Masallar, mitler aynen rüyalar

Masallar, mitler aynen rüyalar gibi çok ihmal edildi. Batının 300 yıllık mantık ve analitik rüzgarı bizlere de sert bi rüzgar gibi çarptı. Para kazanmadığın bi faaliyet faydasız bulunuyordu yıllardır. Bundan sonra ne olur bilmem.

Turan Erdal Maslowun ihtiyaclar pramidine gore karın doyurmak ilk basamaklardan biri. Karın doyurma korkusu olmayanlar “felsefe” yapabilirler.

Sibel Atasoy Masallar mitler ve rüyaların (MMR) felsefe yapmak denilebilecek özelliği onların yarar sıralamasında çok arkalarda gelir. MMR’nin ilksel faydası; mümkün olduğunca acısız karın doyurmak ve yaşamayı öğretmektir zaten.

Turan Erdal Hani bazıları derler ya, insanoglu aya gitmeyi becerdi ama birbirleri ile gecinmeyi beceremedi. Keşke birbirimizle gecinmenin bir yolu olsaydı…
Sibel Atasoy Var. bu soruyu yalnızken ve tercihen gece kendine yüksek sesle sor lütfen. Cevabı kafanın içinde gayet net bir sesle duyacaksın. Benim merak ettiğim, bakalım o yolu tercih edebilecek misin?
  • Turan Erdal Ben henuz ogreniyorum Sibel. O yol galiba cok tehlikeli bir yol…

    Sibel Atasoy Kim diyor?

    Turan Erdal Tercih edebileceğini sormussun da ondan öyle dedim. İyi bir yol neden tercih edilmesin ki?

    Hanife Altuntas az önce sabah şekerlemesinden kalktım..rüyada uyanmak, sonra uçmayı isteyip yükselmek, o uçuşu ve rüyayı yönlendirmek olağanüstü bişi..:)

    Sibel Atasoy Turan, sen daha baştan ona tehlikeli deyip yolunu kestin bile. Söylediğim uygulamayı denemeye bile kalkmayacaksın sanırım :
“Öykü anlatmak, yalnızca algı sınırlarını genişletmek için öncü koşucu göndermek değil aynı zamanda, kusursuzluğa, erke ve tine bir geçit, bir kapı açmak demektir. Calixto Muni’ninki gibi bir öyküyü alıp sonunu değiştiren bir büyücü bunu tinin doğrultusunda ve onun desteği altında yapar. Çünkü o, niyet ile olan eşsiz bağını kullanarak gerçekten bir şeyleri değiştirebilir. Öykü anlatıcı büyücü şapkasını çıkarıp yere koyar ve onu saat yönünün tersi doğrultusunda üç yüz altmış derece döndürerek buna niyet ettiğini ima eder. Tinin desteği altında, bu basit eylem onu tinin kendisine daldırır. Böylelikle düşüncesinin kavranamaza doğru bir perende atmasına izin vermiş olur. Öyküyü anlatan büyücü içinde kuşkunun zerresi olmadan bilir ki, orada sonsuzlukta, tam şu anda, tin inmektedir.” (Sessizliğin Erki)

Aranızda öykü severler vardır hatta anlatmış olanlar da vardır, siz hiç burada söylenildiği gibi bi öykünün yönünü değiştirdiniz mi?

  • Turan Erdal Oykunun yonunu degistırmekle ne elde ediyoruz?

    Sibel Atasoy unusözcüklere dökünce sihrinden kaybedeceğini düşünüyorum. Eminim senin içine bişeyler doğmuştur ve o şimdilik sana ulaşabilendir muhtemelen.

    Turan Erdal Soylediklerinden anladogım kadarıylan oyluler hem anlatanı kendi sihri icine buruyor hem de dinleyeni…

    Sibel Atasoy ve üçüncüsü dünyayı bile eğip büküyor!

    Turan Erdal Anlatmanın dunyayı nasıl degistirdigini anlatırmısın?

