Kohlberg’in ahlaki gelişim aşamaları

Lawrence Kohlberg çocuklara ikilemler sunarak ahlaki gelişimlerini incelemiştir. Bu ikilemler özellikle iki ya da daha fazla ahlaki ilke arasındaki çatışmayı içermektedir. Çocukların verdikleri yanıtların ardındaki mantığı değerlendirerek katılımcıları ahlaki gelişim seviyelerine göre sınıflandırmıştır (Jarette,2013). Kişinin normatif yükümlülükleri bir bilinçle yerine getirmesi, kendi normlarına sahip olması, sosyal sistemdeki ödül, ceza ve adalet bilincinin olması, toplum çıkarları karşısında kendi çıkarlarından feragat edebilmesi, birine yardım ettiğinde manevi tatmin elde edebilmesi olgun ahlakın ölçütlerindendir. Kohlberg’e göre, ahlak bilişsel bir yapı ve yetenektir. Bireyin kendisinin belirlediği ve aynı zamanda evrensel ilkelerle örtüşebilen ilkelere göre yargıda bulunma, kararlar alma ve bu doğrultuda davranma yeteneğidir. Ahlaki gelişim kişilik gelişiminin en önemli ögelerinden biridir (Şengün,2007).

Gerçi ben bu konularda özellikle çocuk ve gençlerin eğitiminde ders niteliği taşıyan psikolojik, felsefi önermelerdense masal, mesel, fıkra, şiir, atasözleri ve oyunlardan yanayım, en azından bunlara yer verilsin isterim. Örneğin Nasreddin Hoca, Ezop masalları, Dede Korkut hikayeleri gibi.

Ekşi sözlük yazarından: şöyle örnek vereyim bir adamın karısı çok hasta ve bir ilaç sayesinde ancak hayati tehlikeyi atlatabilir. adam eczaneye gidiyor eczacı adama ilacın 5000 lira olduğunu söylesin adamın cebinde 1000 lira var kimseden borç alma veya para bulma gibi bir imkanı olmasın. yani ya alacak karısı kurtulacak yada almayacak ve karısı ölecek. şimdi bunu ahlak kuramının 6 evresindeki düşünce yapısıyla örneklendirelim.
1.evre: ceza itaat-günah çalmam.
2.evre: menfaat-karım zaten hayatımı mahvediyorsa çalmam ölsün.
3.evre: onay evresi- o benim karım onsuz yapamam çalarım (iyi koca)
4.evre: sosyal düzen. adam parayı çalsın sonra cezasını çeksin. toplumun huzuru çok önemlidir.
5.evre: sosyal anlaşma evresi. yasalarla değil sosyal anlaşmayla durumu çözmeye çalışırız.
6.evre: çalarım “insan hayatı herşeyden önemlidir”. söz konusu insan hayatıysa yapılan herşey mubahtir. bu evrede yasa duzen vs degil temel etken insan hakları adalet özgürlük vs.

Şimdi en iyi psikologlar bile cogu zaman 4 en fazla 5 cogu zamanda 2. evrede dolaştığını söylemektedir. mesela 2. evrede pazaryeri anlayışı vardır pazara gidersin bak 2 kilo alayim sen şunu bana 3 lira yap dersin. yeri gelir söz konusu sevdiğin olunca 3. evreye dönersin.

 

