Kent Şifacılarına hatırlatmalar

Sevgili kent şifacıları, Gurdjeff hocamızın da fevkalade ifade ettiği gibi, hapishaneden kaçmanın yollarını aklınızdan çıkarmayın.
Dinleyin, dinleyin dinleyin… Dinlemek yalnızca kulakla yapılmaz, bütünlüğünüzle yapılır, sizden önce hapishaneden kaçmış olanları dikkatle dinleyin (okuyun,seyredin, dokunun, koklayın, hissedin, boş boş seyredin) ve onları onurlandırın. Deneyimlerini bizimle paylaşmak, örnek olmak için dalganın sırtında yaptıkları sörfü onurlandırın. aloha

Sevgili gezgin şamanlar, burada sayfamızda paylaşılan her şey tüm evrene açıktır, istediğiniz her yerde paylaşabilir, kendi düşüncelerinizi ekleyebilir, bu güzel frekans yumağına kendi benzersiz varlığınızı birleştirebilirsiniz, bu hepimiz için sevinç demektir. aloha

*

Ho’oponopono kadim zamanlardan gelen bir Hawaii uygulamasıdır, anlamı; barış yapmak, anlaşma yapmaktır. (Mauinin bu konudaki masalını hatırlayanınız var mı?)
Sık sık uygulamanızı hatırlatmak için uygulamayı tekrar anlatıyorum:
başlangıç:
Ho’opono pono
Sorumluluğu %100 alıyorum
sıfır noktası lütfen beni arındır

devamı(mümkün olduğunca çok, içinden ya da sesli tekrar ediliyor):
seni seviyorum
özür dilerim
lütfen beni bağışla
teşekkür ederim

aloha

*

Bebekleri ve çocukları meleklerin koruduguna dair cok kesin halk deyisleri var, çocukluktan beri duyarım. Sizce neden büyükleri değıl de yalnizca cocuklari koruyorlar?

Bu soruya kendi cevabım şu: Duygusal ve mental konulardaki tepki repertuarları gibi, fiziksel bedenin dış etkilere karşı tepki repertuarları da 0-6 yaş arasında -minör enerji kalıpları- çocuğa yüklenir. Örneğin, terlersen üşütüp hasta olursun, düşersen yaralanırsın, ateş yakar ve yara olur, düşersen bi yerin yaralanır, bacağın kırılır, suyun altında nefes alamaz boğulursun vs vs…. çok zengin bir tepki programı var. Fakat şamanlar bunun da varlık alemindeki her şey gibi yararlı ancak keyfi programlar olduğunu bilirler. Dünyada çeşitli nedenlerle bu fiziki tepki repertuarını göstermeyen çok sayıda insan var, bazıları yogiler gibi bazıları da başka tekniklerle ya da kaza eseri bu tepki paket programcıklarından muaf olmuşlardır. İşte çocuklar küçük yaşlarda henüz bu repertuarın hepsine vakıf değiller ve sahip oldukları da keskinleşmiş durumda değil. Bu sebeple onları bu bilgisizlikleri(!), masumiyetleri (belki melek diye tanımlanan enerji frekansı budur) korumuş olur. Bilinçli bir durumdan ziyade kendiliğinden bir cahillik konumu 

*

Biraz dalga gecerek kullandigimiz sihirbazlarin abrakadabra sözcügunün Aramice aslının Avrah KaDabra oldugunu ve anlaminin “konustugum sirada yaratıyorum” olmasi sizi şaşirtır mi?

Teşekkür ederim.
Sihirli bir sözdür, bonkör davranın preshamanlar, sık sık her şey için teşekkür edin. Sebebini biliyorsunuz değil mi?
(mini sınavlar yapmıyorum sadece hatırlatıyorum)
Teşekkür, bize arapça dan gelen ve minnet ifade eden bir kelime. Ne için minnet duyuyoruz? TDK’ya göre “Yapılan bir iyiliğe karşı duyulan kıvanç ve gönül borcuna”. Bunu somut ve soyut tüm alanlar tüm zamanlar ve mekanlar için genişletebilirsiniz.
Tükçe’de “sağol ve varol” sözcükleri kullanılagelmiştir. Anlamı zaten içinde :))) insanın ANAdili böyle bir şey. Buradan atalarımızın var olmaya ve sağ olmaya verdiği önemi anlayabiliriz. Bizler varlık alemine öylesine müteşekkirizdir ki -Dedem Korkut’un Deli Dumrul masalı ile öğreniriz ki – Ölüm’e/ eli tırpanlıya meydan okumuşuzdur 🙂 Çok derin bir mevzudur bu. Basit göçebe ırklardan beklenmeyecek derecede bilgelik dolu bir durum. Okumanızı ve düşünmenizi arzu ederim. aloha

