden kıymet arzediyor.
Sıradan insan öldüğünde bile hemen herkes ağız birliği etmişçesine “İyi insandı” diyor.
İyi insan olmak için ölmeye ne gerek var oysa? Bir sanatçının eserlerinin kıymete binmesi için illa da ölmesi şart mı?
Galiba ölmeden olmuyor, ölünmeden eserlerin kıymeti bilinmiyor, iyi insan olunmuyor.
Ve biz ölenleri daha çok seviyoruz nedense ve onların eserlerini.
Ve ölmesi için daha nicelerini bekliyoruz kendilerini ve eserlerini sevmek için.
Akbabalar gibi yani…
Kesinlikle anlayamadığım şeylerden birisidir. “Kör ölür, badem gözlü olur” sözünün kökeni de, “birşeyin değerini kaybettiğimizde anlarız” anlayışının temeli de burada yatıyor. Neden ölenlere hayatlarında vermediğimiz değeri öldükten sonra veririz düşünmek, konuşmak, yazmak lazım.
xenix
Acaba değerimizin anlaşılması için sadece ölmek mi gerekiyor? Bunun başka bir yolu yok mu? Sonsuz us ta ölmemize gerek yok dimi? :)))
çünkü ölüler zararsızdır..sizden birşey isteyemezler..size bir üstünlükleri kalmamıştır..onları ne kadar överseniz övün..bu artık onların lehine, sizin ise aleyhinize bir gelişmeye yol açmaz…”selam verdik borçlu çıktık” atasözümüzdeki durum artık ihtimal dışıdır…yani bedavadır faturası olmaz.