Tuzluk_Biberlik oyunu ve DNA Katlanışı!

DNA katmanlarının çok boyutlu işleyişi hakkında Kryon’un verdiği bilgileri epeydir biliyoruz ve bu konuda bilimin atacağı adımları ve hamle sırasını da heyecanla bekliyoruz. En azından ben merakla bekliyorum. Bu haberdeki katlama olayı ki geçenlerde de benzer bir haber paylaşmıştım, Dna’nın lineer araştırmasındansa çok boyutlu anlaşılmasına bir adım olabilir gibi düşünüyorum şu an. Varlık alemimizin çeşitlenmeyi ne denli teşvik ettiğinin de bir kanıtı adeta.
Bizim çocukluk dönemimiz halen iletişim çağı öncesiydi ve şu an oynadığımız bazı oyunları anımsattı bana. Onlardan biri kağıt katlama oyunuydu, ismini unutmuşum annem hatırladı; tuzluk biberlik oyunu! Kağıdı özel biçimde katlayıp her bir dilimine bir kelime yazıyorduk. sonra kağıdı parmaklarımıza geçirip her defasında başka bir dörtlü-sekizli kombinasyon oluştuğunu görüp seviniyorduk. Hatırlayanlar vardır?
Şimdi yeniden DNA’nın katlanma bilgisine dönecek olursak; bu bize iletişimle ilgili,yaşam derslerimize dair bir ipucu veriyor, yani DNA’nın Kryon’a göre ikinci katmanı. Onu bir hatırlayalım.
” DNA ile ilgili bilmeniz gereken bir şey vardır ve bu, DNA’nın manyetik bileşenlere sahip olmasıdır. DNA’nın her döngüsü (halkası) yanındaki döngünün üzerine binen manyetik bir alana sahiptir, yanındaki DNA döngüsü de, kendi yanındakinin üzerine biner. Trilyonlarca üst üste binme tek bilince eşittir. Sonra bu manyetik bir damgayı temsil eder, bu damgayı İnsan kendisinde taşır. Manyetikler boyutlararası bir enerjidir, kuantum enerjidir ve bu damga İnsan aurasını yaratır. Aura manyetik bir alan değildir ve aurayı manyetik ekipman ile göremezsiniz. Aura İnsan bedenindeki DNA iletişiminin birlikte akmasının sonucudur, kuantum damgadır, gezegende henüz herhangi bir şey tarafından ölçülemeyen bir kuantum alan yaratmak için enerjinin kaynaşmasıdır.

…DNA’nın 2 nci katmanı İnsan Varlığının hayat dersi olarak tanımlandı. DNA’yı enerjilere bölümlendirdiğiniz zaman, onu öğreti için 3B’ye koyarsınız, anlaması kolay olur. Hayat dersinin ne olduğunu ve onun neden DNA’nızda olduğunu anlamanız önemlidir. Bu gezegene bununla birlikte geldiniz ve bu, Akaşik Kayıt nedeniyle sizin için yapılandırılmış bir şeydir. Yani, hayat dersiniz geçmiş yaşamlarınıza bağlıdır.Bundan dolayı, geçmiş yaşamlarınızla ilişkili olduğu için, kişisel Akaşik DNA kaydınız yedi ve sekizinci katmanlara bağlıdır [DNA’nızın Lemurya katmanları]. Zaten, etkileşiyoruz, öyle değil mi? Hiçbir katman tek başına çalışmaz, ama iki numaraya dönelim.

“Hayat dersi mi? Karmaya benziyor” diyebilecekleriniz için, öyle değildir. Karma ile ilgisi yoktur. Bunun yerine, bazılarının amaç dediği üzerinize yerleştirilen bir enerjidir. Sizi iteleyen şey nedir? Bazılarınız gelirsiniz ve hücreler “Asla yalnız olmak istemiyorum” diyen bir mesajla şarkı söyler. Hayat dersinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Yalnız olmak! Bu adil görünmüyor, öyle değil mi? Ama bu hayat dersinin enerjisidir.

Geçmiş yaşamlarınızın henüz gerçekleştirmemiş olduğunuz şeyleri temsil eden bir bulmaca olarak bir araya koyduğu şey, sizin hayat dersiniz oluyor. Bu odadaki birçoğunuz çok benzer hayat dersine sahipsiniz ve size bunun ne olduğunu söylediğimde, haklı olduğumu bileceksiniz. Nesillerdir, Baltıklar sizin için tanımlanmış yaşam realitesine sahiptiniz. Siz busunuz, siz şusunuz. Bu şekilde düşünürsünüz, şu şekilde düşünürsünüz ve birçoğunuz neden bahsettiğimi biliyorsunuz. Bu nedenle, bu odada aynı olan birçok hayat dersleri vardır: Asla bir daha bir topluluk olarak sizi tanımlamalarına izin vermeyin. Sizin olan özgürlük ve bağımsızlık düşüncelerinize yansısın. Bu, sizin hayatınızın dersidir.

Bunun bir grup olarak sizin için ne yaptığını biliyor musunuz? Enerjinizi yükseltir! Burada ruhsal temelli olan bu yerde, bir uyanış olursa şaşırmayın. Bu şekilde işler. Bu katman ikidir ve değişmektedir. Modifiye olmaktadır. “Pekala, nasıl değişmekte? Hayat dersi hayat dersi olmalıdır. Eğer gerçekte olan şeye dayanıyorsa nasıl değişebilir?” diyebilirsiniz. Şu şekilde yanıt vereceğim: tezahür ettirilme yeteneğinde değişmektedir. Ders aynı olabilir, ama dersin sonucu büyük ölçüde gelişir, güçlenir.” 

 

Akışkanlık nasıl sağlanır?

Şekilcilik/putperestlik, sonsuz sınırsız yaratıcıyla, onun birliği ve muhteşemliğiyle aramızda duran tek engel.

Peki bu engelden nasıl kurtuluruz? Akışkan olmak bir çare midir? İşin püf noktası var mıdır?

Tabi akışkanlık her zaman engelleri aşmayı en azından daha az acı çekmeyi sağlar bana göre fakat nasıl akışkan olabiliriz? İşte benim söylediğim püf noktası bunu sağlıyor ancak o kadar sade ve minik ki onu dikkate almıyoruz, belki ciddiye almıyoruz. Ben bunu urban shaman konseptinde belki her gün söylüyorum, yazıyorum.

İnsan algısının gerçekliğinde hiç bir şeyin mutlak değil, insanca ve keyfi olarak şekilselleştiğini, yani insan yapısı olup ihtiyaca zamana ve her bir insana göre değişebilir olduğunu bilirseniz, bilmekten öte AYarsanız, şekiller/putlar keskin ve yıkılmaz şeyler olmaktan çıkar. Bu elastikiyeti elde ettiğinizde Arabi’nin dediği gibi yaratıcı ile insan arasında orta yerde durabilir, her ikisinin de muhteşemliğini görme, duyumsayıp bahtiyar olma durumuna erişirsiniz. Ama mistikler gibi tüm şekillerden kurtulup yaradana kavuşacağım diye uğraşırsanız, ona ulaştığınızda bunu bilecek kendi egon kalmadığı için yaradanı da bilemez, onun dehasını fark edemezsin. diğer uca insan kısmına yapışırsan da bu kez insan olma ihtiyacını ve bu sistemdeki dehayı görmekten aciz kalırsın. bunları defalarca paylaştığım için kısa kestim.

Chumayel Kitabı

Chilam Balam’lar mucize yaratıcılardır. Toplumun en yüksek mevkisine ulaşmış bu şamanlara, gökyüzünden kozmik bilgileri alan ve nakleden oldukları için MAYA halkı büyük saygı gösterirdi. Kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan tarihsel olaylar ve tüm kahin rahiplerin öngörüleri bir Chilam Balam tarafından kaydedilmişse, gerçekliği ve içeriğinin sorgulanması düşünülemezdi. Bu nedenle onlardan kalan 8 adet kitaptan günümüze ulaşan Chumayel Kitabı (şu an Philedelphia Üniversitesi müzesindedir) içeriği açıdan çok sayıda yorum almıştır. XV. Bölüm bütünüyle çok ilginç kehanetler barındırıyor.
Kehanetlerden bir kaç alıntı:
...Deccal tamahtır. Azla yetinmeyenler deccaldir. Tanrı’ya inandıklarını söyleyenler yağmacı çıkacak, en inandığını söyleyenler başkalarına ait her yeri talan edecek. Açgözlülük ve başkalarının kanını dökmek doğru sanılacak. Alçak gönüllülük gücü zaat sanılacak. Okyanuslarda savaş çıkacak ve çok sayıda gemi batacak… Kimse Maya rahiplerinin söylediklerini duymaz olacak…

…Acılar hep kuzeyden hep batıdan gelecek… Her şeyi çekiştirerek koparanların, herşeye zarar verip çiçekleri yolanların kralları sahtedir. Onlar tahtlarda oturan zalim, zorbalardır. Onlar dünyayı zedeleyen , bereleyen, çürüten gaddarlardır…