“Basat’ın Tepegöz’ü öldürdüğü Dede Korkut anlatışı

Bireysel ve evrensel göndermelerle yüklü bu anlatmada bizim üzerinde duracağımız ve ana
temanın baslığı altında tartısacağımız konular; giderek kendine yabancılasan ve dolayısıyla yozlasan
insanın, zaaflarıyla dünyayı nasıl tehlikeli ve yasanamaz hale getirdiği; Doğa ile bir bütünlük arz eden
insana ait evrensel değerlere ve onun doğasına karsı yapılan ihlal ve iğfal eylemlerine doğa’nın verdiği
karsı konulamaz tepkilerin özelliklerinin tahlili; Saf, arı ve bilge insan ile dokunulmazlık büyüsüyle
donatılmıs olsalar da “hilkat garibesi”, “ne idüğü belirsiz”, “arasat ta kalmıs” (insandan olma) insansıların
arasında yasanabilecek bir çatısmada -“tohum” ve “döl”, yani, asalet; tohumun yatağı, yani, toprak ve
yetisme tarzı anlamında eğitimle kazanılan güç; ve “bilgi”, yani, öğretim ve öğretmen ile kazanılan
bilgelik” unsurlarının belirleyiciliğiyle- zaferin, her zaman, evrenin bilinci, “asil, güçlü ve bilge insan”ın
olacağı fikri üzerinde yoğunlasacaktır. Buradan hareketle anlatmayı yukarıda tasnif ettiğimiz seriler
üzerinden asama asama yorumlamaya baslayalım.
Anlatma Oğuz kavminin bir göçü ile baslamaktadır. Bununla, Oğuz toplumunun konar-göçer
karakterli hayat tarzı vurgulanmakla beraber, göçün siyasi nedenleri ve bunun altındaki güçler arası
esitsizliklerin toplumlar arası iliskilere nasıl yansıdığına dikkat çekilmektedir. Bir baska deyisle, bir
yandan anlatının geçtiği zaman ve mekânda anlatının toplumsal tabakası Oğuz kavminin içinde
bulunduğu çaresizliğe dikkat çekilmekte; öte yandan, o toplumsal yapının ihtiyaçlarının en temel unsuru
olan ve “alp tipi” olarak adlandırılan insan tip/ler/i ve on/lar/a duyulan ihtiyaç fikrine doğru okuyucu
1.Evrenin Bilinci Đnsan kahramanın yetismesi
2.Bilginin Aktarılması ve Kahramanın Ad Alması
3.Doğal’ın Đhlali ve Evrensel Suç’un Đslenmesi; Yozlasma Sürecine giris
4.Yozlasma Sürecinin Ürünü Yaratığın Ortaya Çıkısı
5.Yaratığa Toplumun Sahip Çıkarak Yetistirmesi ve Dıslanması süreci
6.Yaratığın Dokunulmazlık Büyüsünü Alması ve Đçinde Yer Alamadığı Toplumdan Öc
Alması Süreci
7a. Varlık Tabakaları Arasındaki Çatısmanın Kahramana Anlatılması
7b. Kahramanın Çatısmaya Karar Verme Süreci; Toplumsal Onay Alma.
7c. Evrenin Bilinci Đnsan ile Yozlasmanın Ürünü Yaratık Arasındaki Çatısma
ve Yaratığın Öldürülmesi
Sedat Tamay
166
hazırlanmaktadır.
Bu nedenle olusturulan kurmaca düzlemde Oğuz kavminin hanı Aruz Koca’nın henüz
bebek olan küçük oğlu göç sırasında düsürülmekte ve bir arslan tarafından götürülerek beslendiği
söylenmektedir. Bunun birbiriyle sıkı sıkıya ilintili iki nedeninin olduğu düsünülebilir. Đlk olarak,
yukarıda sözü edilen siyasal ortamda topluluğun ihtiyaç duyduğu güçlü, kuvvetli, çelik iradeli ve
disiplinli, kısaca “alp tipi” insan yetistirilmesinin mümkün olmadığı bir toplum resmi çizilerek bir yandan
ihtiyacın önemine öte yandan böylesi bir toplumun fertlerinin bu tür özellikleri artık tasımadığı fikrini
olusturarak toplumsal yapının bu yönüyle çürümeye basladığına vurgu yapılmakta; ikinci olarak ise, ki
bizce daha önemli olanı, böylesi bir insanın, insandan olma-doğma özelliğinin yanında, ancak doğal bir
mekanda, yani, tabiatın içinde, ve o doğal bütünlüğün özelliklerini yitirmemis parçaları olan insanlar –
burada arslan- tarafından yetistirilebileceği fikridir.
Anlatmanın bir sonraki asamasında, doğal bir mekânda yetistirilen ve arslanın özellikleriyle de
bütünlesmis bu “yarı insan” ile Oğuz kavminin bulusması sağlanmaktadır.
“…Oğuz yine eyyam ile gelüp yurdına kondı. Oguz Hanun ılkçısı gelüp haber getürdi, aydur:
Hanum sazdan bir arslan çıkar, at urur, apul apul yorıyısı adam kibi, at basuban kan sömürür. Aruz
aydur: Hanum ürkdügümüz vaktın düsen menüm oğlançuğumdur belki didi. Bigler bindiler, aslan yatağı
üzerine geldiler. Aslanı kaldurup oğlanı tutdılar. Aruz oğlanı alup ivine getürdi. Sadılık ittiler, yime içme
oldı…” (Ergin, 1997: 207)
Bununla beraber, bu “yarı insan” varlık ile toplum yasamı arasında olabilecek çeliskilerin
anlatıldığı olay kurgusu ile yine kurmaca bir düzlemde, bu “yarı insan” olan varlığın bu “yarım”,
“tamamlanmamıs insan” kimliği sorgulamaya açılmakta ve sorun-çözüm tekniği kullanılarak, okuyucu,
sorunun akılcı çözümüne doğru yönlendirilmektedir.
“…Amma, oğlanı ne kadar getürdiler ise turmadı, girü aslan yatağına vardı…” (Ergin, 1997: 207)
Ne kadar geri getirseniz de yine aslan yatağına kaçan bu “yarı insan” varlığın “Đnsan”
olabilmesinin bir kosulu da, kendisinin “evrenin bilinci insan olduğu” bilgisinin ona verilmesi; bir baska
deyisle, “farkındalığının farkına varması”nı sağlamaktır. Bunun için, vakit kaybedilmez ve Dedem
Korkut çağrılır.
“Geri tutup getürdiler, Dedem Korkut geldi aydur: Oğlanum sen insansın, hayvan-ile musahib
olmagıl, gel yahsı at bin, yahsı yiğitler-ile es yort didi.” (Ergin, 1997: 207)
Türk kültür tarihinde “Pirlerin Piri” olarak da ifade edilen Dedem Korkut, mitin mekânı Oğuz
dünyasında “ulu kisi” kültünün temsilcisidir. Dedem Korkut, Oğuz’un koruyucusu, ozanı, “bilge kisi”si,
yani, samanı olarak, her sorunu çözebilme gücüne sahip, maddi gücün manevi güçle bütünlestiği, bir “ulu
insan”dır.

Korkut Ata’ya danısmadan bir is yapamayan Oğuz kavminin, burada da Dedem Korkut’a
basvurmalarının nedeni, hem yukarıda sözü edilen, sorun çözebilme yetisine sahip bir bilge kisi
olmasından hem de diğer anlatmalarda da sözü geçen ve gelenekte varolan “ad koyma” törenlerinde bir
ulu kisinin bir çesit kutsaması da denilebilecek olgu, ama bizce “bilgisinin aktarılması” olgusudur.
Böylelikle Dedem Korkut’un;
“…adun Basat olsun, adunı men virdüm yasunı Allah virsün..” (Ergin, 1997: 207)
diyerek ad verdiği insan, varlık tabakalarının üstünde bir kisiliğe, burada, bizce, “alp tipi” insanla “bilge
tipi” insan karısımı bir insan olmaya, aday bir kimlikle bize sunulmaktadır.
Anlatıcı, Oğuz illerinin “ulu kisi”si olan Dedem Korkut’un, «Türkmence “Beset” olarak bilinen
ve “insanlığı cehaletten, vahsetten kurtarmak” anlamında olan» (Sarıyev, 2000: 318) “Basat” adını
“Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdürdüğü Anlatması”nda Asalet, Güç ve Bilgeliğin Zaferi
167
verdiği “aday insan” olgusuyla birlikte bizleri zamanlar üstü bir olasılığa; “insanlığı cehaletten, vahsetten
kurtarma”nın gerekliliğinin ortaya çıkabileceği bir olay örgüsüne doğru yönlendirir. Đste, “asil aday”
önüne getirilecek olan bu “sorun çözme” pratiğinden “alplik ve bilgelik” bütünselliğiyle basarılı olarak
çıktıktan sonra “insan” kimliğine kavusacaktır.
Bize göre, anlatmada gönderme yapılan ve yukarıda kısaca değindiğimiz “asil aday”lık olgusu
ise, Basat’ın genetik yapısıyla ilgilidir. Böylesi bir pratik için, “alp” ve “bilge” kisiliğin yanında gerekli
bir diğer unsur da, “insan babadan olmak ve insan anadan doğmak” tır.
-“Asıl (=soy, öz, kök) azmaz, süt kokmaz; kokarsa kaymak kokar, aslında ayran var.”(Aksoy,
1988: 155)
-“Asil ile tas tası; bedasıl(=soysuz) ile yeme ası.” (Aksoy, 1988: 155)
Atasözleriyle de ifade edilebilecek bu “asalet” olgusunun, anlatmanın kurgusu içindeki önemi,
ilerleyen kısımlar da giderek netlesecektir.
Anlatmanın ilerleyen kısmında sözünü ettiğimiz bu “sorun çözme pratiği”ne uygun ve Oğuz
kavminin geleceğini tehdit eder nitelikte problemin yaratılması için gerekli hareket ve olay kurgusu
planlanmaktadır.
Bunun için, birey olarak, “yozlasan”, “kendisine ve toplumsal değerlere yabancılasan insan” ve
mekân olarak da, Türk kültür hayatının ve değerlerinin simgesel bir mekânı olarak “Uzun Pınar” adı
verilen kutsal bir yer seçilmistir.

“Oğuz bir gün yaylaya köçdi. Aruzun bir çobanı var-idi, adına Konur Koca Saru Çoban dirleridi.
Oğuzun öninçe bundan evvel kimse köçmez-idi. Uzun Bınar dimek-ile meshur bir bınar var-idi. Ol
bınara perriler konmıs-idi. Nagahandan koyun ürkdi. Çoban irgece kakıdı ilerü vardı. Gördi kim perri
kızları kanat kanada bağlamıslar uçarlar. Çoban kepeneğini üzerlerine atdı, peri kızınun birini tutdı.
Tama idüp derhal cima eyledi. Koyun ürkmege basladı, çoban koyunun önine seğirtdi. Perri kızı kanat
urup uçdı, aydur: Çoban yıl tamam olıçak, mende amanatun var, gel al didi. Amma Oğuzun basına zaval
getürdün didi. Çobanun içine korhu düsdi amma kızun derdinden benzi sarardı.” (Ergin, 1997: 207)
Görüldüğü üzere, Konur Koca Sarı Çoban, yozlasmıs insanın zaafıyla, toplumsal değerleri hiçe
sayıp ve insan olduğunu unutup “tama” ile peri kızını “cima” ederek, bir yandan, insanın, yeteneğiyle,
çevresini dünya yapma tercihini doğal çevrenin kirletilmesi biçiminde kullanırken, öte yandan, insanın
kendi varlık alanına, doğaya karsı bir suç islemistir.
Bir yıl sonra, Oğuz yine yaylaya göçtüğünde, Çoban, Uzun Pınar’a tekrar gelir ve peri kızı ile
tekrar karsılasır. Peri kızı yerdeki bir yığınağı göstererek;
“Çoban amanatun gel al, amma Oğuzun basına zaval getürdün” (Ergin, 1997: 207)
der. Çoban yığınağı görünce, ibret alır, geri döner sapan tasına tutar, vurdukça büyüyen yığınak çobanı
korkuya düsürür ve orada bırakıp kaçar.
Bundan sonra yozlasmanın ortaya çıkardığı bu varlığın genetik özelliklerinin betimlendiği kısımla
anlatı gelisir.
Doğal’a karsı islenmis olan bu suç evrensel bir suçtur. Doğa, bir yıl sonra, kendisine karsı islenen
bu suça tepkisini, “hilkat garibesi”, “ne idüğü belirsiz”, “arasat ta kalmıs” bir varlık yaratarak gösterir.
“ .. bu yığanak yarıldı. Đçinden bir oğlan çıkdı, gevdesi adam depesinde bir gözi var.”
Sedat Tamay
168
Böylece kirletilmis doğa, dünyaya dönük yüzünü bu “Tepegöz” ile insanlara gösterir. Doğalın
ihlali ve doğanın iğfali sürecinin, bir baska deyisle, çürümüs bireysel ve toplumsal değerlerin ve yozlasma
sürecinin ortaya çıkardığı bu “tip”, acı ve kabul edilemez bir sonuçtur.
Çoban, aynı zamanda, cehaleti de simgeler. Anlatının gelecek kurgusu içinde Basat ile karsı
karsıya getirilecek olan Tepegöz’ün de, babası gibi toplumsal değerlere yabancı, yoz ve “cahil” olması
gerektir. Bu nedenle, Tepegöz, aynı zamanda, kalıtsal bir tasıyıcıdır.
Böylece, islenen suç ve bunun bedeli olan Tepegöz’ün yaratılması kurgusu tamamlanmıstır.
Burada Tepegöz’e yüklenen özellikler üzerinde durmak gerekir. Bunları söyle özetlemek
mümkündür. Tepegöz;
– Yozlasmanın bir ürünü ve kalıtsal tasıyıcısıdır (Toplumsal değerlere yabancılık,
cehalet, zaaflı olmak vb.).
– Ne insandır ne de peri ( “hilkat garibesi”, “ne idüğü belirsiz”, “arasat ta kalmıs”
bir varlık tabakasını temsil eder).
Anlatmanın bundan sonraki kısmında, bu özellikleriyle Tepegöz’ün varlık tabakaları arasında
kendine bir yer edinme eylemleri ve bunların etkileri tartısmaya açılmaktadır.
Buna göre, Tepegöz, Bayındır Han ile birlikte yapılan bir gezi sırasında Uzun Pınar’da bulunur ve
Basat’ın babası Aruz Koca, onu, hanın da izniyle, yetistirmek üzere evine getirir. Emzirmek üzere bir
kadın görevlendirir, ancak, Tepegöz daha ilk emiste kadının bütün sütünü, ikincide kanını ve üçüncüde
canını alır. Bunun üzerine görevlendirilen birkaç kadına da aynısını yapınca, artık kazan dolusu sütle
beslenmeye baslanır. Büyüdükten sonra, oyun oynadığı arkadaslarının kiminin burnunu, kiminin kulağını
yemeye baslar. Bu olaylar ve toplumdaki sikâyetler artınca, Aruz Han, Tepegöz’ü obadan kovar.
Böylece, Tepegöz’ün özelliklerine, bir de, “toplumsal çürümüslüğün basladığı bir toplumun
insanları tarafından yetistirilme” eklenmis olur.
Peri anasının gelmesi ve oğlunun parmağına “büyülü” bir yüzük geçirerek: “-oğul sana ok
batmasın, tenini kılıç kesmesin!” diyerek onda yasayan tarafını kutsayısından sonra Salahana adı verilen
dağa yerlesip “harami” olan Tepegöz’ün, içinde yer alamadığı bu toplumdan, bir baska deyisle, pay
alamadığı bu toplumdan, öc almaya kalkısmasının aktarıldığı hareket ve olay dizilerinin bundan sonraki
kısmı, aynı zamanda, anlatının ikici bölümünün de son serisini teskil etmektedir.
“…Depegöz Oğuzdan çıkdı bir yüce tağa vardı. Yol kesdi, adam aldı, böyük harami oldı. Üzerine
birkaç adam gönderdiler, oh atdılar batmadı, kılıç urdılar kesmedi, sünü-y-ile sançdılar ilmedi. Çoban
çoluk kalmadı hep yidi. Oğuzdan dahı adam yimege basladı. Oğuz yığılup üzerine vardı. Depegöz görüp
kakıdı, bir ağacı yirinden kopardı, atup elli altmıs adam helak eyledi.” (Ergin, 1997: 208)
Bu noktadan sonra dikkat edilmesi gereken konulardan biri de; anlatıda Oğuz’un karsılastığı bu
sorunu çözme yöntemlerinin sorgulanmaya açılmasıdır.
Oğuz, tümüyle zora dayalı siddet eylemleriyle üzerine yürüdükçe, Tepegöz problemi giderek
büyümektedir.
“Alplar bası Kazana zarb urdı, dünya basına tar oldı. Düzen oğlı Alp Rüstem sehid oldı. Usun
Koca oğlı kibi pehlivan elinde sehid oldı. Aruk candan iki karındası Depegöz elinde helak oldı. Demür
tonlu Mamak elinde helak oldı. Bıyığı kanlu Begdüz Eman elinde zebun oldı. Ağ sakallı Aruz Kocaya kan
kusdurdı. Oğlı Kıyan Selçükün ödi yarıldı. Oğuz Depegöze kar kılmadı, ürkdi kaçdı.” (Ergin, 1997: 208-
209)
“Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdürdüğü Anlatması”nda Asalet, Güç ve Bilgeliğin Zaferi
169
Kaba kuvvete ve siddete dayalı bu tür ‘sorun çözme’ yöntemleri, tersine sorunu büyütünce, ona
karsı duyulan korku da ürkerek kaçmaya dönüsmüstür.
“Depegöz çevürüp önin aldı, Oğuzı Salı virmedi, girü yirine kondurdı. El-hasıl Oğuz yidi kerre
ürkdi, Depegöz önin alup yidi kerre yirine getürdi. Oguz Depegöz elinde tamam zebun oldı.” (Ergin,
1997: 209)
Oysa “kaçmak” da çözüm değildir. Ancak, Oğuz, o zamana değin hiç bu denli korkmamıs,
ürkmemis ve çaresiz kalmamıstır.
Bu asamada anlatıcı, bir yandan, okuyucuyu, uygulanan yöntemlerin geçersizliği ile uygulayan
bireylerin niteliklerinin sorgulanması fikrine sürüklerken, öte yandan, baska bir tip insan ve yöntem
arayısına doğru zorlamaktadır.
Bu asamada da, Oğuz toplumu, bas edemediği problem karsısında,
çaresizce, anlasma yolunu seçer. Dedem Korkut’a basvururlar. Onu elçi olarak gönderip anlasma
yaparlar. Tepegöz’ün sartları ağırdır. Oğuz, günde iki adam ile bes yüz koyuna razı olur ve yemeklerini
pisirmeleri içinde iki kisi verilir.
Bu istek, kendisini var eden, bilgisizce ve siddete dayalı inanılmaz yöntemlerle büyüten topluma,
ödemesi için kesilen bir cezadır. Bu cezanın infazı kaçınılmazdır. Toplumun bundan kaçması olası
değildir. Tepegöz bilmecesinin bu önlenemez, engellenemez felaketler dizgesi, “çözme” olgusuna karsı
köklü bir bakıs değisikliğini zorunlu kılar.
Bu bakıs, doğa ve toplumda karsılasılabilecek bireysel ya da toplumsal problemlerin çözümü için
gerekli olan “insan” tanımıyla ilgilidir. Bu tanımın unsurları, anlatının henüz baslarında, Dedem
Korkut’un Basat’a söylemis olduğu “sen insansın” sözlerinde gizlidir. Bu “giz”in içinde, Basat’ın
“zamanla değismeyen özü ve belli bir varlık tabakasına ait olduğu gerçeği” yatmaktadır.
Đnsan, her an kendisini yeniden kurabilecek bir donanıma sahip, kendisiyle ve nesnelerle olan
iliskisinin bilinciyle varolan ve bu varlığını sürekli kılabilecek tek yaratıktır.
Anlatmanın son bölümü, bir baska deyisle, bizim sematik özetimizin üçüncü kümesi, karsı
karsıya bulunulan bu Tepegöz probleminin çözücüsü olabilecek ve bu yolla, “yarım insan” kimliğinin
eksik kalan yanını tamamlayarak “insan” olma sürecini basarıyla geçecek olan kahramanımız Basat’ın,
problemle tanısıp yüzlesmeye karar verdiği serilerle baslamaktadır.
Tepegöz ile yapılan anlasma gereği bir zaman önce çocuklarından birini kurban veren ve tekrar
sıra kendisine geldiği için ikinci ve son çocuğu da istenen Kapak Kan’ın karısının, gazadan henüz
dönmüs ve gelismelerden habersiz olan Basat’a giderek derdini anlatması ve oğlunun yerine verilmek
üzere bir esir istemesiyle baslayan bölüm, problemi öğrenen ve yüzlesmeye karar veren Basat’ın, obası
tarafından kendisi için verilen ziyafette babası ve diğer beylere danısarak “toplumsal onay” istemesi olayı
ile sürmektedir.
Oysa, Oğuz sinmistir. Kendi yarattığı ve büyüttüğü, büyüttükçe ürktüğü Tepegöz karsısında
yenilgiyi kabul etmis bir toplum olarak, beklenilen “toplumsal onayı” vermez. Onun yerine, “korkutarak
vazgeçirme” davranısı içine girer.
Ancak, Basat kararından dönmez ve Tepegöz’le karsılasmak üzere onun bulunduğu Salahana
kayasına gelir. Basat geldiğinde Tepegöz sırtını günese vermis uyumaktadır. Basat’ın attığı okları önce
sinek sanır, fakat okun bir parçası önüne düsünce kalkıp Basat’ı yakalar, edüginin konçuna sokarak,
asçılarına;
“Mere kocalar ikindü vaktı munı mana çevüresüz, yiyem.” (Ergin, 1997: 212)
der ve yeniden uykuya dalar. Bir az sonra Basat hançeriyle çizmeyi yarıp içinden çıkar (Basat’ın birinci
kurtulusu).
Sedat Tamay
170
Kocalardan, Tepegöz’ün yalnız gözünde et olduğunu öğrenen Basat, süngüsünü ocakta
kızdırarak, uyumakta olan Tepegöz’ün gözüne basar, gözünü kör eder ve onu etkisizlestirir. Tepegöz can
havliyle haykırınca dağ tas inler ve Basat sıçrayarak koyunların bulunduğu mağaraya düser. Tepegöz
bunu anlar, mağaranın kapısını keserek koyunları birer birer dısarı çıkartır. Basat bir koçun derisine
girerek Tepegöz’ün bacakları arasından kaçıp mağaradan çıkar (Basat’ın ikinci kurtulusu).
Basat’ın kurtulduğunu anlayan Tepegöz bu sefer yüzüğünü verme bahanesiyle Basat’ı yanına
çağırır;
“Mere oğlan al sol parmağumdaki yüzügi parmağuna tak, sana oh ve kılıç kar eylemesün.”
(Ergin, 1997: 212)
der. Basat yüzüğü parmağına takar. Tepegöz bu arada Basat’ı hançerle vurmak ister, Basat sıçrayarak
yine kurtulur (Basat’ın üçüncü kurtulusu).
Tepegöz bunun üzerine hazinesini vermek bahanesi ile Basat’a hazinesinin bulunduğu kümbete
girmesini söyler. Basat’ın hazinenin bulunduğu kümbete girdiğini anlayınca, kümbeti yıkıp Basat’ı
kümbetin içinde öldürmek maksadıyla tam hamle yapacağı sırada kümbet yarılır ve Basat bir kere daha
kurtulur (Basat’ın dördüncü kurtulusu).
Basat’ın yine kurtulduğunu anlayınca;
“Sana ölüm yoğ-imis, sol mağarayı gördün-mi? ….. Anda iki kılıç var, biri kınlu biri kınsuz, ol
kınsuz keser menüm basımı, var getür menüm basumı kes.” (Ergin, 1997: 213)
der. Bunun üzerine mağaranın kapısına gelen Basat, tuzağı görür ve aklını kullanarak hem tuzaktan
kurtulur hem de sözü edilen kılıcı eline alıp tekrar Tepegöz’ün karsısına gelir (Basat’ın besinci kurtulusu).

