Etiket: ayma
Uyku bir vergi mi?
Farklı bi yerde geceleyene sorarız: Uykunu aldın mı? diye.
Çok önemlidir uyku, bütünsel sağlığımızı en az yiyecek içecek ve izlenimler kadar etkiler.
Acaba uykuyu alıyor muyuz yoksa veriyor muyuz? Bana sanki bu hayatı satın almak için bir bedelmiş gibi de göründü şimdi.
Bazıları uykuda geçen zammanı ziyan gibi görür, öyle ya sınırlı hayat süresinin üçte biridir ve azımsanamaz.
Dün uykusuzluğu akşam saatlerinde aynada gördüğümde nerdeyse korktum 🙂 Ve bu gece tüm açığı kapattım, gerekeni ödeyip kurtulayım neme lazım! :))))
**
Her bir rüyanız deşifre edildiğinde bir ayma yaşarsınız işte bu serap anıdır.
Mutabakat rüyasında (hayat) da seraplar olur, bunlar da simgelerin çözülme anlarıdır.
**
Siyoux kabilesine göre, onlar birer bufalo; çünkü bir bufallo avladıklarında onu bütünüyle içlerinden geçiriyorlar. Minicik bi parçası bile dışta kalmıyor. Bu sebeple bufallonun ruhu onlarda yeniden vücut buluyor.
Aynı şey Kuzey Asya insanlarında (kendi kökümüz) geyik için söz konusuydu. Bu yüzden onlara geyik insanları deniyor.
**
Kendimi kaptırıp bi şeyler söylerken (konuşma-yazı fark etmez) çok ciddiyim velakin bi an sonra kendimi hiç ciddiye alamıyorum. safi kahkaha atasım geliyo kendime.
Sanırım benim eril ve dişil yanlarım ayrı ayrı kendi havalarında gayet uyum içinde yaşayıp gidiyorlar. Bu müessesede patron yok! Buna rağmen son yıllarda hiç tartışma yaşamıyorlar bazen kahkahalarını duyuyorum fakat içeriklerini pek bilmiyorum.
**
Hani güzel bi yetenek görüldüğünde denir ya; “Tanrı vergisi” diye, doğru galiba; bunlar için bi vergi alıyor o!
Günün b-akışları
Apaçık olmayan bilgiler bize, simgeler, semboller, resimler, müzikler, rüyalar, şiirler (ve onun öykünmesi reklam sloganları) ve öyküler yoluyla ulaşır. Bütün bu yollarla bizim içimizde olmakla birlikte onların apaçık bilgi haline gelmesi; ki ben ona AYMA demekteyim, apaçık olmayan bilginin halihazırdaki akıl-beden-ruh bütünlüğünüzde spesifik bir örnekle bağdaştırılması halinde oluşur. İşte bu başarıldığında siz bilgiyi müşahede (aymış) etmiş olursunuz. (tıklayınız)
**
Karar, öncelikle başka seçeneklerin varlığından haberdar olmayı gerektirir. Kitaplarda, filmlerde ve günlük hayatınızda insanların şöyle dediğini duyarsınız: “başka seçeneğim yoktu!”… Bu durum sahici ise tanrı olma konumu diyebiliriz, yani kendini bilememe durumu. Pisagorcular 1’i sayı olarak görmezmiş çünkü o kendini bilemeyen, hiç olanmış (o zamanlar daha 0 icad edilmemiş). Demek ki karar aşamasına gelebilmek için öncelikle başka seçeneklerin olduğuna AYMAK lazım. Veya zaten biliniyor da tercih edilmiyor ise kişinin başka seçeneği olmadığını söyleme yalanından kurtulması lazım; böylece şunu diyebilir: “başka seçenekler vardı ancak bedeli çok pahalıydı bana göre ve ben de burada kalmayı seçtim, bu benim kararımdı!” evet amenna bu harika, karar kılıcının kestiği yara acımaz. Kendine acıyamazsan ve bu durumda canın acırsa bile şöyle dersin “kendim ettim kendim buldum, istersem burdan çıkmak için yeni bir karar verebilirim”.
Ancak bu aşamadan sonra seçenekler arasında karar verebilmenin mekanizmasına geçebiliriz 🙂
**
“Çapkın zamparadan hoşlanır elbette” dedi Yandım Ali Reis
“Sarhoş da esrarkeşten hoşlanır” dedi Uluç Ali Reis
“Deli de zirzoptan hoşlanır” dedi Domuz Ali Reis
Sonra üçü birden kahkahayı bastılar.
