Pow-wow yerlilerin biraraya gelip tanıştıkları, dostluklarını yeniledikleri şarkıların söylendiği, dansların edildiği bir törendir. Pow Wow adıyla bilinen bu tören Kızılderili dinsel inançlarının en önemli törenlerinden biridir. Ruhların tören alanına indiğine ve dansçılarla birlikte dans ettiğine inanılır. Ama ruhları herkes göremez, yalnızca bazı insanlar görür. Görenler bu bilginin onlara kartalın nefesiyle ulaştığını söylerler. Bir grup davulun ritmik sesiyle birlikte şarkıcılar şarkılar söylerler ve ruhları çağırırlar.
Pow-Wow kızılderili kabilelerini birleştiren bir işlev taşıdığı için beyazlar tarafından en çok engellenmek istenen törenlerden olmuştur.
http://yerliruh.blogspot.com/2010/06/pow-wow.html
Şehirler arası otobüslerde bay-bayan sorunu
- Bay-bayan ayrı oturtulmalı.
- Bay-bayan özellikle birlikte oturtulmalı.
- Rastgele oturtulmalı, denk gelirse sorun olmamalı.
- Bayan, yanına baya izin verirse oturtulabilir.
- Bence şöyle olmalıdır. (Nasıl?)
Kriptoloji
Kriptoloji bildiğiniz gibi şifre bilimidir. Çeşitli iletilerin, yazıların belli bir sisteme göre şifrelenmesi, bu mesajların güvenlikli bir ortamda alıcıya iletilmesi ve iletilmiş mesajın deşifresiyle uğraşır.
En bilinenlerinden ve kolaylarından biri Sezar Şifrelemedir.
Her harfi belirli bir sayıda kaydırarak olur. Hazırlanması ve kırılması oldukça kolaydır.
Bu başlığın oyunlar bölümünde olmasının sebebi ise isteyenin belirli bir şifreleme metodu kullanarak en az 100 kelimelik bir metin hazırlaması ve diğer üyelerimizin de bu şifreyi çözmeye çalışması yüzündendir.
Hazırlayan ve çözenlere şimdiden kolay gelsin.
Persona

Jung’un ortaya attığı bu kavramla ilgili bilinç ve bilinçdışı arasında aslında kesin bir ayrım yok ve bu ikisi sürekli olarak yer değiştiriyor. Jung karakter bölünmesinin her kişilikte olduğunu ve bunun toplumsallaşmayla alakalı olduğunu iddia etmektedir. İlk bakışta gözümüze çok ılımlı ve sıcak kanlı gelen bir insanın başka bir ortamda bundan tamamen farklı bir kişilik özelliği sergilemesi buna örnek olabilir. Ve biz bunu farketsek dahi hangisinin persona olduğunu anlamayabiliriz.bireyin çocukluktan başlayarak topluma kendini kabullendirişinde çevrenin istekleriyle uyum sağlayışı yani rol yapmaya başlayışı dikkat çekiyor bu kavram ele alınırken.
Bazen insanlar personasına o kadar çok yapışırki gerçek kişiliğinden tamamen uzaklaşır ve zaman içinde kendisini de tıpkı diğer insanlar gibi kandırmaya başlar ve iş artık bunun bir rol olduğunu dahi unutmaya kadar varabilir. Kişilerin dış dünyaya çıkmadan önce oluşturup takındıkları tavırlar zinciri, kelime anlamı olarakta birebir maskedir persona.ve elbetteki bu durumda çoklu kişilikler ortaya çıkmaktadır. Aynı insan hem bencil hem de çok anlayışlı olabilmektedir bu durumda. Belki farketmişsinizdir çevrenizde bazı insanlar “ben tanıdığımda hiç böyle değildi.” ya da “sonradan çok değişti” dedirtir size. Bazen de kişilere karşı belli tavırları sergilerken çok yorulduğunuzu hissedersiniz.
