Değişmeyi istiyor muyuz?

Hala şansımız varken bu satırları yazabiliyorken (ben, okuyabiliyorken siz), ölümün yanıbaşımızda beklediğini bilirken (ben), değişim için daha neyi bekliyoruz?

Hayatın giz dolu olduğunu biliyorum. Bu muhteşem dünyanın gizlerini keşfetmek için yeterince zamanımız olmadığını da biliyorum. Hiçbirimizin yok!

Talihsizliğimiz bu ürkünç ve gizemli dünyada sürekliliğin olduğunu sanmak. Oysa süreklilik denilen şey, bizi çekingen kılıyor. O süreklilik dediğimiz bizi mutlu etmediği gibi, güçlü de kılmıyor.

Yaşamımızın sonsuza kadar sürmeyeceğini biliyorsak ne diye bekliyoruz?!
Değişmek için neden bu kadar ağır kalıyoruz?

Simpsons ve yaz

Günaydın ve iyi haftalar frekanslarrr…
Keşke bütün yazlar böyle olsa değil mi, rüzgar serin, gölgelerde ter yok, güneşe çıkınca yakıyor. Yani ikisi bi arada nestcafe gibi 🙂
Yoğun bir trafik içinde kalmışken bu duruma minnetarım doğrusu. Bir yandan Bir Kadını Öldürmek kitabının yeni basımıyla ilgili kontrol ve hazırlıkları yapıyorum, diğer yandan Rüya kitabını örüyorum (adı henüz konmadı, önerilere açığım). Gerçi Ufuk Çizgisi adlı kitabım hazırdı ama onu bir sonraya erteledik 🙂
Çok yakın bir dostum hep derdi de galiba ben o dediğine yeni yerleştim; biiş yapıyormuş gibi olma Sibel, günlük gezintilerini yap sen derdi. Ne zaman derdi; benim roman karakterleri canlanıp kaderlerine karşı çıktıklarında ve bana daral geldiğinde! :))))

**

Dün seyrettiğim bölüm de her zamanki gibi ironik ve çook komikti. Bi rahip kendine yaşlılardan bi dinleyici topluluğu kurmuş, onlara konuşuyor. İncilden her alıntının içine bi teknolojik terim sokuyor. Yaşlılardan biri “sulandırma doğru anlat” diye itiraz edince, orada yan gelip yatmış bi ergen çocuk resti basıyor: “her cümlenin içinde bi computer terimii geçmezse ben gidiyorum!”
Eh Rahibin işi zor :)))

Özgürlüğe mahkumiyet

J.P.Sartre, insanoğlundan “özgürlüğe mahkum” olarak söz etmiştir.

Bu ifadesinde özgürlük, insanın kendisinin efendisi olduktan sonra kendisini yaratmaya mahkum olduğu ölümsüz bir korkunç son gibi görünmektedir. Hatta ünlü sinekler romanında kahramanını “kendiminki dışında hiç bir yasaya mahkum değilim” diye bağırtır.

Demek ki, kendi sorumluluğunu almak kolay bi şey değildir. Yoksa insanlar dış emirlere neden boyun eğsinlerdi!

Sartre’a göre dış yasaya mahkum değilsen özgürlüğe mahkum olursun. Ve belli ki bu onu çok korkutmuştu. Dünyanın tamamına yakınını da korkutuyor zaten.

Oysa bunu sevinçli bir oyun gibi, kendini önemsemeden, çocuk masumiyeti (ve gaddarlığı) ile yapabilirsin, çok kolaydır. Sadece hedef belirlemişler için irileşir, devleşir ve korkutucu hale gelir.