Kapitalizm ve Mülkiyetçilik

Doğada insan dahil bir çok canlı mülkiyetçidir. Mülkiyetçilik ise kaçınılmaz bir şekilde kapitalizmi doğurmaktadır. Sorunun temeline inmeyi kimse istemez. Kapitalizmi sorun olarak gören çoğu kişi kendi mülkiyetçiliğini sorun olarak görmez. Sorun olarak görmemesi bir yana, kendini bu konuda haklı bile görür.

Temelinde, doğal olan mülkiyetçilik varken kapitalizmin uzaydan veya dış dünyalardan geldiğini iddia edemeyiz. Doğanın ve insanın içinde olan bir şeye düşman olmak, kendi doğamıza düşman olmak gibidir.

Yapılması gereken; ya düşmanlığımızı bitirmek veya doğamızı köklü bir şekilde değiştirmektedir.

Laiklik

Türkiye’de gerçekten laiklik olduğuna inanıyor musunuz? Sizce devlet her dine eşit mesafede mi? Hristiyanlara karşı işlenen misyoner cinayetleri için ne diyeceksiniz? Peki ya eğitimde bazı hristiyanları (süryanileri) hedef gösterecek konuların olması?

Sayılabilecek daha çok şey var. Bütün bunların ışığında Türkiye’de gerçekten laiklik olduğuna inanıyor musunuz, yoksa devlet dini tekelinde tutmaya çalışan sadece bir dini görüşü dayatan bir kurum haline mi gelmiş durumda?

Bir Kadını Öldürmek (namı diğer BKÖ)

Sevgili Sibel Hanım, Güzel bir sabah dileği ile,

Öncelikle sizi “Bir kadını öldürmek” kitabınızı okuyunca tanıdım.. kitap beni şok etti. O dönemdeki düşüncelerimle çok çakıştı. Sonrasında  sitenize ulaştım, yazılarınızı okuyorum, karşılıklı sohbet etmek kadar olmasa da bana
çok keyif veriyor.

Kitabınızı da 2006-2007 arası bir zamanda okumuştum, tekrar elime aldım ve gözden geçirdim, çok da iyi oldu, unuttuğum bazı bölümlerin yaşamdaki karşılığı da zaten 2007-2012 arası olmuş çok iştahlı bir tekrar oldu..
Öncelikle, kurgusu çok iyi. en sonda özetini çıkardığınız felsefi
düşüncelerinizi, romanın tamamına çok güzel dağıtmışsınız. Ama en
çarpıcı olan OYUN teoriniz! ve onu yorumlama biçiminiz..Anlattıklarınızın bir kısmına okuduğum başka kitaplarda rastlamıştım  nedense şu anda aklıma “gönülsüz bir mesihin serüvenleri” geldi. O da beni çok etkilemişti. Şimdi Mesnevi yi okuyorum, oradaki
hikayelerin içindeki mesajlar da sizinkilerle çakışıyor ve müthiş.
Ben genelde sahada oynamayı, tribünde oturmaya tercih edenlerdenim. Bu
yüzden de, sık sık yara bere içinde kalırım..
OYUNA çok kapıldığımda, mesafeyi kaybediyorum, ama oyunun hakkını
vermek için de bu gerekli gibi geliyor bana.. gerçi son zamanlarda
oyunun ortasında fark ediyorum ve kaptırmamaya başlıyorum, ama bu
sefer de oyun içinde oynuyormuşum gibi bir his duyuyorum.