Farkindalik

“Bir gün New-York’ta bir grup is arkadasi, yemek molasinda disariya çikar.

Gruptan biri, Kizilderili’dir.

Yolda yürürken insan kalabaligi, siren sesleri, yoldaki is

makinelerinin çikardigi gürültü ve korna sesleri arasinda ilerlerken,

Kizilderili,kulagina circir böcegi sesinin geldigini söyleyerek circir
aramaya baslar.

Arkadaslari, bu kadar gürültünün arasinda bu sesi duyamayacagini,

kendisinin öyle zannettigini söyleyip yollarina devam eder.

Aralarindan bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.

Kizilderili, yolun karsi tarafina dogru yürür, arkadasi da onu takip eder.

Binalarin arasindaki bir tutam yesilligin arasinda gerçekten bir circir

böcegi bulurlar.

Arkadasi, Kizilderili’ye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasil

duydun?” diye sorar.

Kizilderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya

gerek olmadigini söyleyerek, arkadasina kendisini takip etmesini söyler.

Kaldirima geçerler ve Kizilderili cebinden çikardigi bozuk parayi

kaldirimda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin

geldigi tarafa bakarak, onun ceplerinden düsüp düsmedigini kontrol eder.

Kizilderili, arkadasina dönerek:

“Önemli olan, nelere deger verdigin ve neleri önemsedigindir. Her seyi ona
göre duyar, görür ve hissedersin.”der.*

(Alinti)

Jane Austen Kitap Kulübü

Az önce seyrettim… Kadınların ve erkeklerin tarihine yıldırım hızıyla göz atmak bu olsa gerek.

Sahne şöyle başlıyor: Parise hiç gitmediği için utanç duyan genç ve güzel fransızca öğretmeni, kocasının Paris’e yapacağı iş seyahatine davet edildiği için mutluluktan uçarak, paris kitapları satın alıyor ve  gözleri zevk ve heyecandan çakmak çakmak halde, kocası ile bir barda buluşmaya gidiyor. Kocası barın üstünde asılı bir TV deen basketbol maçı izlerken dalgın şekilde karısına bi yanak veriyor ve heycanla patronunun kendisini falanca basketbol takımının bişeylerini incelemeye gönderdiğini söylüyor. Peki ya Paris diyor kadın burularak,  Anneni çağırırız on gün sende kalır diyor adam, annemle on gün mü?! diye adeta hıçkırıyor kadın ve kitaplarını alıp kapıdan çıkıp gidiyor, adam onun arkasından şöyle diyor: “ne yaptım ki şimdi ben?! barmen barın iç kısmında sessizce kıvranıyor, adam ona bakarak kollarıyla geniş bir çaresizlik işareti yaparken: “Bi şeyleri hep yanlış yapıyorum!” sonra ilave ediyor “üstelik neyi yanlış yaptığımı da bilmiyorum!

Başka söz söylemeye vaktim yok bi bomba daha geliyor! Söyleyen söylesin.

Bana bi şeyler oldu!

Bana bi şey oldu ve bu mükemmel bir şey. Hayatımda bugün kadar zevkli, inanılmaz zengin birgün geçirmedim galiba.
Kutuplar mı değişti? çekimgücü çekim gücü, ayarsız enerji, bi halley oluyo filan gibi bişey, süper eğlence diye buna derim ben.
Aklımdan hayalimden geçmeyen şeyler yapıyorum, aslında herşey dün kalktığımda başlamıştı, bütün gün tuhaflıkları gördüm ama geçici bişey gibiydi üzerinde durmadım.
Ama bugün dozaj iyice arttı. Sanki her yönden gelen bombalar altındayım, Bu bombaların her biri yaratıcılık dehaları, sevinç sevinç sevinç!
Bunlara yetişmek mümkün değil ama bana ne, neden yetişeyim ki, yaşarım sadece.
Buarada az önce bir film izledim; Barselona Barselona, süperdi. Herhalde Üniversitelerde psikoloji,sosyoloji, felsefe, antropoloji, iletişim, cinsellik vs gibi bölümlerde ders olarak okutuluyordur. Ve fakat neden bundan benim haberim olmamıştı…
Gerisini yazmaya vaktim olamayacak maalesef, hayat beni bekliyor, bir bomba daha geliyor ufuktannnnn…
Ama bilen biri tamamlasın lütfen, görüşürüz, eyvallah

İlham verici sorular :)

Geçen gün rüya gurubumdaki katılımcılardan çok değerli bir arkadaşım, beni üzerinde düşünmeye zorunlu bırakan bir soru ile karşıma çıktı.
Dedi ki: “Sibel sen neden bu eğitimleri, toplantıları ücretsiz yapıyorsun? Çok kıymetli şeyler paylaşıyorsun, bunu hissedebiliyoruz ve üstelik buna benzer çalışmalar yapan başka öğretmenleri de görüyoruz hatta o çalışmalara da katılıyoruz fakat onlar emekleri için gerçekten ciddi ücretler alıyorlar. Sen bu işten gerçekten iyi para kazanabilirsin ama neden yapmıyorsun merak ettim?”

