Yaşam Tasarımı Tanıtım semineri

Önümüzdeki hafta Cumartesi günü Yani 21 Ocak saat 19.00 da Tuva Sanat’da, danışmanlığını yapmakta olduğum Human Design sistemini sizlere tanıtmayı hedefledim, sanırım artık zamanı geldi. Üstelik de bu anlatımı-bi çoğumuzun tanıdığı ve sevdiği- Carlos Castaneda’nın Yaşam Tasarım Analizi üzerinden yapacağım.

Ücretsiz olan bu sunumda görüşmek üzere, sevgilerimi sunarım.

Sibel Atasoy

Yazar-Danışman

Human Design –bundan sonra “Yaşam Tasarımı” şeklinde kullanacağız- nasıl işler?

Sistemi ve bu öyküyü bize ulaştıran Chetan Parkyn, Ra’nın bizzat kendisinden yöntemi öğrenerek zaman içinde uygulamakta ustalaşmış. Kişisel yaşam tasarımları çıkarmakla geçen uzun seneler sonucunda, bu çalışmalarının semeresi olan deneyimlerini, gerek internet sitesi gerekse aynı isimli bir kitapla Dünya ile paylaşarak bence fevkalade bir şekilde taçlandırmış.

Yaşayan’lar

Az önce tam güneşin vurduğu yastığa kedi gibi kıvrılmış, onun ısısına kendimi bırakmıştım ki bana şöyle dedi: “Her biriniz bir “Yaşayan” siniz. Ölüleri rahat bırakın.” Ve bunu der demez bi bulutun ardına saklandı, sanırım bunu sizinle paylaşabilmem için bi fırsat verdi 🙂 Böylece artık ölülerle ilgili bişey düşünmeyip, okumayıp, burdan da paylaşmayacağımı ilan ediyorum. (Eğer unutursam-aradan kaçan bişey olursa lütfen beni ikaz edin  kardeşlerim). Tüm zamanlardaki ölülerimizi saygı selam ve en samimi minnetimle yolcu ediyor, bizlere kattıkları için şükranlarımı sunuyorum, hoşçakalın.
Böylece Yaşayan’lar, hepiniz hoşgeldiniz, artık zamanımı(kendimi) yalnızca sizlerle paylaşacağım. Sevgi ve selamlarım, en tatlı gıdıklarımı sunuyorum.

**

Çevremdeki insanlar herhalde bi kaç kez duymuştur, aynı nüfus cüzdanını kullanarak yedinci kez doğdum (sonuncusuna şahit oldunuz 20 Aralık 2011 di), belki öncekilerin bazıları için bu kadar spesifik tarih verebilemem (sanırım sonuncusu için de vermemeliydim-ilerde yaşım ortaya çıkar! hahahahahaha) ama yıllar aşağı yukarı bellidir. Çünkü öncekiyle tamamen ilgisiz bi kişilk (meslek, şehir, çevre, arkadaş,fikir,duygu vs. yani kişilik dediğimiz şeyleri oluşturan her ne varsa.) Fakat az önce salata yaparken bazı ortak yönlerimiz de olduğunu fark ettim. Örneğin ilk aklıma gelen, “Ben”dediğim bu kişilerin hepsi kendine çok güvenirdi, sonuncusu da güveniyor. Öyle ki neyine güveniyorsun diye sorduracak kadar. Ve ben’lerden birine bu soru geldiğinde, o diyordu ki “bilmiyorum. Görünürde mantıklı bi sebep yokmuş gibi, sesindeki titreşimi anlıyorum ve evet sana hak veriyorum fakat gel gör ki gerçekten kendime güveniyorum.” Gerçekten de sebepsiz bişey bu. Basitçe bildiğim bi durum.

Empati Oyunu

Bu oyuna dahil olmak isteyenler yorum olarak niklerini ekleyebilirler. Oyunun kuralları çok basit. Size kendiniz olmayan hatta kendinizin zıddı bir rol verilecek ve bu role göre yorum yapacaksınız bu başlık altında. Bu sayede karşı olduğunuz fikirlerin aslında ne demek istediğini anlayıp anlamadığınız çıkacak ortaya.

Örnek mi? Mesela xenix bir dinci veya dindar olsaydı. ebubekir kemalist olsaydı.

Neler olurdu acaba. Örnekler elbette çoğaltılabilir. Oynamak isteyen, karşı tarafın ne söylediğini anlıyorum diyen ve kendine güvenen adını yazdırsın.

(Oyun fikri için G Milat’a teşekkürler)

yeye yeee haye yeee, o yeyeye , hoo ya yeeee

Bilgiyi en hakiki elde ediş (hücresel) doğrudan deneyime d-ayanır. Fakat birinci elden deneyenleri de can kulağı ile dinlemek lazım, bu hem dinleyene hem anlatana o anda harika bi duygu yaşatıyor, üstelik bilginin ikinci en iyi ediniş yöntemi de bu. Deneyimlerimden yola çıkarak böyle düşünüyorum. Tabi bi de en süper hiperi; ani bilgilenme var, bunun nerden geldiğini bilmiyorum, fakat birden “bilirsiniz!” tam bi şüphesizlik anıdır ve üzerinde bi daha asla fikir yürütmezsiniz. Bu şahanedir (bana çok olur şükürler olsun) ama aşk gibi aramakla bulunmayan bişeydir, gelirse gelir:)

Gelin bi tekerleme yapalım bunu:

Birinci elden deneyerek X ikinci elden dinleyerek X Bilinmeyenden bilmeyerek

heyyyy… heyoooo

Ölümsüz Öyküler Kulübü

Bugün bahtıma hep eski şeyler çıkıyor-benim web site saatlerdir açılmıyor, ben de birikmiş işleri yapmaya çalışıyorum- O zamanlar basında çok yer alırdık, Gazeteler dergiler televizyonlarda, Ölümsüz Öyküler yayımevi sebebiyle. Türkiye’de böyle çılgınca girişimler pek sık olmuyo ne de olsa 🙂

2001-2004 yılları arasında binlerce ham öykü, roman denemesi okudum, hem de bilgisayardan (rakam abartılı değil),değerlendirdim, yarışmalar düzenledik, kitaplarını öykülerini bastık, fantastik ve bilimkurguyu diğer yayımevlerinin gözüne sokana kadar uğraştık. o kadar çok gençle hatta çocukla irtibat kurduk ki elimde bikaç foto kalmasa hatırlamam zor. Güzel anılar, gülümseten, iyi ki yapmışım dedirten.

Hürriyet arşivi 2003’ten bi geniş röpörtajda: