Rulet ve Sermaye

Rulet oyununu bilirsiniz. 37 numaradan 18 i siyah, 18 i kırmızıdır. Ve ister paranızı bir renge (siyah veya kırmızı) isterseniz de bir rakama koyabilirsiniz. Eğer renge koyarsanız kazanırsanız iki katını alırsınız. Kazanma olasılığınız da yaklaşık yüzde ellidir (18/37 veya daha anlaşılır hali %47.5 falan). Eğer sayıya oynarsanız kazandığınızda yatırdığınız paranın 36 katını alırsınız.

Şimdilik o kadar şanslı olmadığımızı düşünelim ve sadece renk üzerine oynamakla ilgilenelim. Çünkü anlatacağım ve devamlı kazandıran sistem bununla ilgili.

Yeterince büyük bir sermayemiz varsa, (örneğin 1 milyon dolar) rulette kaybetmemiz çok düşük bir olasılıktır. Nasıl mı?

Kırmızı renge 1 dolar oynamakla başlayalım. Kaybedersek, bu sefer 2 dolar koyalım, yine kaybedersek 4 dolar koyalım. Bu sefer kazandığımızı varsayalım. Toplam harcadığımız para 7 dolar, kazandığımız para 8 dolar. 1 dolar kardayız. Bunu koyduk bir kenara ve tekrar 1 dolar koyarak başladık aynı sisteme.

1 dolar oynadık, kaybettik. 2 dolar koyduk, kazandık. Harcanan 3 dolar, kazanılan 4 dolar. 1 dolar karımızı yine kenara koyarak devam edelim 1 dolar ekleyerek.

Ve bu şekilde kaybettiğimiz sürece 2 nin katları şeklinde arttıralım bahsi, kazandığımızda toplam harcadığımız paradan 1 dolar fazla kazanmış olacağımız için bunu bir kenara koyarak tekrar baştan başlayalım.

Gördüğünüz gibi…

1, 2, 4, 8, 16, 32, 64, 128, 256, 512, 1024, 2048, 4096, 8192, 16384, 32768, 65536, 131072, 262144, 524288 doları (toplamda 1 milyonu geçtik) kaybetmek için tam 19 defa peşpeşe siyah gelmesi lazım. Bunun olasılığı ise, %0,000002 yani milyonda 2.

Ağ Bağlantısı ve arka plan

Arka plan tezini zaman zaman yeniden anlamaya çalışıyoruz (https://blog.sonsuz.us/?p=126)

Gelen sorulara cevap ararken biraz daha açılım oldu galiba:
İsterseniz bir an için üç kuvvet kanunu bir yana bırakalım ve arka plan tezine odaklanalım çünkü bana göre çok önemli bir konu. Senelerdir insanların dikkatine buna çekmek için uğraş…ıyorum fakat başarılı olduğum söylenemez. Bunu neden yaptığıma gelince, hayatım boyunca, isteklerinin gerçekleşmediğini, şanssız olduklarını, hayatın adaleti olmadığını söyleyerek şikayet eden insanları dinledim ve onlar adına üzüldüm, çözüm aradım. Arka plan tezinin son derece mantıklı ve anlaşılabilir önermesinin onlarda bir aydınlanma yaratacağını umdum fakat belki konu benim zannettiğim kadar açık değildir. Herneyse
<Bence A/B ve C alanlarının hiç birinde şuurlu olmak gerekli değil, bunlar otonom sinir sistemimizin kendiliğinden çalışmalarını andırıyor. Fakat şuurla ilgili ince bir nokta var tabi, buna geçmeden önce belirtilmesi gereken husus, A alanındaki niyetli durumun, B alanındaki tüm niyetler bağlantısına uygun olup olmadığının kontrolü kısmıdir galiba. Ağ bağlantısını düşünmeye çalıştığımda bloke olacak gibi oluyorum. Bu inanılmaz bir alan, tüm hayatınız boyunca önemli önemsiz birçok niyetlenmenin sebep ve sonuçları açısından birbirine bağlandığını düşünün. Aslında bu nerdeyse kader ağı gibi bir şey. Ancak aynı zamanda insanın özgür iradesi ile ve bilinçsizce yaptığı niyetlenmeler. İnsanlar sebep sonuç ilişkilerini pek de ciddiye almazlar, alanların da takip edebileceği birleşim düğümleri sınırlıdır doğal olarak, nasıl ki herkes satranç oynayamaz ve oynayanların da hepsi farklı hamla sayısını görebilir; kimi 3 hamle sonrayı görebilirken kimi 8 hamleye kadarını görebilir fakat neticede sınırlıdır hepsi. Eğer sınırsızca hamle sayısı görebilseydik,ağ bağlantımızda karşılık bulmayacak olan isteği A bölümünde istemeye hiç niyetlenmezdik! :)))
C bölümü ise yine bence B bölümüne oranla önemsiz bir konumda. Çünkü niyet taşımıyor, sebep sonuç gibi karmaşık bir bağlantısı da yok. Banka kasasında duran kıymetli eşyalarınız gibi. Varsa vardır yoksa yoktur.
Sizin de söylediğiniz gibi Gurdjief’in 3 kuvvet kanunu tam da bu mekanizmayla ilgili olmayabilir. A bölümü birinci kuvvete, B bölümündeki ağ bağlantısının A’yı “karşılamama” durumu da 2. kuvveti andırıyor. Ancak C bölümü kesinlikle 3.. kuvvet değil 🙂
Sorunuzu tam anlayamamış da olabilirim.
Bu tez iyi anlaşıldığında hiç kimse bi daha şanssızlıktan, isteklerinin olmamasından şikayet etmez sanıyorum. Çünkü apaçık belli ki, bir istek yerine gelmiyorsa karşılama şartı yok demektir. Onu hemen geçip yeni bir konuya yönelmek gerekir. Çünkü C bölümündeki ibi dolu potansiyel kullanılmakiçin emre hazır bekliyor, kullanılmazsa birsüre sonra toprak olacak! Farzedin ki banka hesaplarında sanırım 50 yıl işlem görmeyen aktifler hazineye aktarılır gibi :))) Tabi B bölümündeki niyetler ağı ise deli gibi dönenip duruyor 🙂
Şuurun gelişmişliğine bağlı olarak insan gerçekleşmeyen isteğinin B bölümünde hangi niyete ters düşüp geri çevrildiğini görebilir! Bunu görenleri hemen anlarsınız çünkü onlar şikayet etmez, vakit filan da kaybetmezler 🙂 Ne yaparlar? Ters düşen niyetlerin düğümlerini çözüp serbest bırakırlar. Böylece istek yürürlüğe konur C bölümüne geçilir, eğer orada yetenek yok ise istek gerçekleşir ama muhtemelen göz doldurmayacak biçimde kalır. Yeteneksiz sanatçıların büyük azim ve disiplinli çalışmayla hayatlarını sürdürebilecek bir ortalama tutturmalarına benzer. Takdire şayandır. Zaten Searle de, niyetli durumların arka plan yetilerini geliştirmeye yönelik çalışma yaptığını ve her halikarda yetinin sonunu bulduğunu söyler.

Alllahtan hayırlısını dilemek (inşallah) biz doğu kültüründen insanların bilgeleri vasıtasıyla öğrendiği bir gerçeklikti aslında çünkü o bilgeler AĞ BAĞLANTISINI görmüşlerdi ve bunun içinden çıkmaya muktedir olmadıklarını da biliyorlardı. Böylece Ağ bağlatısı tarafından DESTEKLENECEK niyetlere sahip olmayı diliyorlardı.

Batılılar en azından son bin yılda bu davranışımızı siliklik, pasiflik ve hatta ilkellik sanıyorlardı ve onların kelimesi şuydu: “kesinlikle”!
Derken durumu onlar da farketti ve son otuz yıldır onlar da “kendimin ve bütünün hayrına olsun” demeye başladılar. Biz bullunduğumuz bu muazzam bilgelik coğrafyasından onlorın değişimini çocuğunun adımlarını hafif bir gülümsemeyle seyreden ebeveynler gibi izledik. Evet oturup izledik. bir anlamda bekledik.
Kızılderililer de bunu biz asyalılar gibi binlerce yıldır biliyordu tabi ancak kıymetleri bilinmedi. Kendi canınız ve terinizle elde etmedikçe bişeyi gerçekten bilemiyorsunuz.

İşin “inşallah” kısmını belirtmeye gerek görmedim ama o da ikibin yılına yakın GÜNEYLİ bir ayma olmuştu. Tarih, bu tür aymaları, bilmeyenler üzerinde tahakküm uygulamakta kullananların nasıl birbirlerini kırdıklarının hikayeleri ile dolu, hala da devam ediyor. Bu tür entegral kavrayışları insanları köleleştirmek adına kullanamazsınız, deneyebilirsiniz ama sonundabi sabah uyanır ve üç beş kat aşağıya yuvarlandığınızı acıyla fark edersiniz.
Artık çoğunluk coğrafyalar ağ bağlanntısının farkına vardı. Bakalım bundan sonra neler olacak?(az buçuk tahminlerim var ama sürpriz olmasını tercih ediyorum 🙂

Soru cevap trafiğinden:

Soru: Diyelim ki bir sohbete yetişmek istiyorum niyetim bu, yetişemedim bunu kendi ve diğer insanların niyetlerinde mi aramalıyım geç kalma sorununu…

Cevap arayışı: Mekanizmanın şöyle olduğunu “sanıyorum”:
B bölümü yani niyetli durumlar içeren ağ bağlantısı bölgesinin daha üst… kesinlik taşıyan niyetlerle birbirine kenetlendiğini görüyorum. Örneğin “asla, her zaman,hiçbir zaman, muhakkak” gibi duygularla perçinlenmiş niyetlerin ağları bunlar.
Senin örneğinden yola çıkarsak, katılmak istediğin sohbet, ağ bağlantıları arasında:
a) Kızım eve geldiğinde mutlaka evde olmalıyım.
b) Falanca şahısla birdaha asla aynı çatı altında olmayacağım.
c) kimseye aslla borçlu kalmayacağım.
d) sağlığım her şeyden önce gelir.
e) Bir daha aşık olmak istemiyorum
vs vs gibi şimdi aklıma gelmeyen bir çok niyetlilik halinden bir ya da bir kaç tanesi tarafından köstekleniyorsa, o toplantıyı kaçırıyorsunuz 🙂
Fakat bu mekanizmayı bilmediğiniz için, defalarca toplatıya gitmeye niyetleniyorsunuz, aradan aylar geçiyor ve siz bi türlü şu sohbete katılma isteğinizin gerçekleşmesinin kısmet olmamasının sıkıntısını duyuyorsunuz. Gibi 🙂

Birinci tekil şahıstan fikir beyanının insanın hayat boyu içinde dolanıp duracağı bir koza ördüğünü ve bu duruma “BEN” dediğimizi biliyoruz. Kaderini ören, ördüğünü bilmeyen mahpuslarız maalesef.
Bu durumdan nasıl kurtulabiliriz?
1. Ağ bağlantısında görebileceğimiz  hamle sayısında ustalaşmak için çalışabiliriz. Bu niyet ağ bağlantısıyla desteklense bile arka plan yetisinde karşılama şartı var mıdırbilinmez! zor bir iş!
2.niyetimiz döngüye girdiğinde, 3. kuvvetin bir an önce bize ulaşması için dua edebiliriz:)
3. Kendi “ben” tanımımızı gevşetmeyi, en azından fazla önemsememeyi deneyebiliriz.
4. gerçekleşmeyen niyetlerimizi hızlıca unutmayı ve ANın getirdiği yeni durumlara uygun yeni niyetlenmelere girme elastikiyeti geliştirebiliriz.
5. çevremizdeki insanların niyetlilik, ağ bağlantısı ve arka planlarını gözlemleyebilir, mekanizmayı AYNAlarda somutlaştırmayı deneyebiliriz.
6. Rüyaların gönderdiği semboller yoluyla ağ bağlantısı gizini çözebiliriz.
7. Yapabileceğimiz en kolay ve en başlangıç iş de şu olabilir; mekanizmanın şu çalışma sistemini kendi kafamızda ölçüp tartıp eğer makul buluyorsak, kendiimize sık sık hatırllatırız. Böylece en büyük dert olan “döngü” ye bari girmeyiz. Böylece daha az şikayetlenip daha az kendimize acıyarak erk kaybımızı azaltabiliriz.

insan ve varlık çözümlemeleri-2-

Evren içinde insanın kökeni,karekteri,neliği ve niteliğine dair ;düşünce ve inançların herbirinin kendine göre bir tarifi ve algılaması vardır,hayat sürecinin gelişim ve açılımı dogrultusunda her tarihi dönem ;hayat algılaması bünyesinde tarihsel dönem kesitlikler ve somut gerçekliği içinde insani vaziyete yön vermişlerdir…

tarihsel dönem ve oluşumların ana karakterinden hareketle ayrışmalar dahilinde, insan özüne dair sonuçlar çıkartarak,insanbilim anlayışı ve buna baglı bir insan felsefesi inşa edilebilir…

Hangi bünyedir ki insan uygarlıga biçim ve rengini vermiştir..Temel dogası kurduğu uygarlıklarda açıga çıkmıştır….bu kurumsallaşma insanbilim dogrultusunda nasıl değerlendirilebilir….

Bu bağlamda felsefi ve dini ekoller bazında evren -süreç-tanrı-insan-bilim-siyaset gibi konulara ve kurumsallaşmalara insanın etkisi ve o yapıların insanı belirlemesinin algılaması üzerinde duracagız..

Batı tarihsel sürecinin evrim ve gelişim argumanları dahilindeki oluşumları inceleyerek,varlık içinde insan karakterinin sirkülasyon ve kökenin kafasında nasıl canlandığını ana hatlarıyla somut gerçeklikleri üzerinde irdeleme yapmak;açılıma yön veren karakterin pozisyonunu tanımada bize yardımcı olacaktır…

Bedevi dönemin dinleri olan animizm de;ruhperestlik hakimdir…ruhlar insan gibi şahsiyet sahibidir,ölümsüz olan ruhlara şahsiyet verilir ,ruhlar ölümünden sonra tabiat olaylarından veya varlıklardan birine dönüşerek ebediyen yaşarlar,ruh insan ve hayvanlarda ortak bir kuvvet sahibidir…tenasüh inancı vardır…böylece ilkel insan;tabiat ile insan arasında ortak bir dokuya inanmaktadır….

Tarihsel dönem içinde insanın karakterinin açılımını,somut gerçekligi bu şekilde olmuştur….insan tabiatın kucagınde eşya ve tabiatı kutsallaştırmaktadır… bünyesel doku gelişmemiştir…. Yine ilkel insan;totemlere tapmaktadır…totem daha çok hayvandır ve kabilenin ortak ceddi ,herhengi bir hayvana tekabül ederek sembolleştirilir….böylece bir gurup ruhu oluşturulur,toteme yaratıcılık verilir…totemizm bir toplumu diğerlerinden ayırır..kabilevi yapı insan üzerinde egemendir…bünye kabile istemleriyle vücut bulur…

Buradada gelişmemişlik sözkonusudur…. Evren-toplum-insan ve tanrı anlayışı ;totem içinde eritilir…. Somut gerçekliği içinde insanbilim;tabiat ve ruhların insanı etkilemesi etrafında şekillenir…

Çin dinlerinden taoizmde;evren ve insanda tezat yasaları hakimdir…ancak buna ragmen evrende bir düzen vardır, bu düzeni tao ayakta tutar…vahdeti vücut hakimdir….dünyanın birlik ve bereberliği tao nezdinde;çatışmalar ise;yang ve ying esasına göre şekillenir….medeniyetin lükslerinden kaçınılıp taoya tabi olunmalıdır…

Konfüçyüs;taoyu toplumsal namus üzerine dönüştürerek toplum anlayışı haline getirir…. Hint panteizminde;dünyanın varlığı tanrının bir südurudur….tanrı aşk ve istekle dünyayı vücuda getirir….tenasüh inancı vardır…insan kendi kaderini kendi belirler…Buda ya göre;mutlulugun yolu arzuları yoketmektir….. Zerdüştlükte;ahuramazda enbüyük kuvvettir…hayır ve şer çatışmalı ve ebedidir ,sonunda hayır galip gelecektir…. Bu dinlerde;daha ileri bir evren-tanrı -insan algılaması vardır,insandaki kuvveler gelişme istidatındadır….

İnsanbilime ait argumanlar;dinin belirleyiciliğinin sembol ve gizinin anlanabilmesiyle teşkil edilebilir…. Dinlerden yunan felsefi kanaatlerine geçersek;çıplak insaın burada degerlendirildiği ve bugünkü insanbilimin köklerinin bulundugu görülür….

Presokratik düşünürlerin arke -tabiatı yapan unsur aramasına karşılık,sofistler relativist insanı esas alarak,insan bilime ait ana kıstasları batı süreci içinde ortaya koyarlar….Protogoras ve Gorgias gibi düşünürler insanı her şeyin ölçüsü yapar,hiçbir şeyin kesin olarak bilinemeyecegini iddia ederek septizme kapı aralarlar….

Ancak Sokrat;insanın bilinebilecegini,diyalektik sorgulamalar,ve özü dogurtma yöntemi ile ortaya koyar…..

Yine platon idealardan;Aristo ise madde-suret ilişkisinden hareketle insanın niteliği ve neliginin bilinebilecegini iddia ederler….

Bugünkü batı düşüncesinin akli-seküler argumanlarının temelleri yunan düşüncesi köklerinde aranmalıdır…. Hıristiyanlık etkisiyle batı;özü tevhid gelenegi olan bir dini tahrif ederek;ilkel insandan ve yunan döneminden farklı bir sürece girer….Detaylı bir dini gelenek ve bilimsel süreç vardır….insan açılımı hızlanmıştır…Augustinus;vahyedilmiş dogrular inanılarak kabul edilecektir…Thomasa göre ise akılda temel bir bilgi kaynagıdır….

Tüm bu örneklerden sonuçlar çıkartmamız gerekmektedir…Hayat bütünlüğü ve açılımı dogrultusunda ,tarihsel dönemin argumanlarının belirlemesiyle,insan ve unsurların etkileşimi olmuştur…Saf insan gerçekliğini bilebilmek,ortak karakter ve bünyeyle ilgili temel sonuçlar çıkarmak gerekmektedir…. Toplumsal dönemin argumanlarından çıkarılacak sonuçlarla;hayat-evren-tanrı-kurumsallaşmaların neliği;aşamalı bir seyir içinde tanınarak;insan özüne ait ana dokular blirlenebilir…

Şumullu eser tanınarak ;yazar ve yapının tüm özellikleri ortaya konabilir…. Öncelikle metot olarak batılı beynin ve sürecin argümanlarını,kendi bütünlüğü içinde,somut nesnel süreç ve tarihsel dönem ve konumları itibariyle ele aldığımızı;hayat bütünlüğü anlayışımızdan hareketle,hayatiyetin nerelerde ve hangi konumda kesitleşerek kendi içine döndüğünü;tüm hayat süreci unsurları içinde nesnel süreçten,öze giderek,insanın ,neliği-niteliği ve doğası hakkında kanaatlere varmak olduğunu bir kez daha yineleyelim…

Yeniçağ döneminin ,ortaçağ yapısından köklü olarak ayrılığını haber veren Bacon(Öl.1294)Scotus(öl.1308) ve Williamdır(Öl.1347)….Bu düşünürler ancak maddi olayların gerçek olduğunu,tümel kavramların reddini ve matematik yöntemlerini takip ederek kiliseden ayrılırlar… insan algılamasındaki bütünlük,dinin saptamalarından sıyrılarak dindışı hümanist temellere yaslanmaya başlar…Artık insan tanrının bir kulu degil,kendi kaderini seküler üretimden alan laik bir yapıya bürünmüştür….Yeniçagın başlangıcındaki bilimsel atılımlarla dünya görüşü degişik bir çehreye kavuşmaya devam etti…Alman Cusanus(öl.1464) Kopernikten(Öl.1543) evvel helyo-centrique güneş sistemini savundu….italyan Bruno(öl.1600)panteist bir şekilde bilim argumanlarından hareketle evren-tanrı birligini savundu….

Dogaya bilimsel bakış,doga üzerinde insanın hakimiyeti fikrini getirdi..ingiliz Bacon(öl.1626)kilisenin insan üzerindeki baskısını kaldıran,insanın doga üzerindeki baskısına yön veren en önemli şahsiyettir…. bu dönemde Moore(öl.1538)ve Campennalla(1639)ütopik fikirler ortaya koydular…. Yeniçağın en belirgin metodisti Descartestir…varlık nedir?sualinden,varlıga yönelen ben kimim?sualine yönelmiştir…

şüphe duymak,matematik-mantık-deneyim dini bilgi ve oluşumun yerini aldı…Yüce degerler spekülatif olarak görülmeye başlandı…

