Bir Emojinin İçine Kaç Duygu Sığar? Piksel Çağında Anlamın Gizli Pazarlığı

Bir zamanlar duygular, yüz kaslarının titrek diplomasisine, ses tonunun kıvrımlarına ve cümlelerin gölgelerine emanet edilirdi. Şimdi ise bazen bütün bir kırgınlık, utanç, alay, özlem ve pasif agresif volkan patlaması tek bir sarı yüze sıkıştırılıyor. Bir emoji gönderiyoruz ve sanıyoruz ki mesajımız yerine ulaştı. Oysa sembolik etkileşimcilik bize fısıldar: Anlam, gönderilen şeyin içinde değil, insanlar arasındaki yorum oyununda doğar.

George Herbert Mead ve Herbert Blumer’in açtığı yoldan gidersek, toplum dediğimiz şey sabit bir dekor değil, sürekli sahnelenen bir anlam tiyatrosudur. İnsanlar nesnelere, davranışlara ve işaretlere verdikleri anlamlara göre hareket eder. Bu anlamlar da gökten inmez; etkileşim içinde üretilir, pazarlık edilir, cilalanır, bazen de yanlış anlaşılmanın duvarına çarpıp dağılır. Emoji tam da bu yüzden çağımızın en küçük ama en gürültülü sosyolojik laboratuvarıdır.

Mesela gülen yüz emojisi. İlk bakışta masumdur. Neşedir, sıcaklıktır, belki küçük bir dijital el sallamadır. Fakat bağlam değiştiğinde anlam bıçak gibi döner. Patronunuz fazla mesai isteyip sonuna gülümseyen emoji koyduğunda, bu artık sevimli bir mimik değil, kadife eldiven giymiş bir iktidar jestidir. Eski sevgiliniz sadece bir nokta yerine gülümseyen yüz gönderdiğinde, aynı sembol arkeolojik kazı alanına dönüşür: Acaba barış mı, küçümseme mi, yoksa duygusal bir mayın mı?

Emoji, duyguları basitleştirmez yalnızca; onları toplumsal dolaşıma sokmak için kullanılabilir hâle getirir. İnsan karmaşıktır, ekran acelecidir. Arada kalan boşluğu pikseller doldurur. Kalp emojisi, gerçek kalbin yerine geçmez; ama bazen gerçek kalbin söylemeye korktuğu şeyi vitrinin önüne koyar. Ağlayan yüz emojisi gerçekten ağlamak değildir; fakat topluluk içinde acıyı zararsız, paylaşılabilir ve performatif bir forma dönüştürür. Böylece duygular mahrem bir iç dünya olmaktan çıkıp sosyal bir para birimine dönüşür.

Sembolik etkileşimcilik açısından kritik nokta şudur: Emojilerin anlamı evrensel değildir. Aynı patlıcan emojisi bir mutfak grubunda sebze, flörtleşme ortamında bambaşka bir niyet, aile sohbetinde ise kuşaklar arası felaket olabilir. Aynı ateş emojisi başarıyı, çekiciliği, öfkeyi ya da sadece yanan bir tencereyi anlatabilir. Bu yüzden emoji okuryazarlığı, teknik bir beceriden çok kültürel sezgi ister. Hangi sembolün nerede, kim tarafından, hangi geçmiş konuşmanın üzerine gönderildiğini bilmeden anlamı yakalayamazsınız.

Burada eğlenceli olduğu kadar ürkütücü bir taraf da var. Duygularımızın pikselleşmesi, iç dünyamızın da standart paketlere ayrılması anlamına gelebilir. Sonsuz bir hüzün skalasını birkaç yüz ifadenin menüsüne teslim ediyoruz. İçimizdeki Jungiyen gölge, bazen ters bakan bir yüzle yetinmek zorunda kalıyor. Kıskançlık, mahcubiyet, arzu, hayal kırıklığı ve intikam isteği aynı küçük simgenin arkasında sıraya giriyor. Dijital benlik, duygularını seçilebilir ikonlara dönüştürürken, kendisini de biraz daha düzenlenebilir bir profile çeviriyor.

Yine de emojileri küçümsemek kolaycılık olur. Onlar dilin çöküşü değil, dilin yeni kaslarıdır. Yazılı iletişimin soğuk yüzüne mimik, jest ve ton eklerler. Noktanın sertliğini yumuşatır, ironiyi taşır, flörtün kapısını aralar, kavgayı bazen durdurur bazen başlatırlar. Bir mesajın sonundaki küçük kahkaha, cümlenin hançer mi yoksa şaka mı olduğunu belirleyebilir. Yani emoji, dijital çağın noktalama işaretinden fazlasıdır; mikro bir toplumsal sözleşmedir.

Sonuçta bir emojiye bakarken aslında bir resme değil, bir ilişkiye bakarız. O pikselli şekil, iki insan arasındaki geçmişin, beklentilerin, güç dengesinin ve kültürel kodların üzerine düşen minik bir projektördür. Karmaşık duygular tek bir şekle sıkıştırıldığında kaybolmaz; sadece maskelenir, hızlanır ve yorumlanmayı bekler. Belki de çağımızın bilgelik sorusu şudur: Bana hangi emojiyi gönderdiğin değil, onunla aramızda nasıl bir dünya kurduğundur.

Pegasus Sembolü

Yunan mitolojisinde kanatlı bir attır. Tanrılar tanrısı Zeus’un oğlu Perseus’un başını kestiği canavar Medusa’nın akan kanlarından doğduğuna inanılır. Kanatlı at doğar doğmaz gökyüzüne uçmuş ve tanrıların arasına karışmıştır. Athene tarafından evcilleştirildiğine inanılır. Hakkında çok hikaye anlatılan Pegasus, bir süre de şiir sanatının sembolü olarak kabul edilmiştir. Pegasus’la ilgili birçok hikaye daha vardır. Bunlardan birine göre Pegasus bir gün arka ayakları ile bir dağa tekme vurunca oradan Hippokrene pınarı fışkırmıştır. Bu pınarın suları sonradan insanlara şiir yazma ilhamı vermeye başlamıştır.

Bundan dolayı Pegasus eski edebiyatta uzun zaman şiir sanatının timsali sayılmıştır. erseus tarafından kafası kesilerek öldürülen Medusa’nın kafasından ya da toprağa sıçrayan kanlarından doğduğu gibi iki değişik söylence bulunur. Rengi tamamen beyazdır ve uçmasına olanak veren iki büyük kanadı vardır. Uçarken havada koşan at gibi görünür. Bellerofon ve Pegasus Pegasus doğar doğmaz yeryüzünden ayrılmış ve tanrıların diyarına uçmuştur. Zeus’un yıldırımları getirme görevini üstlenmiştir.

Devamını oku “Pegasus Sembolü” →

Yeniden Doğmak_Belirme, TAU

*“Tau’nun kelime anlamı ‘su getiren yıldızlar’ sanırım, ancak beni esas etkileyen Lemurya’yı temsilen kullanılan sembol manası olmuştur. Tau sembolü; hem yeniden doğmayı hem de belirmeyi ifade ediyor. Sembolün görseli; T harfinin çeşitli biçimlerde yaşam ağacı olarak, MU uygarlığına sağladığı bereketi anlatır.”

*“Atalarımızdan beri zamansız gibi uzun zamanlarda, senin gerçekliğinin muhtelif konumlarında dostlarımız olmuştur. İşte Koa da onlardan biridir, çok eski bilgelik sanatlarına vakıf bir sağaltıcıdır, hani sizin kam, büyücü, kahuna ya da şaman gibi isimler verdiğiniz guruptan ehil biridir. Kendisiyle temas kurdum, seni geçitten alacak ve yeni konumuna adapte olabilmen için gereken her şeyi sağlayacak.”

Laniakeanızı hemen şimdi almak için tıklayınız

Yeni Rüya Gurubu

Günaydınnn frekanslarrr, iyi bir haftadan öte iyi bir şu an diliyorum. Sözcükler giderek sadeleşiyor, belki biz sadeleşiyoruz. Sözcüklerin gerisini hissedebildiğimizin farkına vardık ve eğer bu müjde değilse nedir?
“Maya takvimine göre 21 Aralık Macha’nın sonunu, Pacha’nın ise başlangıcını temsil eder. Bencilliğin sonu, kardeşliğin başlangıcıdır. İkiliğin sonu ve birlikte paylaşımın başlangıcı..”

