Rüya ve her an yenilenen Gerçek

Piyangodan ne çıkarsa onun rüyası

sonsuz.us/blog

“Gerçekliğin ruhumuz bile duymadan belki de sürekli değiştiriliyor, yineleniyor olduğunu-ama bizim bunu bilmediğimizi, bu bilgiye yalnızca rüyayı görenin ve rüyadan haberdar olanların vakıf olduğunu düşündünüz mü hiç?”

Gerçekliğin ruhumuz değil belki ama minicik bilinç adamız duymadan sürekli değişiyor olduğunu ve kimsenin bunu bilmediğini-önceden ben de bilmiyordum- hiç düşündünüz mü?
Ya da şahit oldunuz mu?
Bu sizde nasıl bir reaksiyona sebep oldu?
Bu konu ve gerçek sorularım, insanın kıyameti olabilecek denli öncelikli, en azından ben öyle hissediyorum.
Cevaplarınız ve yorumlarınız ve paylaşıınız beni sevindirir.

S. Dlgç Blg ben bunu küçüklüğümden beri düşünürüm ve çok ironik gelir bana. bazen başımı yukarı kaldırıp oyunun bazı noktalarının değişmesini isterim oyun kurucudan.
  • Sibel Atasoy Doğru bunu herkes kendine göre bi sıklıkla yapmıştır, “tanrım beni baştan yarat” sendromu diyebiliriz. Benim burada parmak bastığım durum ise tam tersine, gerçekliğin her an değiştiğine şahit olma durumudur, bunu hemen hemen kimse fark etmez-kendileriyle ilgili bi olsa-! Çok tuhafftır buna şahit olmak. Adeta Dövüş Kulübünün beyaz odasında yekpare camın önünde dikilip dışarıya bakmak ve orada her şeyin çöktüğünü ve yeniden yapıldığını seyretmek gibidir.
  • Elvan Emekli Bunu izlerken zamanın genişleyip yayıldığını bazende donduğunu gözledinizmi?
    Sibel Atasoy Eveet ama bundan daha dehşet verici hissettiğim de çok oldu
    S. Dlgç Blg benim kastettiğim de o zaten. beni baştan yaratla ilgisi yok. önümüze konan gerçekliğin sürekli değişmesi. tıpkı bir oyun gibi
    Elvan Emekli Var olduğunuzdan şüphe duyduğunuz da olmuştur o halde?:)
    Sibel Atasoy Korkunç. Yani, varlığından şüphe duymak insanın kendine korkunç geliyor, çünkü muhtemelen hücrelerim dehşete düşüyorlar o anlarda.
  • S Dlgç Blg tüm bu kanallıklar, dinler, enerjiler, herşey ama herşey dışardan geliyor hiç düşündünüz mü? insan olarak farkındalığımız da gücümüz de etkimiz de ancak izin verildiği kadar. bir tanrı değil de bir sistem tarafından yönetilen bir oyun alanı gibi. önümüze konan yemler, herşey büyük bir s,mulasyonun, bir oyunun parçası gibi.

