YEDEB Belirtileri Biliyorum!!!

İyi ki bu hastalığın bir ismi var. Bu şekilde bende olmasına rağmen kendimi daha iyi hissediyorum!

Geçenlerde bana Y.E.D.E.B. tanısı kondu – Yaşla Etkinleşen Dikkat Eksikliği Bozukluğu.
Bunun nasıl bir şey olduğunu şöyle anlatabilirim:

  • Bahçeyi sulamaya karar verdim. Hortumu alıp bahçeye çıkarken, garajdaki arabamı görüp yıkanmaya ihtiyacı olduğuna karar verdim.
  • Garaja doğru giderken, daha önce posta kutumdan alıp bahçe masama koyduğum bir mektup dikkatimi çekti. Arabamı yıkamadan bu mektuba bakmaya karar verdim.
  • Arabanın anahtarını masaya bırakıp zarfı masanın altındaki çöp kutusun atarken çöp kutusunun dolu olduğunu gördüm. Böylece, zarftaki faturaları masaya bırakıp ilk önce çöp kutusunu boşatmaya karar verdim.
  • Ama düşündüm ki, nasıl olsa çöp kutusunu boşaltırken posta kutusunun yanından geçerim, bu nedenle ilk önce faturaları ödemeliyim…
  • Masadaki çek defterimi aldım, ve yalnızca bir tek çek yaprağının olduğunu fark ettim. Yeni çek defterim çalışma odasındaki masamda idi, çalışma odasına girdiğimde masada içtiğim Kola kutusu gördüm. Çek defterime bakacaktım ama kaza ile dökülmemesi için önce Kola kutusunu oradan kaldırmam gerekiyordu.
  • Kola ısınmıştı, soğuması için buzdolabına koymaya karar verdim. Mutfağa, buzdolabına doğru giderken koridordaki rafta çiçek dolu vazoya gözüm takıldı – çiçeklerin suya ihtiyacı vardı.
  • Kolayı rafa bırakırken tüm sabah aradığım okuma gözlüklerimin orada olduğunu gördüm. Önce gözlüklerimi masaya geri götürmeye karar verdim, ama önce çiçeklere su verecektim.
  • Gözlükleri rafa bırakıp bir kap su doldurdum ve aniden TV kumandasını fark ettim. Biri onu mutfak masasına bırakmıştı.
  • Bu akşam TV seyretmek için kumandayı arayacağımı fakat mutfak masasında olduğunu hatırlayamayacağım aklıma gelince, kumandayı olması gereken yere götürmeye karar verdim ama önce çiçeklere su verecektim.
  • Çiçeklere biraz su verdim, ama yere biraz su dökülmüştü. Kumandayı rafa bırakıp yeri silmek için bir bez almaya gittim.

Böylece, hole doğru giderken yapmayı planladığım şeyleri hatırlamaya çalışıyordum.

Ve günün sonunda:

  • araba yıkanmamıştı,
  • faturalar ödenmemişti,
  • rafta sıcak bir kola kutusu vardı,
  • çiçeklere yeterli su verilmemişti,
  • çek defterimde halen tek bir yaprak vardı,
  • TV kumandasını bulamamıştım,
  • gözlüklerimi bulamamıştım,
  • ve arabanın anahtarını nereye koyduğumu bilmiyordum.

Bugün neden hiçbir şey yapmadığımı düşünürken, gerçekten şaşırdım, çünkü tüm gün çok meşguldüm ve gerçekten yorulmuştum. Bunun ciddi bir sorun olduğunu fark ettim, ve bir şekilde yardım almaya karar verdim, fakat ilk önce e-postalarımı kontrol edecektim …

Bana bir iyilik yap. Bu postayı tanıdığın herkese yönlendir, çünkü kimlere gönderdiğimi hatırlamıyorum. Gülme … daha bu halde değilsen, günlerin yaklaşıyor!!

