Kuran Kıssaları

Allah Odaklı Din, Ahlaklı Dindir
ihsan Eliaçık

Kur’an kıssaları: Mucize mi masal mı?

Malum, Kur’an’da geçmiş çağlardan bahseden “kıssalar” var.

Bunlar Kur’an’ın neredeyse 3/2’sini oluşturuyor. Mesela Enbiya, Kasas, Yusuf vb. sureler tümüyle, diğerleri de kısmen bunlardan oluşuyor.

Peki, bu kıssalarda ne anlatılıyor?


Şu ana kadar bu konuda iki yol izlendi.

1- Bunların her biri birer mucizedir. Bir defalığına ve o peygambere mahsus olmak üzere olmuş bitmiştir. Tabiatın işleyişine bir anlık bir ilahî müdahele ve işleyişi tersine çevirmedir.

3- Bunların her biri birer masaldır. Yani Arap halk hikayeleridir. Kur’an bunları mesaj vermek için kullanmış, gerçekte öyle olup olmadıklarıyla ilgilenmemiştir.

Kanaatimce, her iki halde de Kur’an’ın evrensel söylemi, belirli bir zamana ve mekana gömülmüş oluyor. Yani akıp geldiği tarihten, hayattan ve tabiattan koparılmış oluyor. Çünkü artık bugün öyle mucizeler olmamakta ve de başka milletler birbirine o masalları anlatmamaktadır.

Hedef Yanılgısı-16

Alt-sistemlerle üst-sistemler arasında geçekleşen hedef gösterme ve gösterilen hedefe ulaşama çabalarının nasıl olduğunu bir örnekle gösterelim.

Matadorların yaptıkları boğa güreşlerinde, matadorun elinde kırmızı renkli bir flama bulunur ve boğa bu flamaya saldıracak şekilde şartlandırılır. Bu tipik bir yanlış hedefe saplanma olayıdır. Bir boğa bir mücadeleden ölmeden kurtulursa ve yarışmalara devam ettirilirse, hedef saptırılması olayını da fark eder ve karşısındaki matadora öldürücü boynuz darbeleri vurur. Bu nedenle boğa güreşlerinde aynı boğa arenaya tekrar çıkartılmaz.

Bu eylemlerde, bir boğanın şu veya bu şekilde davranması, tamamen kendisine gösterilen hedefin yanlışlığına bağlıdır. Boğanın hücreleri, bedene gösterilen hedefe ulaşmaya çalışırlar. Hedef hatalı olduğu için boğanın tüm çabaları boşuna gitmiş olur.  Toplumlarda da insanlara gösterilen hedef aynen bu şekilde bir etki yapar. Günümüz dünyasında insanlara gösterilen hedefler arasında “daha rahat yaşam koşulları oluşturmaya yönelik toplumsal birliktelik” oluşturmak diye bir hedef yoktur. “Bir toprak parçasını (vatanı)”, bir siyasi veya dini görüşü savunmak gibi hedefler yaygındır.

Hayaller ve Gerçekleştirenler

Sn İsmet gedik’in şu yazısından sonra küçük bi sohbet:

http://blog.milliyet.com.tr/Kendi_Everest_ini_belirlemek/Blog/?BlogNo=288153

Gayet güzel toparlanmış bir yazı, Nasuh’u da tanırım benim gibi
boğadır, yaşam doludur 🙂
Burada bir eklentiye ihtiyaç duyuyorum (yazıyı okurken içimden yükselen sesti);
“Yıldızlara gitmek” gibi olamayacak hedefler koymak, hayali işlerle uğraşma sektörüne girer” diyorsunuz.
Burada hocalığın ister istemez üzerinize sinmiş kokusunu duyar gibi oldum 🙂

Belki de gayet normal gelir herkese, ancak genetik bozukluğu olan biri
olarak ben, yıldızlara gitmeyi bırakın hedeflemeyi, yıldızlara
gidebiliriz diyenlerdenim. Ve ben dedikçe gittiler yani! Sanki dünya
hayallerimi gerçekleştirmek için yarıştı
şu uzun ömrüm boyunca.
Burada tam olarak söylemek istediğimi Searlenin kitabında açıkça tez
haline getirildiiğini gördüğümde ağzım hayretten açık kalmıştı:
https://blog.sonsuz.us/?p=126
Bu kitabı muhtemelen okumuşsunuzdur ve okumayanlara da ara ara
önermeyi bir borç bilmişimdir hahahahaha (lütfen ısrarcı annelik
tavrımı bağışlayın)
Bu tezde açıkça görmekteyiz ki , arka plan yetileri, niyetli durumlar
olmadığında açığa çıkmazlar çünkü kendileri niyetli mekanizmalar
olmayıp sadece yetidirler. (Ne malum arka plan yetimizde bi yıldıza salisede gidip geri dönüverme yetisi olmadığı, bende yoksa eminim başka birinde vardır; onu niyetlendirmek için ona bi şekilde sesimi duyurmalıyım!)

Zihinden yüreğe

İster kişilikte isterse her hangi bi şeyde, “bi şeyin olması, başka bişeyin olmaması” sebebiyledir. Bu duruma zihinle onay verdikleri halde (tamam canım dualite!) yüreklerinden onay verememe durumunun sancıları var her baktığım yerde.

**

Şifa şifa şifa… Şifa çığlıkları her yerde. Mükemmel olma beklentisi, illiüzyon bile olsa “kendin”le barışamama çıkmazı! Hadi yeni bi slogan başlatalım: BARIŞ gitsin yahu 🙂

**

Hem “her saz KENDİ İÇİNDE AKORTLU” olacak; hem de “BÜTÜN SAZLAR, BİRBİRİYLE AKORTLU” olacak; aksi takdirde TOPLAMDAKİ SOUND bozuk çıkmaya mahkûm…(a.y)

Bozuk çıkana itirazımız olmadığı sürece fark etmez :)))

**

Biz kadın-lar, cümlesindeki çoğul ekinden son kerte şüphedeyim 🙂

**

Yargılanmaktan, en çok yargılayıcı kişilikler çekiniyor galiba. Bu endişe bizi çok derli toplu, dengeli görünmek için azami dikkat göstermeye zorluyor. Enerjimizin büyük bölümünü bu işlemi yaparken kaybediyor olabiliriz belki?

Tauroktoni Nedir?

“Boğa” simgesini nerede görürseniz, orada AnaTanrıça arketipi var demektir. Çünkü Boğa, binlerce yıldan bu yana üretkenliğin ve verimliliğin simgesi olarak, tanrıçanın hizmetindeki evrensel güç olarak değerlendirilir.

Romalıların ikibin yıl önce Anadolu’dan ithal ederek giderek Hristiyanlığa dönüşecek dinlerinin özünü oluşturan Tanrıça Mithra’nın Boğayı kurban etmesini gösteren ikonaya yüklenen anlamdır Tauroktoni.

Onlar bu ithal işlemini yaparken Mithra’nın eril olduğunu, yani onun bir bereket tanrısı olduğunu -muhtemelen bilinçli olarak- söyleyerek gerçeği çarpıttılar. Oysa Mithra; Kibele, Magna Meter,  Attis isimleriyle anılan Ana Tanrıçadan başkası değildi. Onlar garip biçimde Mithra’nın bir Pers tanrısı olduğunu iddia etseler de gerek İran’da gerekse Hindistanda bu isim hala “yalnızca” kızlara verilen bir isim olarak izini sürdürmektedir (Fraternis’den).