Basat’ın zaferi-5

Meselin önceki bölümleri için; bakınız

Görüldüğü üzere Basat, Tepegöz’e karsı, öncelikle bilinen ve daha önce toplumunun denemis
olduğu yöntemleri kullanır. Fakat bunların olumsuz etkilerini görünce, toplumun diğer üyeleri gibi
sorundan kaçmak ya da yenilgiyi kabullenmek yerine, “evrenin bilinci insan”ın “düsünme” ve “bilgisini
kullanma” niteliklerini ortaya çıkartan “bilgece” bir eylemlilik içine girerek, yeni yeni çözümler üretir ve
bunları dener.
Basat’ı bilgelik ve gücün birlesimi bu eylemliliğe sürükleyen unsur, yine, ona söylenen
“sen insansın!” bilgisinde yatmaktadır. Bir baska deyisle, Basat’ı bu eylemliliğe sürükleyen unsur
“farkındalığının farkına varması”dır.
Anlatının bundan sonraki kısmı, zaman ve mekânlar üstü bir baska durumun yasanmasıyla sürer.
Tarihin her döneminde, zulmedenler, yenilgiye uğradıklarını anladıklarında, yozlasmanın ve kendi varlık
alanının değerlerine yabancılasmanın kalıtsal etkileriyle bir çesit kurtulus saydıkları bir eylemliliğe
girerler. Onlar, böylesi durumlarda yasamlarının dısındaki bütün varlıklarını, değerlerini, karsısındakine
teklif ederek
ve acze düsmüs insan edasıyla yalvarıp yakararak, yasamlarını kurtarmaya çalısırlar. Ne ki,
buradaki samimiyetleri gücü tekrar ellerine geçirecekleri zamana kadardır.
Anlatmanın son olay dizisi de bu sekilde baslamaktadır. Aslında elindeki bir kozu daha oynamak
isterken, yasamını sona erdirecek bilgiyi (kınsız kılıç) de Basat’a vermis olan Tepegöz, artık, tümüyle
kaybettiğini anlayınca benzer bir eylemliliğin içine girer ve kendisini affetmesi için Basat’a yalvarmaya
baslar. Basat’ın Aruz Koca’nın oğlu olduğunu öğrenince de, yine, zaman ve mekan üstü zalim ard
niyetinin bir “son çare”si olan;
“İmdi kardasuz kıyma mana”
“geçersizliğine” sığınır. Ancak, Basat önüne diz çöktürdüğü Tepegöz’ün boynunu kendi kılıcıyla “urıp”
kafasını ‘insan bedeninden’ ayırdıktan sonra büyü bozulur ve yozlasmanın, kendine yabancılasmanın ve
doğaya karsı girisilen ‘kirletme’ eylemlerinin ürünü bu varlık tabakasını, ait olduğu, varlık kazandığı ve
kisilik özelliklerini aldığı “kozmik anne karnına” s i m d i l i k geri gönderir.

Anlatma, mustuyu alan Oğuz toplumunun bunu kutlaması ve Dedem Korkut’un Basat’a alkıs
vermesi ile son bulur.
Sonuç olarak, iki farklı ve zıt kimliğin, insan ve insansı kimliklerinin, bir baska deyisle, hem
anlatıcının hem de okuyucunun taraf oldukları “evrensel insan tipi” ile “toplumsal çürümüslük ve bireysel
yozlasmanın genetik tasıyıcısı, insansı tipi”nin çatısması sağlanarak, gönderme yapılan “insan olma” ve
onun olmazsa olmazlarını olusturan “asalet, güç ve bilgelik bütünselliği” ana teması, anlatmanın yapısal
kurgusu içinde böyle islenmistir.
Tepegöz, kirletilmis çevrenin ve ihlal edilmis doğal’ın; Basat ise “insan”ın dünyaya dönük
yüzüdürler.
Bu yüzler, belirli bir tarihsel dönemin simgeleri olmaktan çok, zaman ve mekân üstü
gerçeklikleri simgeler. “Simdilik” deyisimiz bundan dolayıdır.
Bu ve benzeri, çesitli kurgusal olay ve hareket dizgeleri ile bunların içine yerlestirilen simgesel
tiplemelerle insana dair eylemlilikleri, bireysel ve toplumsal değerleri, bilgi ve yaklasımları tema edinen
Dede Korkut anlatmaları sadece Oğuz toplumuna değil, genel olarak ve zamanlar üstü özellikleriyle,
insan ve insan gerçeğine tutulan birer aynadır.

-son-

http://tdid.ege.edu.tr/files/tamaysedat-9-1.pdf

Not: Dedem Korkut’un verdiği Basat isminin anlamını bi kez daha hatırlayalım:  «Türkmence *“Beset” olarak bilinen ve “insanlığı cehaletten, vahsetten kurtarmak” anlamına gelmektedir.

Tepegöz ve Basat-2-isim verme

Konu başı: Bakınız

Bu nedenle olusturulan kurmaca düzlemde Oğuz kavminin hanı Aruz Koca’nın henüz bebek olan küçük oğlu göç sırasında düsürülmekte ve bir arslan tarafından götürülerek beslendiği söylenmektedir.

Bunun birbiriyle sıkı sıkıya ilintili iki nedeninin olduğu düsünülebilir.
İlk olarak, yukarıda sözü edilen siyasal ortamda topluluğun ihtiyaç duyduğu güçlü, kuvvetli, çelik iradeli ve disiplinli, kısaca “alp tipi” insan yetistirilmesinin mümkün olmadığı bir toplum resmi çizilerek bir yandan
ihtiyacın önemine öte yandan böylesi bir toplumun fertlerinin bu tür özellikleri artık tasımadığı fikrini olusturarak toplumsal yapının bu yönüyle çürümeye basladığına vurgu yapılmakta;

ikinci olarak ise, ki bizce daha önemli olanı, böylesi bir insanın, insandan olma-doğma özelliğinin yanında, ancak doğal bir mekanda, yani, tabiatın içinde, ve o doğal bütünlüğün özelliklerini yitirmemis parçaları olan insanlar –burada arslan- tarafından yetistirilebileceği fikridir.
Anlatmanın bir sonraki asamasında, doğal bir mekânda yetistirilen ve arslanın özellikleriyle de bütünlesmis bu “yarı insan” ile Oğuz kavminin bulusması sağlanmaktadır.
“…Oğuz yine eyyam ile gelüp yurdına kondı. Oguz Hanun ılkçısı gelüp haber getürdi, aydur:
Hanum sazdan bir arslan çıkar, at urur, apul apul yorıyısı adam kibi, at basuban kan sömürür. Aruz aydur: Hanum ürkdügümüz vaktın düsen menüm oğlançuğumdur belki didi. Bigler bindiler, aslan yatağı üzerine geldiler. Aslanı kaldurup oğlanı tutdılar. Aruz oğlanı alup ivine getürdi. Sadılık ittiler, yime içme oldı…”

Bununla beraber, bu “yarı insan” varlık ile toplum yasamı arasında olabilecek çeliskilerin anlatıldığı olay kurgusu ile yine kurmaca bir düzlemde, bu “yarı insan” olan varlığın bu “yarım”, “tamamlanmamıs insan” kimliği sorgulamaya açılmakta ve sorun-çözüm tekniği kullanılarak, okuyucu,sorunun akılcı çözümüne doğru yönlendirilmektedir.
“…Amma, oğlanı ne kadar getürdiler ise turmadı, girü aslan yatağına vardı…” (Ergin, 1997: 207)
Ne kadar geri getirseniz de yine aslan yatağına kaçan bu “yarı insan” varlığın “İnsan”olabilmesinin bir kosulu da, kendisinin “evrenin bilinci insan olduğu” bilgisinin ona verilmesi; bir baska deyisle, “farkındalığının farkına varması”nı sağlamaktır. (Zaman zaman söz ettiğimiz durum burada aynen görülüyor: insanın, toplumun bir ferdi yapılması-buna standart dünya üyeliği de diyebiliriz- 0-6 yaş arasında çocuğa bakan kişi tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu öyküde aslanın dünyasının üyesi olmuş çocuğun, ordan kurtulsa bile topluma uydurulamadığı, yani bilinen-alışık oldukları insan yapılamadığı açıkça belli edilmiştir.)

Bunun için, vakit kaybedilmez ve Dedem Korkut çağrılır.
“Geri tutup getürdiler, Dedem Korkut geldi aydur: Oğlanum sen insansın, hayvan-ile musahib olmagıl, gel yahsı at bin, yahsı yiğitler-ile es yort didi.” (Ergin, 1997: 207)
Türk kültür tarihinde “Pirlerin Piri” olarak da ifade edilen Dedem Korkut, mitin mekânı Oğuz dünyasında “ulu kisi” kültünün temsilcisidir. Dedem Korkut, Oğuz’un koruyucusu, ozanı, “bilge kisi”si, yani, şamanı olarak, her sorunu çözebilme gücüne sahip, maddi gücün manevi güçle bütünlestiği, bir “ulu insan”dır.

