Anayasa Değişilik paketine dair sorular

Özetle, eğer bu değişiklik kabul edilirse; kuvvetler ayrılığı tamamen tarihe karışıyor, muhalif ses, eleştiri, tarafsız makam imkanı yok ediliyor. Seçimle geldiği için meclis ve başkan aynı şey değil çünkü başkan toplumun ancak %51 ini temsil ederken meclis %100 ünü temsil ediyor.

Değişik fikirler ve tartışma ortamları fikirlerin barbarlaşmasını, yozlaşmasını önler, bu atalarımızdan beri bulunan yegane barış yoludur fakat anayasanın götürülmek istendiği yolda bu olasılık yok edilip yerine bir kişinin dikte ettiği bir yaşam öneriliyor.
Söylenecek çok şey var ama, örneğin 18 yaşında henüz hayatın başında hem zihinsel hem duygusal olgunluğa ulaşmamış neredeyse hala ergenlik döneminde olan kişilerin halkı temsilen meclise girmeleri ne anlama geliyor? Bu açıkça halkımızın zaten ergenlik çağında kalmış olduğunun aczinin itirafı gibi oluyor. İtiraf etsek bile uygulamayı kanunen bu yöne mi çekmeliyiz yoksa olgunlaşmak için mi niyet etmeliyiz?
Soru çok
Reddedilme ve sevilmeme korkusuyla ne kadar önlem alırsanız alın sorunun kökenini beslemekten başka işe yaramıyacaktır. Son beşyüz yıldır halkımızın içine işlemiş olan çocuk eğitim sistemi zaten bu sorunsalı ortaya çıkardı. Peki şimdi bu sorunu alıp ülke idare modeli haline mi getireceğiz?

Sonuç: Yarı yoldan dönülsün

Gerçeklik zannımız YORUMLAMA sistemlerinden ibarettir!

Algılarımızın dünyasında mutlak şeyler olmadığı için, hiçbir şey başka bir şeyle ilişkisi dışında tanımlanıp deneyimlenemez.
Sözcüklerin anlamları koşullara bağlıdır.
Bireyselliğin kazanılması, çevreyle İLİŞKİ anlamına geldiğinin anlaşılmasıdır. Huna Bilgisinde; Bütün sınıflamalar; potansiyel olarak faydalı ancak keyfi bulunur.
Tüm ayrılıklar, sadece pratik değeri olan faydalı bir yanılsamadır.

İnançlar deneyimlerimizin temelidir ve 3 e ayrılır :

1-Varsayımlar: sorgulanmayan, şüphe duyulmayan inançlar
2-Tavırlar: kuşku içeren ama deneyimleri etkilemeye devam eden inanç durumu.
3-Manao: yeni bilgiler ışığında kolayca değişen inançlar.

İnançlarla kendi gerçeğimizi yaratırız. Tüm varlıklar gibi insanlar da günün 24 saati rüya görür ve bu rüya kişinin gerçekliği olarak onun çevresinde belirir. Bu gerçeklik 3 kategoride sınıflanır:
1- Öznel gerçeklik: (Pono’i) Neyin iyi kötü, ahlaklı olduğuna dair kişinin inançları.
0-6 yaş arasında hatta anne karnındaki zaman da dahil inançlarımızın %95”i oluşuyor ve bebeğe ana dili ile belletilir. İnançlarımız, kararlarımız ve seçimlerimiz sebebiyle içimizde kesinleşmiş olan iç rüyanın görünür hale gelmesi, kişinin öznel gerçekliğidir.
2- Nesnel gerçeklik: paylaşılmış gerçeklik. Madde ve olgular anlamına gelir.
Şeylerin tavır ve görüşlerden sözde bağımsızlığını anlatır.
Çevremizle ilişkimizin, görünüş ve yorumun; maddi dünyayla pratik ilişkisinin gerçeğidir.
3-Maoli: Titreşimden kaynaklanan inanç. Bu gerçeklik, Öznel olarak başlar ve sürekli zihinsel yansıtmayla nesnel gerçeklik olur. Gerçek bizden ayrı bir şey değildir.
Urban shaman
*
Gerçeklik zannımız YORUMLAMA sistemlerinden ibarettir!
YORUMLAMA SİSTEMİ nedir? Bu bir elektrik sinyali şifre kırıcısı mı?
O halde bu şifre kırıcıyı kim ve nasıl hazırlamış? Bu sistem beynimize ne zaman yüklenmiş?
YORUMLAMA SİSTEMİ değiştirilebilir mi? Değişirse ne olur?
Hepimiz kendi yorumlama sistemimizin kabulcüsüyüz.
Yorumlamayı bir çeşit çifre kırıcı gibi görürsek, dekodlamaların farklı olduğunu söyleyebiliriz.
Kabullenme her halikarda olacakır, önemli olan kabullenmenin ne işe yaradığının bilinciyle bu halin kabullenilmesi. Çünkü mutlak gerçeklik diyebileceğimiz enerjinin elektrik sinyallerini görmek hiç bi işe yaramaz, gerçeklik denilen şey yorumlama sistemine muhtaçtır.
Sıradan insani ilişki kurma çabaları genelde; “Benim yorumlama sistemim, senin yorumlama sistemini döver!” alt yazısı ile olur, tam da bu sebepten anlaşma ihtimali de tehlikeli ölçüde azalır. Bunun çaresi her zamanki gibi durumumuzu kabulden geçer.
Yorumlama sistemini kendi uğraşınla kırmak, bir bilgisayar olarak sana yüklü windows işletim programını değiştirmek gibi imkansıza yakındır. Senden başka bir sistemin buna yardımı gerekir. Fakat yalnızca varlık olmak için işletim sistemine tabi olduğunu bilmek bile zaten değiştirilmesinin yarısına denk bir değişimdir! Oldu da yorumlama sistemin bilinmedik şekilde değişti diyelim, onun işletim sistemi olduğunu ve seni çalıştıran şey olduğunu bilmiyorsan bu değişiklik de hiç olmamışa denk olur!

