Boyutlar arası Değişim Yeteneği-serüveni

Perdeleme sureci-unutma- basladiginda, eril kutbiyet, Aklin Matrisini kendine cekti. Disiye ise Aklin Potansiyel Vericisi gitti. Bunun karsiliginda erkege Bedenin Potansiyel Vericisi, disiye ise Bedenin Matrisi cekildi. (Ra Bilgileri)

Bu ifadeleri ANlamak Icin buyuk arkana kartlarina ve insan davranislarina bakmak yeterli.
Dün izlediğim bir filmde ya da başka bir yerde hatırlamıyorum şöyle diyordu; Kadın ve erkek birbirini kışkırtmak için vardırlar. Kutbiyetin yani dualitenin kışkırtıcı etkisini zaten biliyorduk hatta BKÖ kitabını nerdeyse tamamen bu konuyu açıklayabilmek için yazmıştım. Aslında aynı anda 3’ü de yazmak zorunda kalmıştım, yani eylem/katalizör. ve sentezzz.
Şimdi sıra 5’e geldi. Niye dördü atlıyorum? Atlar mıyım hiç dünya anamızı. O zaten canımızın kanımızın ANımızın içinde 
5, yani Saf Değişim, Boyutlar arası Değişim Yeteneği-serüveni.
Allah yolumu-zu açık etsin.

Fantastik Kurgular ve “Gerçek”

Lacan’ın kullandığı anlamıyla “Gerçek”, simgesel düzenin, yani dilin ve onun çevresinde kurulmuş olan uygarlığın yasalar sisteminin görüp anlamlandıramadığı şeydir, tekinsizdir, “Gerçek”e ancak gözucuyla ya da yüzümüze kapattığımız ellerimizin parmaklarını aralayarak kaçamak bir bakış fırlatabiliriz. O bakış simgesel düzenin önünde ve öncesinde varolan imgeler dünyasından geçer, “Gerçek”i orada bulunan bir ya da birden çok şeye benzeterek anlamlandırmaya çalışır. Ancak her benzetme bir ötekileştirme olduğu için (“Benziyor, ama tam olarak değil!”) bu anlamlandırma, simgesel düzende varolan yerleşik anlam ilişkilerinin birini ya da birkaçını bozar, altüst eder; onları yadırgatır.

Dorian Gray’in Portresi, tümüyle gerçekçi bir Viktorya dönemi romanı sayılabilir–di, eğer o tek fantastik imge, sahibinin günahlarının kefaretini yüklenerek yaşlanan, çirkinleşen portre imgesi olmasaydı. O tek imge bile, varolan simgesel düzenin içinde bir çıban başı, “bilimsel” Viktorya çağı insanlarının “bu da ne canım,” diye burun kıvıracakları, ama görmezden gelemeyecekleri bir huzursuzluk kaynağı olarak, gerekli yadırgatmayı sağlar bize.

Aşkı anımsamak adına…

Her insan, özünde aşkın farkında. Nasıl olmasın ki, karanlıkta çakan bi ışığın farkında olmamak imkansız. Aşk yalnızca karşı cinse duyulan bi şey değil bunu çoğu insan bilir. Aşk, bir mıknatıs gibi seni -ilgini- talep eden, karşı konulmaz bütünsel bir esrikliktir. Hep o’nun içinde bulunmak isteriz biz insanlar ama ne çare ki belki aynı oranda olmasa da güvenliği de severiz. İşte bu ikincil tercihimiz hayatın realitesi haline gelir, onu alışkanlıklarımızla besler büyütürüz. Öyle büyütürüz ki aşk çok nadir çakar olur o bulutlar arasından. Ve biz bu durumda ne yardan ne serden vaz geçemeyenler ne yaparız?
Tüm zamanlar boyunca yaptığımızı tekrarlarız, geçmiş bir aşkın küllerini deşeleriz, onun hissini şu ana getirebilmek için akla gelmedik icatlar yaparız. Tüm konular eski bi aşkı anımsamak üzredir temeline inerseniz. Hep nostalji hep nostalji!
Oysa…
Herkes bilir oysayı 🙂

Fredkin Paradoksu

“benzer ozelliklerdeki iki alternatiften birini secmek ne kadar zorlasirsa, seciminiz o kadar onemsiz olur. 

hemen ornekleyelim; varsayalim onumuzde iki elma var, her yonden aynilar fakat birinde kucuk bir curuk var. secim cok kolay ve hizli olur ve saglam olani aliriz. 

fakat elmalarin ikisi de sapasaglam, sulu, kutur kutur ise birini secmemiz daha uzun surecektir, ancak secimimiz de pek onemli olmayacaktir. 

bu hemen hemen benzer tum secimler icin boyledir. “yapilacak bir suru is var once hangisinden baslasam” diye dusunuyorsaniz, ve iclerinden birisi belirgin bir sekilde one cikmiyorsa, biri otekinden daha onemli degil demektir.

burada (minsky 1985, the society of mind) fredkin, boyle secimlerle vakit harcamayin, rasgele ya da belirleyeceginiz standart bir metodla birini secip yola devam edin demek istemistir.” Ekşi sözlük

Gizemin varlığını kabul etmek

Siyular aslında buffalo olduklarını söylerler, bunun sebebini ilerde anlatacağım ama önce Lame Deer’in küçüklüğünden bir anı aktarmak istiyorum. Biliyorsunuz eski öykülere bayılıyorum.

LD, küçük bir çocukken babası ile yolculuk yapıyormuş ve bir ara bir poker salonunda durmuşlar. Kızılderililer oyun oynuyor çene çalıyormuş. Salonun sahibinin genç ayısı da yan odada köşede oturmaktaymış. Derken Siyahlar giymiş iri yarı bir beyaz adam girmiş salona, yanında gerçekten dev bir buldogla. Bara oturup büyük bir puro yakmış, gördüğüm kadarıyla burada bi evcil hayvanınız var ama benim buldog onu sakız gibi çiğner demiş. Mekanın sahibi ise “senin buldog ancak hiç bi şeyden iyice, benimkini incitemez!” Demiş. Böylece bir kapışma gösterisi için bahisler açılmış. Kızılderililer bahisli oyunlara bayılıyor anladığım kadarıyla. LD’nin babası genç ayıya yüz dolar yatırmış. Bi süre hararetli konuşmalar ve bahisler devam etmiş, ortadaki para öylesine büyümüş ki, LD için rastlanmamış bir durummuş. Sonunda iki hayvan karşı karşıya kalmışlar. Genç ayı hala oturduğu yerde duruyormuş. Beyaz adam buldogu hırslandırmak için talimatlar yağdırıyormuş. Buldog yerinden bile kıpırdamayan ayının çevresinde korkunç hırıltılar çıkararak dolaşmış. Ayı ayağa kalkmış ancak bir adım attıktan sonra yeniden oturuvermiş. Açık ağzından bembeyaz dişleri görünüyormuş. Pençesiyle yerden biraz toz alıp kafasına sürmüş. Sahibinden daha yakışıklı görünen buldog ise havlıyor, hırlıyor ama aralarındaki mesafeyi de koruyormuş. Fakat neticede ayının pençe mesafesine girivermiş ve genç ayı keskin bıçaklarla donanmış gibi görünen pençesini yalnızca bir kere sallamış, zavallı buldogun gırtlağı kesilmiş ve anında ölmüş. Ve küçük ayı ölüm çığlığını atmış: “harrrnh”, bir Siyu Kızılderilisi gibi.