    açlık oyunlarını izlediniz mi

  • Elvan Emekli Korkutucu olabilmekle birlikte çok mühim bir farkındalık
    Sibel Atasoy bilmiyorum nedir onlar (açlık oyunu)?
  • S. Dlgç Blg fantastik bir film. kitabı da var.
    Sibel Atasoy Hayır okumadım, oynamadım ancak ben oyunun içine girdim! Bu durumu yaşayanların hislerini merak ediyorum
    S. Dlgç Blg oyunun zaten içindesin tatlım. sadece oyun olduğunu farkettin? yoksa kitabındaki kadın gibi oyundan çıkmak mı istiyorsun
  • Sibel Atasoy İnan öyle bişey değil, senin söylediklerin bu şeyleri çok iyi anlıyorum çünkü yirmi sene önce böyle söylüyordum, on sene önce dediğin gibi yazıyordum. Şimdi yaşıyorum. Oyundan çıkmak hiç sorun değil (kitaptaki öykü yıllar önce yazılmıştı)
    S. Dlgç Blg peki ne o zaman? farkı ne
    Sibel Atasoy Sessizce paylaştığım yazıyı bir daha oku ve sorularımı da oku. Başka bi şey diyemem şu an. Ursulanın bu kitabını okumuştun herhalde, Oradaki Orr (kitabın üç kahramanından biri) bu durumu yaşıyor, ancak böyle bi benzetme yapabilirim.
  • S. Dlgç Blg okudum ama onu bir kitap gibi algılamamışım nedense
    Sibel Atasoy Önce kurgusu sonra OLgusu geliyor.
    S Dlgç Blg bu yazdıklarının hiçbirisi bana yabancı gibi gelmiyor hala. farkındalık bu değil mi zaten? ben bütün hayatımı bu rüyayı dışarıdan izleyerek geçirdim zaten. hala da öyle. dışarıdan kurgulanan ve anlık oynanan bir oyun. kırmızı çemberle bu kurguya benim de dahil olduğumu hissettim. önce kurgu, sonra oyun, sonra da kurgunun da oyunun da farkında olduğum haa durumu
    Sibel Atasoy Tamam o halde, ne hissediyorsun?
  • Dlgç Blg ne mi hissediyorum? öncelikle bütün insanlara uzak hissediyorum. hala niye uyanmadılar diye kızıyorum. engebelerle dolu bir arazide boşu boşuna önüme gelen engelleri aşıyormuşum gibi hissediyorum. başarı, ün, para gibi insanca şeylerin hiöbirinin peşinde koşamayacak kadar uyanık hissediyorum . bunlar bana hiçbirşey ifade etmiyor, beni heyecanlandırmıyor. çook uzun süredir bir hedefin peşinden koşmak da anlamsız geliyor. bütün bu dinler, herşey, insanların sevgiyi tanımalarına vesile olmak için sisteme sokulmuş gibi geliyor ve insanların bunu nasıl göremiyor olduklarına şaşıyorum. bütün bu manipülasyonlar, bu oyunlar, en ufak bir yapay rüzgarda ellerinden uçup gidecek bu maddi şeyler için bunca çaba gözterilmesini hiç ama hiç anlamıyorumç ve de çoook ama çook yalnız hissediyorum. sanki tek başına uyanmışım gibi. etrafımda uyum yarattığımı düşündüğüm insanların bile aslında bir illüzyon olduğunu anladığımda hayal kırıklığı yaşıyorum. nasıl bitecek bilmiyorum ama artık çok sıkıldım.
    Sibel Atasoy Güzel. Sıkılmak YENİ’ye gebeliktir.
  • Dlgç Blg aaah sibel. tek istediğim sevgi. bu dünyada var mı, artık çok emin değilim.yoksa oyun da sıktı beni. esasen belki de o bile illüzyondur belki. benim illüzyonum. diğer herşey o kadar elde edilebilir ki… kendi başına yapılabiliyor. oysa sevgi… başka bir insanla güzel..
  • Sibel Atasoy İşin felsfesine geçeceksek, sevgi bu dünyada bolca var. Saygı biraz daha az sanırım.
  • Dlgç Blg benim sevgi dediğim şey farklı birşey. bu dünyadaki herşeyimsin, canımsın vs dedikten sonra nefrete dönüşebilen şey değil. saf , öz sevgi. ben bu dünyada annenin bile bebeğini sevemediğini gördüm, duruma göre sevgiyi gördüm, çok sevince karşı tarafın götünün kalktığını gördüm. sevginin derinliklerinden bahsediyorum, korkmadan sevmekten, korkmadan seven iki tarafın varlığından. sevginin dehlizlerinde birlikte kaybolup nirvanaya ulaşmaktan…
    Sibel Atasoy Tabi bu kelimenin muhtemelen yedi milyar çeşit açılımı var.
  • Dlgç Blg kelime önemli değil tatlım, bu dünyada böyle bir sevgi var mı?
    Sibel Atasoy Senin tarifine uyan durum var bana göre, hem de artan oranlarda ama onun ne olduğunu söylemek istemiyorum.
  • Dlgç Blg gizli bir bilgi mi nedir? ben dünyaya bunu için geldim sanırım, bunun peşindeyim ama bulamadım
  • Sibel Atasoy Gizli olduğu için değil, eğer yanılıyorsam başkalarını da -bir kişi bile olsa- yanıltmak istemediğimden söylemiyorum. Ancak aslında bu kavramı bir çok yazım içinde ve örneklerde ele aldım, almaya devam ediyorum. Yani örtük olarak görüşümü paylaşıyorum. Görüşlerimizin farklılığı hep evrelerle ve biricikliğimizle ilgili. Yani yaratımda her şey yolunda.

