Az önce tam güneşin vurduğu yastığa kedi gibi kıvrılmış, onun ısısına kendimi bırakmıştım ki bana şöyle dedi: “Her biriniz bir “Yaşayan” siniz. Ölüleri rahat bırakın.” Ve bunu der demez bi bulutun ardına saklandı, sanırım bunu sizinle paylaşabilmem için bi fırsat verdi 🙂 Böylece artık ölülerle ilgili bişey düşünmeyip, okumayıp, burdan da paylaşmayacağımı ilan ediyorum. (Eğer unutursam-aradan kaçan bişey olursa lütfen beni ikaz edin kardeşlerim). Tüm zamanlardaki ölülerimizi saygı selam ve en samimi minnetimle yolcu ediyor, bizlere kattıkları için şükranlarımı sunuyorum, hoşçakalın.
Böylece Yaşayan’lar, hepiniz hoşgeldiniz, artık zamanımı(kendimi) yalnızca sizlerle paylaşacağım. Sevgi ve selamlarım, en tatlı gıdıklarımı sunuyorum.
**
Çevremdeki insanlar herhalde bi kaç kez duymuştur, aynı nüfus cüzdanını kullanarak yedinci kez doğdum (sonuncusuna şahit oldunuz 20 Aralık 2011 di), belki öncekilerin bazıları için bu kadar spesifik tarih verebilemem (sanırım sonuncusu için de vermemeliydim-ilerde yaşım ortaya çıkar! hahahahahaha) ama yıllar aşağı yukarı bellidir. Çünkü öncekiyle tamamen ilgisiz bi kişilk (meslek, şehir, çevre, arkadaş,fikir,duygu vs. yani kişilik dediğimiz şeyleri oluşturan her ne varsa.) Fakat az önce salata yaparken bazı ortak yönlerimiz de olduğunu fark ettim. Örneğin ilk aklıma gelen, “Ben”dediğim bu kişilerin hepsi kendine çok güvenirdi, sonuncusu da güveniyor. Öyle ki neyine güveniyorsun diye sorduracak kadar. Ve ben’lerden birine bu soru geldiğinde, o diyordu ki “bilmiyorum. Görünürde mantıklı bi sebep yokmuş gibi, sesindeki titreşimi anlıyorum ve evet sana hak veriyorum fakat gel gör ki gerçekten kendime güveniyorum.” Gerçekten de sebepsiz bişey bu. Basitçe bildiğim bi durum.