Kişilik binasının temelleri

Anladığımız bir çok şeyi, hatta aydığımız (bütünsel,anlık aydınlanma) şeylerin çoğunu uygulamalarımıza yansıtamıyor oluşumuzu kendimize sık sık hatırlatarak işe başlamalıyız. Ancak bundan sonradır ki, anladıklarımızın davranışlarımıza,uygulamalarımıza neden yansımadığı ile ilgilenebilecek kadar hırslanabiliriz.  Bu hırs iyidir, sorunun kökenine inmek için bizde yeterli sarsılmaz niyeti keskinleştirebilir. Böylece üçüncü aşama olan köken sorunsalını çözmeye, ki bu da çoğunlukla 0-7 yaş arasında aldığımız kararların/inançların (farkında olmadığımız ve unuttuğumuz) kişiliğimiz olan binanın temelleri olduğunu ve bunlarda değişiklik yapamazsak binada oluşturabileceğimiz değişimlerin her zaman yüzeysel kalacağını idrakle, sağlıklı bir adım atabileceğizdir. Eğer bu aşamaları disiplinle sürdürmüyorsak sadece mucize bekliyoruz demektir ve mucizeler de nadiren görülebilir. 


Kişi mevcut durumuna, rahatsızlık ve hastalıklarına, evine, sokağına uğraştığı problemlere bakarsa, temeli nasıl atmış olduğunu görmek o kadar zor değil. Gerçek bir şifacı da bunu yaparak işe başlar zaten. Herkes kendi kendinin şifacısı da olabilir ki en kullanışlısı da bu.

Bu konuda rüyaların analiz edilmesi (rüya görüşmeciliği) gerçek anlamda yapılabilirse insana büyük ivme kazandırır ancak bundan sonradır ki insan günlük olağan hayatının da bir rüya (mutabakat rüyası) olduğunu kavrar ve onu da aynen rüyaları çözme tekniği ile inceler. Tabi bu konuda kişinin güvendiği ve yöntem bilen birinden destek almak şarttır. Sebebi ise insanın kendini görmeye/duymaya sınırladığı bir şeyi kendine hatırlatmasının pratikte mümkün olmamasıdır.

İşte bu sebeple Gurdjieff usta hapisaneden kaçmanın kurallarını yazmıştır. İşte bu sebeple insanlar kendi hayat deneyimlerini anlatırlar, yazarlar. İşte bu sebeple her zaman gizem okulları, farkındalık konusunu işleyen inanç toplulukları olmuştur. İşte bu sebeple mürid mürşid ilişkisinden vaz geçilemez. İşte bu sebeple ben boşluğa basamak dizenlere saygı ve sevgimi dile getirmekten bıkmam.

Gerçek bir şifacı her kişiye özel yöntemi bulur ve uygular. Mesele kişinin kendi aydınlanma sorumluluğunu alıp almadığı ile ilgilidir. Neden mi? Sorumluluğu kendi üzerine alan kişi farkında olsun olmasın, evrenin tüm köşelerine, tüm hücrelerine bu konuda kendine destek verilmesi için çağrı yapmış olur! Ve bu çağrıya uygun olup da cevap vermeyecek bir varlık düşünülemez!

Huna Prensipleri ve Kahuna

“Onları verdikleri meyvelerle bilmelisiniz”

Reenkarnasyon ve zaman konuları Kahuna felsefesinde oldukça farklı. Özetle, zaman tıpkı ses ve ışık gibi bir enerji titreşimi şeklidir ve onlarda olduğu gibi farklı frekans seviyeleri vardır. Tüm zamanlar bir kerede oluşur fakat fiziksel duyularımız şimdiki zaman dediğimiz kısıtlı bir seviyeyi algılayacak şekilde bilincimizi zorlar.
20140718_125312

20140718_123348 İlk kez içsel bilişime uygun bir tarifle karşılaştım. (serde bi kahunalık mi var nedir)