Kapı Nedir?

Hem içe hem dışa doğru açılır bazı kapılar.Örneğin hastane lokanta servis kapıları, eski barların kapıları gibi.
Neden diye soruyorum ve cevabı basitmiş, elin meşgulse, tokmağı kullanamayacaksan diye. Üstelik bunlar kilitsizdir. Zzzıttt içerdesin… Zzzıttt dışardasın. Şimdilerde döner kapılar oda. Dön baba dönelim. Aynı cebe birkaçımız girelim, çıkalım. içerdeki hava kaçmasın, enerji ziyan olmasın, alışveriş torbaları bol olsun, eller meşgul olsun vs filan vs.

-kayıt dışı-Döner kapılar MODA olacaktı, oda olmuş. Tuşlara basan parmak uçlarımı uyarıyorum, bana diyorlar ki; “M” nedir?-kayıt dışı-

Kapı Nedir?

Kapı, isimler arası geçiş sağlayan mekanizmadır. Eğer kapı olmasaydı mazallah isimlerin birbiriyle ilişkisi kesilirdi, öylesine kesilirdi ki, onların her biri uzayın boşluğunda sonsuzca -gibi- süzülen atıklar olurdu.

Öyleyse Köprü nedir?

Köprü, eylemler-karşıtlar arası geçiş mekanizmaları. Kapıya göre daha maliyetli olurlar haliyle.

Aslında her ikisi de bi ARA’da gibi görünüyorlar, hakikaten böylesi büyük bir fark var mı aralarında?

-kayıt dışı-Bi dakka, hem sen ne demeye güzelim devasa ağaçları yok ediyorsun, şırıl şırıl akan dereleri kurutuyorsun da ondan sonra  içerinin ısısı dışarıya kaçmayacakmış! Sana ne benim elimin meşguliyetinden, düpedüz sersemlik bu. -kayıt dışı-

Yani benzerlik de var, fark da var. İkisinin de “K” harfi ile başlaması tesadüf mü?

“K” Nedir?

-kayıt dışı- Bügün her şey bi saçmalık! Zaman durdu galiba -kayıt dışı-

Amaaannn bu da soru mu şimdi? Yani Kozmik işte. K-oz-mik. Hatta Ko-z-mik

Ay şimdi de OZ nedir, KO nedir, allahaşkına nedir senden çektiğim, biri baksın tdk’ye bi yere.
Neyse ciddiyeti davet ediyorum.
İsim Nedir?

İsim, içine kocaman bir cin(!) hapsedilmiş cam şişedir.
O halde kapı bu cinleri serbest mi bırakıyor?
Yani isteğe bağlı. Açarsın girersin, bakarsın ve çıkarsın da. Kimse senden bi şey yapmanı beklemiyor.
Bu durumda isimler sanki simgeleri/sembolleri de anımsatıyor?
Evet isimlerden önce onlar vardı daha azdı, Sembol’ün isimlerden farkı onların kapısının olmayışıydı.
Nasıl yani? Onlara erişilmiyor mu, uzayın boşluğunda sonsuzca sürüklenennn…
Yok öyle değil, bunları kırıp içine bakılıyordu, ceviz gibi.
Aaa bi kere kırılınca artık işlevi yok oluyor yani? Oysa isimlere gir çık konya altı saat!
Aynen.

Eylem Nedir, Zıtlık nedir peki?