Korkut Ata’ya danısmadan bir is yapamayan Oğuz kavminin, burada da Dedem Korkut’a basvurmalarının nedeni, hem yukarıda sözü edilen, sorun çözebilme yetisine sahip bir bilge kisi olmasından hem de diğer anlatmalarda da sözü geçen ve gelenekte varolan “ad koyma” törenlerinde bir
ulu kisinin bir çesit kutsaması da denilebilecek olgu, ama bizce “bilgisinin aktarılması” olgusudur.
Böylelikle Dedem Korkut’un;
“…adun Basat olsun, adunı men virdüm yasunı Allah virsün..” (Ergin, 1997: 207)
diyerek ad verdiği insan, varlık tabakalarının üstünde bir kisiliğe, burada, bizce, “alp tipi” insanla “bilge tipi” insan karısımı bir insan olmaya, aday bir kimlikle bize sunulmaktadır.
Anlatıcı, Oğuz illerinin “ulu kisi”si olan Dedem Korkut’un, «Türkmence “Beset” olarak bilinen ve “insanlığı cehaletten, vahsetten kurtarmak” anlamında olan» (Sarıyev, 2000: 318) “Basat” adını verdiği “aday insan” olgusuyla birlikte bizleri zamanlar üstü bir olasılığa; “insanlığı cehaletten, vahsetten kurtarma”nın gerekliliğinin ortaya çıkabileceği bir olay örgüsüne doğru yönlendirir. (İsim verme, öylesine bilinçsizce yapa geldiğimiz bi iş değildir, İsim, bilinen gerçekliğe bağlanmayı, CC öğretisindeki deyimiyle TONAL’in oluşturulabilmesinin birinci ve olmazsa olmaz şartıdır. Eski uygarlıkların bu konunun önemine dair farkındalığı olduğunu sanıyorum.)

İste, “asil aday”önüne getirilecek olan bu “sorun çözme” pratiğinden “alplik ve bilgelik” bütünselliğiyle basarılı olarak çıktıktan sonra “insan” kimliğine kavusacaktır. Bize göre, anlatmada gönderme yapılan ve yukarıda kısaca değindiğimiz “asil aday”lık olgusu ise, Basat’ın genetik yapısıyla ilgilidir. Böylesi bir pratik için, “alp” ve “bilge” kisiliğin yanında gerekli
bir diğer unsur da, “insan babadan olmak ve insan anadan doğmak” tır.
-“Asıl (=soy, öz, kök) azmaz, süt kokmaz; kokarsa kaymak kokar, aslında ayran var.”(Aksoy,
1988: 155)
-“Asil ile tas tası; bedasıl(=soysuz) ile yeme ası.” (Aksoy, 1988: 155)

Atasözleriyle de ifade edilebilecek bu “asalet” olgusunun, anlatmanın kurgusu içindeki önemi, ilerleyen kısımlar da giderek netlesecektir.
Anlatmanın ilerleyen kısmında sözünü ettiğimiz bu “sorun çözme pratiği”ne uygun ve Oğuz kavminin geleceğini tehdit eder nitelikte problemin yaratılması için gerekli hareket ve olay kurgusu planlanmaktadır.
Bunun için, birey olarak, “yozlasan”, “kendisine ve toplumsal değerlere yabancılasan insan” ve mekân olarak da, Türk kültür hayatının ve değerlerinin simgesel bir mekânı olarak “Uzun Pınar” adı verilen kutsal bir yer seçilmistir.

devam edecek-bakınız

Sedat Tamay-çalışmanın tümü‘dan alıntılanmakta

Basat ve Tepegöz-1

Tarih tekerrürden ibaret, eğer bunu kendi kişisel tarihimizde, toplum, dünya ve bilebildiğimiz kozmos tarihinde bulup çıkaramazsak bizim için bu hapisaneden (kulluk) çıkış mümkün olmaz.

