Algının Konumu ve Zaman yolculuğu

“Yeni görücüler, bu tekniğin idrak olduğunu söylerler. Onlar, öncelikle bi kimse, algıladığımız dünyanın birleşim noktasının kozanın belirli bi yerde durması sonucu olduğunun farkına varmalıdır derler.( Dünyanın olması). Bu anlaşıldığında,birleşim noktası yeni alışkanlıkları takiben kendiliğinden oynar. İnsanın birleşim noktası, Kartalın buyruğuyla kozada belirli bi alan etrafında görünür. Ama kesin nokta alışkanlıkla, tekrar edilen eylemlerle belirlenir. Önce orada yer alabileceğini öğreniriz ve sonra orada olmasını buyururuz. Buyruğumuz Kartalın buyruğu olur, nokta o yerde sabitlenir. Yazının tamamı için tıklayınız.

Toltek bilgeliğinde bir çok şeyi anlamak için temel noktalardan biri “birleşim noktası” kavramıdır. Bu yazıda açıklanmaya çalışılan Birleşim noktası, LONO’muzun sabitlendiği yer olarak düşünülebilir. Böylece ilişkide olduğumuz (soyut/somut-ölü/diri) tüm kişilerin tam şu anda kendi atıl enkarnasyonlarımız olduğunu ve BEN dediğimiz mevcut enkarnasyonumuzun algımızın çengellendiği birleşim noktasından ibaret olduğunu anlarız. Rüyalarda ya da gündüz düşlerinde çengelinden kurtulan algımız, tüm atıl enkarnasyonlarımız arasında yüzer, onları anlamaya çalışır.
O halde zaman yolculuğu süper gelişmiş uzay araçlarına gereksinim duymaz, Bilincimizin bütünlüğü bu yolculuğu bize zaten sürekli yaptırabilmektedir. Aloha

Nikola Tesla

ONUN YANINDA THOMAS EDISON BİLE APTAL KALIR

İşte size bir ödev:
Ansiklopedilerinizi karıştırıp aşağıdaki soruların yanıtlarım kontrol edin (cevaplar parantez içinde verilmiştir):

1) Radyo’yu kim icat etti? (Marconi)
2) Röntgen makinesini kim icat etti? (Roentgen)
3) Triyot lambayı kim icat etti? (De Forest)

Hazır araştırmaya başlamışken, floresan ampulünü, neon ışıklarını, hız göstergelerini, otomobil kontak sistemini ve radar, elektron mikroskobu ve mikrodalga fırının esaslarını da kimin keşfettiğine bir bakın.

Muhtemelen, yirminci yüzyılın başlarında dünyanın en tanınmış bilim insanlarından olan Nikola Tesla’dan bahsedildiğine pek rastlamazsınız. Doğrusu, bugün onun ismini duymuş olan çok az insan vardır. Bunu sağladıkları için Thomas Edison ve General Electric’teki ekibine ne kadar teşekkür etsek azdır.

Tesla, birçoklarınca, dört yüz kilometre mesafeden on bin adet uçağı yok edebilecek ölümcül ışınlardan bahseden tuhaf biri olarak kabul edilmiş ve edilmektedir. Yeryüzünü ikiye bölebileceğini bile iddia etmişti. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, ses ve görüntülerin hava yoluyla iletilebileceğini iddia etmiş ve Edison’a, DC (Doğru Akım) elektrik sistemini alıp münasip bir yerine sokmasını söylemişti. İncilere karşı olağandışı bir nefreti vardı ve yanında çalışanların herhangi bir şekilde inci takmasını kesinlikle yasaklamıştı. En tuhafı da, yemeden önce yiyeceklerinin hacimlerini hesaplamasıydı.

Bir başka deyişle, Tesla’nın bahsini duymuş olan herkesin onu birinci sınıf bir kaçık olarak değerlendirmiş olması muhtemeldir.

