Çoklu Dünyalar

“gerçek bizim hakikat olarak aldığımızdır.
bizim hakikat olarak aldığımız bizim inandığımızdır.
inandıklarımız bizim algılarımıza dayanır.
algıladıklarımız bizim aradıklarımıza dayanır.
bizim aradıklarımız bizim düşündüklerimize bağlıdır.
 
ne düşündüğümüz ne algıladığımıza bağlıdır.
ne algıladığımız neye inandığımızı belirler.
neye inandığımız neyi hakikat olarak aldığımızı belirler.
neyi hakikat olarak aldığımız bizim gerçeğimizdir.”
David Bohm
*
Dıştan içe, içten dışa
*
Ekşi’den Uçan Adam şöyle tanımlamış onu:
20 aralık 1917 tarihinde pennsylvania’da doğan 27 ekim 1997 tarihinde londra’da ölen ünlü kuantum fizikçisi ve düşünürdür.
Bohm, nöropsikoloji alanında, kuantum-matematik ilkeleriyle ve dalga süreçleriyle uyumlu olarak, beynin bir hologram gibi işlediğini öngören “holonomik model”i ortaya koydu. ona göre

Devamını oku “Çoklu Dünyalar” →

Mizahi o yer!

Mark Twain’in dediği gibi – hayatta bazı şeyler o kadar ciddi ki, tek yapabileceğiniz gülmektir. Bu tür mizah dünyanın bir çok şekilde yanılsama olduğu kavrayışından geliyor. Eski’den bir Yeni doğurmaya çalışan bilincimiz ve bütün bu olaylara tanıklık eden gözlemcimiz arasında bir yerlerde eğlenceli bir yer var. Bu yolda eğlenceli yeri bulmak; daha farklı gerçeklik oyunları aramak isteyenlerimiz için galiba olmazsa olmaz bir mutabakat.

Don Juan bunu bize sık sık hatırlatırdı Castaneda kanalı ile. Dün gece CnbcE’de “süper kahramanlar” hakkında uzun bir biyografi izledim. Çizgi kahramanların tarihçesini ve bu öykülerin insanlar üzerindeki psikolojik, toplum üzerindeki sosyolojik etkilerini açmaya çalışıyorlardı. Programı pek incelemeden dağınık bir gözle seyrederken aklıma neler neler geldi 🙂

Şamanlar, objektif dünyanın, görmenin yalnızca bir yolu olduğunu epey erken keşfettiler. Her şeyin AYRI olduğuna dair iddia son derece güçlü ve faydalıydı.
Objektif dünya hakkındaki ikincil önerme ise her şeyin bir başlangıcı ve sonu olduğuna dair farz olmuştu, ki bu da ilki kadar hoş ve faydalı bir yanılsamaydı. Böylece filmi evirip çevirip yeniden seyretme imkanı oluşuyordu ve tabi ayrılığın getirdiği yarışma duygusu bilinen her şeyi kaçınılmaz biçimde uhdesine almıştı.Ki hala durum büyük ölçüde böyledir ancak şimdi çok boyutlu gerçekliklerin henüz fikir olarak hazırlandığı dönemde bu (faydası sona ermekte olan) yanılsamaların nasıl düzeltileceğine dair pek çok yöntem önümüze sürülmekte.

Galiba benim bir sorunum var! Daha yeni mi anlıyorsun diyebilirsiniz, evet genellikle en son ben duyarım!

Mesele şu ki, ben Gerçek ve Kurgu ayrımı yapamıyorum, tüm kurguları gerçek gibisine yaşıyorum, bu küçükten beri böyledir. Rüyalarımda kendisini apaçık gösterir, gerçeğe en aykırı görünen fact’ler dahi bana son derece sıradan gelir. Belki bu sebeple rüyada uyanmak denen kavrama ulaşamadım. Eğer bi şeyi garipseyebilseydim “bu bi rüya olmalı” hissi gelebilecekti. Oysa bir çok harika arkadaşım var ki, Gerçeği ve Kurgu’yu fevkalade güzel ve ayrı ayrı takip edebiliyorlar. Peki ben neden böyleyim? Eminim psikoloji sahasında bu sapmanın bi ismi vardır, neyse ki uzun bi ömrü kabul edilmiş, üzerinde anlaşmaya varılmış dünya oyunu/rüyasından kopmadan yaşayabildim.

Kurgu ve Gerçek arasında bir fark göremiyor oluşum, kuantum dinamiği dahil bazı çetrefil görünen konuları durumları kolayca anlayabilmemi sağlıyor sanırım, bu da sorun gibi görünenin ödülü olabilir. Bana on yıl önce “Oyun Kuramını” da yazdıran da bu olsa gerek 🙂

Fantastik Kurgular ve “Gerçek”

Lacan’ın kullandığı anlamıyla “Gerçek”, simgesel düzenin, yani dilin ve onun çevresinde kurulmuş olan uygarlığın yasalar sisteminin görüp anlamlandıramadığı şeydir, tekinsizdir, “Gerçek”e ancak gözucuyla ya da yüzümüze kapattığımız ellerimizin parmaklarını aralayarak kaçamak bir bakış fırlatabiliriz. O bakış simgesel düzenin önünde ve öncesinde varolan imgeler dünyasından geçer, “Gerçek”i orada bulunan bir ya da birden çok şeye benzeterek anlamlandırmaya çalışır. Ancak her benzetme bir ötekileştirme olduğu için (“Benziyor, ama tam olarak değil!”) bu anlamlandırma, simgesel düzende varolan yerleşik anlam ilişkilerinin birini ya da birkaçını bozar, altüst eder; onları yadırgatır.

