Karanlık madde

karanlik-madde

Büyük Patlama hipotezinin başı her derde girdiğinde, taraftarları onu terk etmek yerine, onu desteklemek için yeni ve daha da keyfi kabullerde bulunarak sadece kale direklerinin yerini değiştirirler. Örneğin, teori evrende belli miktarda maddeyi gerektirmektedir. Eğer evren, modelin öngördüğü gibi 15 milyar yıl önce yaratıldıysa, görünmez “karanlık madde”nin yardımı olmaksızın, gözlemlediğimiz maddenin Samanyolu gibi galaksiler halinde bir araya gelmesi için aslında yeterince zamanı olmayacaktı. Büyük patlama kozmologlarına göre, büyük patlamadan galaksilerin oluşması için evrende, kütleçekim yasası nedeniyle evrenin genişlemesine nihai bir son verecek yeterli miktarda madde olması gerekir. Her uzay metreküpünde yaklaşık olarak on atomluk bir yoğunluk anlamına gelir bu. Gerçekteyse, gözlemlenebilir evrende varolan madde miktarı aşağı yukarı on metreküpte bir atomdur, yani teori tarafından öngörülen miktardan yüz kat daha az.

Devamını oku “Karanlık madde” →

Bir fantastik bilim kurgu romanı: Laniakea

2000’li yılların başında ülkemizde fantastik ve gerilim dalında yazan yeni yazarları desteklemek için kurulan Xasiork Ölümsüz Öykü Kulübü’nün oluşumunda kurucu ortaklık yapan Sibel Atasoy, fantastik bilim kurgu alanında bir başyapıt olan Laniakea’yı yayımlandı.

bir-fantastik-bilim-kurgu-romani-laniakea

İçinde savaş olmayan bir bilim kurgu romanı olan Laniakea aynı zamanda Anayurt Lemurya Üçlemesi’nin ilk kitabı ve günümüz kadar 2037 yılı Türkiyesi’nden de bizlere merhaba diyor.
Devamını oku “Bir fantastik bilim kurgu romanı: Laniakea” →

“Şişme” Teorisi

Alan Guth
Alan Guth

Bu ve diğer sorunlardan kurtulmak için Amerikalı fizikçi Alan Guth “şişen evren” teorisini geliştirdi. Bu teoriye göre, sıcaklık o denli hızla düşmüştü ki, farklı alanların ayrışması için ya da farklı taneciklerin oluşması için hiç zaman kalmamıştı. Farklılaşma ancak daha sonraları, evren daha da genişlediğinde meydana geldi. Büyük patlamanın en son versiyonu budur. Bu versiyon, büyük patlama anında evrenin, her 10–35 saniyede büyüklüğünü ikiye katladığı üstel bir genişlemeden (bu nedenle “şişme” adı verilir) geçtiğini iddia eder. “Standart model”in daha eski versiyonları tüm evreni bir greyfurt boyutuna sıkıştırılmış olarak tahayyül ederken, Guth daha iyisini yaptı. O, evrenin bir greyfurt gibi başlamadığını, bir hidrojen atomu çekirdeğinden milyarlarca kez daha küçük olabileceğini hesapladı. Bu takdirde, ilk hacminin 1090 katı bir büyüklüğe (bu da 1’den sonra 90 tane sıfır demektir) erişene kadar inanılmaz bir hızla –saniyede 300.000 kilometre olan ışık hızından defalarca kat fazla– genişleyebilirdi!
Devamını oku ““Şişme” Teorisi” →

