KALABALIKLAR İÇİNDE SEN BİR HİÇSİN

Sıkı sıkıya sarıldım
ortasından yakaladım hayatı
bir boşluğa düşmeden
düşe kaldığım yerden
bir balık gibi oldum
fırtınanın ortasında olabildiğince sakin
olabildiğince kararlı
sallarken yüzgeçlerimi ışıklı ebem kuşları saçtım
hırçın dalgalara gülümseyerek
yüzümde birikmiş acıları alıp karşına iki çift laf etmeye
kendimle konuşacak şeyleri biriktirmemeyi öğrendim
kabdırmacanın tam ortasında
sonra ağladım, ağladım ve hesabını sordum kendimden
yolumu kaybettiğim patikalarda
kaybolduğum satır başlarında
yitirdiğim anların hesabını sordum
gitmek ve kalmak arasında
aklın karışık çıkmazında kalakaldım öylece
oturdum yüksek bir kaya üzerine
saçlarımda ilk yaz rüzgarları duymaya başladım
ve anlamaya çalıştım
evrendeki tüm sesleri kendi iç sesimden ayrımsayıp
düşünmeyi öğrendim
özle mukoza içinde bir yerlerde buldum
ve konuştum onunla
sende sorma bul
sormak yanıltır
sorup öğrendiğin kendi hikayen değildir
sen onun peşindesin
korkma ayır mukozayı
tek başınasın
yanlızlığınla kendine kalabalıklar yarat
kanat kendini yoksa kaybolacaksın gündelik telaşlarda
susmalısın , susup etrafını görmelisin
bakma gör
bakarsan göremezsin
bakmak aldatır
bakmak gölgedir
bakmakla aşamazsın her yoldan yürüyen bakar
görmek biz mahsus
gör ardında sıra gelen boşluğu
gör ki EVRENİ ANLAMA TELAŞINDA BİR FERSAH YOL ALABİLESİN.
bebek bile değildin henüz
bir bağın vardı dünyayla küçük bir mahsenin ortasında ettin sen
soluk almak, yemek bir kordon marifetiyle
tüm hikayen bundan ibaretti
ettin işte etrafındaki onlarcası gibi
her yolun sevgiye açılacağını düşünerek saf o kadarda duruydun
sonra bir gün zaman geldi ve dudakların arasından düştün dünyaya
şehvetin, sevişmenin arsız damarından
milyonların arasından seni sundu dudaklar dünyaya
ağlayarak başlamıştın söze
canın yanmışmıydı bilmiyorsun bilemezsin
an geldi kelimeler döküldü ağzından
anlamla tanıştın anlamak ne demek bilmeden
kendine bakmadan dünyayı gördün
sahipsizliği hissetmeden baba denen içgüdü kaldırdı düştüğün yerden
açlığı tanıyamadan bir meme oldu yalancı şefkat anneliğin emilmiş göğsünde
tek umudun nedensiz yere mutlu olmayı becermekti
tüylerle doldu vücudun sonra
umut bitti.
düştüğün yerde baba
acıktığın yerde anne dedin
işte senin asıl hikayen orada başladı
başlangıçtan bu yana eti sıyırıp içine
kendine bakmayı salıp veriyorum sana
kendine baktığın zaman yaşıyorum diyebilirsin
çünkü kalabalıklar içinde sen bir hiçsin

BİZE KALANLAR….

Hiç ummadığınız anlarda çalar hayat kapınızı.Elinizin bulaşıklı olup olmadığını aldırmadan yapar bunu. Birkaç dakikalık bir gecikme. büyük bir aşkın başlamasına, bir çocuğun doğumuna, bir ayrılığın yaşanmasına engel olabilir. Bütün bu engeller, sizin yaşam çarkınızdır. Nasıl döndüğünden haberinizin olmadığı.

Zil sesi anlık bir uyanıştır bazen, öyle an olur ki kapının tıkladığını duymak için dikkat kesilir olursunuz, oysa ne gelen vardır ne de giden…

Duymayı düşlediğiniz, sizi uykunuzdan uyandıracak kadar güçlü bir sese, boşuna beklemeyin. Hayat okadar da adil değildir, başı boş bırakırsanız iç kulağınızı, o ne duyması gerektiğini düşünürken , es geçiverir inatla çalan hayat kornasını.

Zil zurna sarhoş olup dalınca hayatın içine, keşkeler asılır boğazınıza, keşkeler taşınması zor yüklerdir, bir yandan ah çekersiniz bir yandan da beddua edersiniz yaşadığınıza. Yinede dolu dizgin gidiverirsiniz düşlerinizin üzerine.
Saçlarınıza düşen akların mesulü yine sizsinizdir, ayağınızın altındaki kır çicekleri, düşlerinizi kıskana dursu, bir nehir kadar azgındır iç sesiniz.Çağlar durur, biri duyana dek işte o an kapı çalınmıştır bir kez daha , şans dedğiniz budur, budur kapınızda nöbet beklesin diye dua edip durduğunuz . İşte vakit gelmiştir…

Kaçırdığınız balık büyükse , oltaya kabahat bulmayın! Doğru zaman ve doğru yer için hazırlıklı olmalıdır insan. Pes edecekse daha yaşamadan yaşanılanlar için , hiç yola çıkmadan tıpkı bir taş gibi durmalıdır toprakta, ” bir gün biri takılırda düşer” diye.
Küçük tesadüfler , hayatın iç sesidir! Adına ne dendiğinin önemi yoktur aslında , gözlerinize fer, dizinize bağ olur yaşanılanlar.