**

Sevgili Arkadaşlar yeni bir rüya görüşmeciliği gurubu oluşturmak için yeterli sayıda talep olduğunu gördük ve demek ki zamanı gelmiş diyorum.
Bildiğiniz gibi bu çalışmada hem soru yöntemini öğreneceğiz, hem rüyaların sembol lisanını hem de Jungun teorileri ışığında, hayatımız boyunca  bütünlüğümüze olan bağlarımızdaki kireçlenmiş bölgeleri temizleyeceğiz. Bütün bu işlemleri gerçekleştirir ve yöntemi öğrenirken bir çok rüyanızı da analiz etmiş olacağız. Araç ve amacın bu kadar birbirinin içinde olduğu durumlar çok nadir bulunur.
Özgürleşmek yolunda en tehlikesiz en basit ve en zevkli yol olan rüyalarımızın deşifre işlemini öğrenmeye hoş geldiniz.

Yeni Dünya’ya dair

“Bizler vazgeçilmez yanlılıklarımızla görüş sahibi özneleriz. Sonuçta, yorumlama öznel bir katkıda bulunmaksızın olanaksızdır” (Tierney ve Rhoads, 1993, s. 322).

Bireyler etkileşimlerini özgür irade ve seçimleri ile yorumlar ve bu yorumlar doğrultusunda davranırlar, böylece örgütsel ve çevresel gerçekliğin biçimlenmesinde kritik bir rol üstlenirler…Bireyler edilgin değildir, yani çevresel uyarıcılara sadece tepki vermezler, fakat aynı zamanda durumu etkiler ve yeniden biçimlendirirler” (Putnam, 1983, s. 36).

Simgeci (symbolic) yaklaşım kültür yaklaşımı ile ayni felsefik temelleri paylaşır, fakat simgeci yaklaşım “simgesel etkileşim” veya insan davranışının yorumlanması temeline dayanır. Temelde, pozitivist paradigmanın tersine gerçekliğin öznel olduğunu ve gerceğin yaratılmasında (contruct) bireyin aktif rol aldığı tezine dayanır.  Gerçeklik öznel olduğu için dünyayı nasıl gördüğümüz ve olgular olarak algıladığımız şeylerin bireyin yorumlama süzgecinden geçtiğini varsayar. Bu nedenle, en tartışmasız gibi görünen konularda dahi zaman zaman değişik sonuçlara ulaşırız çünkü her birimiz, öznel algımızdan yola çıkarak, aynı şeye değişik bir anlam yükler, değişik yorumlar getiririz. Öyleyse, aynı şeyin birden fazla yorumlaması olabilir. Örgüt ortamlarında bu değişik yorumlamaları anlamak, bireylerin öznel yorumlarının hangi süreçlerden oluştuğunu çözümlemek simgeci yaklaşımın temel ilgi alanıdır.

Dr.Hasan Şimşek’ten alıntılar

Bakınız:https://blog.sonsuz.us/?p=9855

Sözleşmelerini her gün -bilmeden-yenileyen insanları talep ettikleri düzeye nasıl çıkarabilrsin ki! İster doktor ol ister şifacı hatta peygamber olsan kar etmez. Geçici ferahlıklar sağlayabilirsin eğer gerçekten bi görücüysen, sonra her şey aslına rücu eder. Sebebi açık; evrende yalnızca tek kural var: Özgür irade kuralı. sa

Bir insanın, kendisinin bile bilmediği ŞU ANdaki gerçeğine en çok yaklaşabildiğimiz alan rüyalarıdır. Bu sebeple, insanla ilgili her tür meslek dalının temel eğitiminde mutlaka rüya görüşmeciliği yer almalıdır. Sanırım önümüzdeki on yılın eğitim programlarında BAK-Birleşik Alan kullanımı yöntemi ile birlikte rüya gerçekliği de dikkate alınacak ve yaygın şekilde kullanılacak.
Bu durum gelecekteki bir dünyanın hatta birden çok dünyanın sistemine dair bir kehanet olmakla beraber, aslında görünen köyün klavuz istemeyecek kadar bariz şekilde belirginleşmesidir. Elimizde bunlardan daha yararlı ve somut bir yöntem henüz yok. Olabilir de… YENİ’ler önce görüş alanamıza girdiler gözlerimizin gerisindeki ekranda belirdiler, sonra söze döküldüler, uygulanıp test edildiler, başarıları göz doldurdu ve şimdi artık bazı olası dünyalarda yaygın uygulama zamanı geldi.