    Sibel Atasoy Bu soruyu sormanın sebebi muhtemelen bir tane dünya, 7 milyar da insan var kabulünden kaynaklanıyor 🙂

    Turan Erdal Bence iki turlu dunya var. Birincisi fiziksel, digeri ise psikolojik.

    Hanife Altuntas ‎”öykü anastmak yalnızca algı sınırlarını genişletmek için öncü koşucu göndermek değil aynı zamanda kusursuzluğa, erke ve tine bir geçit, bir kapı açmak demekmiş.”

    Hanife Altuntas süper.. ben kişisel öykülerimizin yönünü de böyle değiştirebildiğimize inanıyorum.

    Sibel Atasoy İşte iki dünya 7 milyar insan kabulüyle yola çıkılırsa, üçüncü etkiyi yani öykü anlatıcının dünyayı değiştireceğini anlamakta güçlük çekersin.

    Hürriyet Kalalı Muhteşem…
  • Turan Erdal İstedigimizi olma luksune sahip miyiz?
  • Sibel Atasoy onu lüks diye tanımladığımız sürece cevabım hayır 🙂
  • Turan Erdal Ya digerlerinin bizi yargılamalarını ne yapacagız?
  • Sibel Atasoy o yargılar büyük ölçüde, diğerleri üzerinden kendine yolladığın öz be öz kendi yargılarındır 🙂
  • A.O. :
    Alien serisinin en değerlisi ve onu kültleştiren Alien 1′ i çeken Ridley Scott Alien öyküsünü başlangıcını çekiyor. 30 küsür yıl sonra film “Prometeus” ismiyle 1 haziranda sinemalarda gösterime girecek. Serinin çok fena bir hayranı olarak, Senaristin Bu güçlü simgeyle alien’ı nasıl harmanladığını delicesine merak ediyorum. Lafı şuraya getireceğim, bazende öyküler sondan başlıyor…Murathan Mungan’ın cenk hikayeleri elimde bu ara, Şahmeran öyküsünü cemşap’ın büyüyüş hikayesi üzerinden okadar güzel ele almış ki çok sevdim. Öykünün sonunda bir değişiklik yok…Birde meddahlar geliyor aklıma, onların da sihri şu, bir hikayeyi onbin farklı durum için uyarlıyarlıyabiliyorlar söz ettiğin büyücüler gibi…Benim bazen kendimi iyi, zihnimi duru hissettiğimde, meddahlık damarım tutar. kendi minik hayatımdaki minik öykülerin manasını, temasını, zedelemeden, ki kendiliğinden uyumlanır meseleye ben bile şaşarım buna çoğu zaman…Bazen başı değişir bazen sonu..
  • Sibel Atasoy Yapabildiğine hiç şaşmadım, sen de bi öykü anlatıcısısın

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu-1

Düş kişiselleştirilmiş mittir, mit kişisellikten çıkarılmış düştür; hem düş hem de mit ruhun dinamiğinin genel işleyişi içinde simgeseldir. Fakat düşte biçimler düş görenin kendine özgü sorunlarıyla tuhaflaşmıştır, mitte ise belirtilen sorunlar ve çözümler bütün insanlık için dolaysızca geçerlidir.

Öyleyse kahraman, yerel ve kişisel tarihsel sınırlamalarla çatışarak onları aşmış ve genel geçerliliği olan, olağan insani biçimlere ulaşmış bir kadın ya da erkektir.

Batının Daidalos’u (ve bizim Dedem Korkut) yüzyıllarca, sanatçı-bilim adamı (alp-eren) tipini temsil etti; Şaşırtıcı biçimde kaygısız, sosyal yargının olağan sınırlarının ötesinde duran, çağının değil sanatının ahlakına bağlı olan, neredeyse şeytani bir insan tipini. İnanmış, cesur ve doğruyu bulmasıyla bizi özgür kılacak kahramandır o. (Bilge kişi ölümcül labirentten-hayat- sağ salim çıkabilmek için çok basit bir yol önerir;   içeri giren kahramanın girişe bağlayabileceği ve labirentte onu çöze çöze ilerledikçe açabileceği basit bir iplik yumağı verir.)