Dorian Gray’in Portresi, tümüyle gerçekçi bir Viktorya dönemi romanı sayılabilir–di, eğer o tek fantastik imge, sahibinin günahlarının kefaretini yüklenerek yaşlanan, çirkinleşen portre imgesi olmasaydı. O tek imge bile, varolan simgesel düzenin içinde bir çıban başı, “bilimsel” Viktorya çağı insanlarının “bu da ne canım,” diye burun kıvıracakları, ama görmezden gelemeyecekleri bir huzursuzluk kaynağı olarak, gerekli yadırgatmayı sağlar bize.

… 20. yüzyılın ikinci yarısı hem düşünce ve kuram alanında, hem de sanata yaklaşım tarzında önemli bir değişikliğe sahne oldu. Aydınlanma Çağından başlayan bir inanç sistemi, insan aklının oluşturduğu yasa ve kuralların “nesnel” gerçekliği bir bütün olarak bilip açıklayabileceği inancı sarsıldı, yerini çeşitli relativist, bilinemezci, kuşkucu yarı-kuramlara bıraktı. Bunun sanat ve özellikle de edebiyat alanındaki sonucu, “bugün ve burada” geçerli olan yasalar düzeninin temel hipotez olarak kabul edildiği gerçekçi/doğalcı anlayışın geçerliliğini yitirmeye başlaması oldu. Ya da, daha Hegelci bir dille söyleyecek olursak, “bugün ve burada”nın “nesnel” gerçekliği/olgusallığı sarsıldıkça (yani kapitalist düzen ve burjuva toplumu yapısal tutarlılığını ve hayatiyetini yitirdikçe), akla uygunluğu (yani kurumlarının inanılırlığı) da giderek yok olmaya başladı. Bu gelişme ilk olarak gerçekçi/doğalcı edebiyata darbe vursa da, hemen ardından, yaşadığımız dünyadaki tekinsiz’i rasyonalizm (polisiye) ya da pozitivizm (BK) yoluyla evcilleştirmeye çalışan alt-türleri de sarstı. Fantazi edebiyatı bu nedenle bilimkurgunun zayıflamasıyla eşzamanlı olarak yükselişe geçti; gerçekçi/doğalcı edebiyattaki fantastik unsurlar bu dönemde hızla artmaya başladı. Kuşkusuz bu ikinci eğilimin (ki kimi zaman “fantastik gerçekçilik” diye de adlandırılıyor), daha ziyade, hiçbir zaman Batı Avrupa rasyonalist/pozitivist geleneği içinde yoğrulmamış eski sömürge ya da düpedüz Şarklı çevre ülkelerde ortaya çıkmış olması da boşuna değil.

  1. Gece Masalları-Sunuş’tan

Gerçek Şimdi Burada

Algı alanınızın genişlemesine karşı doğal bir biyolojik tepki var. Ego hala oyun alanındaki yaşamın bir parçasıdır, bu yüzden onu sık sık dengelemeniz gerekir. Yaşamınıza giren yeni fikir ve vizyonlara karşı ego doğal bir tepki üretir, değişimin başını çekenler zaman algısıyla ilgili çarpıklıklar yaşarlar. Bunun belirtilerinden biri acele etmeniz ve tüm gücünüze hemen sahip çıkma konusundaki endişenizdir. Bu endişe, eğer acele etmezseniz dünyanın siz olmadan başını alıp gideceği izlenimini verir. Bazıları bunu o kadar yoğun bir şekilde hisseder ki, enerjisini ve odağını tamamen o yöne çevirir. Bunun doğal biyolojik bir tepki olduğunu, yeni zaman algınızla ilgili bir yan etki olduğunu bilin. Buraya yapmaya geldiğiniz her şeyi yapacak kadar zamanınız var. Bu konuda endişe hissetmeniz, aslında ilerleme kaydettiğinizi gösterir.
Zamanı değiştirmenin karşısındaki en büyük zorluk, hedeflerinizi, egonuzu ve inanç sistemlerinizi aşamayacak kadar büyük tutmanızdır. Şimdiki inanç sistemleriniz bir zaman yolculuğunu desteklemediği için zamanı ancak hafifçe saptırabilirsiniz. Zamanı genişletip daraltmak daha yüksek boyutlarda uygulanacak faaliyetlerdir. Onları şimdi sınırlı bir ölçekte de olsa uygulamak sizi ilerde bekleyen şeye hazırlayacaktır. Yakın bir gelecekte, bugün çok mistik görünen bu güçler olağan ve sıradan hale gelecekler. Hatırla


