Sizce Neden Türkiye Bilimde Geride

  • İlk ve orta öğretimde verilen yanlış eğitim yüzünden
  • Halk tarafından önemsenmediğinden
  • İslam dini bilime teşvik edici bir din değil
  • Devlet yeterli bütçe ayırmıyor, bilim adamı olmak cazip değil
  • Türkiye'de yaşayan insanlar çalışkan değil
  • Bilim popüler ve ilgi çekici bir şey değil
  • Türkiye'de yaşayan insanların zekası yeterli değil
  • Gelenek, göreneklerde bilime yer yok. Her şey dogmatik
  • Ekonomik refah düzeyi çok düşük olduğundan bilim ve felsefeyle ilgilenemiyor kimse
  • Türkiye'de bilim, ileri düzeyde
  • Her hangi bir fikrim yok, olsa da ifade edemiyorum
  • Başka önemli bir sebebi var bu şıklar arasında olmayan. Yazıyorum

GO oyunu ve bir yapay zeka algoritması

 Benim bir düşüncem var, GO oyunu ile yapay zeka algoritması oluşturmak, amacımı net anlatabilmek adına en çok karıştırılan noktayı açıklığa kavuşturmak ve tartışmayı bu     yönde yapmak isterim.

    Amacım ; Go oynayabilen bir yapay zeka algoritması gerçekleştirmek değildir. Bunun yerine, GO oyununun temel felsefesi üzerine inşa edilmiş bir yapay zeka algoritması geliştirmektir.

Bu sitedeki entellektüel seviyenin yüksekliğini dikkate aldığımda, bu konu için doğru yerde olduğumu düşünüyorum.

    Söze ; beni bu düşünceye iten saiğin en olduğunu açıklamaya çalışarak başlamak istiyorum. Ben varlık ontolojisi konusunda bir felsefecinin değişik bir tür dualist felsefe olarak nitelendirdiği,         bir teorem ortaya attım. Buna göre varlık soyut veya somut olsun, 3 lü yapıya sahiptir. Bu 3 lü yapı bir varlığın; içi , dışı ve  birde bu ikisini birbirinden ayıran sınırdan oluşmaktadır. 

    Bu maddesel varlıklar için olduğu kadar soyut varlıklar ve bilgiler , kavramlar içinde geçerli bir durumdur. 
    <!--break-->
    Aslında bu konunun bilişsel bilimlerle alakalı olduğunu biliyorum. Bilinç, beyin, benlik gibi kavramlarla birlikte bilgi teorisi beynin işleyişi gibi bilimsel alanlar benim araştırdığım konu ile alakalı konular. 

     Buna rağmen yukarıdaki şekildeki bir varlık kabulü ile başlayıp, daha sonra GO oyunu ve felsefesini öğrenince, ve bu alanlaa dair bilgide edinince bu işi derinleştirip, insan beyninin fonksiyonel anlamda          GO oyunu tarzında işlediğini düşündüm. 

     Yani kavramlar siyah ve beyaz taşlar gibi birbirlerinin sınırlarını oluşturup her kavram bir diğeri ile sınır oluşturarak kendine bir varlık sahası oluşturuyor. O varlık sahası, o bilgiye/kavrama  ait bir alan ve             o alanın içerisinde kendisini var ediyor. Eğer beyin bu şekilde çalışıyorsa beyni model alabilecek  bir yapay zeka algoritması yapılabilir mi ? 

       Yada bu kavramların ve çıkarımların yanlış olan yeri neresidir. ? 

       Bu fikri geliştirmek adına öne sürebileceğiniz fikirler nelerdir ?

* …Ve Narsist İnsan, Narsist Tanrı’yı Yarattı…

Bir gölün kenarında kendi güzelliğini seyretmek için eğilen Narcissus o kadar çok eğildi ki, bir sabah göle düşüp boğuldu. Düştüğü noktada Narcissus(Nergis) adı verilen bir çiçek doğdu.