Huna felsefesinde (Lemuryan uzantısı), şeytan, günah, iyilik ve kötülük, yargı ve ceza konulari da aynen benim bilisimle örtüşür bicimde gayet pratik ve sade. Tüm bilgelik günlük hayatın yararlı ve mutlu yaşanması ve yapılan işlerde kişisel ve toplumsal farkındalığın büyütülmesine endekslenmiş görünüyor. İhmal yüzünden hata yapmak (hala) ve aşırılık ve abartı (hewa) her ikisi de şeytani hareketler değil “aptallık ve çılgınlıktır. Şeytani suçlar ise (ino) “kasıtlı” zarar vermektir. Ve niyet (kasıt) anahtar kelime olduğundan eylemi sadece onu yerine getiren birey yargılayabilir; çünkü benzer sonuçlara benzer olmayan sebeplerle varılabilir. Niyet(kasıt) fark yaratır ve ahlaki alanda bireyin yargıcı kendisidir. Toplumun kendi kurallarına uymayan kişiye yapabileceği şeylerin dışında insanın asıl yargıcı kendi tanrısal benliğidir. Evrensel olan tek günah, hayata karşı uygulanan kasıtlı şiddettir.

Huna felsefesinde sevginin anlamı kelimenin (Aloha) kökeninde görülebilir: “birlikte büyümek ve gelişmek”, “yaşam deneyimini paylaşmak” ve “birlikte mutlu olmaktır”. Sevgi şifa, şifa da sevgidir. Elbette her şey sevgi olarak adlandırılabilir fakat sevgiyi belirleyen asıl sınav onun “büyümeyi ve mutluluğu” teşvik edip etmediğidir. Kahunalara göre duygular bir heyecan veya bedendeki bir enerji hareketidir. Genelde hayali su dalgaları, sıçrayan damlalar ve suyun akması gibi kavramlar kullanılır. Belli bir duyguya verilen isim o duyguya eşlik eden düşüncelere dayanır. Duygularınızın akışı düşünceleriniz ve dış olaylar tarafından uyarılabilir fakat her durumda “duyguları sürekli kılan düşüncedir”.

Ölümden sonraki hayat kahunalar tarafından çok az düşünülmüştür. Kahunaların ilgi odağı yaşanan anın deneyimi olmuştur. Ölümden sonraki yaşam için kullanılan kelime Po dur. Bu kelimenin ingilizceye çevrimlerinde sanki bir mekanmış gibi anlamlar çıkmıştır ama bu durumu tam olarak ifade etmeye yetmez. Bu daha çok fiziksel yaşamla eşzamanlı ve eş uzamlı ortaya çıkan çok boyutlu bir durum. Kahunalar buraya geceleri vücudumuzdan uzakta özgür geçirdiğimiz rüyalarımızda ve bazı trans hallerinde gittiğimize inanırlar. Po’nun dışında doğduk, düzenli olarak orayı ziyaret ederiz ve belki de (!) yeniden doğmak için oraya döneceğiz.
Huna’ya göre Uyanıklık Yaşamı (Ao) ise, belli deneyimleri yaşamak üzere belli gerçeklik kanallarına açık olmak gibi bir şeydir.  Üst benlik yani Aumakua, sürekli Po’da olduğundan burada(Ao’da) biz kelimesinin anlamı Zihin ve Bedendir (yani bütün bedenin Lono/KU bölümleri).

Po ve Ao arasında iletişim mümkündür. Çünkü tam bir kişilik her iki durumda da aynı zamanda var olur. Buna tüm katılanlar farkındalık alanında atılmış birer adımdır.

Batılılar psikokineziyi (Kalakupua) “sadece irade gücüyle bir nesneyi harekete geçirmek” olarak tanımlarlar. Fakat bu kahunalara sınırl bir tanımlama olarak gelir. Her şeyden önce, tek başına irade gücünün (ono) hiçbir şey başaramayacağını öğretirler. İrade gücünden başka hareketin düzenini sağlamak için hayal gücüne (no’ono’o), gücü sağlamak için enerjiye (mana) ve gücün işletilebileceği tepkisel bir aracıya(aka) ihtiyaç vardır.
Kahunalar psikokinezi kapsamına, psişik tedavi, hava durumu kontrolü ve geleceği değiştirmek gibi farklı faaliyetleri de katarlar çünkü bunlarda değişen tek şey niyettir.

