Etiket: saygı
Sevgi yoksa tolerans olmalı.
Sevgi yoksa tolerans olmalı.
Sevgi öğretilmez, önerilmez evet belki özendirilebilir o kadar çünkü insanın elinde olan bi şey değildir, sevmeye sevmemeye zorlanamaz, insan kendine bile başaramaz bunu.
Ama başarılabilecek bi şey var; saygı…
Onu öğretebilir, önerebilir hatta yokluğunu azıcık-minicik bi an içincik kınayabilirsiniz 🙂
Sevgisiz gösterilen saygı samimi olabilirmi?
aynı robotlara program yüklenir gibi onlara ana felsefeleri yüklenmiş:
1.İnsanlar – ana programları: Gittiğiniz yerde başka bir varlık oluşumuyla
karşılaştığınızda onlarla iyi geçinin ve paylaşın!
2.Sürüngenler – ana programları: Gittiğiniz yerde başka bir varlık
oluşumuyla karşılaştığınızda onları yok edin; çünkü bunu yapmazsanız onlar
sizi yok eder! Tabi buradaki insan kelimesinin şu an kendimize verdiğimiz isimle alakası
yok.
Sanıyoırum artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, alanlar boşalsa çadırlar toplansa bile bişeyler oldu içimizde. Açıkçası ben Başbakanımızın ses tonunun değiştiğini görmeden rahat huzur bulamayacağım, en azından şu an öyle hissediyorum. Fakat malum insanız ve bi yanımız fena halde unutkan ve alışkandır . Diğer yanımız da neyse ki akışkan.
Bu pazar İstanbul’da BAKlıyoruz:
Bu pazar İstanbul’da BAKlıyoruz:
http://www.facebook.com/events/323687967743636/
Ve 2 Şubatta Ankaradayız, Bİrleşik Alan Kullanmak isteyen herkesi bekleriz:
http://www.facebook.com/events/460857987296787/
*
Sabahın er vaktiydi, güzel bir frekans yayan ne dediğini anlamaya çalışmadığım bir şarkı çalıyordu.. ve üzerime parlak bir güneş doğdu. Yalnızdım ama değildim. hatta tamdım. Şaşırtıcı ama tamdım. Hiç bir beklentim, hayalim,endişem yoktu. Hatta hiç bir arayışım kalmamıştı. Herşey bitti. Öyleyse yENİ’den başladı.
*
“Başlangıçta işini hafife alan öğrenci, daha sonra o oranda büyük zorluklara maruz kalır.”
Her şeyin bir kapısı var, elinizi kolunuzu sallayarak öylece içeri dalamıyorsunuz, kapıdan içeri buyur edilmek için önce niyetinizin sarsılmazlığı test ediliyor. Bunu kim yapıyor derseniz kesin bir cevabım yok ancak bütünlüğümüze dahil her oluş sanki adına saygı diyebileceğim samimi bir kararlılığı talep ediyor
*
Yapacağınız şeyi düşünmeyiniz, onun nasıl yapılması gerektiğini tasarlamayınız. Atış nişancıya sürpriz gibi gelirse, ancak o zaman kaygan bir atış hâline gelecektir.”
Yay ile Ok Atış Sanatında ZEN
Levitation/ Sihir/işlev
Levitation’ı hatırlayınca yeniden gözden geçireyim dedim ve önüme bu video çıktı. Eminim seveceksiniz 🙂 En ilgimi çeken ikili disk boşluğa konulduğunda aynen kuşlar gibi hızla birbirleriyle çarpışmadan yol alıyorlar!
Manyetik alanlar bize sihir gibi görünüyor doğrusu
http://www.youtube.com/watch?v=GHK4b_HPrvU&feature=share
**
“alın verin, ekonomiye can verin” yerine “öğren, üret; kendi kendine yet”
Kendine yetmek, bizatihi kişiye ait en can alıcı kabiliyet olmalı tabi kişilerden de uluslara, oradan da tüm dünyaya sirayet eder. Kendine yetmek; öz Türkçe anlamıyla “kendine varmak”, kendine ulaşmak” anlamını da taşır.
**
En rahat, en kolay ve en güzel yaptığın şey senin işlevindir. İş değil doğal aşktır o 🙂
İşlevini zaman yitirmeden belirle, konuları ve senin niyetin her zaman değişebilir. Sıkılmaya fırsat bulamazsın. İşleyen demir de ışıldar. Yanakların al al, gözlerin ışık ışık olur. Bir kilometreden farkederim seni ve derim ki : işte işlevini severek yapan biri!
**
“Geyikleri kesmeye değil yanımıza katmaya çalışıyoruz” diyor Ersin frekansımız.
**
Alemin tek kuralı var: Özgür irade
Saygılı olmak gerek.
Sevgisi olana saygı ne gerek?
Ben de öyle sanırdım velakin değilmiş!
Saygı; sevginin genişlemesi, içe–dışa sirayet etmesiyimiş. Kendiliğin gelişmesi, başka kendilerine gelişme imkanı tanınmasıymış.
Yeterinceyi, mükemmel zamanlamayı, kendiliğindenliği görüp bilmekmiş.
