Ölünce kelebekler gibi ölmeli ve tam zamanında ölmeli

Ölünce kelebekler gibi ölmeli ve tam zamanında ölmeli.

Her yıl temmuz ayının ikinci haftasında görülen söğüt kelebekleri bu yıl da zamanlarını şaşırmadılar ve her zaman olduğu gibi hava karardıktan sonra çıkageldiler.

Milyonlarcaydılar. Ve ışıkların etrafında son danslarına koyuldular.

Ölmeden önce dans etmek…

Ya da ölümü dans ederek karşılamak…

Ve bir ışık selinin etrafında ölmek; ışıkla ölmek…

Ölmek mi gerçekten bu, yoksa ışığın büyüsüyle kendinden geçmek, sarhoş olmak mı?

Ölenlerimiz için niçin “Nur\ışık içinde yatsın” deriz? Nur\ışık içinde mi koşuyorlar kelebekler de ölümlerine?

Ölmek ne kadar güzel böyle! Işıklar içinde ölmek… Işıkla birlikte ölmek…

Ve zamanında ölmek…

Şaşırmamak zamanı; vakti geldiğinde koşa koşa gitmek ölüme ve dans ederek sunmak kendimizi ecel meleğinin eline.

Ve en güzel şekilde ölmek…

En güzel şekilde yaşayamasak bile en güzel şekilde ölebilmek… Ölürken bari en güzel şekilde ölebilmek…

Yoksa en güzel şekilde ölmek de en güzel şekilde yaşayanlara mı ait?

Michael Jackson, 25 Haziran 2009 günü öldüğünde, bu onun için en güzel zaman mıydı? Ölmesi gereken zamanda mı ölmüştü?

Peki, en güzel şekilde ölebilmiş miydi Michael Jackson? Hayatı boyunca dans etmişti; evet ama, ölmeden önce ne yapmıştı acaba? Dans ederek karşılayabilmiş miydi ölümü? Ve ışığın ne kadar içindeydi öldüğünde?

Elvis Presley gibi ölmekten korktuğundan söz etmiş bir ara. Yoksa bu, onun gerçekten Elvis Presley gibi ölmek istediğini mi yansıtıyordu? Ölümsüz olamak için tam zamanında ve Elvis gibi ölmek… Fazladan yaşanan ömür, yaşanmış olan güzel hayatı kirletmekte çünkü.

Bence ölmek için geç kaldı Michael Jackson. Elvis gibi tam zamanında ölemedi. Öyle bir zamanda ölmeliydi ki, bu, onun sanatta en zirvede olduğu bir zamana denk gelmeliydi.

Oysa öyle bir zamanı Michael Jackson çoktan geçirmişti.

Ölünce kelebekler gibi ölmeli ve tam zamanında ölmeli.

Mozart da tam zamanında ölmüştü oysa. Hatta ölümün zamanını geçirmemek için Requiem’u bile bitirmeyi bekleyememişti. Kelebekler gibi bestesini bile oracıkta bırakarak süzülüp çıkmıştı yaşamdan.

Ah, ne heyecan verici bir şey zamanında ölmek!

Ve kelebekler gibi ölmek…

Işıklar içerisinde ve dans ederek ölmek.

5 yorum “Ölünce kelebekler gibi ölmeli ve tam zamanında ölmeli”

  1. Evet yukarıda da söylediğim gibi insanın yaşamı bilmesi gerekmez mi ölüme gülümseyerek gidebilmesi için ?
    Etrafıma baktığım zaman 2 farklı ölüm hissi görüyorum ölüme yaklaştığını düşünen insanlarda.
    Bunların bi kısmı hayatları yapmak istemedikleri şeylerle doldurulmuş insanlar. Tüm zamanlarını aslında zamanı doldurmaya yönelik yaşamışlar.Ölüyolar şimdi.. Mutsuz ve bir o kadar yaşama bağlılık göstererek. Ölmeyi asla istemeyerek.
    Diğerleri ise çok az kalmış yeryüzünde.
    Sanki bizden yüzlerce yıl önce yaşamışlarda dünyayla hiçbir işleri kalmamış.
    Mistik bir ölümü karşılama durumundan söz etmiyorum. Ben sadece hayatı doyasıya yaşamış insanların ölüm duygusuna pekde yenilmediklerine şahit oldum.
    Kelebekleri bilemem ama bazı insanlar bu duyguyu gerçekten çok güzel yansıtmışlar.

  2. Nietzche nin böyle bir bölümü vardı. Vaktinde Öl! Çoğumuz zaten yaşamıyoruz ki vaktinde ölelim…

    )kapa parantez

  3. Ölüyorum tanrım bu da oldu işte.
    her ölüm erken ölümdür biliyorum tanrım.
    ama,ayrıca, aldığın şu hayat
    fena değildir…
    ÜSTÜ KALSIN. demeye değer bir hayat geçirmek umuduyla..

  4. Uzun bir ara verdiğiniz bu yazıdan evvel. Her zamanki gibi, masalımsı ifade tarzınızı kullanarak çok güzel ifade etmişsiniz. Yanlız,neden yazılarınızda ölümden bu kadar sık bahsetmeye başladığınızı merak ediyorum ben..Aslında insanın içini kıpır kıpır eden, eğlenceli şeyler de yazıyordunuz. Uygun moda girdiğiniz en yakın zamanda bunları da bekliyoruz.Teşekkürler..
    SEVGİLER

  5. Alıntıdır :))

    geceye açar akşam sefaları
    ölüme benzer güne vedaları
    deli dolu bir macera bir şölen bir düğün
    kadere kısmet narin hayatları

    ışığa uçar bütün pervaneler
    ateşe giderken ne şahaneler
    dönerek acıyla aşkla şu alemi
    yana yana rakseder divaneler

    bir varmış bir yokmuş dünya masalmış
    her yolcudan bu handa hoş seda kalmış
    gökten üç elma düşmüş yuvarlanmış
    herkes payına düşen elmayı almış

    sora sora az gidip uz gidip kaf dağına
    gizini arar saadetin dünyalılar
    günaha yakın dururken bir yanları
    ne kadar hazin hüzünlü sevdalılar

    ışığa uçar bütün pervaneler
    ateşe giderken ne şahaneler
    dönerek acıyla aşkla şu alemi
    yana yana rakseder divaneler

    bir varmış bir yokmuş dünya masalmış
    her yolcudan bu handa hoş seda kalmış
    gökten üç elma düşmüş yuvarlanmış
    herkes payına düşen elmayı almış

    sora sora az gidip uz gidip kaf dağına
    gizini arar saadetin dünyalılar

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.