Ve biz de şimdi ona yönelebiliriz. İpliğinin yününü insan imgeleminin tarlalarından derlemiştir. Yüzyıllarca çiftçilik, göçebelik, onlarca yıllık ağır hasat, sayısız yürek ve elin çabası bu sıkıca sarılmış iplik düzleşmesine, ayrlmasına ve sarılmasına gitmiştir.

Dahası macerayı tek başına göze almamız bile gerekmez.; çünkü her çağdan kahramanlar bizden önce gitmiştir; labirent iyice bilinmektedir; bize kalan yalnızca kahramanın yolunun ipliğini izlemektir.

Ve nerede bir nefret bulacağımızı düşünürsek orada bir tanrı bulacağız; nerede bir başkasını öldürmeyi düşünsek orada kendimizi öldüreceğiz; nerede dışa doğru yol almayı umsak orada kendi varlığımızın merkezine geleceğiz; nerede yalnız olduğumuzu sansak orada bütün dünyayla birlikte olacağız.

Devamı için: Bakınız

Basat’ın zaferi-5

Meselin önceki bölümleri için; bakınız

Görüldüğü üzere Basat, Tepegöz’e karsı, öncelikle bilinen ve daha önce toplumunun denemis
olduğu yöntemleri kullanır. Fakat bunların olumsuz etkilerini görünce, toplumun diğer üyeleri gibi
sorundan kaçmak ya da yenilgiyi kabullenmek yerine, “evrenin bilinci insan”ın “düsünme” ve “bilgisini
kullanma” niteliklerini ortaya çıkartan “bilgece” bir eylemlilik içine girerek, yeni yeni çözümler üretir ve
bunları dener.
Basat’ı bilgelik ve gücün birlesimi bu eylemliliğe sürükleyen unsur, yine, ona söylenen
“sen insansın!” bilgisinde yatmaktadır. Bir baska deyisle, Basat’ı bu eylemliliğe sürükleyen unsur
“farkındalığının farkına varması”dır.
Anlatının bundan sonraki kısmı, zaman ve mekânlar üstü bir baska durumun yasanmasıyla sürer.
Tarihin her döneminde, zulmedenler, yenilgiye uğradıklarını anladıklarında, yozlasmanın ve kendi varlık
alanının değerlerine yabancılasmanın kalıtsal etkileriyle bir çesit kurtulus saydıkları bir eylemliliğe
girerler. Onlar, böylesi durumlarda yasamlarının dısındaki bütün varlıklarını, değerlerini, karsısındakine
teklif ederek
ve acze düsmüs insan edasıyla yalvarıp yakararak, yasamlarını kurtarmaya çalısırlar. Ne ki,
buradaki samimiyetleri gücü tekrar ellerine geçirecekleri zamana kadardır.
Anlatmanın son olay dizisi de bu sekilde baslamaktadır. Aslında elindeki bir kozu daha oynamak
isterken, yasamını sona erdirecek bilgiyi (kınsız kılıç) de Basat’a vermis olan Tepegöz, artık, tümüyle
kaybettiğini anlayınca benzer bir eylemliliğin içine girer ve kendisini affetmesi için Basat’a yalvarmaya
baslar. Basat’ın Aruz Koca’nın oğlu olduğunu öğrenince de, yine, zaman ve mekan üstü zalim ard
niyetinin bir “son çare”si olan;
“İmdi kardasuz kıyma mana”
“geçersizliğine” sığınır. Ancak, Basat önüne diz çöktürdüğü Tepegöz’ün boynunu kendi kılıcıyla “urıp”
kafasını ‘insan bedeninden’ ayırdıktan sonra büyü bozulur ve yozlasmanın, kendine yabancılasmanın ve
doğaya karsı girisilen ‘kirletme’ eylemlerinin ürünü bu varlık tabakasını, ait olduğu, varlık kazandığı ve
kisilik özelliklerini aldığı “kozmik anne karnına” s i m d i l i k geri gönderir.