İlk anda hemen savunmaya geçer gibi oldum ve paraya karşı olmadığımı öncelikle böyle bir sonuç çıkarılmamasını rica ettim. Sonra bir öğretmen olmadığımı ekledim. Buna itirazlar geldi tabi, eğer öğretmen değilsem neden bu işi yapıyordum ki, bu durumda kendimi bedel istemeyen, insanüstü bir konumda mı görüyordum, bu bir kendini beğenmişlik miydi?

Kendimi yokladım, böyle de görülebilirdi tabi, bir edimin bir ya da iki açıklaması yok ki, edimlerimiz farklı birçok motivasyonun bileşimidir ne de olsa. Sonra gece kafama takıldı ve yine düşündüm bu konuyu, insan yaptığı işi bir bedelle satmak ister, bu bir değiş tokuş işlemidir ve son derece tabidir. O halde ben yaptığım işi bir “iş” olarak mı görmüyorum, yani ortaya bir değer çıkarıyor olduğumu hissetmiyor muyum?

Bu soru aklımı başıma getirdi ve epeyce güldürdü. Ortaya çıkan sonuçlar o gece itibariyle şöyleydi (iki günde bazı şeyler değişmiş olabilir, çünkü çok akışkan bişey üzerindeyim):
1. Bir kere ben öğretmen değilim filozofum. Bu sebeple paylaştığım şeyleri kıymetli bulmakla birlikte hemen oracıkta o anda söylediklerimin tersini de ispat edebileceğim için, sunduğum “değeri” sıfırlayabileceğimi bilen (kanıtlayan) biriyim. Bu durumda nötr bişey için para istemeye cesaret edemiyorum.
2. Kendini insanüstü görme kibrine kaptırmamanın yolunu ise eski zaman şamanlarının yolunu benimseyerek sağlıyor olabileceğimi anladım; çünkü baktım ki çok rahat hediye kabul edebiliyorum. İçimden gelip de bi şeye ne zaman “a bu ne güzel, harika bişey” dediğimde hemen onu çıkarıp bana veriyorlar. Ve ben bunu şaşkınlık dolu bir minnetle kabul ediyorum. Bu bazen giyilmekten eskimiş bir mont, bazen yarısı kullanılmış bir bloknot oluyor, ya da böyle şeyler 🙂
3. İşin bir de görünmeyen boyutu var, görünmediği için onu yukarıdaki iki görünen maddeye bakarak çıkarsayabilirsiniz, çünkü görünenler bir sonuçtur. 🙂

Bütün bunları anlamamı sağlayan sevgili arkadaşlarıma minnettarım. (Ayrıca o bir demet kırmızı çiçek ne kadar anlamlı bir bedeldi bilsen)

Yer Aynası

Burası Bolivya, Adına dünyanın en büyük yer aynası deniliyor. Bunun nedeni burada çekilen fotoğraflarda saklı.

Güneybatı Bolivya’daki dünyanın en büyük tuz gölünün inanılmaz bir özelliği var. Bir karış yüksekliğindeki sığ sular, gökyüzünü bir ayna gibi yansıtıyor. Hiç bir dalga ve hareketin olmadığı bu uçsuz bucaksız suya bakanlar sanki gökyüzünü ve bulutları yere inmiş gibi görüyor.

Salar De Uyuni adıyla bilenen bu uçsuz düz ova dünyanın en egzotik yerlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Büyüklüğü ve pürüzsüz yüzeyi sayesinde ayna gibi bir yansıtma özelliğine sahip olan bu dev tuz gölü, uydular tarafından da yararlanılan en büyük yeryüzü aynası durumunda. Uydular test ve kalibrasyon ayarlarını buraya göre yapıyor.

Fotoğrafları mutlaka görmelisiniz:

http://www.denizhaber.com/HABER/16014/7/yer-aynasi-bolivya-salar-de-uyuni.html

Demekki burası bilge bir bölge, “kendi”ni öylesine geri çekmiş ki, ayna olmuş artık 🙂