Hüseyin Aktaş’a…

KİM

ölüm diyor şair sanki koca bir dağ yıkılıyor
dağılıyor dağ dağ ağlıyor dağ dağ bir dağ daha
oysa kim avcunda toprak kıyısında çukur
çiğnenmiş bir gelincikten düşen toz kadar ölmeyi biliyor

( Hüseyin Aktaş’a, başsağlığı, sabır ve anıların güzelliklerinin çok hayat değerinde olduğuyla…)

Hayat/Ölüm ve sonrası(?)

Hayat -ölüm ve ölüm sonrası ile ilgili bir ara envanter:

İnsanın bireyselliğinin ölüm sonrasında devam edip etmediği, reenkarnasyon önermesi vs. konularında kendimi yokladığımda iki çeşit tekillik (buna kişi diyelim) hali olduğunu görüyorum:
1. Bizler gibi ölümlü olanlar. Öldüğümüzde bizler (kendimize dair tüm bilgi)
dağılır, kendine ben diyecek ve bunu doğrulayacak bir hikaye kalma…z. Bizden boşalan enerji enrtopik şekilde diğer varlıklarca emilir. Ve fakat bizim hayat boyunca edinmiş olduğumuz gerçek bilgiler (deneyimden oluşan) dalga yönümüz kanalı ile bütünsel bilince her an (yaşarken) aktarılmıştır zaten. Bizden kaybolmayan tek şey budur ve o da ortak bilince aktarılmıştır.
2. Eski öğretilerdekii “büyücü” kavramına uyan kişiler. Bunlar kişisel benliklerinin ölümden sonra kaybolmaması için simya denilebilecek metotlar geliştirmişler ve kendilerini bu hayatta uzun yaşayabilen canlı varlıklar içine projekte edebilmişlerdir. Örneğin bir çınar ağacına, kimbilir 🙂 Fakat yine de sonsuzluğa uzanamazlar. Sadece insan ömründen çoğunu yaşayabilirler ve   kendilerine hizmet dediğimiz yönde ustalaşmışlardır.
Ben başka tekillik bilmiyorum.
Fakat ölümden sonra yaşamaya devam etmenin diğerbir yolu birleşik organizmalar şekline dönüşmektir. Öyle ki, bin, onbin, yüzbin kişi birleşerek tek olabilirler. Bunların içerisindeki kişilerin ayrılıkları kalmamıştır artık, tıpkı bose-einstein yoğunluğunda tarif edildiği gibi, bir olmuş gibi davranmazlar, bir olmuşlardır. Zaten bu durumda bir kişilikten ya da reenkarnasyon önermesinden bahsedilemez. Bu kollektif yaşam biçimlerinin çok uzun zamanlı ömürleri olabilir.
Bunlar muhtemelen aynen film izlerkenki tanıklık durumumuza benzer bir pozisyondadırlar.

Bakın şu kuantum önermesi içinde ne saklı?
“Hücre zarları kendilerini B_E Yoğunluğuna
getirecek yeterlilikte titreştiklerinde, doğada en tutarlı düzen şekli olan bozulmamış bütünlüğün düzenini yaratırlar. Bu belki de yaşamın, termonidamiğin ikinci kanununu (entropi) çiğnediği mekanizma
olabilir.”

Reenkarnasyon fikri, doğu dinlerinin bir savı (onların bir kısmında da yeniden enkarne olmak yine insan bedeniyle olmak anlamına gelmiyor). Diğer tek tanrılı dinlerin hiçbiri bildiğim kadarıyla reenkarnasyonu kabul etmiyor.

Evvelden beri, spritüel öğretilerle kaynaşamıyor oluşumun sebebi, onların “ruh” diyerek bir çırpıda geçiverdikleri, sonsuzca devam eden bireyselliği (böyle kolayca açıklayıverdikleri halde)   benliğimde bir türlü hissedemiyor oluşumdur muhtemelen. Belki de bu konuda bende bir eksiklik olabilir 🙂  Kendi gözlemlerim ve çıkarımlarım üzerinden yol almayı seviyorum ve bunca yıllık düşün ve yazı seyahatimin geneline baktığımda görüşlerimin belki bir tür pan-enteizme(*) yatkın olduğunu görüyorum.