Eylem, adı üstünde eylemek, fiil, fail. Fail varsa cürüm de vardır -kayıt dışı-çok polisiye okuyorsun-kayıt dışı-
Eylemin en önemli özelliği, bir çeşit eylemin diğer bütün eylemleri reddediyor oluşudur hele zıddını gözü görmesin olur!
Yani eylemler dualitik mi diyorsun?
Bi düşüneyim.

Ejderha sembolü

Ejderhalar korkulacak bi şey değil, kralın dillere destan kızını (bilinmeyen) almak için bi erkeğin geçireceği sınavdır. sa

Bir kızı bin kişi ister bir kişi alır. T.Atasözü

Neden bi kızı bin kişi ister?
Çünkü o nazenin şey, bir başına gerçekliği bükebiliyor, kozmozda bi çukur açabiliyordu ve böylece çevredeki her bi şey bu çukura doğru yuvarlanırdı. Eski günlerde böyleydi ama şimdilerde bi şeyler tersine döndü sanırsam.

**

Çin’de ejderhalarla uğraşanlara göre bu düşsel hayvanın tanımı şöyledir: Bir ejderhanın, devenin başına erkek geyiğin boynuzlarına, bir canavarın gözlerine, bir ineğin kulaklarına, bir yılanın boynuna, bir sazan balığının pullarına, bir kartalın pençelerine ve bir kaplanın ayaklarına sahip olduğu anlatılır. Gövdesinde 117 tane pul vardır. Bunların 81 tanesi iyi etkiyle (yang) 36 tanesiyse kötü etkilerle (yin) doludur. Böylece ejderha biraz koruyucu biraz da yok edicidir.

http://www.siberkedi.com/efsane-yaratigi-ejderha

Fareli Köyün Kavalcısı

Önce bi masalı dinleyelim sonra sohbetimize geçelim 🙂

Olay örgüsü nasıl başlamış?

Öyle ya da böyle (burada cimrilikten diyor velakin hangi sebeple olursa olsun) KEDİler topluluktan kovulmuş!

Nedir kedinin simgesel değeri?
Çözümlenmesine katkı sunduğum binlerce rüyada, rüya görenler(insanlar) kediyi hemen hep benzer şekilde açılımladı: Bağımsız, nankör, talimatla iş yaptırılamayan, kendini sevdiren, kendine özgü…

Bu söylenenler onların duyması için geri çevirdiğimde bir çoğu bu özelliklerin “dişileri”  andırdığını söyledi 🙂

Demek ki masalda olay örgüsü, dişilerin topluluktan defedilmesi ile başlıyor!

Dişiliği, kadının gözden düşürülmesi ve her insandaki dişi yönün suçlanması ve bünyeden çıkarılması olarak her iki şekilde görelim. Sizce bu işlem dünyada ne zaman başladı?
Bana sanki feodal düzenle başlayıp, giderek tek tanrılı dinlere geçildiğinde şiddetlendi gibi geliyor. Her halikarda bu işlem ANİMİSTİK dönemden çıkışı işaret eder!

Peki bu işlem neden gerekti? Sebep insanların paylaşma sorunu(cimrilik) çekmesinden midir yoksa başka bi şey mi?

Oysa biliriz ki animistik dönem zaten kolektif yaşamlardır, anaerkil ve paylaşımcıdır. Fakat onlar bunu tercih ederek yaşamazlar, bilmeden yaşarlar. Oysa evrimimizde öyle bir an gelir ki, neyi neden yaptığımızın farkına varmamız, kendimizi bilmemiz talep edilmeye başlanır.

Bu talep, en sade tanımlamayla “birey olma” bireyleşme sürecine davettir.

Bireyleşebilmek için, birleşikliği, kendiliğindenliği, paylaşımı, rüyayı, gerçeklik zenginliğini -yani dişilik- reddetmek gerekmektedir.

Eh İşte bu masalda insanın bireyselleşme sürecinin sancılarını görmekteyiz.