Anlatma, mustuyu alan Oğuz toplumunun bunu kutlaması ve Dedem Korkut’un Basat’a alkıs
vermesi ile son bulur.
Sonuç olarak, iki farklı ve zıt kimliğin, insan ve insansı kimliklerinin, bir baska deyisle, hem
anlatıcının hem de okuyucunun taraf oldukları “evrensel insan tipi” ile “toplumsal çürümüslük ve bireysel
yozlasmanın genetik tasıyıcısı, insansı tipi”nin çatısması sağlanarak, gönderme yapılan “insan olma” ve
onun olmazsa olmazlarını olusturan “asalet, güç ve bilgelik bütünselliği” ana teması, anlatmanın yapısal
kurgusu içinde böyle islenmistir.
Tepegöz, kirletilmis çevrenin ve ihlal edilmis doğal’ın; Basat ise “insan”ın dünyaya dönük
yüzüdürler.
Bu yüzler, belirli bir tarihsel dönemin simgeleri olmaktan çok, zaman ve mekân üstü
gerçeklikleri simgeler. “Simdilik” deyisimiz bundan dolayıdır.
Bu ve benzeri, çesitli kurgusal olay ve hareket dizgeleri ile bunların içine yerlestirilen simgesel
tiplemelerle insana dair eylemlilikleri, bireysel ve toplumsal değerleri, bilgi ve yaklasımları tema edinen
Dede Korkut anlatmaları sadece Oğuz toplumuna değil, genel olarak ve zamanlar üstü özellikleriyle,
insan ve insan gerçeğine tutulan birer aynadır.

-son-

http://tdid.ege.edu.tr/files/tamaysedat-9-1.pdf

Not: Dedem Korkut’un verdiği Basat isminin anlamını bi kez daha hatırlayalım:  «Türkmence *“Beset” olarak bilinen ve “insanlığı cehaletten, vahsetten kurtarmak” anlamına gelmektedir.

Dünya başımıza gelen bir olgudur!

Dünya başımıza gelen bir olgudur ve biz çok büyük bir belirsizliğin kurbanları olduğumuz için acı çekeriz. Her şey kelimenin tam anlamıyla olasıdır. Gerçek ve düş, iyilik ve kötülük eşdeğerde başımıza gelebilir. Bir mit, Delfi kehaneti ya da bir düş gibi iki anlamlı olabilir. Mantığı göz ardı edemeyiz ve etmemeliyiz ama içgüdülerimizin yardımımıza koşacağı umudunu da yitirmememiz gerekiyor. Bunu yaptığımızda, Eyüb’ün uzun bir süre önce anladığı gibi, Tanrı bizi Tanrıya karşı destekler.

“Öbür iradenin” ifade edildiği her şey, bir insanın düşünmesi, sözleri, imgeleri ve yetersizliği bile, o insanın içinde oluşan şeylerdir. İnsan her şeyi üstüne alma eğilimindedir ve basmakalıp psikolojik terimlerle düşünmeye başlarsa, her şeyin kendi isteklerinden kaynaklandığı sonucuna varır. Çocukça bir saflıkla, ulaşabileceklerini ve “kendinin” ne olduğunu bildiğini sanır. Oysa bu süreçte, bilincinin zayıflığı ve onunla eş orandaki bilinçdışı korkusundan kaynaklanan ölümcül bir zayıflık içindedir.

Bu nedenle, özenle kurduğu mantıkla, ona doğru başka bir kaynaktan ansızın akanı birbirinden ayrmayı kesinlikle başaramaz. Kendisine karşı nesnel olamadığı gibi, kendisinin iyi de olsa kötü de olsa, varlığı olan bir olguyla aynı şey olduğunu göremez. Başlangıçta her şey üstüne yığılır, her şey onun başına gelir ve ancak çok büyük bir çaba harcayarakkendine görece bir özgür alan kazanmayı ve onu elinde tutmayı başarır.

