Yeni Düşünme Biçimi

Benliğinin tamamına, bütününe (inanmak). Herhangi başka bir şeyden beslenmeyi gereksinmeyen benliğe; dengenin zaten içinde barındığını, araçların zaten orada olduğunu, ve istediğiniz an onları kullanabileceğinizi bilen benliğe; kitle bilincinin düşünme biçiminden, eski düşünme biçiminden uzaklaşmış benliğe (inanmak). Şu anda insanlar sihrin var olduğunu bilmek istiyorlar.

İlginç olan şu ki, ben yeni hatlar döşeniyor dediğim zaman, o eski şeyden, o eski elektrik kabloları gibi, (buraya) elektrik getirmek için bu salonun kablolarla döşenmesi gibi bir şeyden söz etmiyorum. Bu salonun her tarafından kablolar geçiyor, ve ışıkları yakan da buydu.
Şimdi bu binanın hatlarının yeniden döşendiğini, ama hiç kablo olmadığını hayal edin. Öyle bir hat döşeniyor ki, elinizi o enerji akışına, cereyana sokabildiğinizi ve çarpılmadığınızı hayal edin. Şu anda çarpılıyorsunuz. Çarpılıyorsunuz – bu çok dualitik bir şey, elektrik böyle çalışıyor.

Yani öyle bir yeni “kablo” hayal edin ki, onu tutabiliyorsunuz – ışıkları aydınlatacak o enerji akışını tutabiliyor, ona dokunabiliyor ve bundan etkilenmiyorsunuz. İşte içinizde olan az çok budur, az çok eski düşünme biçiminden Yeni Düşünme Biçimine geçiş. Bu şu anda oluyor.
Küçükken şeylerle ilgili birçok yargıya sahip değildiniz. Bir dolu rüya görüyordunuz, tam anlamıyla. O zamanlar bir dolu rüya görüyordunuz. Sonra onlar kapatıldılar. Küçükken bir dolu hayal görüyordunuz… her biriniz, istisnasız, oyun varlıklarına sahipti, ama onlar sadece oyun varlıkları değildi; gerçek varlıklardı. Size gelen küçük uzaylılara, küçük şeytanlara, küçük her ne ise onlara sahiptiniz.

Küçük doğa devaları, ah, onlar çocuklara bayılırlar. Onlara sahiptiniz.Bazısı dışardan geliyordu. Bazısı içinizden. Küçük bir düş fabrikasıydınız. İsteğiniz üzerine varlıklar yaratabiliyordunuz. Yarattığınız o varlıklar sonra gidip başka varlıklarla, doğa varlıklarıyla, şu anda aslında etrafta dolanan varlıklarla oynuyordu. O ilk, ilk yıllar düşler ve deneyimlerle doluydu. Oldukça kaygısız (yıllardı).

Biliyor musunuz, bugün çoğu kültüre bakıyorum da. Zihinsel yapı öylesine vurgulanıyor ki, ve çocuklar iki yaşına geldiklerinde, öğrenmeye zorlanıyorlar. Şimdi, öğrenmek araştırmak kötü bir şey değil, ama her – ve bu… bizim Yeni Enerji eğitimiyle ilgili bir tartşma yapmamız gerekiyor, ama birçok insan gerçekten çok üzülecek. Her bir bilim ya da matematik ya da dil eğitimi sırasında, ilişkili diğer potansiyellerin de araştırılması gerekir. Eğitim asla kitaplarda yazılı olanlarla ya da tahtaya yazılabilenlerle ya da hesap makinesine konabilenlerle kalmamalı. Böylece çocuklara eğitim verilirken, her zaman, her zaman diğer potansiyeller de öğretilmeli. Peki ya’lar. Neden olmasın’lar. Peki ya… konudan sapmak istemiyorum.