Görüldüğü üzere Basat, Tepegöz’e karsı, öncelikle bilinen ve daha önce toplumunun denemis
olduğu yöntemleri kullanır. Fakat bunların olumsuz etkilerini görünce, toplumun diğer üyeleri gibi
sorundan kaçmak ya da yenilgiyi kabullenmek yerine, “evrenin bilinci insan”ın “düsünme” ve “bilgisini
kullanma” niteliklerini ortaya çıkartan “bilgece” bir eylemlilik içine girerek, yeni yeni çözümler üretir ve
bunları dener. Basat’ı bilgelik ve gücün birlesimi bu eylemliliğe sürükleyen unsur, yine, ona söylenen
“sen insansın!” bilgisinde yatmaktadır. Bir baska deyisle, Basat’ı bu eylemliliğe sürükleyen unsur
“farkındalığının farkına varması”dır.
Anlatının bundan sonraki kısmı, zaman ve mekânlar üstü bir baska durumun yasanmasıyla sürer.
Tarihin her döneminde, zulmedenler, yenilgiye uğradıklarını anladıklarında, yozlasmanın ve kendi varlık
alanının değerlerine yabancılasmanın kalıtsal etkileriyle bir çesit kurtulus saydıkları bir eylemliliğe
girerler. Onlar, böylesi durumlarda yasamlarının dısındaki bütün varlıklarını, değerlerini, karsısındakine
teklif ederek ve acze düsmüs insan edasıyla yalvarıp yakararak, yasamlarını kurtarmaya çalısırlar. Ne ki,
buradaki samimiyetleri gücü tekrar ellerine geçirecekleri zamana kadardır.
Anlatmanın son olay dizisi de bu sekilde baslamaktadır. Aslında elindeki bir kozu daha oynamak
isterken, yasamını sona erdirecek bilgiyi (kınsız kılıç) de Basat’a vermis olan Tepegöz, artık, tümüyle
kaybettiğini anlayınca benzer bir eylemliliğin içine girer ve kendisini affetmesi için Basat’a yalvarmaya
baslar. Basat’ın Aruz Koca’nın oğlu olduğunu öğrenince de, yine, zaman ve mekan üstü zalim ard
niyetinin bir “son çare”si olan;
“Đmdi kardasuz kıyma mana”
“geçersizliğine” sığınır. Ancak, Basat önüne diz çöktürdüğü Tepegöz’ün boynunu kendi kılıcıyla “urıp”
kafasını ‘insan bedeninden’ ayırdıktan sonra büyü bozulur ve yozlasmanın, kendine yabancılasmanın ve
doğaya karsı girisilen ‘kirletme’ eylemlerinin ürünü bu varlık tabakasını, ait olduğu, varlık kazandığı ve
kisilik özelliklerini aldığı “kozmik anne karnına” s i m d i l i k geri gönderir.
“Basat’ın Tepegöz’ü Öldürdürdüğü Anlatması”nda Asalet, Güç ve Bilgeliğin Zaferi
171
Anlatma, mustuyu alan Oğuz toplumunun bunu kutlaması ve Dedem Korkut’un Basat’a alkıs
vermesi ile son bulur.
Sonuç olarak, iki farklı ve zıt kimliğin, insan ve insansı kimliklerinin, bir baska deyisle, hem
anlatıcının hem de okuyucunun taraf oldukları “evrensel insan tipi” ile “toplumsal çürümüslük ve bireysel
yozlasmanın genetik tasıyıcısı, insansı tipi”nin çatısması sağlanarak, gönderme yapılan “insan olma” ve
onun olmazsa olmazlarını olusturan “asalet, güç ve bilgelik bütünselliği” ana teması, anlatmanın yapısal
kurgusu içinde böyle islenmistir.
Tepegöz, kirletilmis çevrenin ve ihlal edilmis doğal’ın; Basat ise “insan”ın dünyaya dönük
yüzüdürler. Bu yüzler, belirli bir tarihsel dönemin simgeleri olmaktan çok, zaman ve mekân üstü
gerçeklikleri simgeler. “Simdilik” deyisimiz bundan dolayıdır.
Bu ve benzeri, çesitli kurgusal olay ve hareket dizgeleri ile bunların içine yerlestirilen simgesel
tiplemelerle insana dair eylemlilikleri, bireysel ve toplumsal değerleri, bilgi ve yaklasımları tema edinen
Dede Korkut anlatmaları sadece Oğuz toplumuna değil, genel olarak ve zamanlar üstü özellikleriyle,
insan ve insan gerçeğine tutulan birer aynadır.

