Yunan mitolojisinde kanatlı bir attır. Tanrılar tanrısı Zeus’un oğlu Perseus’un başını kestiği canavar Medusa’nın akan kanlarından doğduğuna inanılır. Kanatlı at doğar doğmaz gökyüzüne uçmuş ve tanrıların arasına karışmıştır. Athene tarafından evcilleştirildiğine inanılır. Hakkında çok hikaye anlatılan Pegasus, bir süre de şiir sanatının sembolü olarak kabul edilmiştir. Pegasus’la ilgili birçok hikaye daha vardır. Bunlardan birine göre Pegasus bir gün arka ayakları ile bir dağa tekme vurunca oradan Hippokrene pınarı fışkırmıştır. Bu pınarın suları sonradan insanlara şiir yazma ilhamı vermeye başlamıştır.
Bundan dolayı Pegasus eski edebiyatta uzun zaman şiir sanatının timsali sayılmıştır. erseus tarafından kafası kesilerek öldürülen Medusa’nın kafasından ya da toprağa sıçrayan kanlarından doğduğu gibi iki değişik söylence bulunur. Rengi tamamen beyazdır ve uçmasına olanak veren iki büyük kanadı vardır. Uçarken havada koşan at gibi görünür. Bellerofon ve Pegasus Pegasus doğar doğmaz yeryüzünden ayrılmış ve tanrıların diyarına uçmuştur. Zeus’un yıldırımları getirme görevini üstlenmiştir.
Yılın ilk yunuslarını ve danslarını görmekten öyle mutluyum ki, içimi inanılmaz bir sevinç sardı. körfezden marmaraya doğru 7 yunus zıplayarak geçtiler fakat köprü boğazından geçmeyip köprü uzantısı ile aramızdaki çok geniş cepte nerdeyse yirmi dakika dans ettiler. benim tablet açık değildi fotograf alamadım ama hafızamdaki foto kayıtlarına gayet canlı biçimde kaydoldular. Takip ettiğim kadarıyla henüz boğazdan çıkmadılar belki bize doğru geri dönerler. Bu muhteşem görüntüye tanıklık edebildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. aloha yunuslar, me ke aloha pau ole
— şanslı hissediyor.
Yunuslarin gecisinden yarim saat sonra hic bir buyuk gemi gecmedigi halde anormal dalgalar gelmeye basladi kiyiya hala da devam ediyor. Acaba hafif bir deprem mi oldu? Ya da yunusların oluşturduğu sonar dalgalar olabilir mi belki benim görebildiğimden çok daha fazlaydılar.
Dalgalar artık bitti ama köprünün sol direğinin hemen önünde ekstra bir dalga yarığı var belki de köprü yapımıyla ilgili bir deniz altı patlama yapmışlardı, ses duymasak da eğer sonar bi hareketlenme tespit edilmediyse bu da bir olasılık (dürbünle gayet net olarak görmekteyim)
Zaten dün inanılmaz yaratıcılık, ilham akan bir gündü ve onun elini geceden erken sabaha kadar tuttum, notlar almaya çalıştım gerçi akış öyle güçlüydü ki hepsini tutabilmek mümkün olmadı, ses kayıt cihazım doldu saat 03.00 e doğru. karanlıkta göremediğim satırlar birbirinin üstüne biner biçimde biraz daha devam edip kendimi zorla uyuttum. Ve bu sabah da yunuslar. harıkasınız, harikayız.
Oyun, merakın eğlenmek üzere yönlendirilişidir ve kişilerin yaratılarının başında bir ömür boyu bekçilik etmelerini yadsıyarak var olur. sa
“Bir insan herhangi bir şey yaratmadığı zaman depresif olur. Endişe, vesvese içinde olur. Üzgün olur. Kafesin içinde tutsak kalmış bir hayvan gibi olur. Bu nedenle, ben sizden herhangi bir şey yaratmaya başlamanızı isteyeceğim. Herhangi bir şey, ne olursa” Diyordu Adamus, tamamen katılıyorum.
Can sıkıntısı, yeni bir boyuta geçmek için alt yapı oluyor. Ve herhangi bi şey öğrenmek sonra onu uygulamak, herhangi YENİ bir şey yapmak alışkanlığın rutinini kırıyor. Tabi bunu denemek için sürprizlerden hoşlanıyor, şaşırmaktan besleniyor olmalısınız. Bu işlem çok boyutlu bir yapı bana göre.
Yaratıma katkıda bulunmak için sonsuz potansiyelle çevriliyiz.
