Kendimi onurlandırmak

Kendimi onurlandırmayı öğreniyorum.

Minik güzel çilek,
Seni ısırdım ve aynı anda kokun tadın ve dahi bana vermek istediğin mesaj, şimşek çakması hissiyle bedenime yayıldı.

Seni onurlandırıyorum, bana katmaya layık buluyorum.Ve sen de beni her şekilde onurlandırıyorsun, bilmediğim zamandan beri, bilemeyeceğim zamanlara kadar yapıyorsun. Beni onurlandırışın ve seni onurlandırışım öpüşerek aynı noktaya sığışmaya çalışıyor.
Seni onurlandırabilecek kadar değerli olabildiğim
ve
beni onurlandırmana imkan veren alçak gönüllülüğüm için
kendimi onurlandırıyorum.

Ayrı görmek zorlaşıyor.

Gözlerimi şaşılaştırmamı mı istiyorsun?

Şaşı bak şaşır!

Ayyy şaşırabilmek için mi şaşı baktım bunca yıl?!
Ayyyy ben çok yaşayayım 🙂

Çok çok komiğim. Acaba önümüzdeki günlerde hangi komedyenin programına konuk olsammm?

Kanser

Kanser…

En kısa haliyle hücre deformasyonu olarak bilinir. Ya hücrelerin hatalı bölünmesi ya da bölünememesi olarak açıklanabilir. Tıptaki daha detaylı açıklamasını bilemiyorum… Zaten bilmek gibi bir kaygım da yok. Belki de değildir.. Yalnızca burada hiç yapmadığım bir şekilde duygularımı paylaşacağım… Bu yazıda ne yazdım diye dönüp okumaya niyetim yok. Sızlanacağım biraz da sayıklayacağım işte. Bu kadar…

Dört gün içinde…

Birisi çok yakınım.. Canım, gülüşü ve kocaman gözleriyle dünyaları aydınlatan, şen kahkahalarıyla gönlüme ışık tutan… Yüreğime alıvermeye niyetlendiğim.. Belki cumbalı bir evimiz olur da, karşılıklı birer kahve içip “Ahhh İstanbul…” diye hayıflanabilmeyi istediğim insan… Ya da Beyoğlu’nda yalpalayarak nahoş bir halde ve tabii ki ben hafif sarhoş, koluna girip “Bilir misin Fatih neden fethetmiş bu koca İstanbul’u….” diyerek belki bininci kez aynı hikayeyi anlatacağım ve yine aynı kahkahaları duyacağım işte tam da o insan… Hani her insan bir renktir ya.. İşte o, beyaz‘dır. Dupduru duygularıyla, sevgisinin pürlüğüyle, dalına karalar bulaşmamış bir renk… Beyaz. Birkaç gündür bekliyoruz. Kanser olabilirmiş… Olamaz dedim. Olmamalı da… Sonra sesim kesildi. Yutkunamadım. Ağır… Çok ağır…

İdama Giden İnsan

Hücrenizde tek başınıza oturuyorsunuz.. Saat sabaha karşı 4.00 ve 3 saat sonra idam edileceğinizi biliyorsunuz.

Hiç düşündünüz mü neler hissederdiniz?.. Haksız yere veya haklı yere o hücrede tutulmanız hissettiklerinizi etkiler miydi?.. O moda girip kendinizle empati yapabilir misiniz acaba?

Ailemi düşünürdüm, ölümden sonra hiçlik olacağı için önemsemezdim, üzülmezdim dimdik ayakta dururdum gibi yavan yorumların gelmeyeceğini umuyorum :))

Gerçeklik Duygusu

Yakında cep telefonlarına ihtiyacımız kalmazsa  şaşırmayacağım; çünkü artık gerçekten aklından kim ya da ne geçerse en geç üç dk içinde önüne geliyor insanın. Mesafeler filan tamamen ortadan kalktı, sanki farklı mekan ve zamanlardaki varlıklarla aynı yerdeymişiz gibi haberleşiyoruz!
Ayrıca eskisinden daha çok hayalet olma durumumuz da var, bazı insanlar ve olaylar için tamamen saf dışı kaldık. Bazen acaba öldüm mü diye şüphelenip mevcut andan ne kadar geriye doğru gidebildiğimi test ediyorum ve bakıyorum ki kopukluk yok, herhalde yaşadığıma hükmediyorum. Akıl sağlığım gayet yerinde, eskisine oranla daha yüksek enerjim ve çalışma kapasitem var. Hafızam bile daha iyi denilebilir. Bi doktor gibi kendimi muayene ediyorum, bi arıza bulamıyorum, bu sevindirici tabi. Buna rağmen gerçeklik duygusunu geçerli tutabilmek bazı anlar eskiye oranla oldukça güç geliyor. Bunu yazarken içimden şöyle geçti; dayanacağım!

Dönence

Evreler çok önemli, biz kendi merkezimizde dönenirken herşey de çevremizde sonsuzca döneniyor. Olaylar ve etkiler tekrar tekrar gelir  ve geçerler, belki bu sebeple “ne oldum değil ne olacağım de!” denmiştir. Onların her geçişi farklı bir derinlik algısına sebep oluyorsa insan kendi evrelerini boşa geçirmiyor demektir. sa

**

Her gün bi kere ölür, bir kere de doğarız güneşle ama yılda bir kez bütün bunların farkına varmak için özel bi gün. Doğum günleriniz… İster somut ister soyut, fark etmez.sa

**

Söylenebilecek her şey EKSİK olur (sebebi algının bir anda sadece belli açıyı görebilmesi),TAM bi şey söylenemeyeceği için her şey tam bir saçmalıktır. Tüm bilgilerin ifadesi saçmalıktır. O halde değerli olan tek şey (benim için); kendi deneyimlerini seyredebilmek ve bunu dışarı atacak çeşitli ifade yolları bulabilmekten ibarettir.