Yeni Enerji; Barış

Bayramınızı kutlarım sevgili frekanslar.
İster bir kişi isterse bir ulus olsun, seçeneklerin ikiyle sınırlı olmadığını, her zaman sınırsız seçenekle çevrili olduğumuzu ispat eden 19.05.1919 olgusu, hepimize ergenlikten yetişkinliğe geçme fırsatı sunmuştu. Bu dirayeti gösteren Mustafa Kemal dahil oyunun tüm etkileyenlerine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Bu bayram tesadüfen gençliğe ithaf edilmiş olamaz. 19 sayısının üç kez tekrarı, bir dönemin bitip yenisinin başladığını müjdelemesi açısından şayanı hayrettir.
Tüm bayramlarımızı severim, hepsinde emek, dirayet ve sarsılmaz bir niyet var. Ondokuz Mayısa birazcık daha sempati duymamın minik sebebi; o gün doğmayı başarmış olmaktan dolayı hissettiğim çocukça heyecandır:)
19 sayısı için “bir bedende iki kişi gibi yaşamak” demiş yabancı bir numerolojist. Gerçekten de öyledir. Buna alışmak ve barışmak epeyce bi yılımı aldı, hatta yeni’den doğmak zorunda kaldım.
Sınırsız seçeneklerin, kendi ehliyetini almış olanlar için söz konusu olabildiğini de belirtmek gerekiyor çünkü “bilmediğini bilmezsin!”
Eğer aynı kelime iki kez tekrarlanarak bi cümle olmuşsa biraz ironik olur, aynı zamanda da dikkat çekici.
Bir diğer önemli husus da eski enerjinin çok zor öldüğü olgusudur. Eski bir yazımda şöyle dediğimi hatırlıyorum; yeniye geçerken eskinin “aman ne güzel, al ben yiyemedim sen ye” diyeceğini hiç sanmayın, o ölümüne bir savaş verir, ölüme karşı çığlıklar atarak direnir ve bu çok da normal çünkü enerjiler de insanı harekete geçiren temel hayatta kalma dürtüsü gibi fiziksel özelliklere sahip. Hatta eski enerji nerdeyse sadece budur: “hayatta kal”. Bu sebeple korku ve güçle kol kola yürür.

Mahcuriyetten kurtulma sınavı!

Günaydın frekanslar, üzüntünün hakim olduğu bir güne daha adım attık. Maalesef sabahın sevinçli bir haber getirisi yok.
Hava güzel, gökyüzü mavi, deniz sütliman, kuşlar cıvıldaşıyor. Yani hayat devam ediyor. Biz de yavaş yavaş akıntıya kapılacağız biliyorum. Fakat galiba Somadan sonra hiç bi şey eskisi gibi olmayacak, tıpkı 99 depremi gibi büyük bir dönüm noktası hem ülkemiz hem de kişisel olarak benim için. En azından benim hissettiğim demek ki bu.
Uyanır uyanmaz balkona çıktım, içimdeki hüzünle, hiç bişey olmamış gibi devam eden hayata baktım. Birden kafamın içine bir cümle doğdu, adeta ses gibiydi:
“Mahcuriyetten kurtulma sınavı!”
Şaşırdım, kelimeyi tanıyorum ama şimdiye kadar hayatımda bir kez bile kullanmamıştım, anlamı konusunda emin olmak için sözlüğe baktım:
“KANUNLA KISITLANMIŞ EHLİYETLİLER”
Bu anlamı görünce kanım dondu! Şu an bunları yazarken ellerim titriyor.
Göz yaşlarımı tutamıyorum..

Gecenin rüyası ve yerçekimi

Rüyamda, boşlukta yarı karanlık bir odadaydım, eşyalar ya da her ne varsa onları pek seçemiyorum. Babamın (yakın zamanda rahmetli oldu) odada olduğunu biliyorum sanki arkası bana dönük oturuyor gibi geliyor bana. Ben önümdeki ekran benzeri bişeye bakıyorum, ama bu bilgisayar ya da tv ekranına benzemiyor, daha ziyade durgun bir göl yüzeyi gibi, o da karanlık. Ben içinde gördüklerimden bazılarını beğenip parmağımla odada havaya fırlatıyorum galiba babam da belki bakmak ister diye yapıyorum bunu, tamamen sessizlik ve durgunluk hakim. Derken birden babamın sesi geliyor (telepatik duyuş gibi), “böyle yapabilir misin?” diyor. Başımı kaldırıp bakıyorum odanın tam tepesinde köşede havada bağdaş kurmuş biçimde duruyor, başı üçlü dik açının köşesine yaslanmış ve hafifçe öne bükülmüş. Hemen ayağa kalkıyorum çünkü bunu yapabileceğimi biliyorum (daha önce çok yapmışım hissiyle). Ayağımı yerden kaldırıyorum, ağırlıksız biçimde boşlukta yetmiş cm kadar havadayım, hafifçe kıpırdanıyorum daha yükselmek için fakat bir bebek eli elime sıkıca sarılmış ve aşağı doğru çekiştiriyor. Hani o bebeklerin kerpeten gibi tutan minicik parmakları özellikle sağ elimin orta üç parmağını sıkıca kavramış. Ne kadar silkinsem kurtulamadığımı fark ediyorum ve heyecanla uyandım. Ellerim her zamanki gibi kuş pençesi gibi bilekten tam bükülmüş ve battaniyeye sıkıca bastırılmıştı. öylesine sıkı bükülmüş ki bir süre kan akışını sağlamak için uğraştım. Hayrolsun

Niyetin gücü

Niyetin gücü tartışılmaz, hem ustalar bunu anlata anlata bitirememişlerdir hem de zaten kendi deneyimlerimizle sabittir bu güç. En ufak bir şüphe taşımıyorum 🙂
Buraya kadar harika çünkü niyetinizin gücü tıpkı fantastik filmlerdeki gibi (hatta daha da etkin) fizik gerçekliği (somut ve soyut olarak) büker! Evet bizler birer bükücüyüz 🙂
Peki yolunda gitmeyen şey nedir, ağzındaki baklayı bi çıkaramadın?
Zaten baklayı sevsem de midem onu eritmekte biraz zorlanmıştır geçmişte, şimdi onu da diğer şeyler gibi allahın izniyle büküyoruz. 🙂
Hay Allah… Yani demem o ki, bu konudaki tek hassas husus; çoğu kez insanın kendi niyetinden bihaber oluşu! O sebeple ismini ne koyarsanız koyun bu konudaki yöntemlerin çoğu kullananlara kar etmiyor. Neden niyetimizden bihaberiz; çünkü bu sistem bizi beşikten mezara ihtiyacımız olmayan her neviden şey için isteklendiriyor! Ben bunlara “azmettirilmiş istekler” ismini koymuştum. Eskiden beri bu lafları gevelerim, takip edenler bilir 🙂
O halde niyetimiz her halükarda işliyor çünkü buna karşı konulamaz, velakin biz gerçek niyetimizi bilmediğimizden isteklerimiz olmuyor, yöntem başarısız zannediyoruz.
Yöntem harikulade başarılı frekanslarım. Mühendis arkadaşlar sağ olsun, süper bi sistem bu. En iyisi biz, gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri elimine edelim, sadeleşelim. Geriye ne kalıyor diye hiç endişe ve merak dahi buyurmayın, o zaten her halükarda işleyen niyetinizdir. Sadeleştiğinizde bi gün bi de bakmışsınız kraliçesiniz, her bi şey emrinize amade olmuş 🙂