Kuantum Arena

Kaan Onay, yazdıklarını ilgiyle takip ediyorum. Bu yüzden seninle arenada savaşmaya karar verdim. Ölümüne değil, gösteri maçı yapalım. Kan aktığında bırakırız. Sitenin kadınları da hakettiğin (veya hakedeceğin) saygıyı sana ve bana verirler.

Bu başlık altından devam edebiliriz. Kuantum fiziğinden başlayalım.

(Veya ilgilendiğin her hangi bir alandan)

NİETZSCHE’Yİ MARX İLE ANLAMAK

Hemen korkmayın, elmayla armutu kıyaslayacak değilim. Felsefe ile ilgili kafama takılanları bu 2 filozof çerçevesinde sizlerinde katılımıyla ortaya koymak ve nacizane görüşlerimi beyan etmek isterim. Hem de din tartışmalarından başını kaldıramayan sonsuz.us sakinlerini farklı bi felsefi konuyla meşgul etmek niyetindeyim.

Nietzsche’nin güç istenci kavramını bir akış olarak nitelendirmekteyim. Öyle ki Platon’dan beri süregelen metafizik geleneğin yıkılması için onun bu kavramı ortaya koyması zorunluydu. Keza Nietzsche için Marx’ın materyalizminden tutun, pozitivizme kadar bütün bir materyalist felsefe geleneği de aynı metafizik sürecin bir ürünüdür. Nietzsche için “metafizik” tanımı çok genişlemiştir, neredeyse bütün “-dır” ların ardında aynı hatalı metafizik çıkarımlar vardır.

Yaz günleri

Geçen gün anneme George Simenon’un bi romanını verdim, bu adam beşyüz tane kitap yazmış, tiyatro oyunları filan da cabası, kolaydır okuması seversin diye. Bir hızla okudu bitirdi. Pek beğenmediğini hissettim. Sonra Venüs Bağlantısını tutuşturdum eline,bunu okumuş muydun dedim? Galiba okumuştum ama hiç bişey hatırlamıyorum dedi ve başladı okumaya (televizyon açmasın diye masum taktikler uyguluyorum, her gün son satırına kadar okuduğu gazetesi ve çözdüğü tüm bulmacalara rağmen boş vakti kalıyor! 🙂
İki gündür de onu okuyordu vee az önce sabah sabah sonunu bitirmiş, maviş maviş parlayan gözlerle yanıma geldi, gel bi öpeyim seni dedi. Hayrolsun sabah sabah dedim. Meğerse kitabı çok beğenmiş ve beni tebrik ediyormuş, sen bu erkeklerin bildiği şeyleri nasıl biliyorsun? dedi. Güldüm.
Sanırım hayatımda ilk kez beni böylece onurlandırmış oldu. Çünkü genel tavrı “çocuklara iyi şeyleri söylenmez, şımartılmaz. Hep eksikleri söylenir ki mükemmel olsunlar!” hahahahahaha

İnsan denen Kitap

Bu kitap birkaç farklı element içermekte. Kâğıt. Genellikle ağaçlardan gelen kâğıt. Kâğıt. Gerçekten kâğıda bakarsanız, ona yakından bakarsanız, içinde lifleri görürsünüz. Kâğıt,  sıkıca birbirine bastırılmış pek çok liften oluşmaktadır.

Sayfaların üzerinde mürekkep vardır. Kelimeleri oluşturmak için, sayfaların üzerindeki mürekkep. Onlar kargacık burgacık gibi görünürler, ama onları okuduğunuzda pek çok anlam içermektedirler. Ve hepsini bir arada tutan, tutkal vardır.

Çok genel bir benzetme, ama bu sizin insan özünüze benzetilebilir. Siz mürekkepsiniz. Siz kâğıdın üzerindeki kelimelersiniz. Siz kâğıdın üzerinde yazılı olan hikâyesiniz.  Kâğıdın sizin ruhunuz, özünüz olduğunu söyleyebiliriz. Ve tutkal,  tutkal enerjidir ve bilinç hepsini bir arada tutar.

Kelimeler bir noktaya kadar kâğıttan ayrıdır. Kâğıdın üzerindeler, ama ayrılar. Ve bir şekilde siz kendinizi işte böyle görüyorsunuz. Siz kâğıt değilsiniz. Siz kelimelersiniz. Sizler, kâğıt üzerindeki mürekkepsiniz ve kâğıt bir süredir ayrı duruyor. Ve tutkal – çoğunlukla bunun farkında bile değil.

Dikkat Dağınıklığı

Son günlerde dikkatim çok dağınık!.. Herhangi bir konunun ya da olayın ilgimi uzun süre sıcak tutması neredeyse imkansız hale geldi. Aynı anda 5-8 arası şey, zihnimi kurcalayabiliyor. Bu şeylere ayrı ayrı dikkat harcadığımda saatler kaybettiğimi görüyorum. O gün yapmam gerekli herhangi bir çalışmaya da bu dikkat dağınıklığı yüzünden odaklanamıyorum.

En sık yaşadığım durumlardan biri de, dışsal etkilerin dikkatimi rahatlıkla dağıtması. Herhangi bir yazı okurken bana bir şey anlatıldığında, sorulduğunda okuduğum yazıya ilgim kısa sürede kayboluyor. Yazıyı okumayı sürdürsem bile o yazıdan aldığım tat, neredeyse yarı yarıya azalıyor. Müthiş rahatsızlık duyduğum bu dikkat dağınıklığına karşı önerilerinizi ve söyleyeceklerinizi algılarımı son perdesine kadar açmış bekliyorum.