http://tdid.ege.edu.tr/files/tamaysedat-9-1.pdf

Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı

Dede Korkut Destanı

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami otağını yer yüzüne diktirmişti Alaca gölgeliği gök yüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşenmişti. Hanlar hanı Bayındır yılda bir kerre ziyafet verip Oğuz beylerini misafir ederdi. Gene ziyafet tertip edip attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirmişti. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu. Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin demiştir. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun, oğlu kızı olmayana Allah Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bilsin demiş idi.

Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmağa başladı. Meğer Dirse Han derlerdi bir beyin oğlu kızı yok idi. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Serin serin tan yelleri estiğinde

Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde

Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda

Büyük cins atlar sahibini görüp homurdandığında

Aklı karalı seçilen çağda

Göğsü güzel koca dağlara gün vuranca

Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda sabahın ilk aydınlığında Dirse Han kalkarak yerinden doğrulup, kırk yiğidini beraberine alıp Bayındır Han’ın sohbetine geliyordu. Bayındır Han‘ın yiğitleri Dirse Han’ı karşıladılar. Getirip kara otağa kondurdular. Kara keçe, altına döşediler. Kara koyun yahnisinden önüne getirdiler. Bayındır Han’dan buyruk böyledir hanım, dediler.

Dirse Han der: Bayındır Han benim ne eksikliğimi gördü, kılıcımdan mı gördü. soframdan mı gördü, benden aşağı kimseleri ak otağa, kızıl otağa kondurdu, benim suçum ne oldu ki kara otağa kondurdu dedi.

Dediler: Hanım, bugün Bayındır Han’dan buyruk şöyledir ki oğlu kızı olmayana Tanrı Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiştir dediler.Dirse Han yerinden kalktı, der: Kalkarak yiğitlerim yerinizden doğrulun, bu garaip bana ya bendendir ya hatundandır dedi. Dirse Han evine geldi. Çağırıp hatununa söyler, görelim ne söyler:Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

Deyiş Der:

Beri gel başımın bahtı evimin tahtı

Evden çıkıp yürüyünce servi boylum

Topuğunda sarmaşınca kara saçlım

Kurulu yaya benzer çatma kaşlım

Çift badem sığmayan dar ağızlım

Kavunum yemişim düvleğim

Görüyor musun neler oldu

Kalkarak Han Bayındır yerinden doğrulmuş, bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ diktirmiş, oğulluyu ak otağa, kızlıyı kızıl otağa, oğlu kızı olmayanı kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin, onun ki oğlu kızı olmaya Tanrı Taala ona beddua etmiştir, biz de beddua ederiz demiş. Ben varınca gelerek karşıladılar kara otağa kondurdular, kara keçe altıma döşediler, kara koyun yahnisinden önüme getirdiler, oğlu kızı olmayana Tanrı Taala beddua etmiştir, biz de beddua ederiz, belli bil dediler: Senden midir, benden midir, Tanrı Taala bize bir topaç gibi oğul vermez nedendir, dedi, söyledi:

Der:

Han kızı yerimden kalkayım mı

Yakan ile boğazından tutayım mı

Kaba ökçemin altına atayım mı

Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı

Öz gövdenden başını keseyim mi

Can tatlılığını sana bildireyim mi

Alca kanını yer yüzüne dökeyim mi

Han kızı sebebi nedir söyle bana

Müthiş gazap ederim şimdi sana

dedi.

Dirse Han’ın hatunu söylemiş, görelim ne söylemiş. Der: Hey Dirse Han, bana gazap etme, incinip acı sözler söyleme, yerinden kalk, alaca çadırını yer yüzüne diktir, attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç keş, İç Oğuz’un Dış Oğuz’un beylerini basma topla, aç görsen doyur, çıklak görsen donat, borçluyu borcundan kurlar, tepe gibi et yığ, göl gibi kımız sağdır, büyük ziyafet ver, dilek dile, olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Tanrı bize bir topaç gibi çocuk verir, dedi.

Dirse Han dişi ehlinin sözü ile büyük bir ziyafet verdi, dilek diledi. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. İç Oğuz, Dış Oğuz beylerini basma topladı. Aç görse doyurdu. Çıplak görse donattı. Borçluyu borcundan kurtardı.

Tepe gibi et yığdı, göl gibi kımız sağdırdı. El kaldırdılar, dilek dilediler. Bir ağzı dualının hayır duası ile Allah Taala bir çocuk verdi. Hatunu hamile oldu. Bir nice müddetten sonra bir oğlan doğurdu. Oğlancığım dadılara verdi, baktırdı. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Her kemikli gelişir, kaburgalı büyür. Oğlan on beş yasma girdi. Oğlanın babası Bayındır Han’ın ordusuna karıştı.

Meğer hanım. Bayındır Han’ın bir boğası var idi, bir de erkek devesi var idi. O boğa sert tasa boynuz vursa un gibi öğütürdü. Bir yazın bir güzün boğa ile erkek deveyi savaştırırlardı. Bayındır Han kudretli Oğuz beyleri île temaşa ederdi. seyreder eğlenirdi. Meğer sultanım, gene yazın boğayı saraydan çıkardılar. Üç kişi sağ yanından, üç kişi sol yanından demir zincir île boğayı tutmuşlardı. Gelip meydanın ortasında koyu verdiler. Meğer sultanım, Dirse Han’ın oğlancığı üç de kabile çocuğu meydanda aşık oynuyorlardı. Boğayı koyu verdiler; oğlancıklara koç dediler. O üç oğlan kaçtı.

Dirse Han’ın oğlancığı kaçmadı. ok meydanın ortasında baktı durdu. Boğa da oğlana sürdü geldi. Diledi ki oğlanı helak kılsın. Oğlan yumruğu ile boğanın alnına kıyasıya tutup vurdu. Boğa geri geri gitti. Boğa oğlana sürdü tekrar geldi. Oğlan yine boğanın alnına yumruğu île sert vurdu. Oğlan bu sefer boğanın alnına yumruğunu dayadı, sürdü meydanın basma çıkardı. Boğa ile oğlan bir hamle çekiştiler. İki kürek kemiğinin üstüne boğanın köpük bağlandı. Ne oğlan yener, ne boğa yener. Oğlan fikreyledi, der: Bir dama direk vururlar, o dama destek olur, ben bunun alnına niye destek oluyorum duruyorum dedi. Oğlan boğanın alnından yumruğunu giderdi, yolundan sövüldü.

