Enerji-frekans ilişkisi-3

1.5- Peki Planck ne bulmuştu?

Planck zamanına kadar, enerji denilen şeyin, istenildiği kadar küçük parçaya bölünebilen, yani sıfır (0) değerine bile indirgenebilen, belli bir kimliği-kişiselliği, çevresini algılama ve ona göre davranma yeteneği olmayan, cansız bir değer sistemi olduğu varsayılıyordu. Doğa veya tanrı denilen harici bir ekstra varlığın bu enerjiyi kendi görüşüne göre kullanıp, doğadaki olayları oluşturup-yönlendirdiği görüşü egemendi. Planck, enerji denilen faktörün, istenildiği kadar küçük parçaya bölünebilen bir şey değil, belli bir sabit değere sahip olması gereken bir faktör olduğunu ortaya koymuştu. Ve bu sabit değerin de Planck sabiti (h) denilen

h=6.62606896×10−27erg·s

beden -ruh

BÜTÜNLEŞMEYEN BÜTÜNLÜK

İnsanlığın post modernizm kavramıyla ilk karşılaşması 1960’lı yıllara rastlamaktadır. Önce edebiyatta daha sonra da 1970’li yıllarda mimaride kendini gösteren bu kavram, “Jean François Lyotard” ile birlikte modernizmi sorunsallaştıran ve bir tartışma ortamı yaratan bir kavrama dönüşmektedir. Şöyle ki 1979′ da Jean François Lyotard’ın yazmış olduğu “Postmodern Durum” adlı kitap, ‘büyük anlatı’ların artık insanlığın peşinden koşabileceği gerçeklikten çok bir imaja( kurmaca gerçeklik) indirgendiği konusunu gündeme getirmiştir. Çünkü “Büyük Anlatı”lar diğer adıyla meta anlatılar ( Aydınlanma, Tarihselcilik ve İdealizm ) öncelikle II. Dünya Savaşı ve ardından Nazi rejiminin neden olduğu kitlesel kıyımlar, daha sonra da soğuk savaş yıllarında silah yarışının yarattığı nükleer tehdit gibi yıkıcı, yok edici olgularla birlikte sarsılmış ve böylece modernite projelerinin (Evrensellik, Rasyonellik, Özgürlük vb) sonunun geldiği su yüzüne çıkmıştır.

Hücre Yapısına devam-2

Konu Başı için: bakınız

1.3- Doğada herhangi bir şey yapmak veya oluşturmak için bilgi + kuvvet (veya enerji) gerekir.

Bedenimizin sahibi ve yönlendiricileri içlerindeki hücreler olduğuna göre, hücrelerin kuvvet veya enerjilerini nerden aldıklarını, az veya çok kuvvetli bir bedenin nasıl oluşturulduğunu görelim.

Önce bir temel konu hakkında bilgi sahibi olunması gerekir:

Bir şey nasıl yapılmaktadır? Yani bir şeyi yapma bilgisi nerden alınır, bunu yapacak kuvvet veya enerji nerden sağlanır? Önce kuvvet dediğimiz iş veya eylem yapıcı faktörün nasıl artırılıp azaltıldığını görelim. Zayıf bir insan 20-30 kiloluk bir yükü kaldırmakta zorlanır. Hâlbuki bir halterci yüz kilodan fazlasını kaldırır. Peki 20-30 kiloyu kaldıramayan bir insanla 200 kiloyu kaldıran bir insan arasındaki fark nerden kaynaklanır? Fark, aynı hedefe yönlendirilmiş kas hücreleri sayısından kaynaklanır. Zayıf bir insan her gün biraz daha ağır bir yükü kaldırmaya çalıştıkça, bedeninde bu amaca yönelik hücrelerin sayısında artma başlar. Bu olay hücreler arası ortaklık kurallarından kaynaklanır. Şöyle ki: Bir organdaki hücrelere normalde sürekli olarak A, B, C gibi üç ayrı yerden ihtiyaç talebi geliyorsa, o organdaki hücreler yaşamlarına devam ederler ((a) durumu). Bir organa normalin  (A, B, C) dışında (F,G) gibi daha başka talepler geliyorsa,  o organ gittikçe büyümeye çalışır, yani o organı oluşturan hücrelerin sayısı artırılmaya çalışılır (Şekildeki (b) durumu).

Ateizm Din Midir? İnanç Mıdır? Veya Nedir?

Son zamanlarda sıkça gördüğüm bir durum söz konusu. Teistlerin dini dogmalarını öne süren ateistler için “Ateizm de bir dindir” ifadesini bolca görmekteyim. Böyle bir algılayış neye göre oluştu bilemiyorum.

Yine din olmasa bile “Ateizm bir tür inançtır”, “Ateizmin de tanrısı vardır, bilime tapar” veya “Ateizm tesadüflere inanır, evrim teorisini din gibi görür” gibi başka cümleler de gördüm. Ateizm için sözlüklere veya ansiklopedilere bakıldığında tanrıtanımaz veya tanrıya inanmayan kişiler olarak görünür. Ama durum gerçekten bu kadar basit midir? Yoksa daha ileri bir aşamada mıdır?

Sizin bu konudaki fikirleriniz nelerdir. Ateizm size göre din midir? Bir çeşit tarikat mıdır? İnanç mıdır? Veya nedir?