Yüreği titreten yol

Kökeninde biyolojik bir etki olma ihtimali aşkı ucuzlatmaz. Bu bir nevi yüreğini titreten yol ile eş anlamlıdır.
Aşk; bana göre yüksek oranda hayranlık hissidir/adanma arzusudur ve mantıki açıklaması lineer boyutta yapılamaz çoğu kez. O yüzden aşkın gözü kördür demiş atalar. Oysa aşkın gözü çok boyutludur ve bana göre hayattaki en kıymetli olgudur. Sadece kadın/erkek ilişkisi anlamında değil tüm şeylerle kurduğumuz ilişkinin aşk rehberliğinde olması önerilir. Sokrata göre aşk, tanrılık bir olgu. Bakınız Phaidros söyleşisi:
https://blog.sonsuz.us/tanrilik-sapitma-ask/
Ayrıca, CC de aşk ürünü çocukların paha biçilmez enerjisinden söz eder.

Tabi bu konuda yapılabilecek yegane şey, sözünle ve özünle aşkın kıymetini takdir ettiğinin ifade edilmesidir. Aşk aranmakla bulunmaz! Neden? Çünkü lineer ararsın mecburen oysa aşk çok boyutlu bir hediyedir, biz sadece onun bizi bulmasını ümit ederiz.
Aşkın eninde ya da sonunda acı çektirdiği de gerçektir çünkü senin mevcut algı/birleşim noktanı yerinden çekip koparmaya çalışır, yapar da çoğu kez. Böyledir işte aşk 🙂

İşleri bırakmak

İşleri bırakmak da iş yapmak da
Kurtuluşun iki ayrı yoludur
İş yapmadan durmaktansa iş yapmak
Kestirme yoludur ve daha doğrudur
*
Yaptığı işe bağımlı olmayan
Bir şey beklemeyen, bir şey ummayan
İki yolun da ötesine geçmiştir
Kurtulmuştur, bağlarını çözmüştür
Bhagavad Gita

Not: annem bu durum için (yergi manasına) “boş durma boşa çalış der!” bana çok demişliği vardı, doğrudur, somut gerçekçilere aynen öyle görünür 🙂

BOŞa çalışmak yokluk alemine çalışmaktır Bhagavad Gita’nın bu dörtlüklerinde, böylece işi bırakanlar (yani dünya işini terk edip tanrıya adananlar) gibi ama onun çok daha kolayını işlemiş olursun 🙂

Tabi işleri bıraktım tanrıya adandım diyenler/sananların tamamına yakını farkında olmadan dünya işine sarılmışlardır hatta bataklığa çekilmişlerdir, çünkü bu seçenek hiç kolay değil.
Tabi ben sizi yönlendirmiş olmayayım, benim anladığım bu. Muhtemeldir ki bu dizelerden siz de kendinizce çıkarımlarda bulunursunuz

Teşekkür ederiz. Minnetarız.

“Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.”
Teşekkür ederiz. Minnetarız.
Kutlu olsun

Ölümcül hasta olsan, doktorlar ümit kesse ve sen büyük bir kararlılıkla (hasta insanın bu gücü takınması görülmemiş bir şeydir, o artık sadece dışardan bekler kurtuluşu) kurtuluş için bir plan hazırlasan ve bunu tüm azalarınla uygulamaya geçirsen ve hastalığı bertaraf ederek, şaşkınlıkla bakan hastane personelinin önünden zarafetle geçip hastane kapısından doğan güneşe çıksan, bu büyük bir şeydir. Bu o insanın özgürlüğünü ve birey bilincini takındığının kanıtıdır ve elbette değerlidir.
Biz şifacılar böyle bakarız olaya

Kurguların deneyime dönüşmesi birlikte yaratımın eseridir ve birlikte yaratım; teşekkürle beslenen bir çiçektir.

Unutmanın Faidesi

Şimdi düşündüm de fazla iddiacı biri olmayışım fıtratımda var! Hahahahaha bu kelimeye güldüğünüzü biliyorum, bana da gülme geldi. Sebebi de muhtemelen hafızamın pek iyi olmayışıdır, çocukluktan beri böyledir, üç kelimelik bir cümleyi bile aynı sırada söyleyemem. Olaylar, isimler, okuduğum , seyrettiğim şeyler, özellikle acılar ve üzüntüler hiç kalmaz aklımda. E insan hafızasına güvenmezse iddiacı da olmaz haliyle, olursa hem kel hem fodul denebilir ona :)))) Ben bu eksiğimi önemli gördüğüm şeyleri not alarak kapatmaya çalışırım, hayatım boyunca yüzlerce not defterim, karalama kağıtlarım olmuştur, tabi bir şeyi nereye not ettiğimi bulmak için de epey gayret sarfederim. Şimdi bu fıtratın bana yararlı olan yönü nedir? öyle ya hiç bi şey sadece kötü ya da sadece iyi olamayacağına göre demek ki bi faidesi olmalıdır 🙂

*

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1049287155093036&l=8cddc2eb22

Şimdi bu delikanlının yüzündeki ifadeye, sesinin tonuna bakar isek; onun yalnızca çocukluğun benmerkezciliği içinde olduğunu görürüz (onları affet baba, ne yaptıklarını bilmiyorlar durumu-İsa) ve işte bu sebepten çocuk büyütmeye meraklı biz kadınlar bu durumu yadırgamaz hiç de aldırmaz ve “evet” cevabını yapıştırırız. Velakin bizim farkındalığımızda 2. seviyeye kadar… Sonra başlarız ahlanıp vahlanmaya, sen değiştiiiinnnn Selamiiii demeye :)) Çok tatlıyız hep birlikte. Aloha frekanslar

Nefes Delikleri

Dünyada hemen her yerdeki siyasi yönetimler, ev kadınlarının oylarıyla kazanırlar. İster böyle somut bakın isterseniz soyut bakın fark etmez. Kadınlar çoğunlukla 2.ci farkındalık düzeyinde doğarlar. üç beş tane 3.cü ya da 4.cü farkındalık düzeyinde insan olması nesnel gerçekliği pek de etkilemez. İşte biraz nefes aldırır belki )))
Nefes delikleri de önemlidir bu arada, galaksiler için bile önemli. İsterseniz GO hocalarına sorun, nefes deliği yoksa ne kadar çok taşın olduğu, ne denli alanın olduğu aniden önemsizleşir çünkü hepsi ölür!
Nesnel gerçekliği büken 2.ci farkındalık düzeyindeki kadınlar, ve onların uygulayıcıları işçi arılar (çoğunlukla erkekler) ise 1.ci farkındalık düzeyindeki erkeklerdir; ama tabi istisnalar kaideyi bozmaz. Şurada biraz nüktedanlık yapıyoruz 🙂

Çıkarları için iş yapsalar da
Bilgisizler bırakın iş yapsınlar
Bilge onları uyarıp şaşırtmaz
Yapılan işleri gereksiz bulmaz.
Bhagavad Gita