Görüp de söylememeyi başarmakmış.
Zorla güzellik olmazmış.
Sormadan cevaplanmaz, istenmeden verilmeye çalışılmazmış.
Binbir hali tanımakmış saygı.
Saygı duymak
Burada meselenin özü sanırım, her fikirin, onu algılayanın pozisyonu itibariyle doğru (ama tüm fikirlerin olduğu gibi EKSİK) olduğunu bilme aşaması. Bunu zihnen bilmek yeterli değil kalben bilmek lazım. İşte Uyumlu Topluluk her fikrin doğru ve eksik olduğunu kalben bilenlerce oluşturulabilir.
Her fikirden insanın bir araya gelmesi gerekmiyor. Şüphesiz insan kendine yakın frekanslarla uyum sağlayacaktır. Fakat uyum sağlayamadıklarının fikirlerinin de doğru olduğunu hala bilmeye devam eder. Onları dinler, ne deyip ne yaptıklarını samimi bir ilgiyle takip eder (içinde husumet duyguları uyanmaz), ancak o an itibariyle katılmadığı fikirlerin eylemi içinde olmaz. Buna mukabil, katılmadığı fikirler kendi fikirlerine yeni açılımlar getirme potansiyeline sahiptir.
Gelişme için kavgaya ve vahşete gerek yok, oyun oynadığını bilmek, gereken yarışma duygusunu canlı tutacaktır.
Bu oldukça zor bir konu farkındayım. Çok ince ayarlar gerekiyor
Karşı tarafın “fikrine saygı duymak”bir haldir şüphesiz, bugün Avrupanın bir çok yerinde bu duruma rastlanabilir. Ancak benim söylediğim bunu kapsayan bir haldir. Örneğin saygı halindeki avrupa şöyle der: “tamam katılmıyorum ama fikrine saygı duyuyorum. Eğer seninleanlamlı bi ilişki kurmamı istersen doğrusu nedir sana öğretebilirim!”
Bu durum bir çeşit “abicilik” oynamaktır ve haller içinde de ehv…eni şerdir.
Oysa anadolu bilgeliğinde her deyişte de şahit olduğumuz daha kapsayıcı halde şu vardır: “senin bulunduğun yerden bakıyorum ve fikrinin DOĞRU olduğunu görüyorum, doğru bildiğin yolda git. Ben şu an bulunduğum yerden gördüğüm DOĞRUlarla meşgul olacağım bir süre. Gün olur devran döner, yine karşılaşırız bir yerde!”
Biraz hicvettim ama niyetimi anlatabildim mi acaba?
“Sen de Haklısın” diyemiyor isek, onun yerinden bakmaya üşeniyoruz, ya da kendi yerimizden kalkmak istemiyoruz demektir. Bu da normal, sadece mekanizmanın nasıl çalıştığını anlatmaya çalışıyorum. Ben de bazen üşeniyorum, eski bir yazım için (bazen Yirmidört saat önce yazılmış olan bile) diyorlar ki “bu sonuca nasıl vardın, bu yanlış”, Onu söylediğim halden uzaklaşmışım, yeniden o noktaya dönmem lazım ve bazen bu bana yorucu geliyor! Diyorum ki, onu söyleyen sibeli aratma şimdi bana, boşver önemsemeyelim” :))) Tabi bazen de gerçek bir ilgi hissetiğimde canımı dişime takar onu (her kim söylediyse) bulurum.
Burada konumuz şu, eğer yerinden kalkmaya (mevcut halinden) istekliysen çoğu kez insanların söyledikleri ya da yaptıklarının eksik ama doğru olduğunu deneyimleyebilirsin. Bu duruma “HAL gezginliği” diyebilirim.
Kalbinin olduğu yer hakiki halindir ve önemli olan da odur. Buna tüm varlığımla saygı ve sevgi duymaktayım.
Daha önceleri de hep söylediğimiz gibi “haklı çıkma” gayreti, dünyadaki hem güzelliklerin hem de çirkinliklerin başlıca sebebi.
“haklı çıkma” gayreti insanın kendine biçtiği, biçmek zorunda olduğu “değer” ile ilgili görülüyor, bu hem doğru hem de eksik. Çünkü “”haklı çıkma” ve yanlışı düzeltme gayretinden vaz geçersen, kendini değersiz ve faydasız bulabilirsin ki bu feci olur ve binlerce yıldır oluşturmak için kanlı gözyaşları dökmüş olduğumuz “birey olma” merhalesi çökebilir! Ciddi söylüyorum çökebilir, yeniden bilinmeyenin kucağına dönebiliriz. Eğer herşeyi bitirdiğimizden, olgunlaşmış meyve gibi yere düşmüşlüğümüzden dönse idik bilinmeze bu harika olurdu ama öyle değiliz henüz.
İşte ben o ince ayarı bulmaya çalışıyorum tüm varlığımla; “hem kendimizi önemsemeyip hem de birey olma halimizi sürdürebilir miyiz?”
Kendimi pek de önemsemediğim halde hala değerli olduğumu hissedebilir miyim?
–eski bir sohbet yazımızdan alıntı-