İşte bu gibi durumlarda aslında persona devrede olabilir. Topluma karşı sergilemek istediğimiz,olması gereken olarak sıfatlandırdığımız maskelerin tamamıdır bunlar. Kendi içimizde tutarsız görünmek istemeyeceğimizden birçoğu bize yapışmakta ve ömür boyu sürebilecek içsel bir huzursuzluğa neden olabilmektedir belkide. Jung yapmacıklık ile bilinçdışı yapmacıklığıda birbirinden ayırmaktadır bu kavramla ilgili olarak.yani kişiler bilinçli olarak yapmıyor olabilir aslında bunu. Belkide bir nevi giyinip dışarı çıkmakla özdeştir. Görünen o ki herkesin oyuncu olduğu kimilerinin kendini rolüne fazlaca kaptırdığı bir yerdeyiz ve oldukça da yetenekliyiz aslında. Daha başka ayrıntılar aklıma geldikçe ve bu konuyla ilgili yeni şeyler öğrendikçe,farkettikçe tekrar yazarım. Bu konunun önemli olduğunu düşünüyorum.ek olarak, çoğu zaman ne kadar çabalasakta kimseyi gerçekten tanıyamayacağımızı hissedebiliriz.bu durumda belkide bilinçli olmasa bile farkındayız maskelerin. Bu konuyla ilgili birçok bakış açımız olmalı.
Sorumluluğu ne karşılığında alırsınız?
İnsan kendi sorumluluğunu üstlenebilir isterse- keskin bi kararla bi cesur anda- ancak bu durumda bile belirsizliğin içinde olacaktır. İşte iinsana “belirlilik” vadedilemediği için o da sorumluluğa talip olmak istemiyor bence 🙂 Bu önemli bi kavşaktır, Einstein gibi açık zihinleri bile geri püskürtebilir! Bilim dünyası atmış yetmiş yıl öncesine kadar insanlara “kesinlik” vadediyordu, işte bu vaad sebebiyle dünya nüfusunun %50 si tanrı olarak onu belledi çünkü insan kesinlik ve düzen arayışındadır. Oysa şimdi bilim bu kesinliği bilinçsizce vermiş olduğunu itiraf ediyor ve şu an sadece belirsizlikle idare edeceğiz diyor, işte bu insanları yeniden düşünmeye ve aldıkları kararı gözden geçirmeye itiyor sanki. Hep duymaya çalışıyorlar: Acaba biri, bi şey bi kesinlik vadediyor mu? Aman kaçırmayalım onu 🙂
*
Mutlak Kesinlik, hayatın durması anlamına gelirdi ve bu da sonsuzluktur bi anlamda. Sonsuzluğu bu kadar kafaya takan insanoğlu gerçekten mutlak kesinlik aradığını biliyor mu? Ya da sonsuzluktan başka bir beklentisi mi var? Ne bekler sonsuzluğa gönül vermiş insan? Mesele yoksa sadece bedenin-ya da BEN’in- ölmemesi midir?
*
Biryerde,yabansı sessizlik ve geçen Pazar ayininin
Bil milyon üç yüz bin vaazı arasında;
Biryerde
Calvin’in İsa yorumu (Tanrı yardımcımız olsun)
ve kertenkeleler arasında;
Biryerde,görme ve konuşma arasında,biryerde
Kirli,vıcık vıcık söz birikimimizle
İlk yıldız ve çiçek gölgeleri çevresinde
Dönenen iri pervaneler arasında
O açıklık uzanır,artık ben olmayan ben’in
Her şeye karşın anımsadığı
Bir aşk gecesinde varılan karşı kıyıda,
Ve rüzgarı dinlerken,bir başka geceyi,
Karanlıkta uykusuz,koynumda ölüm,
Dulluğun ilk gecesini anımsarım.
Benim,benim,tümü kaçınılmazca benim;
Ama ben,artık ben olmayan ben,
Düşüncem ve suskunluk arasında bu açıklıkta
Benim olup da yitenleri,acıyı ve mutluluğu görürüm
Alp çayırlarında ışıldayan dağ çiçeklerince
Hüzünlü,el değmemiş ve apaçık.
Aldous Huxley-Ada