Pekâla, şimdi … çocuklar çok öğrenmiş, çok zihinsel oluyorlar. Şimdi, sözlerimin altını çizin, ne söylediğimi hatırlayın. Bir şey bir şişeye konduğu zaman, kutulara konduğu zaman, yapılandırıldığı zaman, bilim şimdilerde geçerli kuramların dışına çıkıp da yepyeni olasılıkları araştırmadığı zaman, patlar. Şu anda eğitimde olan bitenler, onun öğütülerek unufak edilmesidir. Yaratıcı şeyler, tüm sanat, çıkartılıyor, müzik çıkartılıyor. Daha önce de söylediğim gibi, sanat dünyayı kurtaracak. Gerçekten. Bir toplum sanatsal olabildiğinde, bu öncelikle ve en başta, onun kendini özgürleştirdiği anlamına gelir. Birini özgürleştirecek olan resim değildir. Şu, “Biz zamanımızı zihinsel şeyler yerine, kurallar ve yönetmelikler yerine, Dünya üzerindeki coşku dolu, duyusal zevklerle geçirebiliriz” bilincidir. Bu, özgür bir toplumu gösterir.
İşte çocuk budur. Ne yazık ki, insanlar şu anda çocukluğun bir dolu deneyimini yok ediyorlar. Ah, Şambra, birisinin bir düş okulu kurduğunu hayal edin. Ve düş, matematiği de içerir. Düş budur. Gerçekten öyledir. Çağdaş, şimdilerde geçerli matematik, geometri – hepsi düştür. Ve muhasebe – bu yaratıcıdır! (kahkahalar)

Peki şimdi gençlik yıllarına geldiniz. Diyelim ki, yetişkinliğin ilk yıllarına, ve olan şudur, hayallerinizi ve emellerinizi ve gittiğiniz yeri ertelemeye başlarsınız. Bir dolu bahane bulmaya başlarsınız – bir iş ya da aile kurarsınız. Gerçekte olan şudur, bir dolu kitle bilinci baskısı ve zihinsel baskı devrededir. Sanki bu, düşlerin ve umutların birçoğunun sıkarak suyunu çıkartır. Yepyeni bir şeye dalmanın o tutkusu sıkılır ve suyu çıkartılır.

Böylece, yine başka bir kutuya geçmeden önce içinde bulunduğunuz kutuyu mükemmelleştirmeniz gerektiği düşüncesinde takılıp kalıyorsunuz.O fikri hemen şimdi yerle bir edin. Onu alın ve yerle bir edin. Onu sadece saf enerjiye dönmesi için salıverin.
20’lerinizin başında diyelim, 30’larınızda, 40’larınızda olan şudur, ertelemeye başlarsınız. Siz – sizler – ertelediniz, sürüncemede bıraktınız. Bir dolu bahane buluyorsunuz.

Yeni Düşünme Biçimine girdiğiniz zaman dram gider, ve onunla birlikte zihinsel ya da duygusal açıdan iniş çıkışlar da gider. Biraz garip hissedeceksiniz, çünkü duygu bile kapıdan çıkıp gitmeye başlar, ve diyeceksiniz ki, “Şu hale bak, duygusuz hissediyorum ama, gariptir, kendimi çok daha mutlu hissediyorum. Hımm.

Böylece çoğu seçimler yan ürünlere, tezahüre yöneliktir. İş görmezler, çünkü benim gerçek his diyeceğim şey yoktur. Gerçek seçimler, sevinci seçmek, deneyimde yaşamayı seçmek gibi şeylerdir. Gerçek bir seçim aslında sadece, “Ben o Ben’im” demektir. Bu herhalde nihai seçimdir. “Ben o Ben’im. Mevcudum. Yaşıyorum. Farkındayım. Lanet olsun, Ben o Ben’im!” Bu bir seçimdir.(A)
Dünyadaki hemen herkesin yaptığı bu işlem Don Juan’ın sık sık belirttiği “mutabakat rüyası” yani uyanık ollduğumuzu sandığımız, gerçek olduğuna karar kıldığımız bu dünyayı bu hayatı, bilinmeyen içinde sağlam tutmaya çalışmak için kendimizi görevli kılmaktır yalnızca. Adeta bunu yapmak için birbirimize yemin üstüne yemin etmiş gibiyiz! Bize ne denir biliyormusunuz? Sistemi gerçek kılma erleri!
Bunun için kendimize ya da eski yeminlerimize kızdığım filan yok benim – en azından o evreleri geçeli çok oldu- sadece YENİ DÜŞÜNME BİÇİMİ’ni istediğimizi söyleyen dilimizle eski’yi var gücüyle destekleyen eylemimiz arasındaki uyumsuzluğu hatırlatmak ve unutturmamak isiyorum 🙂