Aslında buralarda olup biten; dönüp duran mekanizmalar, aynı duyguları uyandıracak mı bakalım diye, periyodik olarak üzerimize gelen ajitasyon enerjisi, dönüp duran çark…

Biliyorsunuz Deli Dumrul’u bu sayfalarda sık sık ele alırım -takip edenler bilir- bu kez Dede Korkut’un bir diğer hikayesini; Tepegöz ve Basat’ı akademik bir ciddiyetle çözümleyen bir çalışmayı peyderpey (ve belki aralarda kendi mütevazı eklentilerimle) sunacağım. Gazamız mübarek olsun 🙂

**

Bireysel ve evrensel göndermelerle yüklü bu anlatmada bizim üzerinde duracağımız ve ana temanın baslığı altında tartısacağımız konular;

giderek kendine yabancılasan ve dolayısıyla yozlasan insanın, zaaflarıyla dünyayı nasıl tehlikeli ve yasanamaz hale getirdiği;

Doğa ile bir bütünlük arz eden insana ait evrensel değerlere ve onun doğasına karsı yapılan ihlal ve iğfal eylemlerine doğa’nın verdiği karsı konulamaz tepkilerin özelliklerinin tahlili;

Saf, arı ve bilge insan ile dokunulmazlık büyüsüyle donatılmıs olsalar da “hilkat garibesi”, “ne idüğü belirsiz”, “arasat ta kalmıs” (insandan olma) insansıların arasında yasanabilecek bir çatısmada -“tohum” ve “döl”, yani, asalet;

tohumun yatağı, yani, toprak ve yetisme tarzı anlamında eğitimle kazanılan güç; ve “bilgi”, yani, öğretim ve öğretmen ile kazanılan “bilgelik” unsurlarının belirleyiciliğiyle- zaferin, her zaman, evrenin bilinci, “asil, güçlü ve bilge insan”ın olacağı fikri üzerinde yoğunlasacaktır. Buradan hareketle anlatmayı yukarıda tasnif ettiğimiz seriler üzerinden asama asama yorumlamaya baslayalım.

Anlatma Oğuz kavminin bir göçü ile baslamaktadır. Bununla, Oğuz toplumunun konar-göçer karakterli hayat tarzı vurgulanmakla beraber, göçün siyasi nedenleri ve bunun altındaki güçler arası esitsizliklerin toplumlar arası iliskilere nasıl yansıdığına dikkat çekilmektedir. Bir baska deyisle, bir yandan anlatının geçtiği zaman ve mekânda anlatının toplumsal tabakası Oğuz kavminin içinde
bulunduğu çaresizliğe dikkat çekilmekte; öte yandan, o toplumsal yapının ihtiyaçlarının en temel unsuru olan ve “alp tipi” olarak adlandırılan insan tip/ler/i ve on/lar/a duyulan ihtiyaç fikrine doğru okuyucu
1.Evrenin Bilinci Đnsan kahramanın yetismesi
2.Bilginin Aktarılması ve Kahramanın Ad Alması
3.Doğal’ın ihlali ve Evrensel Suç’un islenmesi; Yozlasma Sürecine giris
4.Yozlasma Sürecinin Ürünü Yaratığın Ortaya Çıkısı
5.Yaratığa Toplumun Sahip Çıkarak Yetistirmesi ve Dıslanması süreci
6.Yaratığın Dokunulmazlık Büyüsünü Alması ve İçinde Yer Alamadığı Toplumdan Öc Alması Süreci
7a. Varlık Tabakaları Arasındaki Çatısmanın Kahramana Anlatılması
7b. Kahramanın Çatısmaya Karar Verme Süreci; Toplumsal Onay Alma.
7c. Evrenin Bilinci insan ile Yozlasmanın Ürünü Yaratık Arasındaki Çatısma
ve Yaratığın Öldürülmesi

hazırlanmaktadır.

devam edecek-Tıklayınız

Sedat Tamay-çalışmanın tümü