Biz hayalperest doğanlar, bilimkurgucular özellikle biraz daha aceleci ve heyecanlıyız galiba. Ufacık çocuktan beri bu günlerin gelmesini bekliyordum 
Yeni yazarlar yetiştirdiğimiz Ölümsüz Öyküler Yayımevi zamanlarında, çocuklar ve gençlerle sayısız hayaller toplantısı yapardık sabahlara kadar süren. Onların içinden sonradan ünlü olan bi tanesi şöyle demişti: Ben hayal ettiklerimin gerçek olmasını hiç dert etmem, örneğin şu terasa bi UFO konsa şimdi başımı çevirip bakmam, beni ilgilendirmiyor!.
Oysa pek çok daha gençler ve çocuklar ve tabi ben ona hayret etmiştik, biz hayal ettiklerimizin gerçeğe dönüşmesiyle çok ilgiliydik, çok heyecanlıydık. Onları beş duyumuzla algılayabilmek için dört açılmıştık, nasıl da tetikteydik bilseniz, artık gülümser miydiniz, acır mıydınız, vah vah mı derdiniz bizlere bilemiyorum. Hahahahahaha
Özetle biz bi çoğumuz hem kurgucu hem deneyciyiz, gerçekleri çoğu kez başka boyutlara gidip gözlemekle birlikte burada şimdi nasıl şekil alacağını da merakla ve büyük istekle bekleriz 

Yeni Dünya’ya dair

“Bizler vazgeçilmez yanlılıklarımızla görüş sahibi özneleriz. Sonuçta, yorumlama öznel bir katkıda bulunmaksızın olanaksızdır” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 322).

Bireyler etkileşimlerini özgür irade ve seçimleri ile yorumlar ve bu yorumlar doğrultusunda davranırlar, böylece örgütsel ve çevresel gerçekliğin biçimlenmesinde kritik bir rol üstlenirler…Bireyler edilgin değildir, yani çevresel uyarıcılara sadece tepki vermezler, fakat aynı zamanda durumu etkiler ve yeniden biçimlendirirler” (Putnam, 1983, s. 36).

Simgeci (symbolic) yaklaşım kültür yaklaşımı ile ayni felsefik temelleri paylaşır, fakat simgeci yaklaşım “simgesel etkileşim” veya insan davranışının yorumlanması temeline dayanır. Temelde, pozitivist paradigmanın tersine gerçekliğin öznel olduğunu ve gerceğin yaratılmasında (contruct) bireyin aktif rol aldığı tezine dayanır.  Gerçeklik öznel olduğu için dünyayı nasıl gördüğümüz ve olgular olarak algıladığımız şeylerin bireyin yorumlama süzgecinden geçtiğini varsayar. Bu nedenle, en tartışmasız gibi görünen konularda dahi zaman zaman değişik sonuçlara ulaşırız çünkü her birimiz, öznel algımızdan yola çıkarak, aynı şeye değişik bir anlam yükler, değişik yorumlar getiririz. Öyleyse, aynı şeyin birden fazla yorumlaması olabilir. Örgüt ortamlarında bu değişik yorumlamaları anlamak, bireylerin öznel yorumlarının hangi süreçlerden oluştuğunu çözümlemek simgeci yaklaşımın temel ilgi alanıdır.

Dr.Hasan Şimşek’ten alıntılar

Bakınız:https://blog.sonsuz.us/?p=9855

Sözleşmelerini her gün -bilmeden-yenileyen insanları talep ettikleri düzeye nasıl çıkarabilrsin ki! İster doktor ol ister şifacı hatta peygamber olsan kar etmez. Geçici ferahlıklar sağlayabilirsin eğer gerçekten bi görücüysen, sonra her şey aslına rücu eder. Sebebi açık; evrende yalnızca tek kural var: Özgür irade kuralı. sa

Bir insanın, kendisinin bile bilmediği ŞU ANdaki gerçeğine en çok yaklaşabildiğimiz alan rüyalarıdır. Bu sebeple, insanla ilgili her tür meslek dalının temel eğitiminde mutlaka rüya görüşmeciliği yer almalıdır. Sanırım önümüzdeki on yılın eğitim programlarında BAK-Birleşik Alan kullanımı yöntemi ile birlikte rüya gerçekliği de dikkate alınacak ve yaygın şekilde kullanılacak.
Bu durum gelecekteki bir dünyanın hatta birden çok dünyanın sistemine dair bir kehanet olmakla beraber, aslında görünen köyün klavuz istemeyecek kadar bariz şekilde belirginleşmesidir. Elimizde bunlardan daha yararlı ve somut bir yöntem henüz yok. Olabilir de… YENİ’ler önce görüş alanamıza girdiler gözlerimizin gerisindeki ekranda belirdiler, sonra söze döküldüler, uygulanıp test edildiler, başarıları göz doldurdu ve şimdi artık bazı olası dünyalarda yaygın uygulama zamanı geldi.