Ama bazı şeyler değişiyor.
Devamını oku “Nikola Tesla” →

İki güçlü Bilinç şekli ve Gezegenin şarkısı

Önce, en düşük bilinç olan, ama çok güçlü olan şey hakkında konuşalım. Düşük bilincin inanılmaz güç taşıdığını, yüksek bilincin de inanılmaz güç taşıdığını anlayın. Ama, düşük veya yüksek onun etki gücünün ölçüsü değildir, daha çok sadece titreşimin ölçüsüdür. Bunu frekans ile karıştırmayın, çünkü bunun teknolojisi lineer değildir. Modellemede görülen şey düşüncenin titreşimidir ve nereye gidebileceği veya nereye gidemeyeceğidir ya da nasıl kısıtladığı veya genişlettiğidir. Güç veya kuvvet çok derindir. Bunu zaten biliyorsunuz. Nefretin gücü kötülüğü ve korkuyu yaratır ve çok kuvvetlidir. Korkunun gücü, eğer dikkatli olmazlarsa ulusları köleleştirebilir. Geçmişten bunun gücünü biliyorsunuz. Bunun gelecek olan enstrumanda yaratacağı spesifik modeli, o özelliğe sahip olan bir bireyle onu ölçmeyi konuşalım. Düşük bilinç son derece basit ve temel modeller yaratır. Bu modeller kuvvetli bir çember yaratır veya yayar – diğer yüksek titreşimlere bir engel oluşturmak için bir araya gelen enerji akışı. Bu, bireyin veya bireyin yarattığı bilincin enerjisinin etrafında bir çember olarak görünür. Çember desenli bir hapishaneye veya tekrarlanmayan temel bir fraktala benzer. Kendi içinde kendini taşır ve model kendi çemberinin dışındaki hiçbirşeyin farkında olmaz. Kuvvet, onun o kadar çok güçlü olmasından gelir ki, diğerleri onun tarafından etkilenebilir ve daha kuvvetli bir çember için kolaylıkla ona katılabilir. O zaman çember daha da genişler, etrafındaki bilinç tuzağında daha da büyür, daha da büyük bir çember yaratır, ama sadece tek bir çember. Şimdi diğerinden konuşalım. Bu sevginin, şefkatin, yüksek zihinli düşünmenin, bütünlüğün ve özen göstermenin yüksek bilincidir. Bu neye benzer? Bu çoklu fraktallar yaratır. Enerjinin birlikte akışını yaratır, bu da sonra kendisinin armonikleri yoluyla kendisinin daha fazlasını yaratır [orijinal olanın spesifik çokluları olan yüksek frekansların daha fazla fraktalları]. Bu fraktal dalgaları dışarı doğru yayınır, etrafındaki şeyi hiç bitmeyen bir döngüde güçlendirir. O genişleyicidir; çekicidir [ekleyici]; karmaşık bir tarzda yapılandırılmıştır; ve armonikler kendi etki alanlarının ötesinde diğer fraktalları yaratır. Bu nedenle, en basitinden en karmaşığına, modellerde gördüğünüz gerçek farklılık nedir? Biri kendi tekilliği ile kısıtlayıcı ve güçlüdür. Diğeri genişleyici ve kendi çoklu genişlemesinde güçlüdür. Bu noktaya kadar, bu gezegende İnsan bilinci kendisini olası en düşük titreşimde çember haline getirmeye eğilim gösterdi. Nefret, savaş, tartışmacı özellikler, kabalık, nezaketsizlik – çünkü hepsi hayatta kalma. Kazanmak çemberdeki tek şeydi. Bu, İnsanların hayatta kalma yoludur! Bu sonra gruba karşı grup, ülkeye karşı ülke, çembere karşı çember haline geldi ve bu modelden aldığınız budur. Bu kitlesel ölüm ve inanılmaz üzüntü yarattı. çember modeli, bilincin ondan genişleyemediği bir modeldi. Bu nedenle her şey kendisini tekrarladı, kendisini tekrarladı, kendisini tekrarladı. Gezegenin tarihine hoşgeldiniz. Gönderilecek armonikler yoktu ve genişleyicilik yoktu. Büyüme yoktu, sadece durağanlık vardı ve bu kendisini tekrarladı. Gidecek hiç bir yer yoktu, çünkü kendisinden daha yüksek hiç bir şeyi “göremiyordu”. Kryon

Hepimiz biriz, aynı bilincin sınırsız gibi görünen basamaklarında dizilmişiz ve hep birlikte bir şarkıyız. Gezegenin şarkısıyız. Bir insan olarak, ALGInı istediğin (mümkün olan) basamakta tutuyorsun, istersen gezdirebiliyorsun. Bu inanılmaz güzel bir sistem, her zaman gözümü kamaştırıyor.

Her şeyin bağlantılı ve bir olduğunu, ilişkide olduğumuz her kişinin kendi reenkarnasyonumuz olduğunu, ayrılığın keyfiliğini bildiğimize göre;
Diğer kişileri göz ardı edip yalnızca kendimizle kalırsak, muhtemelen en iyi ihtimalle mutabakat rüyasından koparız ki bu amacımıza ters düşer ya da daha kötüsü narsistik uyarılara/tedavilere maruz kalabiliriz.
Diğer yandan eğer kendimizi ilişkide olduğumuz kişilere adayıp, nasılsa fark etmiyor diyerek kendimizi unutursak bu kez de bireyselliğimizi kaybeder ve aumakuamızın KU’muzu büyütüp geliştirme aracılığından mahrum kalırız.
O halde UÇlara kaymadan bu muhteşem sistemi deneyebilmek için elimizdeki bu fırsatı(hayatı) sevinçle değerlendirmeliyiz. Sevginin birlikte büyümek olduğunu her anımızda hissettiğimiz armoninin hakim olduğu şahane bir şarkı olduğumuzu hatırlamak dileğiyle… Aloha
*

DNA’nın üçüncü tabakası, yükseliş ve aktifleştirmedir, asla değişmez ancak uyanışa yardım etmek için diğer tabakaları ve bedenin kimyasını değiştirir. O EYLEM tabakasıdır ve daima bilincinizdeki değişimleri DİNLEMEKTEDİR.
Kryon’dan

Nerede 3 sayısı varsa: katalizör niteliği, sevinç ve içsel çocukla ilişki

Fermuar

HEY! DÜKKAN AÇIK KALMIŞ!