Acaba:
Duygularımıza rağmen- onları görmezden gelerek değil, teammüden- hislerimizi seçebilecek miyiz?
Duygularımızın eski düşünme biçimimiz tarafından üretildiğni bile bile onları önceliğe koymayı bırakabilecek miyiz?

DAVRANIŞ, TAVIR VE KALIPLARIN İKİ YÜZÜ

Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzenidir. Bu düzenin temelini erkeğin üstünlüğü fikri oluşturur; soy erkekler tarafından belirlenir, hakimiyet erkeklerindir. Bu toplumlarda erkeklere kadınlardan daha çok saygı gösterilir. Bu erkek üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, anaerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur…vikipedi.

Anaerkillik, toplumda kadının, özellikle “ana”nın etkin (baskın-başat) olma halidir. Matriarka veya maderşahilik olarak adlandırılan bir tür toplumsal örgütlenme düzeni. Bu düzenin temelini kadının üstünlüğü fikri oluşturur; soy kadınlar tarafından belirlenir, hakimiyet kadınlarındır. Bu toplumlarda kadınlara erkeklerden daha çok saygı gösterilir. Bu kadın üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, ataerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur….vikipedi.

Photobucket
Photobucket

Wilhelm Reich ve orgonomy hakkında paylaşımlara fırsat buldukça devam edeceğimi daha önce söylemiştim.Eskiden topladığım şeylere bakınırken bu tabloyla karşılaştım…Reich, Bronislav Malinowski’nin batı Malenezya’da Trobriand adalarının sakinleri üzerinde yaptığı araştırmaları okumuş ve değerlendirmiş.Trobriand sakinleri anaerkil topluluklar…Anaerkil ve ataerkil toplulukların kültürel yapısında tabloda görülen bu derin farklılıklar, Reich’ın haz korkusu üzerinden geliştiğini söylediği kişilik zırhlarları,ve onlarla açıkladığını düşündüğü şeylere uygun düşmektedir.

Tablo ilginç, konu sadece Reich perspektifiyle ilgili olmak zorunda değil.Başka açılardan da çok şey söylemeye müsait bir durum. Belki kendi düşüncelerini eklemek isteyecek arkadaşlar olabilir.Bu yüzden ayrı bir başlık şeklinde paylaşmayı uygun buldum.

