Suçlu Kim: Tetikteki Parmak mı, Evrenin İlk Domino Taşı mı?

Bir cinayet mahkemesi düşünün. Sanık susuyor, avukat dosyaları karıştırıyor, hâkim gözlüğünün üzerinden bakıyor. Tam karar açıklanacakken sanık ayağa kalkıp şöyle diyor: Beni değil, Büyük Patlama’yı yargılayın. Çünkü eğer her atom, önceki atomik koşulların zorunlu sonucuysa; eğer beynimdeki elektriksel fırtına, çocukluğumdan genlerime, hormonlarımdan mahallemin rutubetine kadar uzanan fiziksel bir zincirin son halkasıysa, ben ne yaptım? Sadece evrenin eliyle oynatılan etten bir kukla mıydım?

Bu soru gülünç görünür, ama gülünç olduğu kadar tehlikelidir. Çünkü adalet dediğimiz şey, insanın başka türlü davranabileceği varsayımına yaslanır. Eğer başka türlü davranmak mümkün değilse, övgü de suçlama da biraz tiyatroya dönüşür. Bir fırtınayı evleri yıktığı için hapse atmayız. Bir virüsü ahlaksız ilan etmeyiz. Peki beyin de doğanın bir parçasıysa, suçluya neden kızıyoruz?

Determinizm: Evrenin Soğuk Muhasebecisi

Bilimsel determinizm, kabaca, her olayın önceki olaylar tarafından belirlendiğini söyler. Yeterince bilgiye sahip olsaydık, bir taşın nereye düşeceğini, bir yıldızın ne zaman söneceğini, belki de bir insanın hangi cümleyi kuracağını hesaplayabilirdik. Laplace’ın ünlü şeytanı, evrenin tüm parçacıklarının konumunu ve hızını bilseydi geçmişi ve geleceği tek bir formül gibi okuyacaktı.

Bugün kuantum fiziği bu tabloya rastlantı eklemiş olabilir, fakat rastlantı özgürlük demek değildir. Bir kararın deterministik değil de rastgele olması, onu daha ahlaki yapmaz. Cinayet işlememin nedeni zorunluluk değil de kuantum zarının kötü gelmesi ise, bu beni daha mı sorumlu kılar? Zar atan bir bilinç, zincire vurulmuş bir bilinçten daha özgür değildir; sadece daha gürültülüdür.

Sorumluluk Bir Metafizik Değil, Bir Teknoloji Olabilir

Burada keskin bir ayrım yapmak gerekir: Sorumluluk, evrenin derin yapısında bulunan mistik bir cevher olmayabilir. Belki de sorumluluk, toplumların davranışı düzenlemek için geliştirdiği bir teknolojidir. Ceza, yalnızca geçmişteki kötülüğün bedeli değil; gelecekteki kötülüğü azaltma aracıdır. Birini hapse atmamızın nedeni, onun evrenin zincirinden bağımsız saf bir ruh olması değil; toplumun güvenliğini sağlamak, caydırmak, rehabilite etmek ve bazen tehlikeyi izole etmektir.

Bu bakış açısı ilk anda soğuk gelebilir. Fakat aslında daha insani olabilir. Çünkü suçluyu şeytanlaştırmak yerine, onu oluşturan koşulları görmeye zorlar. Travma, yoksulluk, nörolojik bozukluklar, bağımlılık, öğrenilmiş şiddet, kültürel çürüme: Bunlar bahaneden ibaret değildir; nedensel haritanın parçasıdır. Haritayı okumadan sadece cellat kesilmek, karanlıkta kılıç sallamaktır.

Yine de İnsan Taş Değildir

Fakat buradan kolay bir affediciliğe atlamak da saflık olur. İnsan bir taş değildir, çünkü insan geri bildirimle değişen bir sistemdir. Ona sorumlu olduğunu söylemek, zaten nedensel zincirin içine yeni bir neden eklemektir. Suçlama, eğitim, vicdan, mahkeme, utanç, telafi, terapi: Bunların hepsi beyni yeniden düzenleyen sosyal kuvvetlerdir. Yani sorumluluk inancı bile deterministik evrende etkili bir mekanizma olabilir.