Bir koltukta oturup hayatı dikizlemekte sizin elinizdedir, bir koltuk olup hayatta ortak olmakta…Seçimlerimiz hayatımızdır kaderlerimiz gibi!

İnsan inandığı şeydir, belki de inandığı kadar insandır.
Zoraki gülüşler bile en az gerçekleri kadar değerlidir, içinizdeki çaba gerçeği yakın kılar. Tutarsanız yakasını düşlerinizin ve gözlerinizi dört açıp , kulağınız kapıda beklerseniz , er ya da geç ya şans çalar kapınızı ya tesadüf….

Ve gelene kapıyı açıp açmamak yanlız size kalmıştır

OBSESİF DİNAMİKLER

Obsesif ve kompülsif kişilerin bebekliklerinde , hem fizyolojik hemde bünyesel açıdan rektumla ilgili olarak aşırı duyarlılıkları olduğu bilinir. Bu tarz kişilerde görülen kontrol edilmeye duyulan hınç ile suçlanmaktan ve cezalandırılmaktan duyulan korku arasında yaşanılanlar kişinin akılcılaştırılmasına engel olmuştur. Sıl sık normal irrasyonel öfkeye maruz kalırlar. Öfkeyle kaşılaşıncada örgütleyici savunmaya geçerler. Halbuki yaptıkları yanlızca yalıtma savunmasıdır. Üst düzeyde işlevselliği olan obsesif kişiler ise yalıtma savunmasını aşırı biçimde kullanmazlar onunyerine akılcılaştırma,ahlaksallaştırma, bölmeleme ve düşünselleştirmeyi tercih ederler. Bazen akılcılaştırma yönleri ağır bastığında yapacakları inanılmaz oluyor ve yer değiştirme yöntemini çok sinsice kullanıyorlar.Öfke duygusunu ancak öfkenin gerçek hedefinden uzaklaştırıp uygun bir hedefe yöneltilmesiyle UTANCA kapılmadan sahiplanebildikleri durumlarda kullanırlar.

Yine bu kişiler bilişe ve zihinsel işleme aşırı değer yüklerler. Değersizleştirlimiş duygularını sevk etme ihtiyacı duyarlar. Bunuda zihinsel süreçlerinden yardım alarak yaparlar. Etrafımızda sayısı her geçen gün artan obsesif yakınlarımıza bi dikkat edelim. Bu insanlar resmi ve kamusal alanlarda çok başarı olsalarda yakın ilişkilerde son derece yetersizdirler. Sevgiye dayalı bağlana ilişkileri kursalarda kaygı ve utanç yaşamadan sevecen kendiliklerini ifade edemezler. Ahlaki doğruluğu kontrol açısından tanımlarlar ve doğru davranışı kendiliğin saldırgan, arzulayan ve ihtiyaç halindeki kısımlarını katı dizginlerle tutma ile aynı anlamda görürler. Yani kısacası zordurlar….

Gidebilirsin

gidebilirsin buralardan
bir otobiüs garına bir otele
hangisi sana daha yakınsa
ötekilerden ıssız sınırsız sonsuz
olan biten her şeyle
hatıraların içine
yine gidiblirsin
senin çeşmene, senin Sazak soğuna
kalırsan ben sana anlatırm
ayşeyle bir simit paramı paylaştığımı
hatrı sayılır gazetelerden yaptığım kitabımı
katıldığım spor müsabakalarımı
uzunca bir hayatın
kısalmış bir ömre sığdırılmış
bir nebzede olsa mutluluk kokan
acı dolu bavullarında
yine gidebilirsin
Selimiye köyünün
Şarhoş eden kayıklarına
Kalırsan ben sana anlatarım
Bir gülü, bir de dikeni
Sana yazabilirim
Tükenmezliğini yitirmeyen
Hep seni yazmaya alışan kalemimle
Ben seni sevebilirim
Sen beni seversen
Okul çantam alışkındır
Senin sevdiğin romanlara
Ama ben alışkın değilim
Sen olmayan bir mevsimlere….

RUHUMUN DİĞER YARISINA GÜNAYDIN

Ruhumun diğer yarısına günaydın
çiçekli yollardan geldim
şebboylar , sümbüller sürdü izimi
bilinmez yollarda
şimdi uzak ülkelerden getirdiğim
efsunlu söylencelerle
ışığa doğru
sana geldim
karanfilin kokusunu
başucuna bıraktım
senin nehirde öptüğüm
boynunu
sallanan göğüslerini
nefesimle sana uzattım
sevdalı,sevdasız davaların
uçsuz bucaksız gölgelerinde
güneşine koştum
küf kokulu peynir tenekelerinden
köyümde yapılan eriştelerden
saf erguvandan
içine bıraktım.
kadeh tutan ellerinde
şarap olmaya geldim
tanrıya inat
senin olmaya geldim

”PERSPEKTİVİST”