Oluşturmacı Öğrenme

Oluşturmacı Öğrenme
Oluşturmacı öğrenme ve öğretme son yıllarda öğretimde oldukça yaygınlaşsa da yeni bir yaklaşım değildir. Nitekim Erdem ve Demirel’e (2002) göre, Socrates “öğretmen ve öğrenenler, karşılıklı konuşup sorular sorarak ruhlarında gizli bulunan bilgiyi yorumlamalı ve oluşturmalıdırlar” (s. 82) fikrini savunduğundan ilk büyük oluşturmacı olarak kabul edilebilir. Yine başka bir kaynak Socrates’in öğrencilerin kendilerine verilen
bilgileri doğrudan almadığını, ancak muhakeme yoluyla öğrenebildiklerini savunduğunu ifade eder (Nola, 1998).
Oluşturmacı yaklaşımda bilgi, keşfedilen ve ortaya çıkarılan nitelikte değildir,
aksine, yorumlanan ve oluşturulan bir olgudur. Bu da kişi ile bilgiyi birbirinden ayrı, bağımsız iki olgu olarak görmenin aksine, kişi ile bilginin etkileşimini düşünmeyi gerektirir. Buna göre bilgi, kişinin gözlemleri ve yorumları ile oluşur; yani bilgi özneldir.
Öznel gerçeklik üzerine kurulan bu yaklaşım, oluşturmacılık olarak adlandırılmıştır. Oluşturmacılığı tek bir öğrenme kuramı olarak ele almak doğru değildir (Driscoll, 2000); oluşturmacılık bir dizi varsayım ve ilkeden oluşan ve her bir araştırmacının farklı yönlerini ele aldığı bir yaklaşımdır (Bağcı-Kılıç, 2001; Tobin & Tippins, 1993).
Oluşturmacı yaklaşım öğrenciyi öğrenme sürecinin merkezine almaktadır. Bu
yaklaşıma göre öğrenci öğrenmeyi kendisi, fakat aynı zamanda sosyal ortamda gerçekleştirir. Öğrenen, bilgiyi kendisi, çevreden gelen uyaranların yardımıyla oluşturur; bu oluşum, öğrenenin bilgiyi, çevreyi algılama şekliyle yakından ilişkilidir. Oluşturmacı öğrenme yaklaşımında anlamlı öğrenme esastır ve dolayısıyla öğrenenin anlamlandıramadığı bilgileri oluşturması çok zordur. Bu yaklaşım öğrenmede sonuçtan çok sürece önem verir ve öğrenme sürecinde bilginin anlamlı oluşturulmasını vurgular
(Yavuz, 2005).
Günümüzde oluşturmacı yaklaşım ilkelerini fen eğitimine taşıyan önde gelen
isimlerden biri olan Kenneth Tobin’e göre oluşturmacılık, nesnelliğin yerine geçen bir başka gerçeklik değildir. Tobin’e göre oluşturmacılık, bilmenin doğasını düşünmenin bir yoludur ve öğrenme, öğretme ve öğretim programlarına yönelik modeller geliştirmek için
bir kaynaktır. Bir sonraki bölümde, ağırlıklı olarak Tobin ve Tippins’in (1993) ele aldığı, oluşturmacılığın daha çok fen öğretiminin program ve sınıf içi uygulamalarıyla ilgili olan çıkarımlarına değinilmektedir.

http://www.pegem.net/dosyalar/dokuman/48109-20090429102958-09farkli-yaklasimlar–ortak-cikarimlar–paradigmalar-ve-integral-model-isiginda-beyin-temelli-ve-olusturmaci-ogrenme.pdf

Bilinmeyen-Nagual

Bilinmeyenden aşırılan parçalara isim verilip tanımlamalar yapılarak bilinenler dünyasına dahil edilir ve bunların hepsi doğrudur, birbirleriyle çelişkili görünseler dahi! (bütünselliğe dahildirler, doğru ancak eksiktirler). Bilinç dünyası böyle oluşuyor (oyunlar). Bunda hiç bi yanlışlık göremiyorum. Diğer taraftan eğer birileri -özellikle eril üşünce- bu isim konarak ithal edilmiş parçalar sayesinde bilinmeyenin alanını küçülttükleriini sanıyorlarsa şimdilik buna katılmıyorum. Bilinmeyen her zaman aynı boyutta -boyutsuz ve tanımsız-kalacaktır ki bu onun -yokluğun- ve bizim -varlığın- mucizevi sistematiğidir.

*

2008 den bu yana kişisel yol öykülerim bu adreste, daha öncesinde agnia.blogcu ve ondan öncesinde internet Türkiyeye geleli beri felsefe ekibi gibi ilgimi çeken birçok sitede yer alıyor. Binlerce yazı ve yorum var ve hepsi bilinmeyen bi şeyin içinde yol alırken etrafa can havliyle saçtığım pirinç taneleri. Eskiden bunları önemsiyordum çünkü kendimi yakalayabilmek için ihtiyacım vardı. Son bikaç yıldır ise sadece eğlencemin küçük bir bölümü oldular.Artık arayışta olmadığımı kabul etmek bazı yakın dostlarım için kabul edilmesi zor oldu biliyorum. Yorulduğum için değil sanırım farklı bir evreye geçtiğim için “gerçek” arayışını bıraktım daha doğrusu o arzu beni bıraktı 🙂
Fark etmez.