Bir savaşçı gibi bakarsak mesele şudur: Kişi, içindeki gölgeleri seçmemiş olabilir; ama onlarla yüzleşme alanına çağrılabilir. Jungiyen bir dille söylersek, suç bazen gölgenin sahneye kanlı bir şekilde çıkmasıdır. Toplumun görevi gölgeyi yalnızca bodruma kilitlemek değil, onun hangi mağaradan geldiğini anlamaktır. Ancak anlamak, onaylamak değildir. Merhamet, sınır koymayı iptal etmez; aksine onu kör intikamdan ayırır.

Bu yüzden bilimsel determinizm, ahlakı yok etmek zorunda değildir; onu olgunlaştırabilir. Klasik özgür irade masalında insan, boşlukta karar veren küçük bir tanrıdır. Determinist tabloda ise insan; genlerin, hatıraların, arzuların, korkuların, nöronların ve toplumun düğüm noktasıdır. Bu daha alçakgönüllü ama daha gerçekçi bir insan tasarımıdır.

Sonuçta belki de doğru soru, suçlu tamamen özgür müydü değil; hangi koşullar bu eylemi üretti ve hangi müdahale yeni bir eylem zinciri başlatabilir sorusudur. Adalet, metafizik öfkenin değil, nedensel bilgeliğin sanatı olmalıdır. Evren bir domino zinciri olabilir; ama biz de o zincirin içindeki domino taşlarıyız. Ve tuhaf biçimde, bazı taşlar düşerken diğerlerinin yönünü değiştirebilir.

Haftanın kurguları

Gizem ve gerilim sevenler için The İnvisible Guest filmi çok iyi bir seçim olur. Sizi aynı olayın tamamen farklı çözümlerine ikna edip ters köşe olmanızı sağlayan Agatha tarzı bir suç ve vicdan azabı filmi.
Görünmeyen misafir ismiyle perdeye akseden filmde, Contratiempo tüm hikayesini sürekli olarak filmdeki kadın avukat Virginia Goodman’ın ağzından duyduğumuz “Detaylara ihtiyacım var. Olabilirlik ayrıntılara dayanmaktadır.” cümlesi üzerine kurmakta ve filmdeki söz konusu davanın çözümü yolunda ortaya çıkan her ayrıntıda gerçeklik de yön değiştirmektedir. Film çoktan işlenmiş bir suçun davasının devam ettiği bir günde başlar. Adrian Doria isimli medyanın da parlattığı ve Asya firmalarıyla yeni iş anlaşmaları yapan, Yılın Adamı olarak adlandırılan genç bir iş adamı bir süre önce sevgilisiyle kaldığı dağ otelinde sevgilisi Laura Vidal’ın ölü bedeni başında yakalanmış ve cinayet zanlısı olarak tutuklanmıştır.
İzlenmeye değer bir film.

*

Galaktik Çömlek Tamircisi – Philip K. Dick

Galaktik Çömlek Tamircisi ekonomik ve politik baskıların kıskacında ruhu adeta kırık bir çömlek gibi parçalanmış, hayatın anlamına dair pusulasını yitirmiş, ona el uzatan rehberlerinin şarlatan olduğunun farkına varmış 21. yy insanına, yazıldığı 1969 yılına göre çok daha fazla hitap ediyor. İstediği şekle girebilen Glimmung, her yerde olabilir. Hatta belki de bu yazıyı okuduğunuz bilgisayarın veya telefonun kılığına girmiştir. Kafanızda beliren bir düşünce veya gördüğünüz rüya, Glimmung’un ilettiği telepatik ilhamlar olabilir. Ve Glimmung sizi davet ediyor, Sirius 5 gibi uzak bir gezegende olmasa da, içinde yaşadığınız gezegendeki “kırık çömlekleri” tamir etmeye, daha doğrusu iyileştirmeye. Bu onarım işine çok geç olmadan başlamalıyız. Daha kapsamlı izahat için BKK’yı ziyaret ediniz.
Kitabı çok beğendim, derin düşüncelere ve çıkarımlara yönelten öngörüsü ve dili harika üstelik tüm bunları hiç tekrara girmeden mütevazi şekilde 224 sayfada yapabiliyor olması PKD’nin ustalığının bir ispatı.