Potansiyeller gözle görülemiyor, belki çok gizliden gizliye bir sezgi olabiliyor bazılarımızda örneğin benim gibi dalak otoritesi kullananlar (ki çok nadir) bu hissi bileceklerdir. Fakat potansiyelleri göremesek hatta sezemesek dahi oradadırlar ve ancak denemeye cesaret ettiğinizde ortaya çıkıyorlar. Eğer mükemmeliyetçi biriyseniz ve denediğiniz alanda bu arka plan yetisi aktif değilse hemen yeni ve başka bir deneyime atlayabilirsiniz ya da eğer mükemmeliyetçi bi yapınız yoksa ve oyun ve eğlenmek gibi bakabiliyorsanız yaratımlarınıza -benim resim oyunları gibi- bu durumda evren tüm varlığını size açmış demektir, seç beğen al, yarat, oyna, sevin, şaşır, geç, git.
İlham nedir peki, içerden mi dışardan mı gelir?
Dışarı ve içeri izafidir bilirsiniz, isimleri sıfatları ve zamirleri kaldır her şey BİR olur. Bu durumda ilham denen şeyin “bütünlüğümüzden” geldiği aşikar. İlham, mevcut bilgi ve kabullerinden olmayan bambaşka bi şeyin içine dolduğu anlara verilen bir isim. O öylece kişide aralık bi kapı yakalayıverdi mi oradan sana lıkırlıkır akmaya başlar, bunu yakalayabilmek için ( sonradan hatırlayabilmek için sabitlemek) çok atik ve donanımlı olmak lazım. Çünkü bu akış bi süre sonra başladığı gibi aniden kesilir. Ve eğer bişeyler yakalayamadıysan rüya gibi geri geri çekilerek parmaklarının ucundan kaçar, geride bir şeyin sebepsiz bi şeyin sevinci kalır, bi süre sonra o da kaçar. Bazı insanlarda ilham kanalı doğuştan açıktır (8-1 kanalı), benimki gibi ve bunların çoğu bazı sanat dallarıyla, falcılık, kahinlik, kuramcılık ya da felsefeyle uğraşabilirlerse paçayı kurtarırlar, bu dallardan birini veya bikaçını kullanamayan 8-1’lerin psikolojik sorunlar yaşayabiliyor olduklarına şaşmam doğrusu! Çünkü bu açıkça ve net biçimde ikili bi hayat sürdürmektir.
Bi şeyleri oyun maksadıyla yaratıyorken ne kadar bilinçsiz olduğuma her seferinde şaşırıyorum; çünkü yaratı ortaya çıktığında bana çok yabancı görünüyor, belki bi annenin doğurduğu bebek kucağına verildiği anda hissettiği şeydir bu! Öyle bir şaşkınlık durumudur bi süre aptal aptal bakınırsınona ve sonra çılgın bi merak duyar insan ortaya çıkan bu yaratı neler diyor, şimdi bunun bana verdiği mesaj nedir diye. Bunu ben hem çocuğumda hem kitaplarımda hem de resim oyunlarım vs tüm yaratılarımda hissederim.
İnsanın kendisini donatması ile ilgili önerim ise akan ilhamı derli toplu saklamak/paylaşmak için öğrenmemiz gereken çok çeşitli lisanlardır. Örneğin resimle ifade deceksem o konuda bazı donanımlar elde etmiş olmalıyım, ya da yazarak veya konuşarak, program yazarak, beste yaparak ifade edeceksem bu konuda ortak lisana hakim olmalıyım demektir. Aksi takdirde “bu saklama gayretim- abuk subukluğa dönüşür ve işte bunun sonucunda çevremdeki dünya benim normal olmadığıma karar verir ve etiketler. Bu etiketi bir kez yedikten sonra durumu düzeltmek herhalde çok zor olmalı. Ben bu zorluğu yaşamaktansa önden ve plansız şekilde kişiye zevk verebilecek ifade yollarını öğrenmelerini öneririm.
Belirgin bir konuda ilerlemek için ilhamın olmadığı anlarda da o konuyu dünya çapında izlemek ve donanımını artırmak gerekir, bu uğraş hiç bi işe yaramasa da tıpkı rüyaların, onu analiz etmeye başladığında coşup taşması gibi sana akan ilhamı da bollaştırıp netleşmesine sebep oluyor. Büyük teoriler ancak bu şekilde inşa edilebilir.
Örneğin benim Oyun Kuramı, bir gecede ilhamla yazılmıştır. Velakin onun öncsinde otuz küsür yıl beklentisizce öğrenmiş olduğum -çünkü ne işe yarayacakları belirsizdi,çevremdekileri hayrete düşürürdü- birçok farklı ifade lisanı ve terminolojiler olmasaydı böylesine etkileyici olabilir miydi?