Bir Dahi: Ted Chiang -2

Önceki Bölüm için Tıklayınız
Yetmiş iki Harf – Ted Chiang
17700 kelime, ilk yayım Tor 2000
**
Nitem: TDK’nın son yıllarda ortaya çıkardığı İLK AD anlamında kullanılmış, ÖN İSİM gibi. Sıfat yerine de kullanıldığı olur.
Gençlik yıllarımdan beri ilk isim ve kelime kaynağını merak etmiştim, imkanlarım ölçüsünde her yere baktım ve bir yaratım-büyü dili diyebileceğim ilk dillerin kaynağı nedir bulamadım. Bazı bilimsel tahminler olsa da bunlar da Big Bang teorisi misali şeyler. Dinler ise detay vermeden, Adem’e bu isimleri verdiğini söylemiş geçmiş gibi görünüyor. İşte Ted bu mükemmel öyküde konuyu ilginç bir şekilde işliyor, kaynağı dert etmiyor sadece ilk isimlerin nasıl kullanıldığına dair bizi düşünmeye zorluyor.
İnsan Biliminin Evrimi: Metainsan-insan ikiliği üzerinden yürüyor. Metainsan, insanın yarattığı bir üst model. İnsan gibi düşünmüyor, çok daha karmaşık işlemler yapabiliyor ve insanlar onların bilimsel buluşlarını ancak tefsir edebiliyor. Chiang’ın yarattığı bir problem de bu; acaba bazı insanların temel özellikleri farklılaşsa bireysel ve toplumsal yaşam nasıl değişir? (Bodoslamadan kitap -alıntı)
Bu kısa öyküde Metainsanlar deneysel araştırmaların üzerinde hakimiyet kurunca bulgularını sadece DST (dijital sinir transferi) üzerinden erişilebilir kılmışlardır.  İnsanların Metainsan durumuna uyumlanabilmesi için embriyo hücre doğumuna başlamadan önce Sugimoto gen tedavisi yapılması gerekiyor fakat aileler çocuklarına bunu yapmak istemiyor çünkü onunla iletişimi kesilecek, toplumun tamamen dışına çıkacak diye metainsan çocuk sahibi olmak göz korkutucu oluyor! Bu durumda insanların zeki olanları  Metainsanların buluşlarının tercümelerini yapmak ve okumakla yetinsin sonucu çıkıyor ve şimdilik bu durum toplumu mutlu etmeye yetiyor.
Tüm öyküleri gibi bu da elmas gibi parlıyor Ted’in. Galaksiler aşkına
*
Gördüğünüzü Beğenmek
Güzel ve çirkin arasında görsel ayrım yapmayı önleyen Uzman teknolojik bir sistemin sizin yerinize karar vermesine müsaade etmek, yetişkinlik anlamına gelmez. Yetişkinlik; farkları görmek ama önemli olmadıklarını fark etmek demektir. Teknolojik bir kestirme yok!
 