Huna Prensibi (Felsefesi) yedi temel prensipten olusuyor. Bu yedi prensibi herkes kendi yaşam biçimine göre alir, dilediği gibi prensiplerin maddelerini çoğaltarak hayat felsefesi yapar:

7 Prensip:
Ilke: Dünya düşündüğün şeydir.(Görme)
Kala: Limit yok. (Arınma)
Makia: Enerji dikkatin odaklandığı yere akar. (Odaklanma)
Manawa: Şimdi gücün bulunduğu andır. (Huzurda olma)
Aloha: Sevgi, birlikte sevinçle büyümektir. (Şükran)
Mana: Bütün güç içerden gelir. (Yetkilendirme)
Pono: Doğrunun ölçüsü etkinliğidir. (Rüya dokuması)

Tanrı sonsuzdur. Bu yüzden tanrı tüm gerçektir. Dolayısıyla gerçek sonsuzdur. Bu yüzden var olan her şey gerçektir. İnsanın sonsuzluğu kavrayamaması nedeniyle kişi ancak gerçeğin belli bir bölümünü kavrayabilir ve bu bölüm de bütünüyle kişinin inanç sistemine bağlıdır. İnsanın inançları değiştiğinde ardından gerçekleri ve ardından deneyimleri değişir. Yani gerçeğin kavranması zihninizin durumuyla ilişkilidir, bu sebeple belli bir zaman diliminde zihin durumunuzla ilişkili tek bir gerçeklik yaşayabilirsiniz.

Sözcüklerin anlamları koşullara bağlıdır. Anlam sadece çevresel şartlarla ilgili olarak anlaşılabilir. Bu yüzden kelimeler ancak içerikleriyle düşünüldüğünde gerçekten etkili olabilir. Evrenin her hangi bir parçası, karşılaştırılabileceği başka bazı parçalarla ilişkili olarak açıklanabilir. Mutlak yoktur, ilişkiler olmadan anlam yoktur, her şey yalnızca karşılıklı ilişkiyle değil, karşılıklı bağımlılıkla da birbirine bağlıdır. Kahunalar her tür sınıflandırma ve bölünmeyi potansiyel olarak yararlı fakat keyfi bulurlar. Ayrılık sadece pratik değeri olan bir yanılsamadır. Kahunalar amaçlarına hizmet eden açıklayıcı her hangi bir anlayış geliştirmede kendilerini özgür hissetmişlerdir.

Huna felsefesinde, aslında bana uygun gelen ancak psikoloji bilimi özellikle benim ilgili olduğum Jung jargonun pek uymayan bi durum tespit ettim, henüz tam yerine oturmadığı için sanırım bende minik bi rahatsızlığa sebep oldu 🙂
Şöyle ki, Huna bilgisinde zihnin üç yönü var; Kane (Üst benliğe denk düşüyor), LONO (bilinçli zihin) ve KU (bilinçaltı. Bunlardan ilk ikisi nispeten batı psikolojisiyle denk düşüyor ancak üçüncüsü yani KU, bilinçaltı olarak işlediğimiz uçsuz bucaksız ve Jung tarafından bize nerdeyse kutsal bilinmeyen bölge gibi prezante edildiği gibi değil.
Kahuna onun maddesel olmayan canlı bir bilgisayara benzetilebileceğini ve işlevlerinin: Bedenin bütünlüğünü sağlamak ve işleyiş tarzını incelemek; yeni bir şey kavrandığında bunu almak ve bilinçli zihne iletmek; anıları depolamak, enerjiyi üretmek, depolamak, yaymak, iletmek ve emirlere uymak olarak tarif ediyor. İyi bir hizmetkar gibi emirlere uyar diyor!
KU iki tür programlamaya yanıt verir: İçgüdü ve Alışkanlık
İçgüdü, istemdışı tüm fonksiyonları simgeler ve YÜKSEK BENLİK tarafından oluşma evresinde programlanmışlardır! DNA molekülü bunun nedeni değil ancak ifadesi olabilir!
Alışkanlık ise doğrudan ya da dolaylı biçimde LONO (bilinçli zihin) tarafından KU’da programlanmış tüm davranışları içerir. İçgüdüsel davranışların aksine bunlar öğrenilmiş davranışlardır.
Alışkanlıkların oluşumu ve korunmasına yönelik dürtü KU’nun temel özelliğidir. Bu dürtü olmadan hayatta kalamazsınız.
Şunu da ilave edeyim (unutmamak için), tüm alışkanlıklar bir ya da birkaç inanca dayanır ve lono ile ku’nun işbirliği ile bireyin kişiliğini oluşturacak şekilde organize edilir.

