TRANSAKSİYONEL ANALİZ YAPALIM BİRAZ

Transaksiyonel analiz iddialı bir bilimsel teoridir. bu konuda bildiklerim sonucunda herkesin bilmesi gerekir ki bu sitedeki karakterler yani şuan yorum yapan bwallece4ever, hola, delişey, hephoistos, xenix, nibelunga değil onların 3-6 yaşlarındaki yaşanmışlıklarıdr aslında.

bizler evet kararlarımızı 6 sn öncesinde bir dürtü tarafından veriyoruz. Ama bize o kararı verdiren bütün yaşantımıza kök salmış gerçekler ne biliyomusunuz? hemen isöyliyeyim; EBEVEYNLERİMİZ. sadece anne ve babalar değil. sizin ödipal dönemde hayatınızda var olan sizleri yetiştirenler ve yaşanılanlardır.

çok sevgili hocalarımdan bir tanesinin bir lafı var. Beynimiz IKEA ‘nın rafları gibidir, bu raflar 3-6 yaş arasındaki bütün olayları en derinden başlayarak kolileyip beynin amidalasında rafa kaldırır. lazım olduğunda çıkartır. mesela A holdingin genel kurul başkanı o koltukta oturan sen değilsin. o şirketi yöneten, çalışanlara davranışların, karşılaştığın probleme getirdiğin çözüm şeklin sen değilsin. senin çocukluğundur. Ya da Yabancının Ya da Xenixin itirazcı , muhalefet yönü nerden geliyor acaba? hiç düşündünüz mü? ‘Evde Kalmış Kadın’ denilir toplumda onu evde bırakan gerçekten cümlenin anlamına inin ‘evde bırakan’ kimdir. onun annesi ve babasıdır.

Bir çocuğu yetiştirirken ona doğal çocuk yetiştirme tarzı uygulayın. eğer yetişkin çocuğa kendi gibi bir yetişkin muamelesi gösteriyorsa çok yazık. o çocuk büyüdüğünde eşinden korkan, patronundan korkan, duyguları bastırılmış pasif agresyonları olan biri olur. aynı şekilde bakım veren ebeveyn olmayın. bu nedir ? sen hiç bişeyden anlamazsın yanında hep yetişkin olmalı yoksa sen bi hiçsin. bu da çok kötü düşünsenize siz özgür değilsiniz ve beceriksiniz. o yüzden 6 yaşına kadar bu muameleye maruz kaldıysanız hiç değişemezsiniz ve böyle gider. eşiniz yemek yaparken bir telaş içindeişlerini yetiştirmeye çalışıyor sizde naif bir duygu içinde arkasından beline eğilip ona sarıldınız ve o da siz git başımdan şimdi çok işim var derse ne yaparsınız?
ne yaparsınız biliyomusunuz; küçükken annenizin evi temizlediği parkeleri sildiği bir anda ayaklarınız kumlu bir şekilde annenizi özleyerek eve girip yine o naif halinizle anneciğim ben geldim dediğinizde annenizin size git başımdan o kirli ayaklarınla basma diyip size bağırdığında odanıza çekilip içinize kapanıp üzülürsünüz aynı şekilde o eş aynı zamanda annenizdir ve ona da o tepkiyi verip sırtınızı dönüp içlenirsiniz.

sonuç olarak uğraşmayın 3 ila 6 yaşındaki yaşanmışlıklar değişmediği sürece siz asla değişemezsiniz.

GÜZEL BİR HİKAYE !!!

2008 yazında yeni bir heyecana hazırlıksız yakalandım. Planlanmadan başlayan her şey düzensiz ve çirkin olur demişler ama ben bu tezi çürüttüm. Plansızdı ama neşeliydi, tanınmıyordu ama güven veriyordu, sevmiyordu ama zamanla çok sevdi işte her şey karmaşıktı böyle bir zamanda çok istek vardı. Çekicilik, arzu, istek, eğlenceler, kahkahalar ve en önemlisi sonraları anlaşılan adının aşk olduğuna yeni inandığım bir duygu. Sevmek çok güzeldi.

Sevmek istiyorsan gözyaşına ve kırılmalara hazır olman gerek yoksa sen sevginin kolay mı kazanıldığını sanıyorsun eğer böyle düşünüyorsan yanılıyorsun. Sana ne kadar zorluklarla kazandığımı anlatacağım dinle; dilinden, lügatinden, DNA dan eksik etmiyorsun ama o seni gözünle bile istemiyor. Acıyor, acıtıyor ama kendini acıtmadan sana git diyor, sonra ne oluyor yine geliyor bazıları sahte bazıları yaşanmış oyunlarla yine geliyor. Yine o mutlu, o zevk alıyor, o istiyor ve birliktelik oluyor.

Sonra sen bu yaşanılanların uzun mu süreceğini sanıyorsun halbuki ben küçük bir oyun oynamıştım artık oyun bitti kabul et, bu kuralları ve bitiş zamanı belli olan bir oyundu artık sende oyun sırasında öğrendiklerinle git ve bu oyunu başkalarıyla oyna çünkü ben bu oyun için yeni oyuncular buldum diyor gidiyor.

Karşılıksız oynanan bu oyunda bende artık usta bir oyuncu oldum ve oyunuma birkaç kişiyle devam ettim ve kazandım ama bu çocukluğumda oynadığım oyunlar gibi kazanıldığında zevk veren bir oyun değildi ve eğer her zaferin sonunda acı çekeceksen bütün oyunları kaybetmelisin. İşte bu tada da baktıktan sonra artık sıra sana bu oyunu öğreten kişiyle oynamaya geliyor. Ve oyun başlıyor …

hayatta bir koltuk mu olmak istersin yoksa koltuğa oturan izleyici mi?

hislerimin bana öğrettiklerinden ve anneannemin anlattıklarından aklımda kalan güzel bir yaşamımın olmayaşıdır. hayat herzaman bana çocukluğumdan bu yana serin sularla mücadele etmeyi öğretmişti. ancak büyümeye başladığım yıllarda anladımki bazı şeyler ellerimin bulaşıklı olup olmamasına aldırış etmeden içeri giriveriyor. oysa bazı şeyler beklenmeli yada bekletilmeliydi. işte yıllardan beri ağzımdan düşürmediğim inatla çalan hayat kornası bana koltuk mücadelesi ettirdi. şimdi ise kendimi hayat telaşından kurtaramadım. bitmek bilmeyen belediye otobüsü sıraları, spor müsabakaları, pazar telaşları derken farketmeden bir koltuk olup hayatı izliyorum. oysa hayalim izleyici olmak değildi. artık ölüyorum ve giderken arkamda bıraktığım bir yudum insan, bir yudum su ve koltuğun iskeletinden yapılmış yatağım. iyi hayatlar olsun arkadaşlar. hoşçakalın.