Boğa ayak üstünde duramadı, düştü tepesinin üstüne yikıldı Oğlan bıçağına el attı. boğanın basını kesti. Oğuz beyleri gelip oğlanın basma toplandılar, aferin dediler. Dedem Korkut gelsin, bu oğlana ad koysun, beraberine alıp babasına varsın, babasından oğlana beylik istesin, taht alı versin dediler. Çağırdılar. Dedem Korkut gelir oldu. Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Dede Korkut Destanları, Türkoloji, Dilimiz, Türk Destanları

Oğlanı alıp babasına vardı. Dede Korkut oğlanın babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Der:

Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana

Taht ver erdemlidir

Boynu uzun büyük cins at ver bu oğlana

Biner olsun hünerlidir

Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana

Etlik olsun hünerlidir

Develerden kızıl deve ver bu oğlana

Yük taşıyıcı olsun hünerlidir

Altın başlı otağ ver bu oğlana

Gölge olsun erdemlidir

Omuzu kuşlu cübbe elbise ver bu oğlana.

Giyer olsun hünerlidir.

Bayındır Han’ın ak meydanında bu oğlan cenk etmiştir, bir boğa öldürmüş senin oğlun, adı Boğaç olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin dedi. Dirse Han oğlana beylik verdi, taht verdi. Oğlan tahta çıktı, babasının kırk yiğidini anmaz oldu.

O kırk yiğit haset eylediler, birbirine söylediler : Gelin oğlanı babasına çekiştirelim. olur ki öldürür, gene bizim izzetimiz hürmetimiz onun babasının yanında hoş olur, ziyade olur dediler. Vardı bu kırk yiğidin yirmisi bir yana. yirmisi de bir yana oldu. Önce yirmisi vardı, Dirse Han’a şu haberi getirdi, der: Görüyor musun Dirse Han neler oldu, murada maksuda ermesin, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, kırk yiğidini yanına aldı, kudretli Oğuz’un üstüne yürüyüş etti, nerede güzel ortaya çıktı ise çekip aldı, ak sakallı ihtiyarın ağzına sövdü, ak bürçekli kadının sütunu çekti, akan duru sulardan haber geçer, çapraz yatan Ala Dağ’dan haber aşar, hanlar hanı Bayındır’a haber varır, Dirse Han’ın oğlu böyle görülmemiş şey yapmış derler, gezdiğinden öldüğün daha iyi olur.

Bayındır Han seni çağırır, sana müthiş gazap eyler, böyle oğul senin nene gerek, böyle oğul olmaktan olmamak daha iyidir, öldürsene dediler. Dirse Han varın getirin, öldüreyim, dedi. Böyle deyince hanım, o namertlerin yirmisi daha çıka geldi ve bir dedikodu onlar da getirdiler. Der: Kalkarak Dirse Han senin oğlun yerinden doğruldu, göğsü güzel koca dağa ava çıktı, sen var iken av avladı kuş kuşladı, anasının yanma alıp geldi, al şarabın keskininden aldı içti. anası ile sohbet eyledi, babasına kast eyledi, senin oğlun kötü çıktı hayırsız çıktı, çapraz yatan Ala Dağ’dan haber geçer, hanlar hanı Bayındır’a haber varır, Dirse Han’ın oğlu böyle görülmemişşey yapmış derler, seni çağırtırlar, Bayındır Han’ın katında sana gazap olur, böyle oğul nene gerek, öldürsene dediler.

Dirse Han der: Varın getirin öldüreyim, böyle oğul bana gerekmez, dedi. Dirse Han’ın hizmetkarları der: Biz senin oğlunu nasıl getirelim, senin oğlun bizim sözümüzü dinlemez, bizim sözümüzle gelmez, kalkıp yerinden doğrul, yiğitlerini okşa beraberine al, oğluna uğra, yanına alıp ava çık, kuş uçurup av avlayıp oğlunu oklayıp öldürmeğe bak, eğer böyle öldürmezsen bir türlü daha öldüremezsin, belli bil dediler.

Deyiş:

Serin serin tan yelleri estiğinde

Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde

Büyük cins atlar sahibim görüp homurdandığında

Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda

Aklı karalı seçilen çağda

Kudretli Oğuzun gelininin kızının bezendiği çağda

Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca

Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda

sabahın ilk aydınlığında …

Dirse Han yerinden kalktı. Oğlancığını yanına alıp kırk yiğidi beraberine aldı, ava çıktı. Av avladılar, kuş kuşladılar. O kırk namerdin bir kaçı oğlanın yanına geldi, der: Baban dedi geyikleri kovalasın getirsin benim önümde tepelesin, oğlumun at koşturuşunu, kılıç çalışını, ok atışını göreyim, sevineyim, kıvanayım, güveneyim dedi, dediler.

Oğlandır ne bilsin, geyiği kovalıyordu, getiriyordu. babasının önünde vuruyordu. Babam at koşturuşuma baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin diyordu. O kırk namertler derler: Dirse Han, görüyor musun oğlanı, kırda bayırda geyiği kovalıyor senin önüne getiriyor, geyiğe atarken ok ile seni vurup öldürecek, oğlun seni öldürmeden sen oğlunu öldürmeğe bak dediler. Oğlan geyiği kovalarken babasının önünden gelip gidiyordu. Dirse Han Korkut sinirli sert yayını eline aldı.

Üzengiye kalkıp kuvvetle çekti, doğrultup attı, oğlanı iki küreğinin arasından vurup çaktı, yıktı. Ok isabet etti, alca kanı fışkırdı koynu doldu, büyük cins atının boynunu kucakladı yere düştü. Dirse Han istedi ki oğlancığının üstüne gürleyip düştü. O kırk namert bırakmadı. Atının dizginim döndürdü, yurduna gelir oldu. Dirse Han’ın hatunu oğlancığınım ilk avıdır diye attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. Oğuz beylerine ziyafet vereyim dedi. Toparlanıp yerinden kalktı, kırk ince kızı beraberine aldı, Dirse Han’a karşı vardı.

Başını kaldırdı Dirse Han’ın yüzüne baktı. Sağ ile soluna göz gezdirdi, oğlancığını görmedi. Kara bağrı sarsıldı, bütün yüreği oynadı, kara süzme gözleri kan yaş doldu.

Çağırıp Dirse Han’a söyler, görelim hanım ne söyler:

Beri gel basımın bahtı evimin tahtı

Han babamın güveyisi

Kadın anamın sevgisi

Babamın anamın verdiği

Göz açıp da gördüğüm

Gönül verip sevdiğim

A Dirse Han

Kalkarak yerinden doğruldun

Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin

Göğsü güzel koca dağa ava çıktın

İki vardın bir geliyorsun yavrum hani

Karanlık gecede bulduğun oğul hani

Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han yaman seğriyor

Keşlisin oğlanın emdiği süt damarım yaman sızlıyor

San yılan sokmadan akça temin kalkıp şişiyor

Yalnızca oğul görünmüyor bağrım yanıyor

Kuru kuru çaylara su saldım

Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim

Aç görsem doyurdum çıplak görsem donattım

Tepe gibi et yığdım göl gibi kımız sağdırdım

Dilek ile bir oğul zorla buldum

Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana

Karşı yatan Ala Dağdan bir oğul uçurdunsa söyle bana

Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa söyle bana

Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana

Kara giyimli azgın dinli kafirlere bir oğul aldırdınsa söyle

bana

Han babamın katına ben varayım

Ağır hazine bol asker alayım

Azgın dinli kafire ben varayım

Paralanıp cins atımdan inmeyince

Yenim ile alca kanımı silmeyince

Kol but olup yer üstüne düşmeyince

Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim

Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana

Kara başım kurban olsun bugün sana

dedi. feryat figan eyledi ağladı. Böyle deyince Dirse Han hatununa cevap vermedi, o kırk namert karşı geldi, der: Oğlun sağdır esendir, avdadır, bugün yarın nerde ise gelir, korkma kaygılanma, bey sarhoştur cevap veremez dediler.