Yıllar önce Internet için yazdığım bir kısa öyküde, pantalonunuzun önünü kapalı tutmaya yarayan şeyin, yani fermuarın nasıl keşfedildiğini anlatmıştım. Yıllar içinde bu öyküye yanıt olarak gelen e-mail miktarı beni şaşırttı. Daha da ilginç olanı, bu mesajları gönderenlerin büyük kısmının, fermuar üzerine ödev hazırlayan öğrenciler olmasıydı.

Bir öğrencinin ödev konusu olarak fermuarı seçmesi beni ister istemez düşündürmüştür. Yapabildiğim tek açıklama ise şu oldu:

Bir öğretmen, öğrencisinden istediği herhangi bir konu üzerine araştırma ödevi hazırlamasını ister. Öğrencinin ne seçeceği hakkında en ufak bir fikri yoktur. (Bunu hepimiz yaşadık.) Ve bakışları önüne düşen öğrenci fermuarını görür.

Evreka! Öğrencinin kafasında bir ampul yanar. Ağzında şu sözleri geveler: “Ödevimi fermuarlar üzerine yapacağım!”

Tamam, harika! Ancak öğrenci büyük bir sorunla karşılaşacaktır: Fermuarın tarihçesi hakkında nereden bilgi bulunur ki? Herhalde bu konu üzerine fazla kaynak bulunmadığını söylesem kimse şaşırmaz. Ve öğrenciler kaçınılmaz bir şekilde benim öykümle karşılaşırlar. Ortalama bir öğrenci, benim hikayemi kes-yapıştır yöntemiyle bilgisayarda kendi metnine ekler ve üstüne de kendi adını yazar.
Devamını oku “Fermuar” →

Niyet, MANA, Yetkilendirme

Düşünceleriniz, onların yarattığı duygular, azmettirilmiş istekleriniz, bütün bunlar trenin önünden geçtiği bi kaç dakika uğradığı ya da hiç uğramadığı istasyonlar gibi. Bizim için gerçekten anlamlı olan niyetimizdir. Niyetimiz bizi nereye götürüyor?
Bu soruya gerçekten vardıysanız olgunlaşma sancıları da başlamıştır zannımca, miktar ve adresi saymayı bırakmışsınızdır, ya da en azından bunlar önem sıralamanızda çok geriye kaymıştır.
Niyet nedir diye sık sık sorulmuştur bana, aklıma ilk gelen bağcı ve üzüm olur fakat bunu zaten soran da sormayan da biliyordur zaten. Niyet sözcüklere kulak vermediği için onu tanımlamak da zor. İnsan kendisine zaman zaman sormalı belki ve nasıl bir hisle cevaplandığını duyumsamaya çalışmalı.

Ben sordum şimdi kendime ve aldığım cevap adeta şöyle bir görüntüydü; önünden geçtiğim istasyonlar, araziler içlerinden dışa doğru bir ısı ve aydınlanmaya uğruyordu, adeta can kazanıyordu. Hepsinden yayılan bu ısı/aydınlık birleşiyordu. Ayrılıklar gözden kayboluyordu. O zaman dedim kendi kendime acaba bu CC’nin içten gelen ateş ya da urban shamanın 6.prensibi MANA olabilir yani bütün güç içerden gelir. Bir başka deyişle; YETKİLENDİRME! O halde niyetimiz bizi her şeyi yapmakta yetkilendirendir desek olur mu? Bilemiyorum sözcükler tek başına açıklamakta yetersiz kalıyor. Fakat ben ne hissettiğimi biliyorum.

Niyeti istekle karıştırmaya meyilli olanlar için ” Neye niyet neye kısmet” sözü niyetin işe yaramadığı durumlar olduğuna hükmettirebilir, ya da “neye niyet ona kısmet” anlamında  isteklerinden, çabalarından ve beklentinden farklı bir sonuç alındığı çünkü niyetinin bilincinin LONO (uyanık zihin) kısmı ile sınırlanamayacağını çıkarsayabiliriz.

Niyetin sorgulandığı örneğin; niyetin üzüm yemek mi, bekçi dövmek mi? sözündeki gibi atasözlerinde onu maksat sözcüğüyle anlamamız hedeflenir, fakat bu sözcükler’de dualitik bir toplumun anlaması için düzenlenmiş, çünkü seçenek ya o ya da bu gibi dualitik sorgulanmış.

Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir, harika bir örnektir, buradan benim anladığım, niyet iyi ve kötü dualitesinin ötesindedir ve lineer algılamanın ötesinde çokboyutlu bir durum ortaya koyar.