Hem korkarım hem yaparım

Yapılması gerektiğini hissetiğimde, korku ve kaygılar yolumu kesemez.

İnsanın kendine (kendi zannettiği) karşı meydan okuyuşu ne görkemlidir.

**

Gün yine doğdu bak!. Pişmanlık çekme, kendini nasıl istiyosan öyle davranmaya başla.

**

Hayat, istediğin kendin olabilmen için yaklaşık 30000 hak veriyor ve sen hala ona kısa mı diyorsun?

bir yorum bir anı…

Ekran başında okuyunca, bi hık ettim önce… ve elimdeki kahve fincanı da bu hıka eşlik etti, sert bir virajı hızla dönüp yine de yolda kalır gibi, bi iç bi dış ve diagonal… neyseki dökülmedi… ama bitmedi.. kısa bir süre içinde yüzeye ulaşıp kendine özgü bi akustikle dağılacağını bildiğim bir kabarcığın en minik hali karnımda belirdi ve yükseldi… Odadan çıktım, bir yandan çevremi gözetlerken diğer yandan hızla merdivenlere yöneldim, bir başka odaya sığınmalıydım.. ama ben adımlarımı hızlandırdıkça kabarcık da hızlandı, hem büyüdü hem de kontrol etmesi zor bi biçimde yaklaştı…

Ve sonra olan oldu.

Kısaca özetlemek gerekirse, ilk bakışta kocaman bir kahkaha mı yoksa boğazlanan bir adam mı olduğu noktasında şoru işaretleri yaratabilecek bir ses parçası, hiç olmaması gereken bir yerde -ki hastane koridorundaydım- ve hööaauuuyyyk kıvamında ağzımdan fırladı..

kontrol etmesi mümkün değildi:)

Ardından kriz… olanı biteni anlamaya çalışan ve bu sese bir mana vermek için her yönden üzerime çevrilmiş bakışlar altında, offf yaaa:)

Yakın mesafedeki hemşireler, resepsiyon görevlileri ve bir kısım hasta yakını… Efendim iyi misiniz, ya da sadece ne oldu…

yok ama bişeyler demem lazımdı..

onu bile diyemedim..

-yoohooouykk
-efendim?
-bişehhhöööykkk…
-?
-Beniyiyymmuaahhhhk…
-…

Daha ne diyeyim, bildiğiniz kriz:)

Elim karnımda ve bir daha ve bir daha.. tutmaya çalıştıkça kabaran bi dalga… sürüne sürüne mi derler artık, o biçim ulaştım kapalı bir mekana.

Ama kapının önü hala kalabalıktı, muhtemelen birisi güvenliğe haber vermiş ve o da koştur koştur gelmişti.. kapı aralığından beni görünce gayri ihtiyari, biraz saygı, biraz merak ve biraz da bişey oldu da biz mi geç kaldık kaygısı içinde en yakınındaki kişiye sorduğunu duydum görevlinin; ne oldu??

Resepsiyonist kızın cevabını da duydum tabi.. “yok bişey” dedi, gülüyor sadece:)

Böyle bişeydi işte, sevgili farabi sağolsun, 17/12/2010 tarihinde gönderdiği mesajla bu hale sokmuştu beni:)

“Birde “yıkılmayan adam” var,mecaz falan değil,Cüneyt Arkın ayakta ölüyor filmde.”

Herkesin kendi öykülerini paylaşması dileğiyle:)

Can sıkıntısı ve muz kabuğu

“Can sıkıntısı ve muz kabuğu”… bir çizgi filmden aklımda kalmış cümledir. Bazen mutlu olduğumu, sorun olmadığını bildiğim zamanlarda bile canım sıkılır. Rahat mı batıyor diye kendime kızarım ama bu can sıkıntımı hafifletmez. Ne zaman “canım sıkılıyooo” desem, “sıkı can iyidir” derler. Öyle midir? Bence doğruluk payı taşıyor. Can sıkıntısı hayatta iddiası olanlara gelir. Can sıkıntısı bir beklemedir. Gebelik gibi. Hayata “senden istediğimi alamadım henüz” demektir.
Ama yine de işte can sıkıntısıdır, aslında yukarıda övmüş gibi olduğum bu durum, öyle yaşaması çok da hoş bir durum değildir. O yüzden de hemen kurtulmak isteriz. Canım çok sıkılırken sevdiğim bir kitabı alır okurum. Sonra yapabileceklerim üzerine düşünürüm (Tanrı’yı güldürmek için mi ne?!). Bir nevi heyecanımı tekrar kendime çağırırım. Can sıkıntım bir süreliğine yok olur. Amaaa o asla yok olmaz. Birden yine aniden çıkar karşıma. Magma gibi. Bir insanca haldir. Normaldir. Olmazsa olmazdır. Ama zorlayarak kendini sıkmazsın. Kendisi gelir, gider. Canın sıkılmazsa değiştirmezsin, değişmezsin, aramazsın, aramazsan bulazsın. Belanı da mevlanı da. Can sıkıntısı bir çağrıdır, bir enerji edinim yoludur. Ama ne diyoruz; doz aşımına karşıyız!!

Özetle, kurtul

Özetleme özel bir iz sürme uygulamasıdır. Hikayenizi olduğu gibi görmelisiniz. Onu yargılamadan, ahlaki sonuçlar çıkarmadan, pişmanlık duymadan, kendinize kızmadan veya kendinizi takdir etmeden. Geçmişinizdeki hiçbir şey diğer bir şeyden önemli değildir, en nihayetinde hepsi geçici ve devamlı olmayan şeylerdir.

https://blog.sonsuz.us/?p=3238