Kahuna kelimesinin kökeninde aşçılık, gücü hazırlayan, sonra da diğer insanlarla paylaşan kişi anlamı vardır.

  • Hay galaksinin mutfak işçileri! :))))

Huna lisanında “geçmiş” kelimesi wa’ae’oia; “anlaşmaya dayanma süreci olarak tercüme edilebilir. Bu da geçmişin, olduğunu hatırladığımız ve üzerinde uzlaştığımız(!) şey ve bugün varolan anılar olduğu fikrini yansıtır.
*
Bu lisan gerçekten bulmaca gibi her an insana bir çeşit zaman-mekan yolculuğu yaptırıyor. Bu lisana vakıf olmak çok güzel olurdu herhalde.

İngilizce ruh (spirit) kelimesi, kahunaların farklı algıladığı geniş bir olgu yelpazesi içeriyor. Kısaca; Bu kategori içinde Düşünce Formları, enerji alanlarının görünür kılınması, başlı başına kişiler olarak ortaya çıkan kompleksler, ileri telepatik ya da durugörüye ilişkin duyarlığın etkileri, meleklere karşılık gelen varlıklar ve “eyleme geçmiş” fikirler vardır.
Kahuna felsefesi, gerçek şeytanlar, iblisler veya ölümün ortalıkta gezinen ruhları fikrini içermez. Bunlar bilinçli veya bilinçsiz olarak yaratılan düşünce şekilleri veya negatif komplekslerin açığa çıkması olarak görülür.

*

Hawaii dili, birbirine yakın birkaç sesten oluşan kolay ve esnek bir dildir. H,K,L,M,N,P ve W olmak üzere sadece 7 sessiz ve A,E,I,O,U olmak üzere 5 sesli harften, yani toplam 12 harften oluşur.

Masallar, hikayeler, öğretiler bunların hepsinde kullanılan isimler bir çeşit şifre tekniği ile içrek anlamını taşırlar. Örneğin Hawai şefi Moikeha ve evlendiği Ho’oipo nun efsanesi, buradaki iki isim içinde içrek olarak bulunur:

Büyük acıları(eha) ve zorlukları(ke) atlatıp yükseklere tırmanarak (keha), ruhsal (ha) bilginin (ike) efendisi (mo’i) olmak için hareket eden (mo) kimse. Eski şefin kızı Ho’oipo “aşk yapmak” anlamına gelir ve tanrının krallığında gerçekle yüzleşmek ya da gerçeğe ulaşmak anlamlarını içerir. Böylece bir serüven masalının altında spiritüel bir yolculuğun öyküsünün yattığını görürüz.

Kahuna Şifacılığı- Serge King

özetleyen Sibel Atasoy

19.07.2014

Not: Urban Shaman eğitimleri için lütfen tıklayınız

 

Günlük gezilerden

“Döner durur zaman.

Ve dev planları

Güçlülerin sonunda boşa çıkar.