Kızıl Kadırga, Çocukluğumun en popüler kitabı, herhalde elli kere filan okumuş olmalıyım. Nerdeyse her hasta olup yatağa çakıldığımda bi kez devirirdim onu, sonra kişisel tarihimin içinde kaybolup gitti.
“Otur evlat! Bir gün gelecek, bu güneş bizi bu çardağın altında çok arayacak ama, biz o zaman yunus balıklarının karnında bulunacağız. Elin değmişken kafayı çek! Kanın kaynarken gönül kadehini ahu gözli gelinlerin aşk şarabiyle doldur.”
Ben bikaç şey çıkarıyorum bu sözlerden ama başkaları da olabilir tabi: 1.Ölümü kendine müttefik yapıyor ki şu anın kıymetini bilebilsin.
2. Açık denizlere çıkıyor ki, Yunusa yem olabilsin. (liman içre bu olamazdı herhalde)
3. Yunustan azına razı değil, gözü yukarda
4.Güneşin bile mani olamayacağı şeyler var, gelir çardağın altında arar ama bulamaz! ve
5. Demir tavında dövülür, gençken ve kanın kaynıyorken yapacaklarını yap da aklında kalıp seni sonraları bozmasın.:))))
Yazar (Abdullah Ziya Kozanoğlu), çok ilginç bi adam, çok tatlı bir nüktedanlığı var. Her cümlesi yeni bir kahkaha nöbetine tutturuyor insanı. Hımmm bu durumda neden hastayken hep bunu okumuşum sorusunun bir cevabı bu olsa gerek; güldürüyor (üstelik bel altına vurmadan) ve düşündürüyor. Kitapta Servantes’in de olması o zaman çok ilgimi çekmişti. Kitaptaki olaylar esnasında Don Kişot’u yazmaya çalışıyor! Ve sanırım küçük yaşlarımdayken don kişota epeyce saygı besliyordum 🙂
“Çıldırmak üzereyim Servantes” dedi Camgöz
Servantes soğuk bi espriyle cevap verdi: “Önemi yok, biz ikimiz (yanındaki caferi göstererek) daha önce çıldırarak sizden önce bu işi başarmış bulunuyoruz. Bu olaylara aklı başında, ümit ve neşe içinde giriliyor, sonra böyle ziller takıp, zıvanası çatlamış çürük seyran sandalları gibi akıntıya kapılıp sürükleniliyor. Alışırsın.”
Kişisel Rüya Terapi Uygulaması
Her bir rüyanız, kendinizden gizlediğiniz hazineyi toprak altından yukarı size doğru fırlatan olağanüstü bir araç, eşi bulunmaz bir fırsat.
Onları kendiniz olana dahil edebilmek için kişisel terapi uygulamalarımızı değerlendirin. Bu gerçekten de her birimizin eline en zahmetsiz, en tehlikesiz ve en ucuz olarak verilmiş latif bir olanak.
Rüyaların özel teknikle AYDIRILma işlemi, zihnen öğrendiklerinizle asla kıyas kabul etmez; çünkü her bir rüyanın ayması hücresel aydınlanmaya sebep olur. Hem sizi hem ilişkide olduğunuz her kişiyi ve her olayı etkiler, tüm bedenlerinizdeki rahatsızlığı şifalandırmakla, yeni enerjiye ve bilince uyumlandırır.
Talepleriniz için lütfen buradan yahut mail adresimden randevu alınız.
sevgilerimle
Sibl Atasoy
Rüya görüşmecisi
Not. Rüyalar ve yöntem hakkında daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız.
Apaçık bilgilenme nedir?
Gerçek şudur ki, ben-bilinci bir bilgi(lenme) olsa da, bu bilgi tümüyle özel bir türdendir. Her zaman uğraşmakta olduğumuz apaçık bilgi(lenme)den ayrımı dolayısıyla, ona saymaca olarak, “apaçık olmayan bilgilenme” diyebiliriz. Bilgisel sürecin amacı apaçık bilgilenmenin sağlanmasıdır. Apaçık olmayan bilgilenme, apaçık bilgilenmeyi sağlamak yolunda bir araç olarak karşımıza çıkar. (Lektorski)
Basitçe ne bildiğini bilmiyorsan, yani dalga yönünde salınarak tüm bilgiye sahipsen, buna bilgilenmişsin diyemeyiz demek istiyor. Burada mesele bilginin kendi eril yönünde açığa çıkmasıdır.
