Etiket: fil
Savaşlar ve Hayvanlar
İnsan tarih boyunca hem savaştı hem de savaştırdı. Büyük İskender’i Hindistan’a atlar taşıdı. Ama onun büyük seferini Hindistan’da durduran ise filler oldu. Şarap içirilmiş, tepeden tırnağa silahlı 200 fil “vadhavadha” komutuyla Büyük İskender’in askerlerini ve atları çiğnedi, hortumuyla yakalayıp ağaçlara vurdu. Filler insanların savaşlarına M.Ö. 3000 yılından beri katıldılar. Kaçı madalya veya terfi aldı, bilinmiyor.
Hayvanlar sadece tarihin çok eski ve karanlık dönemlerinde değil, her zaman savaşa dâhil oldular. Hatta kanaryalar bile… Zehirli gazların, çeşitli kimyasal silahların kullanıldığı Birinci Dünya Savaşı’nda kanaryalar gaz saldırısının tespiti için kullanıldı. Gazlara karşı çok hassas olan kanaryanın bu özelliği çok işe yaradı. Kafesteki kanaryanın tünekten aniden düşmesinin tek anlamı vardı; Herkes gaz maskesi takmalıydı. Ölen kanarya ise kayıtlara dahi girmedi, kısacası zayi kabul edildi.
Birinci Dünya Savaşı’nda Alman ordusu Wehrmacht 120.000 güvercini askeri amaçla kullandı. Almanlar askere aldıkları güvercinleri çoğu zaman posta güvercini olarak kullandılar. Bazısı ise üzerine yapıştırılan kameralarla düşman bölgelerinin görüntülerini elde etmek için kullanıldı. Birkaç ekmek kırıntısı karşılığında başarı birer hizmetti.
Devamını oku “Savaşlar ve Hayvanlar”
Sosyolojiden Psikolojiye
“Sabah 02:48’de Kova burcuna geçiş yapacak olan Mars, 2 Şubat tarihine kadar bu burçta ilerleyecek. İdealist ve topluma faydalı girişimler için güzel zamanlara giriyoruz. Grupça hareket etmek, bizimle aynı ideal peşinde olan kişilerle bir araya gelmek, zihinsel aktivitelere girişmek adına güzel bir süreç var önümüzde. Değerlendirebiliriz.” diyor Öner Bey 26 Aralık Çarşamba , yani bugün için.
Hayatı Ken Wilber’in ortaya attığı dörtlü kadran uyarınca algılamaya başlamak insanın dıştan görünüşünü biraz değiştirir, sebebi alışagelmiş ve kesinlikle öğrenilmiş tepkileri vermez olursunuz. Şüphesiz bu durum dörtlü kadranın ne olduğunu okumakla oluşmuyor, o sadece bir sonuç. Yaşamak ve aralarda muhasebesini yapmanın yerine geçebilecek sihirli bir formül yok 🙂
Günaydın frekanssllaaarrr, güzel bir gün, sevinçli yepyeni algılar olsun.
Küçük yaşlarda sosyolojiye merak sarışımın ve beraberinde tarihi hikayeleri sevişim -çünkü o bana hiç bi zaman tarihler ve isimlerden ibaret gelmemişti, oradaki esas; olay örgülerinin oluş giriş/gelişme sonuç dalgalarıydı- sonraki yıllarda psikolojiyi anlamam için mükemmel bir zemin oluşturmuş, bunu şimdi anlayabiliyorum. Sosyoloji gerçekten çok zevkli bir alandır eğer ilginizi çekerse kendinizi bundan mahrum etmeyin derim.
*
Vaktim şu an uygun olmadığı için yönetmen ve senaristi inceleyemedim ancak bu denli önemli kişiler ve konu (insan bilimi olur mu olur!) için daha donanımlı ve derin bir senaryo gerektirdiğini düşünüyorum. Bu film herhangi bir film olarak güzel, Freud ve Jung’un adı kullanılınca beklentiye karşılık veremiyor sanki.
Her ikisinin de Yaşam Tasrımlarına bakınca (internetteki doğum tarihleri doğru mu bilemiyorum) Freud’un hem sakral tanımlı hem de bir boğa insanı oluşu onun zevk tanımının neden cinsellikle bire bir göründüğünü azıcık açıklıyor. Jung is sakralı tanımsız bir aslan ve bir projektor olarak tahminimce zevkin başka katmanlarından da haberdar. Ve bu kadar verimli bir yazar, doktor, araştırmacı oluşu belki bazı konularda kendini sıkışmış hissettiği için tetiklenmiş olabilir ancak bu sadece evlilik sorumluluğundan öte bir rahip çocuğu oluşuyla ilgili diye düşünüyorum. Kırmızı kitaptaki rüya ve vizyonları, çizimlerini görseydiniz onun hristiyanlıkla kozlarını oldukça acı biçimde paylaştığını anlardınız.
Fakat bana verdiğ ilham şu oldu; konuya gerçekten hakim birileri Jung ve Freud konusunu ele alan gerçekten güzel bir senaryo yazmalı 🙂
http://direkizle.net/tehlikeli-iliski-izle.html/comment-page-1#comment-553477