İlham kanalı açık bir çok kişinin kendini ifade yolları geliştirilmediği için büyük sorunlar yaşadığına şahit oldum. İnsanın, varoluşu itibariyle anlam arayışında ve paylaşım zeminli olduğundan, bunu gerçekleştiremediğinde depresyonun değişik derecelerine sürüklenmesi doğaldır. Bu insanların bir kısmı hayata küsmüşlerdi bir kısmı insanlara ve dünyaya öfke ve nefret kusuyorlardı çünkü değerlerinin anlaşılmadığını görüyorlardı. Haklıdırlar ancak bir insanın ilham kanalından akanları eğer o ifade edemiyorsa (ya da bazen saklarlar özellikle; çünkü çalınmasından(!) korkarlar) biz nasıl anlayalım? Bir de şu var; İlhamla gelenler bizim malımız mıdır ki çalınmasını dert edelim! Sonuç olarak yaratım süreci komplike ve hayat boyu bir işlemdir diyebiliriz galiba 🙂
“İletken olmak gerek…Yalıtkan olanlar zorlanır ve zorlarlar…” Diyor bir arkadaşımız.
Doğrudur ancak: Yalıtkanlık, iletkenliğin farkında olmak için lisanın dualitik yapısından çıkmıştır ve bütün insanlar olguyu fark edene kadar da işlevini sürdürecektir. Kaçınılmaz bir durum bu, herkes en mükemmel konumunda işlevini gerçekleştiriyor. Sonsuz enerjiyle temas etmeyi dileyenlerin belki kendilerinin bile farkında olmadığı bir çok farklı niyetleri olduğunu biliriz. Her bir kişi isteği değil gizli niyeti uyarınca baht edinir. İletken her kişi tüm zerrelerince “emin” olmadıkça dünya-sın-da yalıtkanlar olacaktır.
Peki ilham ne zaman akar? Tuhaftır, gencecik tıfıl bir kızken koca koca adamlar beni millerce yola götürürlerdi, dolaşmış ve çözülemeyen şeyleri bulmam için! Ben buna hiç anlam veremezdim çünkü yaptığım bişey yoktu, sorunu önüme koyduklarında yalnızca boş boş bakıyordum ve derhal sapmanın olduğu yere parmağımı basıyordum! Bana göre tesadüftü o zamanlar bu yaptığım. O kadar çok sorun çözdürdüler ki bana kendimi bilmediğim zamanlarda şaşarsınız.
Sanırım bu durumda cevap: Boş boş bakmaktır! Ben hep çok çalışkandım hala öyleyim, günde onaltı saat çalışıyorum. Boş boş baktığım üç dakikada gelenleri ifade edip paylaşmak için otuz saat çalışmam gerekiyor yine de o üç dakikanın hakkını veremiyorum, hep kaçanlar oluyor, üstelik kaçırmadıklarımı da bana aktığı kadar estetik aktaramadığımın hüznü oluyor. Fakat buna takılmıyorum, kendimi eğlenmeye ve oyuna ikna ettim.
*
Birleşik Alan kullanımı nedir, oyunlar,yaratıcılık ve uydurukçuluk üzerine Yeşimle Halikarnas Radyosunda yaptığımız canlı sohbeti dinlemek isteyenler bu adresten ulaşabilirler:
Yıllardır ezoterik ve spiritüel ustalar bedenin kelimeler ve düşünceler ile programlanabileceğini anlattılar, dualar ve mantralar buna açık örneklerdir. Bunun için kişinin DNA ile şuurlu bir iletişime girmesi ve programlamayı başaracak doğru frekansı bulması gerekir, başarı için şuurun ve farkındalığın üst düzeyde olması ve içsel süreçlerin ve gelişimin tamamlanmış olması gerekmektedir.
Rusyada yapılan çalışmalarda ezoterik ve spiritüel kişilerin söylediği gibi insanları sesle programlamanın mümkün olduğu tespit edilmiştir. Bu işlem DNA nın kelimelerle etkilenerek yeniden programlnması şeklinde yapılabilmektedir. Benzer çalışmalar Batıda farklı bir yolla yapılıyor. Bazı genlerin kesilip çıkartılması veya başka DNA lardan alınan genlerin eklenmesi yoluyla yapılmaktadır ki bu işlemin yan etkileri olmaktadır. Sesle yapılan programlamada ise DNA üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığından, yalnızca olan yapı yeniden programlandığından, yan etkiler oluşmamaktadır.