Kanlı horozlar gibi kabarsalar da

Döner durur zaman, öfke boşuna !”

Bertolt Brecht’in “Schweyk ikinci Dünya Savaşında” adlı tiyatro yapıtından “Moldav Türküsü”.

Tao te Ching’den Seçmeler 2

“kutlu kişi edimsizlikte kalır sözsüz öğretiye uyar dünyadaki bin bir türü hor görmez yaratır benim demez yaptığına bel bağlamaz yarar verir orada durmaz…” (2) “edimsizlik eder ve düzelmemiş bir şey kalmaz”

Tao’dan olduğunu bilmesem CC söylemiş sanacağım 🙂

Göğün altında bilince herkes Güzelliğini güzelin Doğdu çirkin Ve bilince herkes İyiliğini iyinin Doğdu kötü Demek Varlık yokluk birbirini doğurur Zorla kolay birbirini tamamlar Uzun kısa birlikte biçim olur Yüksek alçak birlikte eğim olur sesle tını birlikte uyum olur ön ile art birlikte dizi olur Gerçekten de kutlu kişi Edimsizlikte kalır Sözsüz öğretiye uyar Bin bir tür önüne çıkar Hor görmez Yaratır benim demez Yaptığına bel bağlamaz Yarar verir orada Kalmaz Ve orada olmayınca Yüz çevirmezler ondan

*

YOL coşkun akar yarar verir ama Dolup taşmadan uyy sanki uçurum Dipsiz atası bin bir türün sanki Keskinlikleri köreltir Karmaşaları çözer Parlaklıkları sönükleştirir Tozuna karışır dünyanın Derinlerde varlık gibidir kimin oğludur Bilmem ya sanırım eskidir yüceler Yücesinden

Eskinin yetkin ustaları Özlü ve gizemliydiler Açıktı onlara her şey Derindiler erişilip bilinmez Erişilmez bilinmezdi onlar ki Bilmem nasıl anlatsam Kışın bir ırmağı geçer gibi Çekingen Komşuların gözü altında gibi Dikkatli Konuklar gibi sakıngan Eriyen buz gibi geçici İşlenmemiş balçık gibi şekilsiz Vadi gibi geniş Sis gibi bulanık Kim berraklık getirir bulanıklığa Sabırlı Sükûnuyla Kim sükûnet yaratır Sabırlı değişmezliğiyle Bu YOL’u yitirmeyen Doygunluğu aramaz Doygunluğu aramayan Kalır dolmadan Hep açık yeni yetkinliğe

“bırak bilgeliği boşver bilgiye
işi biter büyük haydutların
at kıymetli taşları çiğne incileri
kırarsın belini küçük haydutların
yak sözleşmeleri parçala mühürleri

dürüst ve doğru olur insanlar
kaldır ölçüleri kır kantarları
biter düşmanlıkları insanların…”

(Zhuang Zi -“Büyük Küçük Haydutlar” )

Tao te Ching

Müziğin Kadim Yolculuğu

“Bu kitapta ‘Müziğin diğer sanatlardan farkı nedir ve neden insanı etkiler?’, ‘Karmaşık nota sistemlerinin temeli hangi basit gerçeklere dayanıyor?’ gibi soruların cevapları tarihin ve bilimin derinliklerinde aranırken; okur, müzik ve gökbilim ilişkisinin insanlık tarihi kadar eski olduğu gerçeğiyle yüz yüze geliyor.
Binlerce yıl önce atalarımız belki de bugün bütün bütün yitirmekte olduğumuz harmoniye sahiplerdi. Kitapta antik çağa ait müzik teorileri, müzikten matematiğin doğma ihtimali, ‘göklerin/kürelerin müziği’ gibi konular ve bu düşüncelerin günümüz bilimi üzerindeki etkisiyle bu düşüncelerin nasıl bir temeli olduğunun araştırması bulunuyor.
Eser, bugün medeniyetin zirvesinde olunduğu düşüncesini defalarca sorgulatırken, ister ana rahmi, ister ilahi birlik olsun birlik ve bütünlük arayanlara, onun gökler kadar uzak, müzik kadar yakın olabildiğini hatırlatıyor.
Hareketin kendisi somut değildir ancak somut dünyanın hem yapısı hem de algısını oluşturur. Sesin tanımı, belirli frekanslardaki hareketlere, müziğin tanımı ise belirli ‘uyumlu’ ve ‘uyumsuz’ seslere bağlı olarak yapılır. Çeşitli mistik ekoller de müziğin bu harekete dayalı kendisi görülmeyen ancak görülen dünyayı etkileyen ve düzenleyen gizemli yapısını konu edinmişlerdir.”