Apaçık olmayan bilgiler bize, simgeler, semboller, resimler, müzikler, rüyalar, şiirler (ve onun öykünmesi reklam sloganları) ve öyküler yoluyla ulaşır. Bütün bu yollarla bizim içimizde olmakla birlikte onların apaçık bilgi haline gelmesi; ki ben ona AYMA demekteyim, apaçık olmayan bilginin halihazırdaki akıl-beden-ruh bütünlüğünüzde spesifik bir örnekle bağdaştırılması halinde oluşur. İşte bu başarıldığında siz bilgiyi müşahede (aymış) etmiş olursunuz.
Fakat iş aymakla da bitmiyor. Aslında bitmeliydi ama bitmiyor; çünkü bizler unutkanız, fena halde uyumaktayız. Bu sebeple bu müşahede üzerinde çalışma yapılmadığı takdirde bir süre sonra yeniden apaçık olmayan bilgiler denizine olmasa da, oraya giden bir akarsuya düşer!
O halde ne yapmalıyız?
Henüz önermeler halinde bulunan bilgileri, apaçık hale gelmiş bilgilendirmeden yararlanarak çıkarımlar(dipnot1) yapmalıyız. Bu işlemden doğru sonuçlar alıp almıyor oluşumuz pek de önemli değildir. Doğru çıkarımlar yapsak bile o da kendi AYMAsına kadar kendi malımız olmayacaktır nasılsa. Bu işlemin önemi, apaçık bilgi haline gelmiş olanı “kendimize unutturmayacak kadar yeterli miktarda ve şekilde tekrarlamış” olmamızdır. Böylece o artık, bizde kalır.
Bir toplukta her işleve, dolayısıyla o işlevi en iyi yapana şiddetle ihtiyacımız var. Çünkü hiçbir işlev diğerinin yerine geçemez. Bilinçlenme zorlu bir yoldur, onu sevinçli bir yola çevirmek de elimizde, tersi de. Apaçık olmayan bilgilerin taşıyıcılarına çok ihtiyacımız var ama tek başına yetmez. Onları müşahede etmemize vasıta olacak işlevlere de deli gibi ihtiyacımız var. Tabi kendi çabamız olmadan hiç bişey kar etmez. Kendi işlevinizi başkalarına dayatmak kimseye fayda sağlamaz. Bize yararı olabilecek yegâne ön şart, kendi işlevimizi (en iyi yapabildiğimiz, yaparken zevk aldığımız) bulmak ve sonra onu yetimizi dibine kadar zorlayacak biçimde kullanmamızdır. “Daha iyisini yapabilirdim” şüphesi içimizde kalmadan, gelip geçmeliyiz hayat hazretlerinden.
sa
Çıkarım. Tdk: Verilmiş bir ya da daha çok önermeden sonuç çıkarma edimi. Doğruluğu doğrudan doğruya bilinmeyen bir önermenin, doğru olarak kabul edilmiş olan başka önermelerle bağlantısına dayanarak doğruluğunu çıkarma işlemi. Şu biçimde de söylenebilir: “Belli önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluklarından ya da yanlışlıklarından, başka önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluk ya da yanlışlıklarını çıkarmak.” Önce gelen önerme ya da önermeler doğru ise çıkarılan sonuç da doğrudur, yanlışsa sonuç da yanlış olur. Çıkarımın kendisinin yanlış olması söz konusu değildir: Bütün iki bacaklılar insandır. Kuş iki bacaklıdır. Kuş insandır. Burada çıkarım doğru yapılmıştır; ama yanlış olan birinci önermeden çıkan sonuç da yanlış olmuştur. // İki türlü çıkarım vardır: Bir öncüllü çıkarım-dolaysız çıkarım: Tek bir önermeden -> evirme -> tersevirme ya da -> altıklık yoluyla yapılan çıkarım. Çok öncüllü çıkarım (tasım) -dolaylı çıkarım: Aralarında ortak bir -> orta terimin bulunmasiyle birbirine bağlanabilen iki ya da daha çok önermeden yapılan çıkarım, bk. tasım