… Sonra Yüce Tanrı’nın sözü duyulacak. Dünya ana, dünyayı sularla yıkayıp temizleyecek, havasını kasırgalarla yeniden saflaştıracak… Suulardan yeni insan doğacak. Eski Ruhları taşıyan insanlar yeniden doğacak, kutsal esanslarla yıkanacak. Meleklerin tatlı müzikleri o kulakları çınlatacak. Tanrı’yı dinleyenler sağgörülü ve basiretli olanlar, beni dinleyin; bunlar Tanrı’nın sözleri

Kaynak

Büyük Çatırtı ve Süper Beyin

buyuk-catirti“Dies irae, dies illa
Solvet saeclum in favilla.”
(Celano’lu Thomas, Dies Irae)
(“O gün, kıyamet günü,
küllere dönüştürecek evreni.”
–Ortaçağ Kilisesinden bir ölüm ilâhisi.)

Onlar, evrenin başlangıcı hakkında hemfikir olmadıkları gibi, nasıl son bulacağı konusunda da anlaşamıyorlar, kötü bir şekilde son bulacağı konusunda hepsinin hemfikir olması hariç! Bir düşünce ekolüne göre, genişleyen evren er geç kütleçekim kuvveti nedeniyle bir durma noktasına ulaşacak, ardından her şey kendi üzerine çökerek bir “büyük çatırtı”ya yol açacak ve sonunda hepimizi başladığımız yere, kozmik yumurtanın içine geri götürecek. Öyle değil! diye bağırır büyük patlamacıların başka bir ekolü. Kütleçekim bunu yapabilecek kadar güçlü değildir. Evren aslında, hiçliğin kara gecesinde yitip gidene dek, sonsuzca genişlemeye ve “içecek bir çorbası bile olmayan Augustus” gibi incelmeye devam edecektir. On yıllar önce, Ted Grant, diyalektik materyalizm yöntemini kullanarak hem evrenin kökenleri hakkındaki büyük patlama teorilerinin, hem de Fred Hoyle ve H. Bondi tarafından ileri sürülen alternatif kararlı durum teorisinin çürüklüğünü gösterdi. Ardından, maddenin (hiçlikten) sürekli oluşumuna dayanan kararlı durum teorisinin yanlış olduğu görüldü. Büyük patlama teorisi böylece hükmen “kazandı”, ve bugün bile bilimsel çevrelerin çoğunluğu tarafından savunulmakta.
Devamını oku “Büyük Çatırtı ve Süper Beyin” →

Nötrino

notrinoBüyük patlama taraftarları kayıp “soğuk karanlık madde”nin % 99’unu boş yere araştırırken, evrenin sonsuza kadar genişlemesini önlemek için teorinin gerektirdiği niceliklere benzer bir şey bulamadılar. 18 Aralık 1993’te New Scientist, Evren Sonsuza Kadar Genişleyecek başlıklı bir makale yayınladı. Burada “Cepheus takımyıldızındaki bir grup galaksinin birkaç ay önce düşünüldüğünden çok daha az görünmez madde ihtiva ettiği” ve Amerikalı gökbilimcilerin eskiden ileri sürdüğü iddiaların “hatalı analizlere dayandığı” itiraf edildi. Araştırmalara harcanan yüz milyonlarca doları bir tarafa bıraksak bile işin ucunda bilimsel şöhret yatıyordu. Acaba bu gerçeğin büyük patlamayı bu denli bağnazca savunmakla bir bağlantısı olabilir miydi? Her zamanki gibi, görmek istediklerini gördüler. Gerçekler teoriye uygun olmak zorundaydı! Teorinin hayatta kalması için varlığı zorunlu olan “soğuk karanlık madde”yi bulmaktaki açık başarısızlık, bilim çevrelerinin daha sorgulayıcı kesimlerinde rahatsızlığa neden oluyordu. Zamanımızın Bir Çılgınlığı mı? manidar başlığıyla 4 Haziran 1994’te yayınlanan New Scientist’in başyazısı, karanlık madde fikriyle Viktorya döneminin gözden düşmüş “eter” kavramını –ışık dalgalarının uzayda yol almasına aracı olduğuna inanılan, görünmez bir ortam– karşılaştırıyordu: Görünmezdi, her yerde, her an hazır ve nazırdı ve 19. yüzyılın sonlarında her fizikçi ona inanırdı. Fizikçilerin ışığın içinde yayıldığı ortam olduğunu düşündükleri eterdi bu, ama bu düşüncenin bir hayalet olduğu ortaya çıktı. Sesten farklı olarak, ışığın, içinde yayılacağı bir ortama ihtiyacı yoktur.
Devamını oku “Nötrino” →