 

Ses, ancak varlığını yitirirken işitilir. Sesi durdurup sese hakim olmak mümkün değildir. Walter Ong
Görüntüyü durdurup sabit halde halen görebilirsiniz ancak sesi durdurduğunuzda sadece sessizlik kalır.

Gösterebildiğin yol asıl yol değil

Ad verebildiğin ad asıl ad değil
Adlandırılmazsa o kaynağı göğün yerin
Adlandırılırsa o anası bin bir türün

Demek
Hep tutkusuz olanlar görür onun özünü
Hep tutkulu olanlar görür onun yüzünü
Bu ikisi birlikte doğar
Ve adlandırılınca ayrılır
Sırdır birlik
Sırlar sırrı
Kapısı sayısız mucizenin.
(Tao te Ching)

“Ses bir frekans. Ritm de öyle! O halde müzikte belirli frekanslar, birbirleri üzerine yüklenerek bir derinlik hissi oluşturuluyor. Tıpkı kökleri yine yazı öncesi geçmişe dayanan mandalalar gibi.”

“derinlik hissi” tabiri bana çok anlamlı geldi. Derinlik nerede yaratılmaya çalışılır?
Sığlıkta herhalde. Örneğin iki boyutlu bir varlığı üç boyutlu görmek için bazı derinlik katıcı yöntemler/hileler vardır.
Hay güzel galaksi frekansları!

*

Farklı oktavların aralarındaki ilişkileri açıklamakta kullandığımız rezonans ilişkisinin fizik temeli, bir piyano örneğiyle açıklanabilir. Piyano üzerinde bir tuşa basıldığında metalik tel, notaların tek bir oktavındaki frekansta titreşir. Telin titreştiği aynı esnada üretilen ses enerjisi, aynı klavyede fakat farklı oktavlarda benzer titreşimler oluşmasına yol açar. Bu farklı oktavlardaki titreşimler aynı tonda olan tellerde, daha sonra da o tonun armoniklerindeki tonlarda görülür! Bir başka deyişle, piyanoda bir “C” notası basmak, daha yüksek bir oktavda “C” notalarının rezonant stimülasyonuyla sonuçlanır.

“En gizlisinden en yoğununa, en saf enerjiden yoğun bir fiziksel forma kadar, neredeyse sınırsız sayıda varyasyon üretilebilir. Fiziksel oktavda var olan her şeyin gizli bir kopyası, bir benzeri üst oktavında vardır.”

Böylece siz bilinçli ya da bilinçsiz bir hareket yaptığınızda, düşündüğünüzde, duygulandığınızda otamatik olarak tüm oktavlardaki eş varlıklarınız da aynı tonda titeşir! Bu sizin bir telefon numarasını çevirip aradığınızda karşıda telefonun çalması kadar otomatiktir ancak bundan da öte arananın telefona cevap vermeme ihtimali de sıfırdır. Bunu bir düşünün derim 🙂

Müziğin Kadim Yolculuğu- Evren Bayramlı

  • Stimülasyon: 1] Vücuttaki veya diğer herhangi bir biyolojik sistemdeki fizyolojik ve sinirsel faaliyeti artırmak.[2] (Birinin) ilgisini ya da coşkusunu artırmak.