Bilgiler ve kendi hislerimiz arasında uyuşmazlık olduğunda en iyisi onu dalga yonümüze havale etmek sanırım çünkü parçacık konumunda çözülmeyen bir meseleyi dalga yönümüz onbinlerçe milyonlarca varlıkla aynı anda paylaşarak öyle rahatça alt ediyor ki şaşarsınız. Defalarca şahit olduk buna. Bi sabah uyanırsınız ve çelişki olmadığının farkına varırsınız. Aslında ölüm sonrası gerçekten de beni pek ilgilendirmiyor, burada ve şimdi bu gezegeni paylaştığım tüm varlıklarla sevgi, dayanışma hisleriyle doluyum ve basit bir hayat yaşamanın zevkiyle sarhoşum.

*Pan-enteizm:

İngiliz düşünürü White Head’e göre, Tanrı’nın her türlü değişmenin ötesinde değişmez bir niteliği ve bunun yanında bir de değişen ve oluşan bir niteliği vardır. Tanrı değişmeyen yanıyla devinimi başlatmıştır ve evrenin bilincindedir. Ancak Tanrı bu konumda kalmış olsaydı; ilk devindirici, özgür, öncesiz ve yetkin olarak kalacak ama varoluşa katılmamış olacaktı. Diğer niteliği ile ise Tanrı, değişme ve oluşma sürecinin içinde ve bilincindedir. Bu nedenle Tanrı’nın evrende içkin (evrenin maddesine karışmış, evrenin içinde bulunan) olduğunu söylemek de doğrudur. Evrenin Tanrı’da içkin olduğunu söylemek, Tanrı-evren ilişkisinin karşılıklı olduğunun farkına varışın göstergesidir.

Süreç felsefesi olarak da ifade edilen ve White Head ‘le başlayan bu akıma Pan-enteizm ya da Diyalektik teizm denir. Pan-enteizme göre Tanrı, hem değişmeyen (mutlak), hem de değişen (göreli) dir. Hem zamanın içinde, hem dışında; hem sonlu, hem de sonsuzdur. Aynı zamanda hem tikel, hem tümel; hem neden, hem sonuçtur.

Hartshorne, Tanrı’nın bir soyut bir de somut iki yüzü olduğunu söyler. Soyut niteliğiyle Tanrı; mutlak, etkilenmez, erişilmez ve değişmezdir. Somut yanıyla ise etkilenir ve değişir. Tanrı bu iki niteliğinde de yetkindir. Ancak bu yetkinlik klasik Teizmdeki gibi değildir. Oradaki yetkinlik, değişmeyen donmuş bir yetkinliktir. Buradaki yetkinlik değişir, ancak bu değişme Tanrısal bir değişmedir. Yani yetkinliğe doğru değil, yetkinlik içinde bir değişmedir. Bu tanımla Pan-enteizm, hem Deizmden hem de Panteizmden ayrılır.

Özet olarak; Panteizm ile Pan-enteizm arasında önemli bir fark vardır. Panteizmde her şey tanrıdır. Pan-enteizmde ise, her şey Tanrı’dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı’ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül’den geçmektir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Panteizm

Evrensel Holistik Sistem

Evrensel Holistik sistem, şu temel işlevleri gerçekleştirmiş olur:

  1. Duygu ile Bilgiyi birleştirir.
  2. Dış kurallara ya da gurup ilişkilerini dikkate almaksızın, yaşayan (her an update edilen) bir evrensel düzen ortaya çıkarır.
  3. Esneklik, kendiliğindenlik ve işlevselliğin önceliği vardır.
  4. Farklılıklar ve çokluklar bağımsız, doğal akışlarla birleştirilir.
  5. Eşitlikçilik sınıflandırmanın doğal dereceleriyle ve mükemmellikle bağlanır.
  6. Bilgi ve uzmanlık; gücün, statünün ya da gurup duyarlılığının üstünde algılanır.
  7. Bütün spirali kullanır, karşılıklı davranışın çeşitli düzeylerini görür; uyumu, mistik güçleri ve oluşumun içine işleyen kapsamlı-akış durumlarını ortaya çıkarır.
  8. Özetle, kollektif insan evriminin rehberlik eden yanıdır.

24.07.08 – Beylerbeyi-sa