Neymiş bu süreçler hadi sizler de dekod işlemine ortak olun, siz söyleyin ben buraya ekleyeyim…

Bütün öyküler, özellikle de zamanları aşan anonim öyküler bünyelerinde insanlık ve hatta dünyanın tüm evrelerini içeren paternler-kalıplar (Jungca söylersek arketipler) taşıyan ulaklar gibidirler. Bunları ayaklarına çiçek tozları bulaşmış arılar gibi görebilirsiniz.

Einstein, kıyameti arıların kaybolmasıyla bağıntılarken, sadece fiziki döllenmeyi kastetmemişti şüphesiz 🙂 Dönüp duran mana kalıplarını görme şansımız kalmaz ise zaten biz öldük, ölüyüz demektir.

Arılar yok olursa, anonim öyküler ve deyişler kaybolmuş demektir. Önce kokusu(mana) kaybolur, sonra dokusu!

K-OKu: Kozmik OKU ve D-OKu: Dünyasal OKU :))))

Bişeyden kokusunu(esans) çıkardığınızda dokusunun nasıl birdenbire kaybolduğunu anlamak için ressam şirine dikkatlice göz atmanızı öneririm.

Masal bunlar diye gülüp geçmek, görmezden gelmek mi istiyorsunuz? Buyrun yapılan geniş bir araştırmaya kulak verin: Bakınız. Çocukların şimdiden %65i kavalcının peşine takıldı gidiyor!

Yampirik anlatım

İnsanların bişeyleri anlaması için doğrudan söylemek hiç işe yaramıyor. Bu söylediğimi tüm hayatı gözden geçirerek doğrulayabilirsiniz. O halde insanlara gerçekten nasıl ulaşılacak?

Bunun yolu taa şaman atalarımızdan beri hemen hemen hiç değişmedi, insanın bi şeye AYABİLMESİ için ona yampirik anlatım yapmanız gerekir, buna en iyi örnek şiir, şarkı, fıkra, meseldir.

Nedir yampirik anlatım?

Söylemek istediğiniz ana hususu, hiç bir şekilde sunumunuzun içinde doğrudan söylemezsiniz.

Günümüzde nerdeyse şiirin yerini almakta olan reklamlara bir de bu açıdan bakmanızı rica ediyorum. Sunumun (şiirde, reklamda,sanatta) görünen yüzeyinde abzürd sayılabilecek bir işaret vardır. Öylesine tuhaftır ki, size onu söylemediğini, altta başka bişeyi işaret etmekte olduğunu bilinciniz kavrar. Ve bu kavrama anı bi çeşit AYMAdır ve bunun farkedebildiğiniz için egonuz sizi kutlar  Böylece doğrudan söylendiğinde bi kulağınızdan girip aynı hızla diğerinden çıkan ana tema, sızdırma yöntemiyle içinize derinden etkileyici bir giriş yapar (bağlanış).

Rüyalarda aynı mantıkla bizi k-aydırmaya çalışıyor zaten, sembol dili bildiğimiz bütün insanlık tarihinin en başta gelen öğretme sistemidir.

Küçükken babam bi anısını anlatmıştı: Askerliğini yaparken zor derslerinden birine giren sert mizaçlı komutan bir gün sınıfa girip bi anısını anlatmaya başlamış. Anı uzadıkça bizim öğrenciler sevinçten dört köşe oluyorlarmış; “oh bu gün derse vakit kalmayacak” diye. Hikaye de öyle anlamlı ve zevkliymiş ki bi süre sonra bu fikri bile unutup öykünün içine girmişler. Derken zil çalmış, zaten öyküde o sıralarda bitmiş, komutan sınıftan çıkarken “böylece ‘karar verme sürecinde dikkat çekici unsurlar’ dersimizi de işlemiş olduk” deyivermiş. Sınıf ardından bakakalmış, kandırıldıkları için bi yeniklik hissi olmuş ama, iş işten geçmiş, jüri bunu duymuş! :)))

Hatırlarsanız Gurdjieff’in at-araba örneğinde, arabanın içindeki yolcu da sembol diliyle konuşuyordu: bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=434 ve Jung ömrünü bu sembolleri çözmeye adamıştı.

yampirik     : Eğrilmiş, eğri, yan, çarpık

 Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü