Dipnot.3 Hipnoz konusu

Fringe dizisini izleyen var mı bilmiyorum. Bu dizi X-files’ın yeni bir versiyonuna benzer, arada ilginç konular bulabiliyorlar 🙂
Bu haftaki konusunda, otuz yıl önce yapılan bazı askeri deneyler sebebiyle çevrede yaşayan insanlar mutasyona uğramışlar, bir diğer değişle deforme olmuşlar! Projeyi yöneten bilim adamının bizzat kızı ve eşi de bunların arasındaymış. Bu durumdan fevkalade sorumluk hisseden adam, belli bir alan dahilinde, bakanların göz frekansını değiştirecek bir makina yapmış. Böylece köyde yaşayan deforme olmuş (ucubeler) insanlar (ikibin kişi), bu alan içinde kaldıkları takdirde dışardan bakanlara norml görünüyorlarmış!

İşte hipnoz da böyle bir şey, ve onun birincil aracı “lisan”… Önceki yazımızda sihirli formulümüzün “kendini hipnoza kapatmak” olduğundan bahsetmiştik. Hipnozu aynen bu dizideki gibi belli bir alana yayın yapan frekans gibi düşünebiliriz.

Hangi lisanı konuşuyor, dinliyorsanız, onun için ayarlanmış hipnoz frekansına dahil oluyorsunuz 🙂 Çok sayıda lisan bilen, sürekli ülke ve yer değiştiren biri, ara sıra hapisane duvarlarının çöktüğüne şahit olabilir belki 🙂
Tabi tek belirleyici lisan değil, başka unsurların da olabileceğini tahmin ediyorum (Yeri geldiğinde onlardan da bahsederiz herhalde). Bu arada eğer dikkatinizi doğaya çevirir ve yeterli süre orada tutabilirseniz bu kez de onların frekansına dahil olma olasılığınız artıyor.

Saramago’nun “Körlük” kitabı da bu konuda oldukça aydınlatıcıdır, okumayanlara öneririm.

Fatih’i İstanbul’a sokmayan adam

Birçok büyük hükümdarın olduğu gibi, Fatih Sultan Mehmet’in de efsane ve öykülerde ismi geçmiş sıkça. İşte bunlardan biri…

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a yerleştikten sonra, kentteki günlük yaşam normale döndüğünde, bir gün ava çıkmak istemiş. Sultan, kentinin surları dışına çıkmış, uzaklaştıkça uzaklaşmış, avı da uzadıkça uzamış. Kente dönmeye karar verdiğinde de hava kararmaya başlamış.

İstanbul’u fetheden hükümdar, sur kapılarının önüne geldiği sırada, kapının kendisinin emrettiği şekilde kapalı olduğunu görmüş ve nöbetçi askere içeri girmek için emir vermiş. Karanlık basınca kapıların kesinlikle kapanması emrini alan nöbetçi yeniçeri, kapıyı hiçbir şekilde açmaya yanaşmamış. Sabrı taşmakta olan sultan kızmaya ve yüksek sesle bağırmaya başlamış. Yeniçeri hiç oralı olmamış, çünkü gece olduktan sonra kente kimsenin alınmayacağına dair Fatih Sultan Mehmet’in kesin emri varmış. Fatih bakmış ki bu asker laftan hiç anlamıyor, verdiği emre titizlikle uyuyor, hemen sultan başlığını ve kaftanını giyip “Şimdi tanıdın mı sultanını asker? Ben Padişah Mehmet” diye bağırmış. Asker sapsarı kesilmiş ve bir koşuda kapıyı açmış büyük padişaha…

Bunu biliyor musunuz?

Size anlattığımız bu hoş öykü belki de yaşanmıştı, ne dersiniz? Bu hikâyenin sonunda Fatih askere, bu inatçı kahramanlığından ötürü, “sen ne yavuz bir ermişsin” demiş diye rivayet olunur. Bugün, Unkapanı’nın bitiminde İstanbul Manifaturacılar Çarşısına dönülürken yol kenarında bulunan ve 1455 yılında yapılan Yavuzer Sinan Camii’nin, işte bu yavuz yeniçeri tarafından yaptırıldığı söylenir. Aktarması bizden, inanıp inanmamak sizden…

Kız Kulesi, Aşk Kulesi

Birbirinden farklı onlarca öyküye sahip olan bu efsanevi kule, aslında görünmez ve küçük bir adacık olan kayalığın üzerinde yükselir. Kuleye “Kızkulesi” adını Türkler verdiler. Daha önce Damalis, Leandros gibi isimlerle anılan bu şirin yapı, birçok efsaneye konu oldu. Bir rivayete göre, bir falcının baktığı falda, kızının yılan tarafından sokulacağını öğrenen imparator, sevgili evladını ölümden kurtarmak için bu adaya saklar. Ancak, gönderilen bir incir sepetinden çıkan yılan, yine de zavallı kızı sokar ve öldürür.

Kızkulesi ile ilgili bir başka efsane, Hero ve Leandros adlı iki aşığın hazin öyküsünü dile getirir. Efsaneye göre Hero, Afrodit Tapınağı’na bağlı bir rahibeydi ve aşk ona yasaktı. Kızkulesi’nde yaşayan Hero’ya aşık olan Leandros, yüzerek her gece yüzerek adaya gelir, ona aşkını fısıldamış. Gece karanlığında güzel rahibenin yaktığı ateş Leandros’a yol gösterilmiş.

Ancak, fırtınalı bir gecede rüzgâr meşaleyi söndürmüş ve Leandros yolunu yitirerek karanlık sularda boğulmuş. Bunu öğrenen Hero da kendisini Boğaziçi’nin soğuk sularına atıvermiş…

Bu efsanevi kule ile ilgili Osmanlı’nın da bir öyküsü olacak elbette. Bir başka efsane kahramanı olan Battal Gazi kuleyi basmış; tekfurun kızını ve hazinelerini alarak Üsküdar kıyısındaki atına atlayıp hızla oradan kaçmış. Eskiler derler ki “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü buradan türemiştir…

Bunu biliyor muydunuz?

Bu kule, Bizans döneminde gözlemeviydi ve gelen geçen ticaret gemilerinin kontrolü burada gerçekleştirilirdi. İstanbul’dan, Sarayburnu önlerinden bu adaya da bir zincir çekiliydi, tıpkı Halic’e gerildiği gibi! Türkler İstanbul’u aldıktan sonra, eski kule yıktırılıp yerine yenisi, ahşap olarak yapılmış. 1719da bu kule yanınca, bina yeni baştan ve taştan inşa edilmiş. 18. yüzyıl sadrazamlarından Hekimoğlu Ali Paşa, 1755 yılında Sultan III. Osman tarafından bu kuleye hapsedilmiş. I. Mahmut’un saray kızlarağası Beşir’in de boynu, Kızkulesi’nin dalgaların dövdüğü kayalıklarında vurulmuş. 1839 Tanzimat Fermanının ilanından sonraki yıllarda bir süre karantina işlevi gören Kızkulesi, yakın zamanlara kadar deniz feneri görevi
yaparken, günümüzde özellikle turistlere hizmet veren bir İstanbul güzelliği olarak hizmetini sürdürüyor.

Bir Dahi, Neil Richard Gaiman

225px-neilgaimannov04Vikipedi, özgür ansiklopedi 

Neil Richard Gaiman (10 Kasım 1960, Portchester, Hampshire) bir çok çizgi romanı da kapsayan fantazi ve bilim kurgu yazarıdır. İngiliz olmasına karşın 2005 itibariyle Minneapolis, Minnesota yakınlarında oturmaktadır. Mary T. McGrath’le evli olup Holly, Maddy ve Michael isimlerinde üç çocuğu vardır. Kendisi aynı zamanda Sandman isimli çizgi roman serisinin de yaratıcısıdır. Anansi Boys (Anansi Kardeşler) American Gods (Amerikan Tanrıları), Stardust (Yıldız Tozu), Coraline, The Graveyard Book (Mezarlık Kitabı) isimli kitapları da bulunmaktadır http://tr.wikipedia.org/wiki/Neil_Gaiman

Bu kadar genç yaşta, üstelik bir erkek bedeninde, böyle bir deha bulunabileceği kimin aklına gelir? Hemen bütün kitaplarını defalarca okudum, böyle bir yeteneği hangi kelimeyle nasıl övsem bilemeyecek durumda olduğumu itiraf etmekten başka çarem yok.

Daha önceleri Stardust’tan bi kaç kere bahsetmiştim (filmi de gerçekten başarılı, yönetmeni de ayrıca övmüştüm), bu kitap gerçekten yıldız tozlarından Dünyaya, insana ve yeniden toza dönüşmenin tüm hikayesini, en ufak bir aksaklık olmaksızın eksiksiz veriyor. Fakat bunu ancak dahilere yaraşır bir enstrümanla, masal yoluyla aktarıyor.  Gerek Yıldız Tozu, gerek Sandman dizisi gerekse Mezarlık kitabı baştan aşağı simgelerle donatılmış, ışıl ışıl parlayan bir şifa bileziği 🙂

Eğer normal bir insan olsaydım herhalde kıskanmalıydım. Fakat ben sadece gözlerim va ağzım sonuna kadar açılmış, hayretle seyrediyorum. Ve  onun için bir insana nasip olacak en büyük iyilikleri diliyorum Allahtan.
Mezarlık Kitabı ve Coralin tüm çocuklara okutulmalı ve büyüyüp gençliğe adım attıklarında hemen Sturdust’ı koymalı önlerine, kahvaltı niyetine.

Maalesef şu ana kadar Amerikan Tanrılarını bulmak mümkün olmadı, eğer elinde olan ya da ikinci elden ona rastlayan bir hayırsever onu benimle paylaşma lütfunu gösterirse çok sevinirim.

Not: Eski/yeni Dünya serisinde tam da eğitime sıra gelmişken, Neil bana şöyle bir fısıldadı nazikçe, iyi oldu, her şey yeniden bir tıngırtı şıngırtıyla yerine oturdu. Gerçi benim yazdıklarım ya da yazacaklarımın kimseye pek bi hayrı olacağını sanmıyorum ama Gaiman’ın her kelimesi şifadır. En onulmaz hastalara hiç tereddütsüz günde üç doz öneriyorum.