Bir kaç alıntı yapmadan da geçemiyorum:

Bu arada önceki gün gerçekleştirdiğimiz BAK sorumuza da cevap geldi!
Aslında her birimiz poliensefalik bir varlıksak?

Devamını oku “Haftanın kurguları” →

Hiç Doğmaması gereken insanlar var mıdır?

“Hiç Doğmaması gereken insanlar var mıdır?”
Sorgulama dolu bir japon filmi. İlk kez bir Japon suç/mahkeme filmi izliyorum, üstelik 2017 yapımı yeni bir film. Dünyanın batısıyla ne denli farklı oldukları beni fena halde şaşırttı. İşte görsel sanatların etkisi de böyle bir şey, bilmenin yetmediği durumları neredeyse deneyimle elde etmişliğe yaklaştıran bir yöntem. Filmin adı The Third Murder
*
Divine Access, Komediyle harmanlanmış, spritüellik, felsefi sorgulamalar. Sıkılmadan izlenen bir başka film.
*
Homecoming, Julia Roberts’in sosyal hizmet görevlisi Heidi’yi oynadığı bu dizi özellikle Amerikanın savunma asker, gazi programları ve bütün bunlardan yararlanmaya çalışan açgözlü taşeronları ele alan, bence kurgudan çok halen ve muhtemelen yaşanan olayları anımsatan çok güzel bir dizi.10 bölüm ve tamamlanmış, tavsiye ederim.
*

Devamını oku “Hiç Doğmaması gereken insanlar var mıdır?” →

Valkyrien ve Fortitude

Valkyrien  dizisinin insanı sarsan bir teması var. genel anlamda insan psikolojisi,duygular,hastalıklar ve kriminaloji işlenirken, diğer yandan toplumsal hayatı linç edebilecek felaketler ve apokaliptik geleceğe dokunan yanlarıyla, harika bir yapıt olmuş. Dizinin önemli ve ilginç tespitleri ,üzerinde çok düşünülmeyen ama çok ta olası durumlarda karşımıza çıkabilecek senaryoları irdelerken fark ettirmeden aktarılıyor.

tanım: gerçekten çarpıcı ve oldukça başarılı bir norveç dizisi (ekşi sözlükten)

*

Yine bir kuzeyli gizem gerilim dizisi; Fortitude
Arktik Okyanusu’nda bulunan, Norveç’e bağlı Svalbard adlı adalar bölgesindeki küçük bir kasaba olan Fortitude’u zor günler beklemektedir. Eskiden madenleri sayesinde zenginliğini koruyan kasaba, artık yeterince maden çıkartamamaktadır ve madenler birer birer kapatılmaktadır. Bölge valisi, buzdan bir otel projesiyle kasabayı bir turizm merkezine çevirmeyi hedeflemektedir. Bu sayede kasaba eski zenginliğine kavuşacaktır. Gerekli izinler alınmış, araştırmalar yapılmış, planlar çizilmiştir. İnşanın başlamaması için hiçbir sıkıntı görünmemektedir.
Olaylar da tam böylesine sakinlik abidesi hatta garantisi olan yerde aniden patlak veriyor.
Dizinin ikinci bölümünde bir kadın, sessizliğin içinden aniden bir şeyin, bilinmedik bir şeyin çıkıp sizi ısırmasından bahseder.