Sen Kokladın Ben Topladım

En azından doğum sonrasında,-çünkü ondan öncesine dair sadece fikir yürütebiliriz, gerçek bilgiden yoksunuz- bu hayatta istediklerimizi tabağımıza alıyoruz, evet ancak bunun farkında olmayan çok büyük bir çoğunluk var. “Sen Kokladın Ben Topladım” diyor Molla Nasreddin. Esas farkındalık burada yapılan çalışmalardır, yani tabağına aldıklarını bilmen bile yetmez nerdeyse, bilerek almaya doğru evrilmemizi özendiren bi rüzgar var sanki. Burada üç aşama var kabaca: 1. tabağındakileri sen seçtin 2. bunu hangi araçlar hangi motivasyonlarla yaptın 3.şimdi artık bilerek seçebilir misin?

Önemli olan seçimi yapmaktır, seçtiğin şey zaten tam da ihtiyacın olan durumları sana getirir. İhtiyacın değilse onu seçmezdin velakin bazen kazayla bi dağınıklık anında ihtiyacın olmayan bi şeyi seçmiş olduğunu düşünürsün fakat bunların çektiği olayları öyle bir hızla geçersin ki yeniden seçim anına geri dönersin. Yani “yollardan hangisi doğruysa onu seçeyim, bunu yapacak gücüm var, lütfen hangi yol doğru bana söyle” diye allaha ya da bi arkadaşımıza, hocamıza yalvardığımız durumlar olmuştur. Ve buna sonraları çok gülmüşümdür. Doğru ya da yanlış yol olmadığını anladıktan sonra tabi : ) Bilinçli seçim ise, seçtiklerini yaşadığını bilmek demektir ve istemediğin durumdan yeni bir seçimle çıkabileceğinden emin olmaktır. Ya da o durumdan çıkmak için vermek gereken kararı hangi sebeple ertelediğini bilmek ve buna rıza göstermektir.

İnsanlar neden istediğim olmuyo derler, bunu çok düşündüm (çünkü benimkiler hemen hep olmuş), iki sebep buldum, fazlası da olur da hele bunları bi öğütelim. Birincisi, insanların istediklerinin çoğu “azmettirilmş” isteklerdir. Yani kişisel bütünlüğün ihtiyacı ile ilgisizdir, dışardan empoze yalancı istekler. Bütünlüğümüz bunları dikkate almaz ve o isteğin oluşması için ışın kılıcını (keskin karar) kınından sıyırmaz! İkincisi, insanların istediklerinin çoğu da olur, fakat onlar bunu istediklerini çoktan unutmuş başka başka isteklere odaklanmışlardır ve gerçekleşen isteklerini fark etmedikleri gibi bunu bir de bu da nerden çıktı, çok şanssızım, ya da adaletsiz dünya şekinde yorumlarlar. Oysa isteklerin sonuca ulaşıp ulaşmadığı dikkatle gözlemlenmeli ve olduğunda teşekkürü yapılmalıdır. Teşekkür önemlidir, hem çevremize hem de bu seçimleri yapabilmiş olan kendimize, kısaca bütünlüğümüze teşekkür; çünkü herşeyle olan bağlantınızı temiz tutar, değilse yıllarca teizlenmemiş soba boruları gibi püf püf aksırır!

Her yaptığımız tespit(yargı) gerçeğimiz haline geliyor. Zaten dünyanın gerçeği olarak gördüğümüz şeyler de tüm insanların ortak mutabakatla kes-k-inleştirdiği şeyler. En iyisi, sözleşmelerinizi yakaladıkça fesh etmeniz ve şimdiyi boşaltmanızdır. Bunun başka çaresini bulamadım ben.

Masumiyet gerek bize

Gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çaliş. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun, bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol. Telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları;

çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü vardır. Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen. Hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki insanların Yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsalın tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir. Aşka burun kıvırma sakın. O çöl ortasında yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye layık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.
Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakabileceğin en büyük miras dürüstlüktür. Yılların geçmesine öfkelenme. Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Ara-sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendinle barış içinde ol.
Hatırlar mısın doğduğun zamanları. Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki bütün pisliğine rağmen dünya, insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.
Xsentius, M.Ö. IX. yy.
*

Kişi olarak her birimiz kuantum alt-benlikler topluluğu olmakla beraber tek bir benliğizdir. Kendi alt-benliklerimizle içsel diyalogumuzu, benliklerimiz ve ötekiler arasındaki bir diyalogla karşılaştırdığımızda bunu görürüz.
Alt benlikler konusunu Gurdjieff ciddi biçimde ele almıştı çünkü hayatımızdaki bir çok drama sebebiyet veren üstelik bizi özgürleşmekten alakoyan çoklu benliklerimizi bilmiyor oluşumuzdur, bildiğimizde gözlem yapma şansımız doğar.
Bu konu sadec psikiyatrların değil hepimizin uğraş alanıdır. Zaman içinde bu mekanizmayı görenler değişik çözüm önerileri sunmuşlardır, örneğin Luke Reinhard’ın zar yöntemi en yenilerinden biridir.

Tohum Islahı

Hem kişisel hem de devlet eliyle tohum ıslahı yapılır. Bu ne zaman başlamıştır, ıslah nedir? Neden gereklidir? Gerekli midir? Bu konunun PAN ile bi ilişkisi var mı?