Descartin görüşlerinden kartezyenizme yaslanan Spinoza(öl.1677) gibi düşünürler oldugu gibi Hobbes(öl.1679)ve Gassendi(öl.1655)gibi materyalist filozoflarda Descartese karşı çıkmışlardır…çünkü Descartes;aynı zamanda tanrıya inanan bir filozoftur…. Ancak buradaki tanrıya inanç ileride Voltairde ortaya çıkan dogal din algısı ve deist bir tanrı inancıdır… insanın dogasına dair düşüncelerde ;yeniçagda ,ilkçag yunan anlayışı agırlık kazanmaktadır…. Aydınlanma döneminde hayat içinde herbir unsur başta ingiliz deneyciliği olmak üzere farklı yorumlanır…Locke(ÖL.1704)deneyle karşılaşmadan önce ruhu boş bir levha,Berkeley(öl.1753)varoluşu algılanmak olmakla,Hume (öl.1776)tüm düşüncelerin kaynagını izlenime dayandırdılar… Bu dönemde fransız Lamettrie(öl.1705) ve Holbach(öl.1789)materyalist temellerle hareket ettiler…. Voltaire(öl.1788)deist inançları sistemleştirdi….

Rousseau(öl.1778)-Vico(1774)-Herder(öl.1803) matematik harici ve usdışı yorumlarla varlık-insan ve tarihi ele alarak aydınlanma düşüncesine eleştiriler getirdiler,en büyük eleştiri ise Kant(öl.1804) tan geldi…Kanta göre;görüsüz-duyumsuz kavramlar boş,kavramsız görüler kördür…. 19.yyda evrimci düşüncenin,idealizmin ve usdışılıgın hakim oldugu söylenebilir.. Darwin(öl.1882)-Schopenaur(öl.1860)Nietzche(öl.1900)Dilthey(öl.1912),Feurebach(öl.1872) ve Marks(öl.1883) evrimci-idealist ve usdışı yöntemlere örnek düşünürlerdir.. 19 ve20.yyda Kanttan hareket etmekle birlikte;Kanttan ayrılan yöntemler oldu…Metafizige eleştiriler getirildi… Descartesten ,Kanta kadar olan iki cevher anlayışına karşın,Hegel(öl.1831) idealist,bütüncül diyalektigi ile karşı koydu…Aristodan -Kanta kadar insan tanrıca bir akılken;Hegel varlıgı ve süreci bizzat tanrının açılımı olarak gördü….

Yine 20.yyda;analitik-fenomenolojik ve eleştirel anlayışla;nesnel dünyanın varoluşuna yönelindi…. Sonuç şuradadır;hayat süreci içinde ,toplumsal dönem ve durumun gelişimine göre,unsurlar ve insan dogası ,kurumsallaşmalar ve anlayışlar içine dağılmışlardır…

insanbilimin temel argümanları kurulurken yöntem,hayatın neligi içinde seçilmiş -öznel insanı yakalayabilmektir…

insan ne tanrıdır,ne dogadır;ama hem tanrısal ,hemde dogal özelliklerin bireşimidir… insan;tanrısal özellikler ile doga durumu arasında dolanmaktadır… Sartrenin deyimiyle;tanrılık istencindedir,ancak olamayacaktır… Ali Şeriatinin deyimiyle;insan bir tanrımsıdır…..

Tüm batılı tarifler;nihayetinde ,bu ikili durumun içe dönmüş halidir….başkalaştırılmıştır…. İnsan;tanrısallık ve hayvanlık arasında gider-gelir…

Ancak gerçeklik;insanlık tarihi ve birikiminden hareket ederek saptanmalı,hissedilmelidir….

insan yönetim

insanları yönetmek istiyorsanız onları meraklarına esir bırakacaksınız.

insanların hislerini kullanmayı bileceksiniz.Hisler insanlara yol aldırır ancak insanı zayıf duruma düşürende onlardır.Aslında bu bilinç hepimizde refleks olarak mevcuttur.Bunun içindir ki genelde hep duygusallığa oynama eylemi mevcuttur.Ancak bu genel bir eylem olduğunda ifşa olmuştur.Bunun için başka hissiyatları ele almak gerekir.

Bir insanla ,yüz yüze konuştuğun ,onun hakkındaki bir şeyi çok kısa bir süre geçse bile bilmiyormuş gibi davran.Bu onu etki altına almana yardımcı olacaktır.Çünkü bu onu şoka sokar,sinirlendirir ve bu durumda insanlar aciz olur.

insanların çok önemsediği şeylere sıradanmışcasına davranacaksın.Böylelikle onlara güven kaybı yaşatırsın.Güvenini yitiren insan yönetilmeye mahkum olur