burada yola çıktığı konu teknolojik fakat bunu metafor olarak kullanabiliriz de. Tıpkı ahlaki/moral sistemlerin iyi/kötü, doğru/yanlış tespitlerinin bizi yönetmesi de uçağa binmek (uçamıyorum diye uçağa binmekten vaz geçmiyorum sonuçta) gibi, binebilirim tabi ama farkları kendiliğimden görme ve bunların keyfi farklılıklar olduğunu bilmem yerine geçmez. İlki kabul görme, sevilme, ait olma ihtiyacımı görür fakat ikincisi beni yetişkin/olgun yapar.
Yazar alıntıladığım öyküde çok güzel açıklamış, keşke tüm öykülerini yayınlayabilsem bu dahi adamın  Okumanızı önermekten başka yapacak bir şey yok

Renk Çarkı

Newton gökkuşağındaki kırmızıdan mora kadar tüm renkleri kullanarak bir renk çarkı oluşturdu. Böylece renklerin birleşme ilişkisini gösterecekti. Ana renkleri -kırmızı, sarı ve mavi- tekerleğe aralıklı olarak yerleştirdi. Bunlar değişik oranlarda karıştırıldığında aralarında kalan diğer renkleri oluşturuyorlardı. Mavi ve turuncu gibi tamamlayıcı renkler birbirinin karşısında yer alıyordu. Bir çok ressam Newton’ın ışık kuramıyla ilgilenmeye başladı. Özellikle de kontrast renkleri ve aydınlanma etkilerini tanımlamada işlerine yarayan renk çarkıyla ilgileniyorlardı. En büyük kontrastı, birbirini tamamlayan renkler yaratıyordu ve gölgeleri boyamada kullanıyolardı.

Lion ve Urban Myths

Oscar yolculuğunun 4. durağı Lion‘u az önce seyrettim. Çok güzel bir film olmuş. Konu itibariyle sıradan görünüyor -dışardan bakıldığında- çünkü kayıp çocuk vakası insanlık olduğundan beri yüzbinlerce kez yaşanmış olmalı. Fakat yönetmen, kayıp çocuk Saroo’nun gerçek hikayesinin içine bizi boylu boyunca daldırdığında olay birdenbire sıradanlıktan çıkıp derinleşiyor. Hikayeyi görsel anlamda da içerik olarak da çok güzel, duyarlı, abartısız anlatıyor. Ganj nehri gibi hayatlara uğrayıp ayrılarak dağılarak ve toplaşarak size sunuyor. Aslında ilk bir saatte çok iyi durumdaydım, metanetle seyrediyordum ama son onbeş dakikaya girildiğinde dayanma duvarım çöktü! Bir ağla bir ağla durumları…
Gerçekten de ölüm Allahın emri, ayrılık olmasaydı..
Çok sevdim bu filmi, oscara aday olmayı hak ediyor bence.
*
İkinci kez aldatılınca aklım başıma geldi! Oscar aday filmlerini seyretmek isteyen onca talep var tabi, piyasada da bazı siteler size aradığınız filmin ismiyle konusuyla her şeyi yazarak başka film izletiyorlar. Örneğin Manchester bye the see yerine bana the finest hours filmini resmen izlettiler!
Fakat bu film öylesine güzel bir film ki bu aldatılma için gıkımı çıkarmıyorum şu an. Adeta adrenalin çarpması oldum! Gerçek bir olaydan esinleniyor ve bence Aslında oscara aday olmalıydı.
Casey Affleck müthiş
*
Eğlenceli, düşündürücü yeni bir dizi keşfettim:  Urban Myths
İlk 3 bölümünü izledim. Harika başlangıç 🙂
20 dakikalık mini diziler, İngiliz yapımı ve konularını şehir efsanesi diyebileceğimiz gerçek kişi ve olaylara dayandırıyor.
Adolf Hitler gençliğinde resimle uğraşmış, 1907 yılında viyana güzel sanatlar akademisine başvurmuş, fakat yeterli bulunmadığı için kabul edilmemiş. Eğer kabul edilseydi Adolf Hitler belki de ünlü bir ressam olacaktı ve dünyanın kaderi bambaşka olacaktı kimbilir?
I.Dünya savaşında katılmadan önce Adolf Hitler’in 2000 e yakın resmi ve çizimi olduğunu ben ilk kez duydum.
Acaba Viyana güzel sanatlar akademisinin değerlendirme kurulu üyeleri, sonradan “ne yaptık biz tanrım” demişler midir?
Dr.Who bu konuyu da işlemiş miydi acaba, hatırlayamadım.
Urban myths dizisinin 3. bölümü bu konuyu irdelemiş. Tabi sorular bana ait 🙂
(Bir BAK performansında sormak isterdim)
İnsanların aşağılık kompleksleri, tatminsizlik ve sevgisizlik kaygıları ne diktatörler, seri katiller ortaya çıkarıyor. Ve bu yaralar en iyi din bahanesine sarılıyor, pansuman ediliyor.
Tekrarlayan üzücü insanlık rüyaları!