Dirse Han’ın hatunu çekildi geri döndü. Dayanamadı, kırk ince kızı beraberine aldı. büyük cins ata binip oğlancığım aramağa gitti. Kışta yazda karı buzu erimeyen Kazılı Dağına geldi çıktı. Alçaktan yüce yerlere koşturup çıktı. Baktı gördü bir derenin içine karga kuzgun iner çıkar, konar kalkar.

Büyük cins atını ökçeledi, o tarata yürüdü. Meğer sultanım, oğlan orada yıkılmıştı. Karga kuzgun kan görüp oğlanın üstüne konmak isterdi. Oğlanın iki köpekceğîzi var idi. kargayı kuzgunu kovalardı, kondurmazdı. Oğlan orada yıkılınca boz atlı Hızır oğlana hazır oldu. üç defa yarasını eli île sıvazladı, sana bu yaradan korkma oğlan ölüm yoktur, dağ çiçeği ananın sütü ile senin yarana merhemdir dedi, kayboldu.

Oğlanın anası oğlanın üstüne koşturup çıka geldi. Baktı gördü oğlancığı alca kana bulanmış yatıyor. Çağırarak oğlancığına söyler, görelim hanım ne söyler:

Der:

Kara süzme gözlerim uyku bürümüş aç artık

On iki kemikçiğin harap olmuş topla artık

Tanrının verdiği tatlı canın seyranda imiş yakala artık

Öz gövdende canın var ise oğul haber bana

Kara başım kurban olsun oğul sana

Akar senin suların Kazılık Dağı

Akar iken akmaz olsun

Biter senin otların Kazılık Dağı

Biter iken bitmez olsun

Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı

Koşar iken koşmaz olsun taş keşlisin

Ne bileyim oğul arslandan mı oldu

Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul

Bu kazalar sana nereden geldi

O gövdende canın var ise oğul haber bana

Kara başım kurban olsun oğul sana

Ağız diden bir kaç kelime haber bana

dedi. Böyle diyince oğlanın kulağına ses geldi. Başını kaldırdı, ansızın gözünü açtı anasının yüzüne baktı. Söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Der:

Beri gel ak sütunu emdiğim kadınım ana

Ak bürçekli izzetli canım ana

Akanlardan sularına beddua etme

Kazılık Dağının günahı yoktur

Bitenlerden otlarına. beddua etme

Kazılık Dağının suçu yoktur

Koşan geyiklerine beddua etme

Kazlık Dağının günahı yoktur

Arslan ile kaplanma beddua etme

Kazılık Dağının suçu yoktur

Beddua edersen babama et

Bu suç bu günah babamdandır

dedi. Oğlan yine der: Ana ağlama, bana bu yaradan ölüm yoktur korkma, boz atlı Hızır bana geldi, üç kerre yaramı sıvazladı, bu yaradan sana Ölüm yoktur, dağ çiçeği, ananın sütü sana merhemdir dedi. Böyle diyince kırk ince kız yayıldılar, dağ çiçeği topladılar. Oğlanın anası memesin! bir sıktı sütü gelmedi. iki sıktı sütü gelmedi, üçüncüde kendisini zorladı, iyice doldu, sıktı süt ile kan karışık geldi. Dağ çiçeği ile sütü oğlanın yaraşma sürdüler. Oğlanı ata bindirdiler, alarak yurduna gittiler. Oğlanı hekimlere emanet edip Dirse Han’dan sakladılar. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Hanım, oğlanın kırk günde yarası iyileşti, sapa sağlam oldu.

Oğlan ata biner kılıç kuşanır oldu, av avlar kuş kuşlar oldu. Dirse Han’ın haberi yok, oğlancığını öldü biliyor. O kırk namertler bunu duydular, ne eyleyelim diye konuştular. Dirse Han eğer oğlancığını görürse, bırakmaz bizi hep öldürür dediler. Gelin Dirse Han’ı tutalım, ok ellerini ardınabağlayalım, kıl sicim ok boynuna takalım, alıp kafir ellerine yönelelim diyerek. Dirse Han’ı tuttular. Ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim boynuna taktılar, ok etinden kan çıkıncaya kadar dövdüler.

Dirse Han yayan, bunlar atlı yürüdüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler. Dirse Han esir oldu gider. Dirse Han’ın esir olduğundan Oğuz beylerinin haberi yok. Meğer sultanım, Dirse Han’ın hatunu bunu duymuş. Oğlancığına karşı varıp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Der:

Görüyor musun ay oğul neler oldu

Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu

yurtta düşman yok iken senin babanın üstüne düşman geldi, o kırk namertler babanın arkadaşları baban; tuttular, ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicim ek boynuna taktılar, kendileri atlı babanı yayan yürüttüler, alıp kanlı kafir ellerine yöneldiler, hanım oğul kalkarak yerinden doğrul, kırk yiğidim beraberine al, babanı o kırk namertten kurtar. yürü oğul. baban sona kıydı ise sen babana kıyma, dedi.

Oğlan anasının sözünü kırmadı. Boğaç Bey yerinden kalktı, kora çelik öz kılıcını beline kuşandı, ok kirişli sert yayını eline aldı, altın mızrağını koluna aldı, büyük cins atını tutturdu sıçrayıp bindi, kırk yiğidini beraberine aldı, babasının ardınca koşturup gitti. O namertler de bir yerde konmuşlardı, al şarabın keskininden içiyorlardı. Boğaç Han sürüp yetişti. O kırk namert de bunu gördüler. Dediler: Gelin varalım şu yiğidi tutup getirelim, ikisini bir arada kafire yetiştirelim dediler. Dirse Han der: Kırk yoldaşım aman Tanrının birliğine oktur güman benim elimi çözün, kolca kopuzumu elime verin, o yiğidi döndüreyim, ister beni öldürün ister diriltin, bırakı verin dedi. Elini çözdüler, kolca kopuzunu eline verdiler. Dirse Han oğlancığı olduğunu bilmedi, karşı geldi.

Söyle, görelim hanım ne söyler :

Der:

Boynu uzun büyük cins atlar gider ise benim gider

Senin de içinde bineğin var ise söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider

Senin de içinde etliğin var ise söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Develerden kızıl deve gider ise benim gider

Senin de içinde yük taşıyıcın var ise söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Altın başlı otağlar gider ise benim gider

Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider

Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan alı vereyim dön geri

Ak sakallı ihtiyarlar gider ise benim gider

Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana

Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri

Benim için geldin ise oğlancığımı öldürmüşüm

Yiğit sana günahı yok dön geri

dedi. Oğlan burada babasına söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:.

Boynu uzun büyük cins atlar senin gider

Benim de içinde bineğim var

Bırakmam12 yok kırk namerde

Develerde kızıl deve senin gider

Benim de içinde yük taşıyıcım var

Bırakmam yok kırk namerde

Ağıllarda on bin koyun senin gider

Benim de içinde etliğim var

Bırakmam yok kırk namerde

Ak yüzlü ela gözlü gelin senin gider ise

Benim de içinde nişanlım var

Bırakmam yok kırk namerde

Altın başlı otağlar senin gider ise

Benim de içinde odam var

Bırakmam yok kırk namerde

Ak sakallı ihtiyarlar senin gider ise

Benim de içinde bir aklı şaşmışşuuru yitmiş ihtiyar babam var

Bırakmam yok kırk namerde

dedi. Kırk yiğidine tülbent salladı, el eyledi. Kırk yiğit büyük cins atım oynattı, oğlanın etrafına toplandı. Oğlan kırk yiğidini beraberine aldı, at tepti, cenk ve savaş etti. Kiminin boynunu vurdu, kimini esir eyledi. Babasını kurtardı, çekildi geri döndü. Dirse Han burada oğlancığının sağ olduğunu bildi. Hanlar hanı Bayındır oğlana beylik verdi, taht verdi, dedem Korkut destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuznameyi düzdü koştu, böyle dedi:

Onlar da bu dünyaya geldi geçti

Kervan gibi kondu göçtü

Onları da ecel aldı yer gizledi

Fani dünya yine kaldı

Gelimli gidimli dünya

Son ucu ölümlü dünya

Kara ölüm geldiğinde geçit versin. Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın. O övdüğüm yüce Tanrı dost olarak medet eriştirsin.

Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesin Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kanatlanın uçları kırılmasın. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağın utanmasın. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Hakkın yandırdığı çırağın yana dursun. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç eylemesin hanım hey!…

Not: Eski yaşam tarzları, dönüp duran mekanizmaları görebilmek açısındaan harika bir kaynak. Zamanla buu öyküyü de açmak istiyorum 🙂

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu-1

Düş kişiselleştirilmiş mittir, mit kişisellikten çıkarılmış düştür; hem düş hem de mit ruhun dinamiğinin genel işleyişi içinde simgeseldir. Fakat düşte biçimler düş görenin kendine özgü sorunlarıyla tuhaflaşmıştır, mitte ise belirtilen sorunlar ve çözümler bütün insanlık için dolaysızca geçerlidir.

Öyleyse kahraman, yerel ve kişisel tarihsel sınırlamalarla çatışarak onları aşmış ve genel geçerliliği olan, olağan insani biçimlere ulaşmış bir kadın ya da erkektir.

Batının Daidalos’u (ve bizim Dedem Korkut) yüzyıllarca, sanatçı-bilim adamı (alp-eren) tipini temsil etti; Şaşırtıcı biçimde kaygısız, sosyal yargının olağan sınırlarının ötesinde duran, çağının değil sanatının ahlakına bağlı olan, neredeyse şeytani bir insan tipini. İnanmış, cesur ve doğruyu bulmasıyla bizi özgür kılacak kahramandır o. (Bilge kişi ölümcül labirentten-hayat- sağ salim çıkabilmek için çok basit bir yol önerir;   içeri giren kahramanın girişe bağlayabileceği ve labirentte onu çöze çöze ilerledikçe açabileceği basit bir iplik yumağı verir.)

Ve biz de şimdi ona yönelebiliriz. İpliğinin yününü insan imgeleminin tarlalarından derlemiştir. Yüzyıllarca çiftçilik, göçebelik, onlarca yıllık ağır hasat, sayısız yürek ve elin çabası bu sıkıca sarılmış iplik düzleşmesine, ayrlmasına ve sarılmasına gitmiştir.

Dahası macerayı tek başına göze almamız bile gerekmez.; çünkü her çağdan kahramanlar bizden önce gitmiştir; labirent iyice bilinmektedir; bize kalan yalnızca kahramanın yolunun ipliğini izlemektir.

Ve nerede bir nefret bulacağımızı düşünürsek orada bir tanrı bulacağız; nerede bir başkasını öldürmeyi düşünsek orada kendimizi öldüreceğiz; nerede dışa doğru yol almayı umsak orada kendi varlığımızın merkezine geleceğiz; nerede yalnız olduğumuzu sansak orada bütün dünyayla birlikte olacağız.

Devamı için: Bakınız

Basat’ın zaferi-5

Meselin önceki bölümleri için; bakınız

Görüldüğü üzere Basat, Tepegöz’e karsı, öncelikle bilinen ve daha önce toplumunun denemis
olduğu yöntemleri kullanır. Fakat bunların olumsuz etkilerini görünce, toplumun diğer üyeleri gibi
sorundan kaçmak ya da yenilgiyi kabullenmek yerine, “evrenin bilinci insan”ın “düsünme” ve “bilgisini
kullanma” niteliklerini ortaya çıkartan “bilgece” bir eylemlilik içine girerek, yeni yeni çözümler üretir ve
bunları dener.
Basat’ı bilgelik ve gücün birlesimi bu eylemliliğe sürükleyen unsur, yine, ona söylenen
“sen insansın!” bilgisinde yatmaktadır. Bir baska deyisle, Basat’ı bu eylemliliğe sürükleyen unsur
“farkındalığının farkına varması”dır.
Anlatının bundan sonraki kısmı, zaman ve mekânlar üstü bir baska durumun yasanmasıyla sürer.
Tarihin her döneminde, zulmedenler, yenilgiye uğradıklarını anladıklarında, yozlasmanın ve kendi varlık
alanının değerlerine yabancılasmanın kalıtsal etkileriyle bir çesit kurtulus saydıkları bir eylemliliğe
girerler. Onlar, böylesi durumlarda yasamlarının dısındaki bütün varlıklarını, değerlerini, karsısındakine
teklif ederek
ve acze düsmüs insan edasıyla yalvarıp yakararak, yasamlarını kurtarmaya çalısırlar. Ne ki,
buradaki samimiyetleri gücü tekrar ellerine geçirecekleri zamana kadardır.
Anlatmanın son olay dizisi de bu sekilde baslamaktadır. Aslında elindeki bir kozu daha oynamak
isterken, yasamını sona erdirecek bilgiyi (kınsız kılıç) de Basat’a vermis olan Tepegöz, artık, tümüyle
kaybettiğini anlayınca benzer bir eylemliliğin içine girer ve kendisini affetmesi için Basat’a yalvarmaya
baslar. Basat’ın Aruz Koca’nın oğlu olduğunu öğrenince de, yine, zaman ve mekan üstü zalim ard
niyetinin bir “son çare”si olan;
“İmdi kardasuz kıyma mana”
“geçersizliğine” sığınır. Ancak, Basat önüne diz çöktürdüğü Tepegöz’ün boynunu kendi kılıcıyla “urıp”
kafasını ‘insan bedeninden’ ayırdıktan sonra büyü bozulur ve yozlasmanın, kendine yabancılasmanın ve
doğaya karsı girisilen ‘kirletme’ eylemlerinin ürünü bu varlık tabakasını, ait olduğu, varlık kazandığı ve
kisilik özelliklerini aldığı “kozmik anne karnına” s i m d i l i k geri gönderir.

Anlatma, mustuyu alan Oğuz toplumunun bunu kutlaması ve Dedem Korkut’un Basat’a alkıs
vermesi ile son bulur.
Sonuç olarak, iki farklı ve zıt kimliğin, insan ve insansı kimliklerinin, bir baska deyisle, hem
anlatıcının hem de okuyucunun taraf oldukları “evrensel insan tipi” ile “toplumsal çürümüslük ve bireysel
yozlasmanın genetik tasıyıcısı, insansı tipi”nin çatısması sağlanarak, gönderme yapılan “insan olma” ve
onun olmazsa olmazlarını olusturan “asalet, güç ve bilgelik bütünselliği” ana teması, anlatmanın yapısal
kurgusu içinde böyle islenmistir.
Tepegöz, kirletilmis çevrenin ve ihlal edilmis doğal’ın; Basat ise “insan”ın dünyaya dönük
yüzüdürler.
Bu yüzler, belirli bir tarihsel dönemin simgeleri olmaktan çok, zaman ve mekân üstü
gerçeklikleri simgeler. “Simdilik” deyisimiz bundan dolayıdır.
Bu ve benzeri, çesitli kurgusal olay ve hareket dizgeleri ile bunların içine yerlestirilen simgesel
tiplemelerle insana dair eylemlilikleri, bireysel ve toplumsal değerleri, bilgi ve yaklasımları tema edinen
Dede Korkut anlatmaları sadece Oğuz toplumuna değil, genel olarak ve zamanlar üstü özellikleriyle,
insan ve insan gerçeğine tutulan birer aynadır.

-son-

http://tdid.ege.edu.tr/files/tamaysedat-9-1.pdf

Not: Dedem Korkut’un verdiği Basat isminin anlamını bi kez daha hatırlayalım:  «Türkmence *“Beset” olarak bilinen ve “insanlığı cehaletten, vahsetten kurtarmak” anlamına gelmektedir.