Ancak bunu gerçekleştirdikten sonra, baştan beri ona verilmiş olan ve ne kadar isterse istesin yok edemediği içgüdüsel köküyle yüz yüze kaldığının bilincine varır. Başlangıçta olanlar kesinlikle geçmişte kalmaz, onun varoluşunun altyapısında sürekli onunla birlikte yaşarlar ve bilincine çevresindeki fiziksel dünya kadar onlar da biçim verirler.

Bu gerçekler bireye içten ve dıştan büyük bir güçle saldırırlar. Bu güçleri insanoğlu, Tanrı unsuru (DJ’nin deyimiyle kartalın yayılımları-sibelin notu-) diye özetlemiş, etkilerini mitlerin yardımıyla betimlemiş ve bu mitleri, “Tanrı’nın sözü”, yani “öbür taraf”taki numenin esinleri ve açıklamaları olarak yorumlamıştır.

J.G.Jung – Anılar, Düşler, Düşünceler

Kitabından özetleyen S.A. 12.03.2009

Ejderha Miti

Efsanevi bir yaratık olan ejderha (Türkçesi Evren) çoğunlukla büyüsel veya ruhani güçlere, özelliklere sahip, kuvvetli ve büyük bir yılan veya başka bir sürüngen olarak tasvir edilmiş, tanımlanmıştır. Batı tasvirleri genellikle kanatlıyken, Doğudaki tasvirlerde genellikle kanat bulunmaz. Ejderhalarınkine benzer özellikler içeren efsanevi yaratıklar neredeyse her kültürde mevcuttur. Hatta ejderha Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinin simgesidir. Ve çoğu zaman iki yüzlü düşmanları belirtmek için 2 başlı ejderha deyimi kullanılır.

Abra: Altay şamanlığında, yeraltındaki büyük denizde (Tengiz) yaşadığına inanılan, Erlik hizmetlisi, timsah biçimli efsane yaratığı. Abura diye bir söylenişi de vardır. Yeşil bir kumaştan yapılmış ve örgülerle süslenmiş Abranın tasviri, şamanın giysisine asılır. Abranın başı puhu tüyleri (ülberk) ile süslenir. Gözü, parlak bakır düğmelerden, ayakları da genellikle kırmızı kumaşlardan seçilmiş yamalardan yapılır. Bunlara, örülmüş dokuz püskül eklenir.

Yelbegen: Zaman zaman yedi başlı dev ya da bir evren (ejderha) olarak tanımlanan mitolojik canavar.
Yedi başlı Yelbegen, adlı büyük dev varmış,
Öç alır ay güneşten, onları yer yutarmış.
Büyük Tanrı Bay-Ülgen, aya bakar sararmış,
Ayı bitirip yiyen, bu deve ok atarmış.
Dev bazan yıldızları, kovalar götürürmüş,
Sonra da parçalarmış, ağzından tükürürmüş.
Yıldızlar bu azgından, kaçarmış hep göklere,
Dev onları ağzından, saçarmış hep göklere.

Altay mitolojisinde Ay-ı yiyerek onun küçülmesine (Ay tutulması) yol açan göksel canavar; Yilbüke, olarak ta tanımlayabileceğimiz Yelbegen-in neden olduğu ay tutulmasından sonra Altay Türkleri “Yine Yelbegen ayı yedi” derlermiş.

Yutba: Altay tasarımlarında, Yeraltı Denizi-nde (Tengiz) yaşadığına inanılan, çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak algılanan yılan, yeraltı canavarı. Bazı metinlere göreyse Doymadım ırmağının kıyılarında yeşil baldırlı, beyaz göğüslü, büyük kayığa benzer çeneli korkunç canavarlar vardır. Bunlara Yutpa denir. Yutpa-lar Erlik sarayının bekçileridir. Zaman zaman Abra-nın karşıtı olarak kullanılır.

Şaman giysisinde, cübbenin bir yanında yer alan, yeraltı canavarı olarak algılanan yılanı temsil edecek biçimde çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak tasarımlanan, kötü ruhlardan koruduğuna inanılan, siyah kumaştan şerit.

ALINTIDIR…