Büyük Patlama Teorisinin Geçmişi ve Sorunları

Uzay Evren

“Büyük patlama teorisinden” tek başına bahsetmek aslında doğru değildir. Gerçekte, her biri başı dertten kurtulmayan en azından beş farklı teori vardır. Birincisi, görmüş olduğumuz gibi, 1927’de Lemaître tarafından ileri sürüldü. Bu teori, kısa sürede bir dizi farklı temelde çürütüldü: genel görelilik ve termodinamikten türetilen hatalı sonuçlar, kozmik ışınlar ve yıldızların evrimi hakkında yanlış teoriler vb. İtibarını kaybeden teori, İkinci Dünya Savaşından sonra yeni bir biçim altında George Gamow ve diğerleri tarafından yeniden canlandırıldı. Büyük patlamadan kaynaklanmış olabilecek çeşitli olguları –maddenin yoğunluğu, sıcaklık, radyasyon düzeyleri vb.– açıklamak için Gamow ve diğerleri tarafından birtakım (yeri gelmişken, bir parça bilimsel “yaratıcı muhasebecilikten” yoksun olmayan) hesaplar yapıldı. George Gamow’un parlak yazım tarzı, büyük patlamanın, popüler hayal gücünü ele geçirmesini sağladı. Teori bir kez daha, beklenmedik biçimde ciddi sorunlarla yüz yüze geldi. Sadece Gamow’un modelini değil, onun ardından gelen Robert Dicke ve diğerlerinin “salınan evren” modelini de geçersiz kılan birçok tutarsızlıklar bulunmuştu. Robert Dicke’in “salınan evren” modeli, evreni sonu olmayan bir döngüde salındırarak, büyük patlamadan önce ne olduğu sorununu halletmeye dönük bir girişimdi. Ancak Gamow önemli bir öngörüde bulunmuştu; böyle muazzam bir patlama, geride büyük patlamanın uzaydaki bir çeşit yankısı olarak “fon ışıması” şeklinde bir iz bırakmalıydı. Bu kehanet, birkaç yıl sonra teoriyi yeniden canlandırmak için kullanıldı.
Devamını oku “Büyük Patlama Teorisinin Geçmişi ve Sorunları” →

Hunab-Ku simgesi Galaktik Kelebek

Lemuryan bilgiye ilk elden ulaşan ve Uygurlar gibi ilk kolonilerden olan MAYA uygarlığından bilgilere devam ediyoruz.
Mayalara göre Hunab Ku en üstün Tanrı ve nıhai (en son) Yaratıcı idi. Hunab Ku, güneşimizin ötesindeki diğer Galaksilere giriş kapısını ve ayrıca bu Galakside var olmuş olan tüm Bilinçliliğe giriş kapısını temsil eder. Mayalara göre Hunab Ku, ayrıca “hızla dönen bir diskten”, yıldızlar, gezegenlere ve güneş sistemlerine kadar tüm maddeyi organize eden Bilinçliliktir. Hunab Ku, sürekli olarak yeni yıldızlar doğuran “Anne Rahim”dir ve bizim güneşimizi ve Dünya Gezegenini doğurdu. Mayalar ayrıca, “Yaratıcı”nın, periyodik “Bilinçlilik Enerjisi” patlamaları yayılımı vasıtası ile Galaksinin merkezinden Galaksimizde gerçekleşen her şeyi yönettiğine inanıyorlardı. Bugün, modern astronomlar, Galaksimizin merkezinde, ortasında “Kara Delik” olan “hızla dönen bir disk” olduğunu ve onun hem yıldızları yuttuğunu hem de yıldızları doğurduğunu doğruladılar.
Mayaların inandıkları ve anladıkları şey ile modern bilim adamlarının bugün Galaksimiz ile ilgili keşfettikleri şey arasında bir yakınlık olduğu görünüyor. Tek büyük bir fark, modern fizikçilerin ve Mayaların “Zamanı” nasıl gördüğüdür. Bugün, fizikçiler Zamanı lineer olarak görüyorlar. Modern ilkeye göre, Zaman düz bir çizgide akar. Albert Einsten’a göre Zaman yavaşlayabilir, ancak daima tek bir yönde akar. Bunun tersine, Mayalar Zamanın aslında bir daire içinde aktığına inanırlardı. Şeylerin bir başlama ve bitişi vardı, ama Zaman döngüsünün sonunda bir yenilenme vardır. Tüm tezahür eden fenomenin “periyodikliği” vardır.  (Koşulsuz Sevgi sitesinden alıntı)
Fotoğraf: Maya Hunab-Ku sembolize eden Galaktik Kelebek tasviri
*
Galaktik kelebek ve simgelediği anlam çok güzel ve ben bunu yeni öğrendim. Fakat ilginç olan; Laniakea kitabı kelebeklerle ilgili tuhaf bir vizyon/rüya ile başlar! Kendini “etkisiz eleman” olarak tanıtan anlatıcının vizyonu, kitabın tam başında ve sanki sonrasında gelenlerle ilgisiz gibi durur. Yayından önceki okumalarımda mantık bunu kitaba almamayı söylüyordu fakat ben onu dinlemedim. iyi bir editörüm 🙂
Bu vizyonu (girişimsi) okumak için tıklayınız.