*

Dünyamızda diye sahiplendiğimiz insan yapısı her şey, erkeklerin dar görüşleri ve üstelik bu görüşe olan nerdeyse sınırsız inançları, inatlarının, korkusuzlıklarının (hekurasları) ve fiziksel enerjilerinin birleşiminden oluşan bir pakettir. Şüphesiz ki somut olarak ortaya çıkan bu insan yapısı şeylerin arasında sayısız bilinç seviyeleri var, bunların sebebini merak ettiyseniz, annelerine ve eşlerine bakmalısınız.

*

Anneyle bebek arasındaki kaynaşma-ayrılma-bağlanma ilişki modelinin izi bizde tüm yaşamımız boyunca kalır. Yeni girdiğimiz mahrem ilişkiler (gerçek aşk) ve onlardan doğan yeni ilişkilerde tekrarlanır. İlk füzyon (eriyip kaynaşma) halinde benlik diğer benlikle bir olur, ayrılırken her biri yeniden kendi bireyselliklerini kazanmak için savaşırlar ve bağlanırken her biri kendinin kendinden daha büyük yeni bir ortak gerçeklik içinde olduğunun farkına varır.
Bu sebeple bazı ustalar, görmüş geçirmiş insanlar AŞK’ı böylesine yüceltmiş ve bizlere hedef olarak göstermişlerdir. Bu aşık olduğumuzda yaşadığımız o müthiş farklı boyuttan ziyade yukardaki SENTEZleme işleminin bir hayat boyunca mümkün olduğu kadar çok yapılabilmesi içindir. Aşkın kutsallığı işlevi itibariyledir.Aşk, aşkınlaşmak içindir. Bunu hatırlamakta yarar görüyorum.

*

Her zerre yeksan (tektir), her zerre raksan (dans eder).

Sufi deyişi

Gözlemci Payı

“Eli işte gözü oynaşta” atasözümüz neden bütünlüğümüzü bir AN’da toparlayamadığımızın en sade anlatımı.

-Ama bütünlüğümüz, yekpare olarak bi arada ise oyun kuramındaki “fazla yaklaştığında yutulursun” tespitine ters düşmez mi?
-Haklısın. Ben de tam onu ilave etmek üzereydim. Belki de bütünlüğünün % birini, yada beşini GÖZLEMCİ payı olarak ayırabilmek lazımdır. Gözlemci payı, bana göre tohumdur; her şeyi kaybettiğini sandığında bile YENİ’den ve taptaze bir başlangıç yapmanı sağlar.

-Tohumun tek faydası bu mudur?

-Yo sanırım zamanda yolculuk yapma fırsatı da sunar. En azından bana öyle geliyor. Tohum önemli.

*

Zamanın (kişisel-kitlesel) bir yerinde şmdi bize büyü gibi gelen normal hayatı sürdürme şekli yer değiştirmiş, belki kitlesel bir kararla ya da evrenin spirali bunu destekler bir döngüye girmiş ve beynimize bir perde inmiş ve tüm o bilgiler bilinçaltı bölgesine itilmiş ve böylece sonraki dönemde esinler ve rüyalar yardımı ile bir bilinç adası oluşturulmaya başlamış. Buna Coudwell büyüden bilime geçiş diyor. Fakat sanırım bazıları bu toplu gidişata ya da karara uymamış ve bilgilerini kitleden saklayarak eski yaşam tarzlarını sürdürmüşler muhtemelen biz bunlara büyücü ismi verdik. Büyücüler kitlenin büyüyüp serpilmesiyle ilgilenmediler, tek başına ulaşacakları bir SON nokta peşinde koşup durdular ve hala da devam ediyorlar belki. Ne dersiniiz frekanslar?

Yaşam Tasarımında BENLİK

BENLİK: -Yön, Amaç Hissi, Sevgi- Hayatta amacımızı ve yönümüzü, ayrıca kendimize olan sevgimizi temsil eder. Bu bizi olduğumuz bireyle, olduğumuz yerle ve yönlendirildiğimiz şeyle hizaya sokan küresel bir konumlandırma sistemi gibidir. Neyin uygun olup olmadığını; neyin moda olup olmadığını belirleyen sınırlarımızla ilişkilidir. “Ben kimim?” Sorusunun yanıtını burada buluruz. Benlik, ruha sürekli bağlantı sağlayan bir merkezdir.

Sevgi enerjileri tüm formlarıyla burada yer alır: Spiritüel veya can alıcı sevgi, fiziksel sevgi, insanlık sevgisi, yaşam yolculuğuna duyulan sevgi. Yaşamın sınırlarını genişletme yaratıcılığı ve sunduğu her şeye karşı alıcı olma becerisiyle pekçok benlik gerçeği de bu merkezde bulunabilir.

Dört sevgi kapısı;
İnsanlık kapısı
Masumiyet Kapısı
Davranış Kapısı
Beklenmedik şans Kapısı

BENLİK merkezinde bulunmaktadır. Bu durum belki size tuhaf gelebilir; çünkü sevgi kavramı genellikle Kalp ile ilişkilendirilegelmiştir,oysa kalp merkezi sevgiyle değil irade gücü ve arzularla ilişkilidir.

Bu konuda daha detaylı bilgi için tıklayınız.