Evren içinde insanın kökeni,karekteri,neliği ve niteliğine dair ;düşünce ve inançların herbirinin kendine göre bir tarifi ve algılaması vardır,hayat sürecinin gelişim ve açılımı dogrultusunda her tarihi dönem ;hayat algılaması bünyesinde tarihsel dönem kesitlikler ve somut gerçekliği içinde insani vaziyete yön vermişlerdir…
tarihsel dönem ve oluşumların ana karakterinden hareketle ayrışmalar dahilinde, insan özüne dair sonuçlar çıkartarak,insanbilim anlayışı ve buna baglı bir insan felsefesi inşa edilebilir…
Hangi bünyedir ki insan uygarlıga biçim ve rengini vermiştir..Temel dogası kurduğu uygarlıklarda açıga çıkmıştır….bu kurumsallaşma insanbilim dogrultusunda nasıl değerlendirilebilir….
Bu bağlamda felsefi ve dini ekoller bazında evren -süreç-tanrı-insan-bilim-siyaset gibi konulara ve kurumsallaşmalara insanın etkisi ve o yapıların insanı belirlemesinin algılaması üzerinde duracagız..
Batı tarihsel sürecinin evrim ve gelişim argumanları dahilindeki oluşumları inceleyerek,varlık içinde insan karakterinin sirkülasyon ve kökenin kafasında nasıl canlandığını ana hatlarıyla somut gerçeklikleri üzerinde irdeleme yapmak;açılıma yön veren karakterin pozisyonunu tanımada bize yardımcı olacaktır…
Bedevi dönemin dinleri olan animizm de;ruhperestlik hakimdir…ruhlar insan gibi şahsiyet sahibidir,ölümsüz olan ruhlara şahsiyet verilir ,ruhlar ölümünden sonra tabiat olaylarından veya varlıklardan birine dönüşerek ebediyen yaşarlar,ruh insan ve hayvanlarda ortak bir kuvvet sahibidir…tenasüh inancı vardır…böylece ilkel insan;tabiat ile insan arasında ortak bir dokuya inanmaktadır….
Tarihsel dönem içinde insanın karakterinin açılımını,somut gerçekligi bu şekilde olmuştur….insan tabiatın kucagınde eşya ve tabiatı kutsallaştırmaktadır… bünyesel doku gelişmemiştir…. Yine ilkel insan;totemlere tapmaktadır…totem daha çok hayvandır ve kabilenin ortak ceddi ,herhengi bir hayvana tekabül ederek sembolleştirilir….böylece bir gurup ruhu oluşturulur,toteme yaratıcılık verilir…totemizm bir toplumu diğerlerinden ayırır..kabilevi yapı insan üzerinde egemendir…bünye kabile istemleriyle vücut bulur…
Buradada gelişmemişlik sözkonusudur…. Evren-toplum-insan ve tanrı anlayışı ;totem içinde eritilir…. Somut gerçekliği içinde insanbilim;tabiat ve ruhların insanı etkilemesi etrafında şekillenir…
Çin dinlerinden taoizmde;evren ve insanda tezat yasaları hakimdir…ancak buna ragmen evrende bir düzen vardır, bu düzeni tao ayakta tutar…vahdeti vücut hakimdir….dünyanın birlik ve bereberliği tao nezdinde;çatışmalar ise;yang ve ying esasına göre şekillenir….medeniyetin lükslerinden kaçınılıp taoya tabi olunmalıdır…
Konfüçyüs;taoyu toplumsal namus üzerine dönüştürerek toplum anlayışı haline getirir…. Hint panteizminde;dünyanın varlığı tanrının bir südurudur….tanrı aşk ve istekle dünyayı vücuda getirir….tenasüh inancı vardır…insan kendi kaderini kendi belirler…Buda ya göre;mutlulugun yolu arzuları yoketmektir….. Zerdüştlükte;ahuramazda enbüyük kuvvettir…hayır ve şer çatışmalı ve ebedidir ,sonunda hayır galip gelecektir…. Bu dinlerde;daha ileri bir evren-tanrı -insan algılaması vardır,insandaki kuvveler gelişme istidatındadır….
İnsanbilime ait argumanlar;dinin belirleyiciliğinin sembol ve gizinin anlanabilmesiyle teşkil edilebilir…. Dinlerden yunan felsefi kanaatlerine geçersek;çıplak insaın burada degerlendirildiği ve bugünkü insanbilimin köklerinin bulundugu görülür….
Presokratik düşünürlerin arke -tabiatı yapan unsur aramasına karşılık,sofistler relativist insanı esas alarak,insan bilime ait ana kıstasları batı süreci içinde ortaya koyarlar….Protogoras ve Gorgias gibi düşünürler insanı her şeyin ölçüsü yapar,hiçbir şeyin kesin olarak bilinemeyecegini iddia ederek septizme kapı aralarlar….
Ancak Sokrat;insanın bilinebilecegini,diyalektik sorgulamalar,ve özü dogurtma yöntemi ile ortaya koyar…..
Yine platon idealardan;Aristo ise madde-suret ilişkisinden hareketle insanın niteliği ve neliginin bilinebilecegini iddia ederler….
Bugünkü batı düşüncesinin akli-seküler argumanlarının temelleri yunan düşüncesi köklerinde aranmalıdır…. Hıristiyanlık etkisiyle batı;özü tevhid gelenegi olan bir dini tahrif ederek;ilkel insandan ve yunan döneminden farklı bir sürece girer….Detaylı bir dini gelenek ve bilimsel süreç vardır….insan açılımı hızlanmıştır…Augustinus;vahyedilmiş dogrular inanılarak kabul edilecektir…Thomasa göre ise akılda temel bir bilgi kaynagıdır….
Tüm bu örneklerden sonuçlar çıkartmamız gerekmektedir…Hayat bütünlüğü ve açılımı dogrultusunda ,tarihsel dönemin argumanlarının belirlemesiyle,insan ve unsurların etkileşimi olmuştur…Saf insan gerçekliğini bilebilmek,ortak karakter ve bünyeyle ilgili temel sonuçlar çıkarmak gerekmektedir…. Toplumsal dönemin argumanlarından çıkarılacak sonuçlarla;hayat-evren-tanrı-kurumsallaşmaların neliği;aşamalı bir seyir içinde tanınarak;insan özüne ait ana dokular blirlenebilir…
Şumullu eser tanınarak ;yazar ve yapının tüm özellikleri ortaya konabilir…. Öncelikle metot olarak batılı beynin ve sürecin argümanlarını,kendi bütünlüğü içinde,somut nesnel süreç ve tarihsel dönem ve konumları itibariyle ele aldığımızı;hayat bütünlüğü anlayışımızdan hareketle,hayatiyetin nerelerde ve hangi konumda kesitleşerek kendi içine döndüğünü;tüm hayat süreci unsurları içinde nesnel süreçten,öze giderek,insanın ,neliği-niteliği ve doğası hakkında kanaatlere varmak olduğunu bir kez daha yineleyelim…
Yeniçağ döneminin ,ortaçağ yapısından köklü olarak ayrılığını haber veren Bacon(Öl.1294)Scotus(öl.1308) ve Williamdır(Öl.1347)….Bu düşünürler ancak maddi olayların gerçek olduğunu,tümel kavramların reddini ve matematik yöntemlerini takip ederek kiliseden ayrılırlar… insan algılamasındaki bütünlük,dinin saptamalarından sıyrılarak dindışı hümanist temellere yaslanmaya başlar…Artık insan tanrının bir kulu degil,kendi kaderini seküler üretimden alan laik bir yapıya bürünmüştür….Yeniçagın başlangıcındaki bilimsel atılımlarla dünya görüşü degişik bir çehreye kavuşmaya devam etti…Alman Cusanus(öl.1464) Kopernikten(Öl.1543) evvel helyo-centrique güneş sistemini savundu….italyan Bruno(öl.1600)panteist bir şekilde bilim argumanlarından hareketle evren-tanrı birligini savundu….
Dogaya bilimsel bakış,doga üzerinde insanın hakimiyeti fikrini getirdi..ingiliz Bacon(öl.1626)kilisenin insan üzerindeki baskısını kaldıran,insanın doga üzerindeki baskısına yön veren en önemli şahsiyettir…. bu dönemde Moore(öl.1538)ve Campennalla(1639)ütopik fikirler ortaya koydular…. Yeniçağın en belirgin metodisti Descartestir…varlık nedir?sualinden,varlıga yönelen ben kimim?sualine yönelmiştir…
şüphe duymak,matematik-mantık-deneyim dini bilgi ve oluşumun yerini aldı…Yüce degerler spekülatif olarak görülmeye başlandı…
Descartin görüşlerinden kartezyenizme yaslanan Spinoza(öl.1677) gibi düşünürler oldugu gibi Hobbes(öl.1679)ve Gassendi(öl.1655)gibi materyalist filozoflarda Descartese karşı çıkmışlardır…çünkü Descartes;aynı zamanda tanrıya inanan bir filozoftur…. Ancak buradaki tanrıya inanç ileride Voltairde ortaya çıkan dogal din algısı ve deist bir tanrı inancıdır… insanın dogasına dair düşüncelerde ;yeniçagda ,ilkçag yunan anlayışı agırlık kazanmaktadır…. Aydınlanma döneminde hayat içinde herbir unsur başta ingiliz deneyciliği olmak üzere farklı yorumlanır…Locke(ÖL.1704)deneyle karşılaşmadan önce ruhu boş bir levha,Berkeley(öl.1753)varoluşu algılanmak olmakla,Hume (öl.1776)tüm düşüncelerin kaynagını izlenime dayandırdılar… Bu dönemde fransız Lamettrie(öl.1705) ve Holbach(öl.1789)materyalist temellerle hareket ettiler…. Voltaire(öl.1788)deist inançları sistemleştirdi….
Rousseau(öl.1778)-Vico(1774)-Herder(öl.1803) matematik harici ve usdışı yorumlarla varlık-insan ve tarihi ele alarak aydınlanma düşüncesine eleştiriler getirdiler,en büyük eleştiri ise Kant(öl.1804) tan geldi…Kanta göre;görüsüz-duyumsuz kavramlar boş,kavramsız görüler kördür…. 19.yyda evrimci düşüncenin,idealizmin ve usdışılıgın hakim oldugu söylenebilir.. Darwin(öl.1882)-Schopenaur(öl.1860)Nietzche(öl.1900)Dilthey(öl.1912),Feurebach(öl.1872) ve Marks(öl.1883) evrimci-idealist ve usdışı yöntemlere örnek düşünürlerdir.. 19 ve20.yyda Kanttan hareket etmekle birlikte;Kanttan ayrılan yöntemler oldu…Metafizige eleştiriler getirildi… Descartesten ,Kanta kadar olan iki cevher anlayışına karşın,Hegel(öl.1831) idealist,bütüncül diyalektigi ile karşı koydu…Aristodan -Kanta kadar insan tanrıca bir akılken;Hegel varlıgı ve süreci bizzat tanrının açılımı olarak gördü….
Yine 20.yyda;analitik-fenomenolojik ve eleştirel anlayışla;nesnel dünyanın varoluşuna yönelindi…. Sonuç şuradadır;hayat süreci içinde ,toplumsal dönem ve durumun gelişimine göre,unsurlar ve insan dogası ,kurumsallaşmalar ve anlayışlar içine dağılmışlardır…
insanbilimin temel argümanları kurulurken yöntem,hayatın neligi içinde seçilmiş -öznel insanı yakalayabilmektir…
insan ne tanrıdır,ne dogadır;ama hem tanrısal ,hemde dogal özelliklerin bireşimidir… insan;tanrısal özellikler ile doga durumu arasında dolanmaktadır… Sartrenin deyimiyle;tanrılık istencindedir,ancak olamayacaktır… Ali Şeriatinin deyimiyle;insan bir tanrımsıdır…..
Tüm batılı tarifler;nihayetinde ,bu ikili durumun içe dönmüş halidir….başkalaştırılmıştır…. İnsan;tanrısallık ve hayvanlık arasında gider-gelir…
Ancak gerçeklik;insanlık tarihi ve birikiminden hareket ederek saptanmalı,hissedilmelidir….