Ama kitabın yazarı hikayeyi bu şekilde sonlandırmadı…

Narcissus ölünce, Orman Tanrısı birden belirdi ve gölün taze suyunun tuzlu gözyaşına dönüşmüş olarak buldu. ‘Neden ağlamaklısın?‘ diye sordu Tanrıça, ‘Narcissus için ağlıyorum’ diye cevap verdi göl. ‘Ahh Narcissus için ağlıyor olman hiç de şaşırtıcı bir durum değil’ dedi ‘Aslında, biz her zaman onu, onun güzelliğini sadece senin en iyi yansıttığın konusunda ikna etmeye çalışırdık.’ , ‘fakat.. Narcissus güzel miydi ki?‘diye sordu göl. ‘Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki’ dedi Tanrıça şaşırarak.’Ne de olsa, kendisini seyretmek için her gün eğilip baktığı senin kıyındı. ‘ Göl bir süre sessiz kaldı. Sonunda, şöyle dedi : ‘Ben Narcissus için ağlıyorum; fakat onun güzel olduğunu hiç fark etmedim. Ağlıyorum çünkü o, benim kıyımda her eğildiğinde; onun gözlerindeki derinlikte kendi yansıyan güzelliğimi görebiliyordum.”

Tıpkı insan gibi.. Kendi güzelliğini başka biçimlerde görmeye çalışıp ve bunu bir maharet sanıp yaratır da yaratır, büyütür de büyütür. Hiç bir sey bulamaz kendi güzelliğini tasvir edecek ve bir Tanrı yaratır.Bilinmezlik ekler, ululuk ekler, doğmamışlık-doğrulmamışlık ekler, bilgelik ve sefkat ekler kendinde olmayan (ve olamayacağını düşündüğü ne varsa ekler) ve Tanrı’yı yaratır. Artık hamuru hazırdır ve herkes o hamurdan yemek zorundadır. Yemeyenler de, kendini ya bir gölün kenarından atılmaya zorlanır ya da hamuru yaratanların yandaşları tarafından sağdan soldan çekiştirilip etiyle kemiği ayrıştırılmak istenir.

Zamanla yaratılan, yaratandan daha narsist hale gelince artık işler çığrından çıkmıştır ve hem Narcissus hem de göl gibi birbirinden kibirli ve narsist iki ayrı kavram çıkar ortay:İnsan ve Tanrı.

Tanrı kendini beğendirmek için türlü vaatlere başlar cennetler mi dersin, ebedi yaşam mı dersin, hanlar hamamlar, mutluluklar, hazlar mı dersin artık aklına ne gelirse… Bir de kendine kaftanlarla bezenmiş imgeler oluşturtur ki değmeyin keyfine; insan o mükkemmel Tanrısında kendi güzelliğini görmek için eğilir de eğilir.. Sonunda suya düşüp boğulacağını bilse de eğilmeye devam edecektir.Eğilmeyenlerin de kafalarına bir balyozla vurup kalanları da kurda kuşa yem edecektir… Narsist Tanrı mı, narsist insan mı daha tehlikeli; bunu ayırt edemeyecek duruma gelince Dünya, bir çırpıda kendini yok edip evrenin o sonsuz sessizliğine gömülecektir.

Böyle bir efsaneyi de evrenin bir yerinde yıldızlar birbirne anlatıp binlerce yıldır ibret alıyor olacaklar… Efsane işte, kim bilir.

(Narcissus, who knlet beside a lake to contemplate
his own beauty.He was so fascinated by himself that, one morning, he fell into the lake and drowned.At the spot, where he felt, a flower was born, which is called narcissus.
But this wasnt how the author of the book ended the story…..

When Narcissus died, the goddes of the forest appeared and found the lake, which had been fresh water, transformed into the a lake of salty tears.
‘why do u weep?’ the goddesses asked
‘i weep for Narcissus’ the lake replied
‘ ahh it s no suprise that u weep for Narcissus’ they said ‘ for though we always persued him in the forest, u alone could conteplate his beauty close at hand’
‘ but… was Narcissus beautiful?’ the lake asked
‘who better than you to know that?’the goddesses said in wonder ‘after all,it was ur banks that he knelt each day to conteplate himself’
the lake was silient for some time.Finally, it said:
‘i weep for Narcissus, but i never noticed that he was beautiful.I weep because , each time he knelt beside my banks, i could see, in the depths of his eyes , my own beauy reflected……’
)

zeka sorusu

Bir laf vardır hani “Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir” diye. Bugün bu sözü düşünürken aklıma birden kaliteli olabileceğini düşündüğüm bir zeka sorusu geldi. Ne kadar zaman gösterir?.. Günde iki kez doğruyu gösteren bu bozuk saat bu doğruyu gösterme durumunda ne kadar süre bulunur?

Şimdi muhtemelen saatin yelkovanının ve/veya akrepin hassasiyetinin önemli olduğunu söyleyeceksiniz. Tamam, hassasiyetimiz sonsuz olsun.

(Saatin saniye sayarı olmasın sadece yelkovan ve akrep olsun)