Bu iki işlem arasındaki temel farklar; Batıdaki DNA araştırmalarının, yalnızca protein üreten kısım üzerinde yoğunlaşması, ki bu bölüm DNA nın tamamının yalnızca % 10 dur, bakiye kısmın ise bu işlemle herhangi bir alakası olmadığı düşünüldüğünden kapsam dışına bırakılmıştır.
Rusya’da ise tabiatın israftan yana olmayacağı düşüncesinden kaynakla, Batının aksine araştırmalar % 90’lık bölüm üzerine yoğunlaştırıldı. Bulgular, insanların kullandığı dillerdeki aynı kurallara sahip bir yöntemin takip edildiğini syntax, semantik ve gramer kurallarının nerdeyse aynen uygulandığını tespit ettiler. Ayrıca, bilgi depolama dışında bilgi iletişiminin de yapıldığı tespit edildi. Rus Biofizikçi ve meloküler biyolog Pjotr Garjajev ve ekibi DNA nın lazer radyasyonu kullanan holografik bir bilgisayar gibi çalıştığını tespit ettiler. Bilim insanları, bazı ses frekanslarını bir lazer ışınına module ettiler, bu da DNA frekansını dolayesi ile genetik bilgiyi etkiledi.
Batıda araştırmacılar DNA strandlerinden genleri kesip çıkardılar ve başka yerlere yapıştırdılar, ama Rus bilim insanları radyo frekans cizhazları geliştirerek genetik bozuklukları tamir etme yoluna gittiler. Hatta, DNA nın bilgi desenini yakalayarak başka bir DNA ya aktardılar ve böylece kurbağa embriyonlarını salamander embriyonuna dönüştürdüler. Gen çıkarma ve ekleme işlemlerindeki yan etkiler ve/veya uyumsuzluklar bu işlem esnasında yaşanmadı.
Buna ilave olarak Rus Bilim insanları DNA nın boşlukta farklı özellikler gösterdiği, manyetize solucan / kurt delikleri ürettiğini tespit ettiler. Bunlar kara deliklerin bıraktığı ve Einstein-Rosen köprüleri olarak isimlendirilenlerin mikroskopik benzerleridir. Evrendeki bu kurt deliklerine giren bir şey olağanustü çekim kuvvetinin etkisi ile tüneli öbür tarafında büyük bir hızla dışarı atılır, burası başka bir boyut veya paralel bir evrendir. DNA ise, bilgi parcacıklarını bu kurt delikleri vasıtası ile şuurumuza gönderir. Bu hiper iletişim durumlarını insanlar telepati, altıncı his, kanal bilgileri veya ilham dedikleri olağanüstü algılamalar olarak tanımlar.
Rusyada yapılan araştırmalarda DNA örneklerinin laser ışını ile aydınlantıldığında belirli bir dalga formu oluştuğu gözlendi, ancak ilginç olan DNA örneğinin çıkarılmasında sonra dahi bu dalga formunun bir süre daha oluşmaya devam ettiği görüldü ve buna haylet DNA etkisi denildi. Buna neden olarak da evrenden gelen enerjinin kurt deliklerinden akmaya devam etmesi olarak düşünüldü. Benzer bir durum şifacı ve medyumlarda da görülür, bazen bu kişilerin çevresinde elektro manyetik bir alan tespit edilir, bu o insanların sağladığı hiper iletişimden kaynaklanmaktadır.
Kurt delikleri dengesizdirler ve genelde saniyenin dörtte biri gibi bir süre korunabilmektedir. Belirli şartlarda ve ender olarak kurt delikleri kendilerini daha iyi organize ederler ve vakum oluştururlar, orda yer çekimi elektriğe dönüşür. Bu vakum alanları ışın yayan iyonize gaz toplarıdır ve yüklü miktarda enerjileri vardır. Bu toplar pek çok insan tarafından görülmüştür, kısa ve uzun süreli meditasyonlar esnasında toplar veya hızla kayan ışık kümeleri görmek olağan bir durumdur. Bu durum yer çekimi ve anti yer çekimi kuvvetleri ile ilgilidir ve dengeli kurt deliklerinin evrendeki enerjilerle hiper iletişim halinin görünür halidir, ancak bizler bu hiper iletişim aracılığı ile hangi şuur formlarına ulaşabileceğimizi bilemiyoruz, hiç olmazsa şimdilik.
Bu yazı “Zaman Yolculuğunu Araştırma Merkezi” Çetin Bal – Denizli sitesinden özetlenmiştir.